Paylaş
İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde mutluluk üzerine bu kadar çok konuşulmadı.
Buna rağmen kendini gerçekten mutlu hisseden insanların sayısının arttığını söylemek kolay değil.
Kitapçılar ‘mutluluk reçeteleri’ ile dolu.
Sosyal medya platformlarında her gün daha iyi yaşamanın, daha başarılı olmanın ve daha mutlu hissetmenin yolları anlatılıyor.
Reklamlar, diziler ve dijital içerikler bize sürekli aynı mesajı veriyor:
Bir sonraki başarıya ulaştığında, istediğin evi aldığında, ideal ilişkiyi bulduğunda ya da hayalini kurduğun tatile çıktığında mutlu olacaksın.
PEKİ, YA SORUN TAM DA BURADA YATIYORSA?
Uzman psikolog Aleyna Yaman, mutluluğun yalnızca dış koşullarla açıklanamayacağını, fizyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin birlikte şekillendirdiği dinamik bir süreç olduğunu vurguluyor.
Beyindeki dopamin, serotonin ve endorfin gibi nörokimyasal mekanizmalar kadar kişinin sosyal ilişkileri, kendine verdiği değer, öz şefkati, aidiyet duygusu ve yaşamla kurduğu bağ da mutluluğun temel belirleyicileri arasında yer alıyor.
‘VARINCA MUTLU OLACAĞIM’ YANILGISI
Birçoğumuz mutluluğu geleceğe ertelenmiş bir ödül gibi görüyoruz.
“Daha iyi bir işe girince…”
“Daha çok para kazanınca…”
“Evlenince…”
“Çocuklar büyüyünce…”
“Emekli olunca…”
Hayatımızın farklı dönemlerinde bu cümlelerin öznesi değişiyor, ama zihnimizin çalışma biçimi pek değişmiyor.
Mutluluk hep birkaç adım önümüzde yürüyen bir hedef gibi kalıyor.
Oysa, psikoloji literatüründe ‘hedonik adaptasyon’ olarak tanımlanan olgu, insanların hem olumlu hem de olumsuz yaşam olaylarına şaşırtıcı bir hızla uyum sağladığını gösteriyor.
Büyük bir terfi, yeni bir otomobil, hayalini kurduğumuz ev ya da uzun zamandır beklediğimiz bir başarı ilk anda yoğun bir mutluluk yaratıyor.
Ancak zaman geçtikçe bunlar günlük hayatın sıradan parçaları hâline geliyor.
Bu mekanizma aslında insanın zor dönemlerden toparlanmasını sağlayan önemli bir psikolojik dayanıklılık unsurudur.
Ancak, aynı süreç mutluluğu sürekli ertelenen bir hedefe dönüştürebiliyor.
MUTLULUĞU ÖLÇMEYE BAŞLADIĞIMIZDA
Aleyna Yaman’ın dikkat çektiği önemli noktalardan biri de mutluluğun zamanla bir ‘performans göstergesine’ dönüşmesi.
Özellikle sosyal medyada herkes hayatının en parlak anlarını paylaşırken, insanlar farkında olmadan kendi yaşamlarını başkalarının vitrinleriyle kıyaslıyor.
Sonra şu sorular zihni meşgul etmeye başlıyor:
* Şu an gerçekten mutlu muyum?
* Diğer insanlar benden daha mı mutlu?
* Bende eksik olan ne?
Bu sorgulama arttıkça kişi yaşadığı anın içinde olmaktan uzaklaşıyor.
Deneyimi yaşamak yerine sürekli onu değerlendirmeye başlıyor.
Böylece hayatın kendisi ikinci plana düşerken, mutluluğu ölçme çabası ön plana geçiyor.
BİLİM, MUTLULUK HAKKINDA NE SÖYLÜYOR?
Pozitif psikoloji alanındaki araştırmalar, iyi yaşamın yalnızca olumlu duyguların sık yaşanmasından ibaret olmadığını ortaya koyuyor.
Uzun yıllardır sürdürülen çalışmaların ortak sonucu oldukça dikkat çekici:
İnsanı en çok mutlu eden unsurlar büyük başarılar değil; güçlü ve güvenilir ilişkiler, aidiyet hissi, anlam duygusu ve fiziksel-ruhsal ihtiyaçların dengeli biçimde karşılanmasıdır.
Bir dostla edilen samimi sohbet…
Aileyle paylaşılan sade bir akşam yemeği…
Bir çocuğun gülümsemesi…
Bir komşuya edilen küçük bir yardım…
Bunlar çoğu zaman manşet olmaz; ama yaşam doyumunun temel taşlarını oluştururlar.
BELKİ DE ARADIĞIMIZ ŞEY MUTLULUK DEĞİL, ANLAMDIR
Son yıllarda psikoloji dünyasında mutlulukla anlamlı yaşam arasındaki ayrım daha fazla önem kazanıyor.
Mutluluk çoğu zaman gelip geçen bir duygudur.
Anlam ise insanın hayatını değerli ve bütün hissedebilmesini sağlayan daha derin bir yaşantıdır.
Çocuk yetiştirmek, yaşlanan bir anne babaya bakmak, mesleğini özveriyle yapmak, zor bir hastalıkla mücadele etmek ya da topluma katkı sağlayacak bir amaç uğruna emek vermek her zaman kolay değildir. Hatta çoğu zaman mutluluk vermez.
Ama bütün bunlar yaşamı anlamlı kılar.
İnsan çoğu zaman en mutlu olduğu anları değil, en anlamlı yaşadığı dönemleri yıllar sonra gurur ve minnetle hatırlar.
Son söz:
Belki de modern insanın en büyük yanılgısı, mutluluğu sürekli yakalanması gereken bir hedef olarak görmesidir.
Oysa mutluluk çoğu zaman peşinden koştuğumuzda değil; anlamlı ilişkiler kurarken, değerlerimize uygun yaşarken, sevdiklerimizle bağ kurarken ve içinde bulunduğumuz anla gerçek bir temas kurabildiğimizde kendiliğinden ortaya çıkar.
Hayatı yalnızca mutlu olmak için yaşamıyoruz.
Anlam üretmek, paylaşmak, sevmek, öğrenmek, dayanışmak ve iz bırakmak için yaşıyoruz.
Belki de bu yüzden mutluluk bir varış noktası değildir.
O; anlamlı bir yaşam yolculuğunda zaman zaman omzumuza konan, sonra sessizce yeniden yola devam eden en zarif yol arkadaşlarından biridir.
Paylaş