GeriBülent KATARCI KOVİD-19 karşı örnek proje
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

KOVİD-19 karşı örnek proje

 KORONA salgını sayesinde sağlımızın ne kadar kıymetli olduğunu yeniden fark ettik.

Bilim ve teknolojinin önemini, modern tıbbın vazgeçilmezliğini bir kez daha anladık. Ailemizin, sosyal ve toplumsal dayanışmanın, işbirliğinin farkına vardık. Kendimizle dayanışmayı, konuşmayı, hesaplaşmayı, değer yargılarımızı gözden geçirmenin ne kadar gerekli olduğu meselesini gündeme getirdik. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Prof. Dr. Şükran Köse, Kovid-19’a karşı eğitim süreçlerinin de başarıya ulaşması için örnek bir proje başlattı.

İŞBİRLİĞİ YAPTILAR
İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve İzmir Esnaf Sanatkarlar Odaları Birliği’nin de ortak olduğu “Kovid-19 Pandemisi Sırasında ve Sonrasında Hastalığın Yayılımının Azaltılması/Önlenmesi Amacıyla Farklı Toplum Kesimlerine Yönelik Eğitim Seti Hazırlanması” başlığını taşıyan proje tüm Türkiye’ye örnek olacak bir içeriğe sahip.
Prof. Dr. Köse, 31 Aralık 2019’da ortaya çıkan bu hastalığın Türkiye’de yüzde 2 mortalite ile seyrettiğini, virüsün genellikle öksürük sonucu oluşan damlacıklar yoluyla insandan insana bulaştığını hatırlattı. Yüzeylere dokunulmasından sonra kişinin kendi yüzüne dokunmasıyla da bulaş gözlendiğini, kuluçka süresinin 4-14 gün arasında değiştiğini ve hastalık süresinin de 5 gün olduğunu dile getiren Prof. Dr. Şükran Köse, henüz etkinliği kanıtlanmış bir aşının bulunmadığına ve hastalığa karşı en etkili yöntemin tedbir olduğuna dikkat çekti.

İZOLASYON ŞART
İzolasyonun önemini ve şimdiye kadar Türkiye’de alınan önlemleri anlatan Prof. Dr. Köse, projenin amacını şu sözlerle dile getirdi: “Bu proje önerisinin amacı farklı teknolojik olanaklar kullanılarak kolay anlaşılacak şekilde farklı yaş ve çalışma gruplarında bulunan kişilere yönelik pandeminin dünyada ve Türkiye’deki seyrine göre güncellenebilecek dinamik eğitim materyallerin oluşturulması olarak belirtilmiştir. Bu amaç doğrultusunda genel eğitim içeriğinin hazırlanması ve eğitsel senaryoların yazılması, uzaktan eğitim için modelin tasarlanması, içeriklerin öyküleme yöntemiyle video/animasyon olarak hazırlanması, sunum ve etkileşim için mobil uygulamaların geliştirilmesi, iş sağlığı ve güvenliği kapsamında EBSO ve İESOB’ya üye firmaların da kullanabileceği nitelikte içeriklerin hazırlanması, farklı çalışma alanlarına yönelik içeriklerin düzenlenmesi, hasta ve yaşlı bakımı konusunda bilinçlendirme çalışmaları yapılması ve ihtiyaca özgü basılı materyallerden oluşan eğitim setlerinin geliştirilmesi hedeflenmektedir.”

EĞİTİM ÇOK ÖNEMLİ
Tüm önlemlere rağmen halkın bilgilendirilmesinde eksiklikler olduğunu, aşı bulunsa da aktif bulaşmanın en az iki yıl daha süreceğinin öngörüldüğünü aktaran Prof. Dr. Şükran Köse, toplumun her kesimine yönelik eğitimlerin büyük önem taşıdığını vurguladı. Prof. Dr. Köse, proje kapsamında genel eğitim içeriği hazırlanarak eğitsel senaryoların yazılacağını, eğitim metaryallerinin pandeminin seyrine göre güncellenebileceğini belirtti.

X

Alerjik çocuklar ve Kovid-19

ÇOCUKLARDA Kovid-19 hastalığında en sık görülen belirtiler baş ağrısı, yorgunluk, ateş, öksürük, boğaz ağrısı, halsizlik, kas ağrısı, burun akıntısı, kusma ve ishal olarak sıralanıyor.

 

Alerjik çocuklar da farklı değil, aynı yakınmalarla sağlık kuruluşlarına başvuruyor ve Kovid-19 tanısı alıyor.
Dünyada ve ülkemizde çocuklar Kovid-19’u nasıl geçiriyor?
Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Demet Can anlattı:
The Lancet Child&Adolescent Health’de yayınlanan bir çalışmanın sonuçlarına göre Kovid-19’lu okul çağındaki çocuklar genellikle hafif seyirli ve kısa süreli bir hastalık geçiriyorlar.
Pek az çocukta hastalık süresi 2 aya kadar uzayabiliyor.
Bu çalışmaya 5-17 yaş arası 75 bin 529 çocuk dahil edilmiş.

Yazının Devamını Oku

Sağlıklı beslenmek sağlıklı yaşamak

GÜNÜMÜZDE sağlığa yüklenen anlam değişti. Sağlıklı ve uzun bir hayat sürmek için ne yapmalı, nasıl beslenmeli, nelerden uzak durmalıyız? İEÜ Medical Park İzmir Hastanesi Fonksiyonel Tıp ve Sağlıklı Yaşam Merkezi Sorumlusu Dr. Kerem Korkut bakın neler söylüyor...


İnsanlığın varoluşundan bu yana önemini koruyan kavramlardan biri sağlık olmuştur. Diğer yandan çoklu ilaç kullananların sayısı günümüzde bir hayli artmıştır. İlaçlar genelde hastalıkların ağrı, ateş ve kaşıntı gibi belirtilerini tedavi etmekte kullanılırlar. Sağlığımızı düzeltmek için bundan daha fazlasının gerektiğini öğrenmeye başladık. Sağlıklı olmak için ihtiyacımız, hastalıkların altta yatan nedeninin tespit edilmesi ve iyileşme için bir değişim içine girmektir. Sağlığımız için gerekli çabayı göstermek, bedenimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek demektir. Peki, bedenimize karşı sorumluluklarımız nelerdir?
Doğal olanı taklit edebilirsek, doğamız gereği sağlıklıyız. Bizi iyi hissettiren şey bedenimizin doğal işleyişidir. Bedenimizin ihtiyaçları arasında sağlıklı beslenmek, uygun miktarda ve kalitede su tüketmek, düzenli ve doğru uyku uyumak, yeterli hareket etmek, oksijen almak, güvenli sosyal etkileşim, hafızamızı düzenli kullanmak gibi alışkanlıklar yer alır. Günlük yaşantımızda bedenimizin ihtiyaçlarına yanıt verebildiğimiz kadar iyiyizdir. Vücudumuzun aktif olarak işleyen biyolojik bir sistem olduğunu bilmeli ve gereksinimlerini karşılamak için özveride bulunmalıyız.

GIDALAR EN EKTİLİ İLACIMIZ
İklim değişikliği ve Kovid-19 salgınının da etkisiyle sağlıklı olmak hepimizin ortak hedefi oldu. Ormanları küle çeviren benzeri görülmemiş sıcak hava dalgaları, hayatımızın bir parçası olan Kovid-19 önlemleri sağlığımızın ne kadar önemli olduğunu fark etmemizi sağladı. Çözemediğimiz bir şeyden kaçınma davranışının hepimizi yorduğu ortada. Virüsler, hava kirliliği, maskelerdeki kimyasallar gibi maddelere karşı bağışıklık sistemimiz daima bir savaş veriyor. Bağışıklık sistemini iyileştirmenin anahtarı ise bağırsaklarımızda gizlidir. Bağışıklığı yöneten organ olan bağırsaklarımızın içinde yer alan ekosistemi belirleyen temel faktör nasıl beslendiğimizdir. Gıdaları tükettiğimizde sadece besin ya da besinlerle birlikte vücut işlevlerini bozabilecek kimyasalları almamız mümkündür. Gıdaların kalitesi arttıkça içerdiği zararlı madde miktarı azalacak, besleyiciliği artacaktır. Günümüz tıbbında gelinen noktada gıdalarımız en etkili ilacımız haline gelmiştir.
Beslenmede doğrular kişiye özgüdür. Ancak genel bazı prensipleri uygulamak herkesin sağlığını olumlu etkiler. Mümkünse doğal yapısı bozulmamış, işlenmemiş, yetiştirildiği hali korunmuş gıdalar almak, kolları sıvayıp bu gıdaları mutfakta doğru yöntemle pişirmek ve saklamak sağlıklı kalmanın kolay yoludur. Genetiği değiştirilmiş tahılların yerine alternatiflerine yönelmek sindirim sorunları yaşayanlarda olumlu etki sağlayabilir. İşlenmiş ya da yüksek ısıya maruz kalmış yağların tüketimi yerine kavrulmamış kuruyemişler, soğuk sıkım yöntemiyle üretilmiş bitkisel yağların tüketimi vücudun çalışmasına en büyük katkıyı sağlar. Sebzeler öğün atlamadan her sofrada önümüzde olmayı hak eder niteliktedir. Sebzelerin doğru şekilde yıkanarak bol miktarda tüketilmesi hücrelerimizin günlük birkaç kez ihtiyaç duyduğu toprak mineralleri ve faydalı metalleri sağlayacaktır. Çeşitli baharatların tüketilmesi tazeliği ve kalitesiyle ilgili detaylara dikkat edildiği sürece doğru tercihler arasındadır. Aslında sistemimiz düzenli ve doğru miktarda baharat tüketmeye ihtiyaç duyar. İsabetli bir baharat tercihi gününüzü enerjik ve zinde geçirmenizi sağlayabilir. Süt ürünleri ve yumurta oldukça besleyici gıdalar olsa da bir kısım insanda kronik sağlık problemlerini tetikleyebileceği dikkate alınmalıdır. Et tüketiminde orantılı olunmalıdır. Doğasına uygun biçimde yetiştirilmiş hayvanların tercih edilmesi önemlidir. Kimse aç karnına tatlı gıdalar yemek istemez, çünkü tatlıya hücrelerimizin bir ihtiyacı yoktur. Çevremizde gördüğümüz insanların çoğunluğu kan şekerinde düzensizliğin yarattığı sıkıntılara alışmış durumdadır. Tatsız şekeri halihazırda bol miktarda tükettiğimizin farkında olmamız ve tatlı şekeri bir lüks olarak görmemiz akıllıca olur.
PEKİ, BESİN DESTEĞİ ÜRÜNLERİ!

Yazının Devamını Oku

Sağlığınız için zeytinyağı için

KADINLAR ellerini attıkları her alanda başarıya ulaşma yeteğine sahipler.


Günümüzde kadınlar iş yaşamında oldukça aktifler ve sayısız başarıya da imza atıyorlar.
20 yılı aşkın zeytincilik sektöründe hizmet veren zeytin üreticisi ve profesyonel zeytinyağı tadımcısı (oleolog) Pelin Omuroğlu size kısa ama öz bir zeytinyağı notu hazırladı.
Bakın neler anlatıyor Omuroğlu...
Eylül ve ekim ayları Akdeniz havzası için zeytin hasat zamanıdır.
Özellikle sofralık işleme için zeytin çeşidine ve bölgeye göre farklılık gösteren bu dönem, aynı zamanda erken hasat zeytinyağı üretimi için de en ideal periyottur.
Arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılan 5 bin yıllık zeytinyağı tarihine sahip Klazomenai Antik Zeytinyağı İşliği ve Urla Yarımadası’na ait erkence zeytin varyetesi için bölgenin en önemli mirası diyebiliriz.

Yazının Devamını Oku

İnmede ilk 4.5 saat

İNME bir insanın yaşayabileceği en ağır sağlık problemlerinden biridir.

 Yakalananlara da onun bakımını üstlenenlere de zor günler geçirtir. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdem Yaka, inme rahatsızlığıyla ilğili şunları paylaştı:
İnme (felç) bir nörolojik acildir. İki türlü olur: Damar tıkanıklığına bağlı iskemik inme ve kanın damar dışına çıkmasına bağlı hemorajik inme (beyin kanaması).

HER 10 HASTADAN 8’İ İSTEMİK
Toplumdan topluma görülme sıklığında bazı farklılıklar olmakla birlikte her 10 inme hastasının 8’i iskemiktir. İnme nörolojik bir acildir, çünkü inme geçirmekte olan bir kişi derhal nöroloji uzmanının olduğu bir hastaneye yetiştirilebilirse damar açıcı tedaviyle iyileştirilebilir. Uygun tedavi penceresi inme semptomunun ortaya çıkmasından itibaren ilk 4.5 saatlik zaman dilimidir. Damar açıcı tedavi ise intravenöz trombolitiktir. İlk 4.5 saat geçmişse hasta için en uygun diğer tedaviler uygulanır. Ancak en yüz güldürücü tedavinin en erken dönemde uygulanan olduğu unutulmamalıdır. Hastanın kaldırılacağı hastanenin bir inme merkezi olması önemlidir.
Hastanın yanında bulunan kişi veya kişilerin inmeyi tanıması hastanın sağ kalma şansını ve/veya sekelsiz iyileşme ihtimalini artıran ilk adımdır. Bir çalışmada yüz-kol-konuşma testiyle büyük oranda inme hastalarının tanındığı ortaya konmuştur. İngilizce bir kelime olan FAST kelimesi ile yaygın olarak tanınan bu değerlendirme şu kelimelerin baş harfleri ile oluşturulmuştur. F (Face-Yüz), A (Arm-(Kol), S (Speech-Konuşma) ve T (Time-Zaman). Anlamına gelince... Yüz: Hastayı gülümset, ağzının bir tarafında kayma var mı? Kol: Hastanın kollarını yukarı kaldır, biri daha aşağıda kalıyor mu? Konuşma: Hastayı konuştur, hiç konuşamıyor mu ya da anlamsız, saçma mı konuşuyor? Ya da seni hiç anlamıyormuş gibi mi davranıyor? Bu soruların yanıtları ‘Evet’ ise kişi felç geçiriyor olabilir. Zaman: Zaman beyindir. Uygun tedavi uygulayabilecek nöroloji hekimine ulaşmakta zaman kaybedilirse iyileşebilecek olan bir hasta hayatı boyunca felçli kalma riskiyle karşı karşıya demektir. Hasta zaman kaybedilmeden bir inme merkezine yetiştirilmelidir.

BEYİN İSKEMİYE KARŞI HASSAS
Beyin iskemiye karşı çok hassas bir organdır. Beynin birim zamanda ne kadar kan alması gerektiği bellidir. Bir damar tıkandığında, beslenemeyen beyin bölgesinin merkezindeki çekirdek bölgede kan akımı kritik bir seviyenin altına indiğinde çekirdek bölgede kalıcı hasar meydana gelir. Bu bölgenin çevresinde kollateral damarların sağladığı kan sayesinde perifere doğru gidildikçe artan kan akımı alanları vardır. Kan akımının azaldığı ancak kalıcı hasarın henüz oluşmadığı bu bölgelere kurtarılabilir doku denir. İşte akut dönemde damar açıcı tedavilerin amacı bu kurtarılabilir dokuyu tekrar ihtiyaç duyduğu kanı sağlayarak kurtarmaktır. Zaman içinde kurtarılabilir dokunun kalıcı hasar bölgesine dönüşeceği gerçeği inmeyi bir nörolojik acil yapmaktadır.

Yazının Devamını Oku

Bel ağrısına dikkat

Bel ağrısı, yaygın sağlık sorunlarından biri haline geldi. Birden bire ortaya çıktığında ya da uzun süreli hale geldiğinde işinizi aksatabiliyor, hayatın tadını, tuzunu kaçırıyor, yaşam kalitesini ciddi ölçülerde bozuyor. Tınaztepe Galen Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Filiz Gengör, bel ağrılarının nedenleri, tanı ve tedavi yöntemlerini anlattı.

 


“Bel, kas-iskelet sistemi ağrılarının en sık görüldüğü yerdir. En çok hastaneye başvuru sebeplerinden biridir. İş gücü kaybının en sık nedenidir. Toplumun yaklaşık yüzde 80’i aktif yaşamlarının bir döneminde bel ağrısı çeker. Hastaların yüzde 90’ı iki ila üç ay içinde iyileşir. Hastaların yüzde 70’inde üç ve daha fazla tekrarlar. Bel ağrılarının yüzde 10’u kronikleşir. Bel ağrısı, genellikle vücut biyomekaniğinin zayıf olması, tek yönlü tekrarlayan yüklenmeler, bedensel aktivitenin ihmal edilmesi sonucu kas tonusunun yetersiz olması nedeniyle gelişen zorlanmalar sonucu oluşur.

KİMLER RİSK ALTINDA?
İş ve sosyal yaşamda hareketsiz olanlar (masa başı işi vb.), ağır yük kaldıranlar, tekrarlayan öne eğilmeyi gerektiren iş yapanlar, uzun süreli araç kullananlar, bel ve karın kasları zayıf olanlar, fazla kilolular, vücut biyomekaniği ve duruş bozukluğu olanlar, hamileliğin son aylarındakiler, halter gibi riskli sporlarla uğraşanlar, sigara içenler (sigara disklerin beslenmesini bozar), stres ve ruhsal gerginlik yaşayanlarda bel ağrısı görülme sıklığı artar. Bel ağrısı, kasların zorlanması ve tek taraflı yüklenmeler, postür bozukluğunun yanı sıra kireçlenmelere, bel fıtığı gibi disk patolojilerine, anklozan spondilit gibi romatizmal hastalıklara, travmatik nedenlere, kemik erimesine, enfeksiyöz durumlara, tümörlere, iç organ patolojilerinin yansıyan ağrılarına bağlı gelişebilir.


YÜRÜYÜŞ

Yazının Devamını Oku

Acil Afet Ambulans Derneği’ne büyük onur

MERKEZİ Belçika Brüksel’de bulunan Avrupa Acil Çağrı Numarası Birliği (European Emergency Number Association–EENA) insanların sağlığını, yaşam emniyetini ve güvenliğini iyileştirmeye katkıda bulunmayı amaçlayan bir kuruluş. Üyeleri arasında AB parlamenterleri, acil hizmet uzmanları, araştırmacılar, uygulayıcılar, teknoloji üreten firmalar olmak üzere 80 ülkeden bin 500’ün üzerinde kişi bulunuyor. Birlik, ülkelerin ulusal acil çağrı merkezleri, sağlık, emniyet ve kurtarma ekiplerinin acil durumlarda son teknolojik gelişmeler ışığında daha iyi hizmet vermesi, işbirliği ve koordinasyonu için çalışmalar yapıyor, AB’ye raporlar hazırlıyor.

 

Ayrıca her yıl uluslararası konferanslar düzenleyerek kamu kuruluşlarıyla araştırmacılar ve teknolojiyi geliştiren özel sektörün bir araya gelmesini sağlıyor. EENA tarafından düzenlenen Avrupa Acil Hizmet Konferansı bu yıl Letonya’nın başkenti Riga’da, “Fark Yaratın: Yenilik Yapın–İletişim Kurun–İlham Verin” sloganıyla 6-8 Ekim’de yapıldı. İlham verici ve yenilikçi oturumlarla dolu üç gün boyunca kamu güvenliği için yeni projeler ve fikirler, aralarında Airbus, Google, ATOS, Microsoft, Motorola ve Huawei gibi dünya çapında firma temsilcilerinin de bulunduğu oturumlarda tartışıldı.

HEPİNİZ KAHRAMANSINIZ
Konferans ve fuara ülkemizi temsilen İzmir’den Acil Afet Ambulans Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Turhan Sofuoğlu ve İzmir Demokrasi Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Sofuoğlu katıldı. EENA Başkanı Dr. Demetrios Pyrros, 2020 ve 2021’in acil servis profesyonelleri için en zorlu yıllar olduğunu ve insanların sağlığını korumak için hayatlarını ortaya koyan bu kişilere büyük saygı duyduklarını söyledi. Bu nedenle Kovid-19 pandemisi sırasında Avrupa’nın dört bir yanından gelen acil hizmetlerde çalışan yetkililerin çalışmalarını EENA’nın 112 Üstün Hizmet Onur Madalyası’yla ödüllendirmeye karar verdiklerini kaydeden Dr. Pyrros, onur madalyalarının genellikle hükümetin en yüksek ve en prestijli nişanı olduğunu hatırlattı, “Çünkü sizler bizlerin günümüz kahramanlarısınız. Sizler cesaretin, dayanıklılığın ve özverinin vücut bulmuş halisiniz” dedi.

LEYEN’DEN KUTLAMA
Hizmet ödülü alanlar arasında Türkiye’den Dr. Turhan Sofuoğlu da yer aldı. Dr. Sofuoğlu, Kovid-19 pandemisi süresince verdiği hizmetler karşılığı Avrupa Acil Çağrı Numarası Birliği’nin 112 Üstün Hizmet Onur Madalyası’yla ödüllendirildi. Konferansın açılışına video ile katılan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise katılımcılara şu sözlerle seslendi: “Avrupa Komisyonu olarak virüse karşı mücadelede ön saflarda yer alan herkesi katkıları için kutluyorum. Biz Avrupalılar acil servislerimize bu yıl geçmişe göre çok daha fazla şey borçluyuz. Tüm hayatınız toplumlarımıza bir hizmettir. Birliğimiz sadece minnetle değil, politika ve eylemleriyle de yanınızdadır. Bu hak edilmiş ödül için teşekkür ve tebrikler.”

SOFUOĞLU DA KONUŞTU

Yazının Devamını Oku

Yüzdeki lekeler ve tedavi yolları

CİLDİNİZ sizi sadece daha güzel, hoş ve genç göstermekle görevli değildir; sağlığınızı doğrudan etkileyen çok ama çok önemli işleri de üstlenir. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, sağlıklı bir cilt için yüzdeki lekeler ve tedavi yollarını anlattı:

 

Sonbaharın gelmesiyle birlikte leke tedavisi dönemi de başlar. Dermatoloji kliniklerinin kozmetoloji birimlerine başvuran hastalar arasında yüzde leke yakınması en fazla oranı oluşturur. Yüzdeki kahverengi lekeler farklı nedenlerle oluşabilir. Her kahverengi leke aynı hastalık olmayabilir. Dolayısıyla her kahverengi lekenin farklı tedavisi olabilir. Yüzdeki kahverengi lekeler nedeni ne olursa olsun kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkiler, hatta bazen bu nedenle hastanın sosyal izolasyonuna-eve kapanmasına yol açabilir.
Kahverengi lekenin tanısını koymak amacıyla dermatologların kullandığı cihazlardan biri Wood lambası, diğeri de dermoskoptur. Bu cihazlarla tanıda nadiren zorluk yaşandığında bir sonraki aşamada o lekeden biyopsi yöntemi ile örnek alınır. Yüzde en sıklıkla rastladığımız kahverengi lekeler efelidler (çiller), lentigolar (güneş ya da yaşlılık lekeleri), seboreik keratozlar, melazma-kloazma (gebelik maskesi) ve benler şeklinde sıralanabilir. Ben bu yazıda melazmayı anlatacağım.

NEDİR, NEDEN OLUR?
Melazma yüzde en sık görülen açık-koyu kahve, bazen mavi-gri renk değişiklikleridir. Bu lekeler en sık alın, yanaklar, burun üstü ve dudak üstü alanlarda ortaya çıkar. Gebelikte ortaya çıkarsa ‘kloazma’ adını alır. Olguların çoğunda doğum sonrası 1-5 yıl içinde düzelmekle birlikte, bazen kalıcı olabilir. Hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Hastalar mutsuz, depresif ve toplum içinde utanma gibi birçok duygu durum içinde olabilir. Uzun süren tedavi süreci hastalarda bıkkınlığa yol açabilir. Görülme sıklığı güneşle temasın en fazla olduğu yaz aylarında artarken, güneş ışınlarının azaldığı kış aylarında ise azalır. Melazmaya neden olan birçok faktör var. Bunların başında hormonal faktörler yer alır. Adet düzensizliği, kıllanması olan kişilerde, doğum kontrol ilacı kullananlarda daha sık görülür. Melazmaya neden olabilen diğer faktörler ise güneş ışınları, ışığa duyarlandırıcı ilaç kullanımı, sigara, tiroid bezi hastalıkları, psikosomatik rahatsızlıklar, bazı kozmetik kremler ve makyaj ürünleridir.

TEDAVİ SEÇENEKLERİ
Yüzde mevcut olan kahverengi lekelerin tedavisi kolay değildir. Tedavi süreci uzun ve yorucudur. Hastaların hastalıkları konusunda bilgilendirilmesi çok önemlidir. Tedavi etkinliğinin önceden tahmin edilmesinde önemli faktörlerden biri de melazmanın klinik tipidir. Klinik tipin tedaviden önce tespit edilmesi gerekir. Melazma klinik tipleri epidermal, dermal ve bunların her ikisini de içeren mikst tip melazma olarak ayrılır. Bu klinik tipler doktorun muayenesiyle tahmin edilebileceği gibi, bazı yardımcı aletlerle de saptanabilir. Melazma süresi tedaviye iyi yanıt vermede önemlidir. Hastalık ne kadar eski ise tedaviye yanıt o kadar zordur. Melazmada en iyi sonuç alınan tek bir tedavi yöntemi yoktur. Her hastanın dermatolog tarafından değerlendirildikten sonra uygun olan tedavi seçeneği ya da seçeneklerinin başlanması en doğru olanıdır. Tedavi yöntemleri bazen tek, bazen kombine, bazen de ardışık şeklinde birbirini takip etme şeklinde uygulanabilir. Lokal kullanılan kremler, kimyasal soyma işlemi, yoğun atımlı ışık, lazer tedavisinin yanı sıra radyofrekans, PRP (trombositten zengin plazma), mezoterapi de melazmada kullanılır.

Yazının Devamını Oku

Teknolojinin neden olduğu hareketsizliğe karşı fiziksel aktivitemizi artırmalıyız

 HAREKETLİ hayat her zaman için avantaj yaratır. Fiziksel hareket beden sağlığını en çok etkileyen unsurlardan biridir. Ayrıca fiziksel hareketin insanları mental olarak güçlendirdiği, daha sağlam bir zihin ve düşünce yapısına kavuşturduğu da bir gerçektir. Dr. Sami Tütüncüoğlu, “Telefon, tablet, bilgisayar ve TV hareketsiz yaşamı, tetikledi” dedi ve bakın neler anlattı:


Teknolojinin hızla gelişmesi günlük yaşantımızı da etkileyerek daha az hareket etmemize neden olmaktadır. Ulaşımda kullandığımız araçlar fizikse aktiviteyi direkt olarak azaltırken, internetten yapılan alışverişler, tablet ve telefon oyunları, televizyon fiziksel inaktiviteyi teşvik etmektedir.
Teknolojik gelişmeye karşı vücudumuzun aynı hızla yanıt verebilmesi için artık daha çok egzersiz yapılabilir, okullarda daha çok beden eğitimi dersi planlanabilir veya belediyeler ücretsiz olacak şekilde daha çok spor tesisi ve egzersiz yapılabilecek park alanları yapabilir.
Fiziksel inaktivite başta kas-iskelet sistemi, metabolizma ve kalp-damar sistemi olmak üzere tüm vücudumuzu olumsuz etkiler. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre en fazla ölümlere neden olan kalp-damar sistemi hastalıkları, obezite, şeker, yüksek tansiyon, metabolik sendrom ve kanserin oluşumunda risk faktörleri arasında dördüncü sıraya yükselmiştir.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre haftanın en az 5 günü 30 dakika ve üzerinde orta şiddetli egzersiz yapmıyorsak fiziksel olarak inaktif sayılıyoruz. Son 10 yılda ülkemizde fiziksel inaktivite oranı yüzde 50’ler düzeyine yükselmiştir. Bu yüzden fiziksel inaktivitenin panzehiri olan egzersiz konusu birinci basamak hekimi ve spor hekimleri tarafından önerilmelidir.

FİZİKSEL AKTİVİTE, EGZERSİZ VE SPOR NEDİR?
Hastalara egzersiz önerilince işyerinde çok çalıştığını veya evde bütün gün durmadığını belirtiyor. Ancak bu durumda kişi egzersiz yapmış olmaz. Yaptığı şeyi ancak, hareket veya fiziksel aktivite olarak tanımlamak gerekir.

Yazının Devamını Oku

Evde yaşlı birey bakım önerileri

HAYATINIZ boyunca güzel anılar biriktirmeye çalışın.

 

Çünkü yaşlandıkça bu anılar sizi hayata bağlar.
Birikmiş anılarınız ne kadar güzel olursa yaşlılık döneminiz de o kadar güzel geçer.
Aymira Huzurevi ve Yaşlı Bakım Merkezi Kurucusu Doç. Dr. Hüseyin Can, kısa ve öz olarak evde yaşlı birey bakım önerilerini anlattı.
İleri yaş bireyin evde bakımı oldukça zor bir süreçtir.
Hele ki bu kişi yakınınız, anne–babanız olursa ve bu ona kendi evinizde bakmak durumunda kalırsanız süreci yönetmek gittikçe zorlaşır.
Maddi-manevi anlamda birçok zorluğu beraberinde getiren bu süreci yönetmek için kısa önerilerim şöyle:

Yazının Devamını Oku

Her öksürük ve ateşi griple karıştırmayın

 GRİBİN 21’inci Yüzyıl’a girdiğimiz halde tıptaki bunca ilerlemeye rağmen halen tüm dünyada önlenemeyen salgınlara neden olan tek hastalık olduğunu belirten çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Dr. Yılmaz Bay, her mevsim görülmekle birlikte özellikle sonbaharın son ayları ile kışın ilk aylarında arttığını söyledi.

 

Influenza virüsünün solunum yollarına yayılmasıyla oluşan gribin titreme ve birden 40-41 dereceye yükselen ateşle başladığını belirten Dr. Bay, “Yüz, boyun ve göğüste kızarıklık, şiddetli baş ağrısı ve baş dönmesi, ağız, dil ve dudaklarda kuruluk, boğazda ve göğüste yanma hissi ile ağrı vardır. Tüm vücut kasları ve oynaklar da ağrılıdır. Belde ve sırtta bu ağrılar belirgindir. Halsizlik ve bitkinlik ön plandadır. Dilde tat alma duyusu bozulmuştur. Öksürük başlangıçta kısa ve kurudur. Giderek şiddetlenir ve balgamlı bir hal alır” dedi.
ÇOCUKLAR VE GENÇLER
Her nezle, öksürük ve ateşin gribe yakalanıldığı anlamına gelmediğini kaydeden Dr. Yılmaz Bay, insanların yılda bir kez grip olduğunu, en çok soğuk algınlığıyla karıştırıldığını aktardı. Gribin çocuklarda ve genç yetişkinlerde daha çok görüldüğünü ve daha ağır seyrettiğini dile getiren Dr. Bay, “Bunun başlıca nedeni, çocuklar daha önce karşılaşmadıkları için vücutları bu mikroba karşı direnç oluşturamamıştır. Erişkinler bu mikropla birçok kez karşılaştıklarından direnç oluşumu daha iyidir. Yine erişkinlerin günün büyük kısmını dışarıda açık havada geçirmesine karşın çocuklar genelde bir odada kapalı kalır. Kreş, okul ve kapalı alışveriş merkezleri çocuklarda gribin yayılmasında çok önemli bir yer tutar. Hasta erişkinlerin çocukları öpmeleri de bir başka olumsuz neden” dedi.
NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Gripte en önemli kuralın hastalıktan korunma olduğunu hatırlatan Dr. Yılmaz Bay, grip mevsiminde özellikle aşırı yorgunluktan ve üşütmeden kaçınılası, kapalı-kalabalık yerlerde ve havası kirli ortamlarda bulunulmaması gerektiğini açıkladı. Grip geçiren insanlardan uzak durulmasını da isteyen Dr. Bay, şu bilgileri verdi: “Gribe yakalanılmışsa tedavinin birinci koşulu kesin yatak istirahatidir. Havalandırılmış ve nemlendirilmiş bir odada bulunulmalı, bol sıvı ve besin değeri yüksek sıvı gıdalarla beslenilmelidir. Ateşe karşı paracetamol ya da ibuprofen cinsi ateş düşürücüler kullanılabilir. Gribe başka bir bakteriyel hastalık eklenmemişse antibiyotik kullanılmamalıdır. Grip, tedavi kurallarına uyulmazsa bronşitis, zatürre, kulak iltihabı, kalp yetmezliği ve menenjite kadar ilerleyen tablolara neden olabilir. Çocuklarda bazen ateşe bağlı havale de gelişebilir.”

 

Yazının Devamını Oku

Aşı karşıtlığı büyük sorun

HER gün yayınlanan Türkiye Kovid-19 haritası özellikle son iki haftadır artan ölüm oranıyla dikkat çekiyor.Aşı ile önlenebilen bir hastalık yüzünden nasıl bu kadar çok insanımızı kaybediyoruz?Bu soruya yanıt bulmaya çalıştık.


Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Ersoy bakın neler anlattı.
Kovid-19’un en büyük özelliği çok hızla yayılması, kişilere bulaşması ve tüm dünyayı etkisi altına alması.
Nedeni virüs olan hastalıkların halen tedavisi olmaması, hızlı seyri, ilk defa ortaya çıkıyor olması, belirsizlik, korku ve endişe konunun gündeme oturmasına neden oldu.
Bu pandemi nasıl ortaya çıktı, neden, nereden, kim tarafından çıkarıldı?
Bu soruların cevabını şu anda kimse bilmiyor.
Çeşitli komplo teorileri olsa da en azından şu an itibariyle gerçek neden belli değil.

Yazının Devamını Oku

Pandeminin dünü, bugünü, yarını

TEPECİK Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Gözde Derviş Hakim anlattı:

Daha öncesinde dünyada eşine rastlanmamış bu yeni virüs sayesinde tüm yaşantımız değişti. Maske takılmalı mı, takılmamalı mı? Nereden nasıl bulaşıyor? Acaba kıtlık mı olacak, aç mı kalacağız? Günlerce evden çıkamayıp ihtiyaçlarımızı gideremeyecek miyiz? Stok yapmalı mıyız? İşyerimiz, okullar ne olacak? Hastalık belirtileri ne? Eyvah ateşim çıktı, şimdi ne yapmalıyım? Hastaneye gitmeli mi, gitmemeli mi? Ve bunlar gibi onlarca soru havalarda uçuştu.
Aşırı kaygı ve korku, çoğu zaman sağlıklı düşünmenin önüne geçer. Hele bu durumun bir de birey düzeyinde değil de toplum düzeyinde hakim olduğunu düşünün... Virüs karşısında önceleri çaresiz kalan bilim insanları daha önceki kardeş virüsleri göz önüne alarak tedavi üretmeye, mevcut hastaları iyi etmeye çalıştılar. Bizler hastanelerimizde pandemi kriz ekipleri kurarak tüm işleyişi değiştirdik. Virüs taşımayan hastalarla olası veya virüsle enfekte hastaların birbirine karışmaması için hastane içinde temiz ve kirli alanlar oluşturduk. Farklı branş hekimleri olarak enfeksiyon hastalıkları uzmanlarımıza olabildiğince destek olup yüklerini paylaşmaya çalıştık.

GETİRDİKLERİ, GÖTÜRDÜKLERİ
Karşılıklı sohbet, sevdiklerine sarılmak, dokunmak, yüzündeki mimikleri maske olmadan anlayabilmek, birbirini ziyaret etmek, korkmadan çarşıya, pazara, kuaföre, berbere gitmek ya da dostlarla bir akşam yemeği yemek ne kadar da güzelmiş, bu süreçte derinden anladık. Dijital dünyada ilerlemelere, sanal ortamdan yapılan alışverişlere, online toplantılara, internet ve bilgisayar kullanımında artışlara sebep olan pandeminin pek çok açıdan hayatımızın yönünü değiştirdiğine şahit olduk. Peki, hiç iyi katkısı olmadı mı bu yaşadıklarımızın hayatımıza?
Kesinlikle olduğunu düşünüyorum. Örneğin ailemizi, doğayı, yaşamı daha iyi anlamamızı ve sorgulamamızı sağladı. Tüm dünyadaki kısıtlamalarla egzoz gazları ve toksik maddelerden kısmen arınmış doğa kendisini yenileme fırsatı buldu. Doğada yaşayan bizim haricimizdeki canlılar belki de uzun zaman sonra ilk defa bu kadar bol oksijen, bu kadar sakin bir hayat sürdü.
Bu dönemde tarım topraklarının, üretim yapan fabrikaların ve dışa bağlı olmamanın getirdiği avantajların ne denlli büyük olduğu görülmüş oldu. Müspet bilimin önemi çok daha iyi anlaşıldı. Yapılan bilimsel araştırmalara ayrılan zaman ve önemin kıymeti ortaya çıktı. Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözünün önemini bir kere daha tüm dünya kabul etti.
Tüm bu kaygılar, korkular, kayıplar, bilinmezlikler yine bilimin ışığında geliştirilen ilaç ve aşı çalışmalarıyla yenilmeye çalışıldı. Ne mutlu ki yine Türk bilim insanları Uğur Şahin ve Özlem Türeci tarafından geliştirilen aşıyla bir kez daha dünya tarihine adımızı yazmayı başardık.

BUNDAN SONRA NE YAPMALIYIZ?

Yazının Devamını Oku

Pandemi sonrası yeni hayat, yeni insan

ACIBADEM Taksim Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke, pandemi sonrası yeni hayat ve yeni insanı anlattı:

Enfeksiyon hastalıkları günümüzde de insan hayatını ciddi biçimde tehdit etmeye devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl yaklaşık 12-15 milyon kişi çeşitli enfeksiyon hastalıklarından kaynaklı olmak üzere hayatını kaybediyor. Nedenler göz önüne alındığında enfeksiyon hastalıklarına bağlı ölümler dünya genelinde ikinci sıklıkta görülürken, gelişmekte olan ülkelerde ise bu durum sıralamanın en başında yer alıyor. Tarih boyunca çeşitli bakteri ve virüslere bağlı irili ufaklı çok sayıda salgın hastalıklar görülmüş, bunların önemli bir kısmı pandemi gelişimine yol açmış. Salgın hastalıklar binlerce, yüzbinlerce, hatta milyonlarca kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuş.

OLUMLUYA DÖNÜŞEBİLİR Mİ?
En son Aralık 2019’da Çin’in Wuhan şehrinden etkeni belirlenemeyen viral pnömonili (zattüre) birden çok sayıda olgunun hastanelere başvurmasıyla başlayan ve 11 Mart 2020’de Dünya Sağlık Örgütü’nce pandemi ilan edilen Kovid-19 hayatın pek çok alanında değişikliklerin ortaya çıkmasına yol açtı. Aradan geçen 1.5 yıla yakın zamandır pandeminin hala daha devam ettiği günümüzde söz konusu değişikliklerin bir kısmı olumlu olarak görülmekle birlikte, bir kısmı ise daha önce insanların hiç alışık olmaması ve bazı uygulamaların ne zaman sonlanacağının da bilinmemesi nedeniyle olumsuz olarak kabul ediliyor. Ancak bazı görüşlere göre olumsuz olarak görünen değişiklikler, istenildiği ve kararlılık gösterildiği durumlarda olumlu yöne çevirmede bir fırsat oluşturabileceği de vurgulanıyor.

TOPLUMSAL DAYANIŞMA ARTTI
Pandeminin olumlu yönde yaşam biçimine olan etkilerinden biriin insanlar arasındaki dayanışmayı artırdığı görüşü. Karşılaşılan sorunun ortak olması, bu sorunlara karşı ortak bir mücadele planının ve dayanışmanın sergilenmesine de olanak sağlıyor. Uzmanlar, pandemi nedeniyle karşılaştığımız sorunlara karşı ortak mücadelelerin ve deneyimlerin dayanışmayı teşvik edebileceğini ve hem toplumda, hem de küresel düzeyde bizi birbirimize daha da yakınlaştırabileceğini tahmin ediyorlar. Ancak bu dayanışmanın her alanda gerçekleşebildiğini söylemek Kovid-19 için de mümkün değil. Örneğin, Kovid-19’un kontrol altına alınabilmesinin toplumun en az yüzde 80’inin aşılanmasıyla sağlanabileceği bilimsel olarak da ortaya konmasına karşın, insanların bir bölümünün aşı yaptırmamaları olumlu gibi görünen dayanışmanın tersine bir örnektir. Ayrıca; maske, mesafe ve temizlik kurallarının aşıdan önceki dönemde de sık sık vurgulanmasına karşın bu konudaki duyarlılığın yeterli düzeyde olmaması, dayanışmanın bu pandemi sırasında da istenen düzeyde olmadığını gösteren bir diğer örnek.

EŞİTSİZLİK VE ADALETSİZLİK
Pandeminin olumlu yönde yaşam biçimine olan etkilerinden bir diğeri de eşitsizlik ve adeletsizliklerin giderilebilmesi olasılığının belirmesi. Pandeminin yeniden ortaya çıkardığı ve gözler önüne serdiği bir diğer olumlu durum da sosyal ilişkiler, bunların önemi ve kutsallığı. Pandemi sürecinde insanların aileleri ile aynı ortamda ve yüz yüze iletişime geçmelerinin belirli sürelerle kısıtlanması hem onlarla bir arada olamama, hem de bazı aile üyelerinin ihtiyaçları olmasına karşın yanlarında olunamaması bu durumun değerini ve önemini bir kez daha ortaya koydu.

Yazının Devamını Oku

Pandemi sonrası değişen yaşam biçimleri

SALGIN rakamları yeniden ve hızla tehdit edici boyutlara ulaştı.

İsterseniz gelin yeni haftaya girerken yine ve yeniden Kovid-19 gündemini ve pandemi sonrası değişen yaşam biçimlerini konuşalım. Bulaşıcı Hastalıkları Önleme Derneği Başkanı Prof.Dr. Şükran Köse, bakın neler söylüyor:
Fiziksel sağlığın yanı sıra ruh sağlığının da bozulması Kovid-19’un bizlere ne kadar çok zorluk yaşattığının ve bu zorluklarla başa çıkmanın önemini gözler önüne seriyor. Sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel yapıların etkilenmesiyle birlikte kişilerin kendi yeni yaşam tarzlarına uygun faaliyetler göstermesi de dikkat çekici nitelikte. Pandemiyle birlikte tıbbi ekipman alma ihtiyacının artması belirli oranda bütçe ayırmayı gerektirdiğinden hem kişiler, hem de şirketler ekonomik olarak etkilendi. Tıbbi malzeme, ilaç, aşı alımları ekonomik açıdan özellikle gelişmemiş ve düşük bütçeli ülkelerde çok büyük bir sorun haline geldi.

HAYATIN TEMPOSU YAVAŞLADI
İnfodemi (doğru ve yanlış bilgilerin hızlı bir şekilde yayılması) oluşumunun yaygınlaşması salgınla başa çıkma süresini olumsuz etkiliyor. Bilgi kirliliğinin önüne geçilmesi ve bireylerin kriz yönetiminde bilinçli davranış göstermesi Kovid-19’la mücadelenin üstesinden gelinmesinde en önemli belirleyici. Pandemi sürecinde rekabetçi etkinin çok olmasıyla birlikte teknolojinin tüm imkanları kullanıldı. Bu girişimlerle birlikte çevrimiçi yapılan işlemler (alışverişten eğitime kadar) kişilerin davranış ve alışkanlıklarını büyük oranda etkiliyor. Eğitimden yeni eğlence şekillerine kadar pek çok alanda devrim niteliğinde teknolojik yenilikler gerçekleşti. Özellikle yapay zeka ve sanal gerçeklik alanlarında yapılan çalışmalarla davranışların pandemiye uygun şekilde evrilmesi daha hızlı bir şekilde gerçekleşti. Toplumda pandemiyle birlikte evrilen sosyo-kültürel yapılar, sokağa çıkma yasakları, tedarik problemleri, bireylerde yaşam biçimlerini belirleyen sosyal yaşam ve sosyalleşme gibi insan olmanın ihtiyaçlarını önemli bir biçimde etkileyen temel dinamikler, hayatın günlük hızlı temposunu yavaşlatma zorunluluğunu doğurdu.

YENİ DÖNEME ADAPTASYON
Kısıtlamalarla birlikte sınırlanan imkanlarla kendi iç dinamik limitlerimizin daha geniş olduğunun farkına varıldı. Bu durum bizleri sınırlı koşullarda daha aktif bir yapıya büründüğümüzün daha üretken, çalışkan ve verimli olduğumuzun farkındalığını oluşturdu. Bizler bu yeni yaşam biçimine alışmada ve adaptasyonda ne kadar başarılı olursak pandemi koşulları bizim için o kadar az sorun haline gelecek. Bu süreçte izole bir hayatla insanların evlerinde kalmaları karbondioksit salınımını azalttı. Azalmış karbondioksit salınımıyla birlikte gözle görülür seviyede hava kalitesi arttı. Çevre kirliliğinin önlenmesindeki bu gelişmeler ve gelinen bugünkü kirlilik seviyesinde doğa ile barış imzalamak için bir fırsat doğdu.

FARKLILAŞAN DAVRANIŞLAR

Yazının Devamını Oku

Maskeli bile olsa hayata sarılın

2020’NİN başından itibaren dünyamızı etkileyen koronavirüs pandemisi düzeni hızla değiştirirken, bir daha hayatın eskisi gibi olmayacağının sinyalleri veriliyor.

Bütün bunların yanında yeni dünya düzeninin küresel sorunların çözülmesi için bir fırsat olabileceği de ifade ediliyor. İşte tüm bu konulara farklı bakış açılarıyla yaklaşan sağlık uzmanlarının gelecekte nasıl bir dünyada yaşayacağımızı, nelerin değişeceğini, nelerin gelişeceğini açıklayan görüşlerini sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Her şeye rağmen gelecekte çok daha iyi bir dünyada yaşayacağımız umuduyla hepinize sağlık ve huzur dolu günler diliyorum.

2020’NİN BAŞINDAN İTİBAREN

Pandemi sonrası yeni dünya düzenini Acil Afet Ambulans Hekimleri Dernek Başkanı Dr. M. Turhan Sofuoğlu sizler için anlattı: Küresel salgının olumsuz etkilerini 2020 başlarından itibaren hissetmeye başladık. Başlangıçta devletlerin salgının yayılmasını önlemek için elinde fazla bir seçenek yoktu. Maske, mesafe ve hijyenle salgının olumsuz etkileri önlenmeye çalışıldı. Beraberinde özellikle ekonomik ve sosyal hayatta büyük sorunlar ortaya çıktı. Gıda ve tüketim sanayisi dışındaki tüm sektörler bu gelişmelerden olumsuz etkilendi. İşyerlerinin kapalı olması nedeniyle uzaktan çalışma, kısmi çalışma ön plana çıktı. İşsizlik ve üretim düşüklüğü, seyahatlerin kısıtlanmasına bağlı turizm gelirlerinde düşme birçok ülke ekonomisini olumsuz etkiledi. Bir yandan da daha önce online alışverişi denemeyen birçok kişi internetten alışveriş yapmaya başladı. Pandemi sonrasında da e-ticaretin yükseliş trendi göstermeye devam edeceği, insanların alışverişi internetten yapmaya devam edeceği öngörülüyor. Temassız teslimat, online ödeme gibi yeni alışkanlıklar da bu dönemle beraber gelişiyor. Bu nedenle gelecekte evden çalışma sisteminin daha yaygın kullanılacağını bekleyebiliriz. Açık ofislerde masaların aralarının açılması, havalandırmaların kapatılması ve cam kullanımının tercih edilmesi, maskeyle çalışılması karantina sonrası olası sonuçlar arasında yer alıyor.

SOSYAL HAYAT ÇOK DEĞİŞTİ
Aileler bu süreçten en fazla etkilenen birimler oldu. Bir yandan ekonomik ve aile içi sosyal sorunlar, yaşlı ve akraba ilişkilerinde uzaklaşma yanında yakın arkadaş ve çevreyle iletişim de değişti. Uzun vadede kişilerin sosyal hayatta izolasyonunun artacağa görülüyor. Daha az dışarı çıkma, online görüşmeleri tercih etme, kişilerle temas etmeme, uzak oturma gibi davranışlar alışkanlık haline gelmeye hazırlanıyor. Gelecek yıllarda insanlar daha korumacı davranışlar sergileyebilir. Daha az sosyalleşme ve güvensizlik nedeniyle depresif eğilimleri daha sık görebiliriz. Aynı şekilde eğitim alanında da büyük değişikliklere yaşanıyor. İlköğretimden yüksek öğrenime kadar tüm alanlarda uzaktan eğitime geçilmek zorunda kalındı. Özellikle teorik konuların uzaktan eğitimle anlatımı, uygulamaların bazılarının bile yeni teknolojiler, artırılmış gerçeklik ve yapay zeka desteğiyle uzaktan yapılmasının önü açılacak. Ama tüm bu gelişmeler insanlar arası sosyal ilişkilerin değişmesinin, bireyselleşmesinin önünü açacaktır.

YENİ GELİŞMELER OLABİLİR
Sağlık alanındaki değişimleri ise şimdiden yaşamaya başladık. Bu süreçte pek çok kişi sağlıksız beslenme ve hareketsizlik yüzünden kilo aldı. Sağlık kontrolleri aksadı. Bu yüzden kanser, diyabet, kalp-damar gibi hastalıklar tetiklendi. Virüs korkusu ve stresi kaygı, depresyon, panik atak gibi psikolojik sorunları artırdı. Hasta-hekim ilişkileri zaten gelişen teknolojilerle klasik sistemden uzaklaşırken, pandemiyle birlikte sağlık kuruluşlarındaki risklerin artması hastaların her sağlık sorununda hekime başvurma sayısını azaltmaya başladı. Bu da özellikle erken tanı (kanserler) ve kronik hastalıkların (diyabet, solunum, kalp ve dolaşım hastalıkları) yönetiminde başka sorunların ortaya çıkmasına yol açtı. Erken tanı konulamadığından veya günlük değişimleri yönetilemeyen kronik hastalıkların yol açtığı sağlık sorunları gelecekte sağlık sigortalarına büyük yükler getirmesi yanında ölümcül sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle yakın bir gelecekte hastaların giyilebilir teknolojilerle evden takibi, uzaktan tıbbi danışmanlık, yapay zeka ve robotik cerrahi ve ilaç kullanımı konuları ön plana çıkacaktır.

FIRSATLAR DA KAPIMIZDA

Yazının Devamını Oku

Fonksiyonel tıpla sağlıklı yaşam

SAĞLIĞINIZIN ne durumda olduğunu öğrenip gelişebilecek problemleri önceden tahmin edebilmek için her yıl düzenli taramalardan geçmeniz şart. Sağlık riski analizlerinde de yavaş yavaş ‘fonksiyonel tıp’ ağırlıklı sağlık taramalarına yönelmemiz lazım. Bu taramalarda sadece hastalıkları araştırmak yerine, hücre, doku ve organların fonksiyonları da detaylı olarak inceleniyor. Daha doğrusu didik didik ediliyor. Fonksiyonel tıp sayesinde yeni, detaycı ve doğru sağlık taramaları devreye giriyor. “Beslenmenizi değiştirin yaşamınız değişsin” diyen İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Park Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Opr. Dr. Zafer Beken, bakın neler söylüyor:

 

BİRÇOK HASTAYA UMUT OLUYOR
Fonksiyonel Tıp ve Sağlıklı Yaşam Merkezi, kronik ağrı, sindirim bozuklukları, nörolojik hastalıklar, alerji, kolesterol, diyabet, cilt ve bağışıklık hastalıkları başta olmak üzere yüze yakın hastalıktan mustarip birçok hastaya umut oluyor. Her bir kişi için hastalığın kökeninde yatan ana nedenleri inceleyen fonksiyonel tıp sayesinde hem kronik, hem de bağışıklık sistemine bağlı birçok hastalık gerileyebiliyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmeye odaklanan fonksiyonel tıp, her hastanın genetik, biyokimyasal yapısı ve yaşam tarzıyla ilgili verileri toplayarak kişiye özgü tedavi planı uyguluyor.
Fonksiyonel tıp, sindirim sisteminin inceleme altına alınması ve sağlığımıza dokunan gıdaların saptanmasıyla birlikte bazı vitamin ve mineral eksikliklerinin tamamlanması sonucunda hastalığın önüne geçilebilir bir süreci tanımlıyor. Fonksiyonel tıpta mecbur olmadıkça ilaçlara başvurmuyoruz. Bazı besin desteklerini kullanabiliriz. Vitaminler, mineraller gibi... Bunları da bilim ışığında, tek tek verilerine baktığımız nitelikli testler ışığında gerçekleştiriyoruz. Kronik hastalar klinik tedavi almaksızın iyileşebiliyorlar. Bunların en güzel örneği diyabet hastaları. İleri tedaviler alan, insülin kullanan hastaların dahi bu yaklaşımla ileri süreçlerde tüm ilaçlarını bırakıp hayatına diyabet tanısını ortadan kaldırarak devam edebildiğini gösteren vaka örnekleri var. Pek çok bağışıklık sistemi hastalığının da iyileştiğini gösteren örnekler elimizde mevcut. Bulaşıcı hastalıklardan korkup aylarca eve kapanıp korkarak yaşamaktansa bağışıklık sistemimizi güçlendirip daha özgür yaşamak mümkün. Bunun için de vücudumuzu iyi tanımak ve eksiklerini tamamlamak gerekiyor.

ANTİ-KANSER GENLERİ AKTİFLEŞİYOR
Fonksiyonel tıpta hastalıkların çözümü, beslenme değişikliği, uyku, sıvı alımı, hastanın basit gıdalarla lif alımını aksattığı durumlarda lifli gıdaların diyete eklenmesi, dokunan gıdaların tespit edilmesi ve bunların eliminasyonuyla mümkün. Bu süreci takip ettikten sonra hastalıkların teşhisinde laboratuvar testleriyle düzelmeleri takip ederiz. Kolesterol yüksekliği, obezite, yağ dengesizliği başta olmak üzere vücuttaki iltihabı gösteren parametrelerde büyük değişimler gözlenebiliyor. Bazı çalışmalarla da kanser genlerinin suskunlaşıp anti kanser genlerinin aktifleştiğini gösterilmesiyle bu sonuçların yaşam değişimiyle elde edilebildiği saptanmış. Bu gelişmeler elimizdeki klasik yöntemlerle sağlanamaz ama fonksiyonel tıp tedavilerinin sürece önemli bir katkısı. Hastalıkların çözümü için nedenlerinin ortaya konması, kök nedenin tespiti, bundan kaçınma ve korunma yöntemi ile kademe kademe hastalıkların çözümlenmesiyle kişinin iyileşmesi sağlanır.


Yazının Devamını Oku

Menopozda beslenme

MENOPOZUN sorunları bir hayli fazla ama her kadında bu sorunların hepsinin çıkması da şart değil. Ayrıca, söz konusu sorunların hafif seyretmesi de mümkün. Peki, ne yapacak kadınlar? Özel Kent Bayraklı Tıp Merkezi’nden kadın doğum uzmanı Dr. Ayşalı Yılmaz anlattı...


* Nedir? Menopoz kadın hayatında adetlerin kesilmesidir ki, bu da doğurganlığın bitişini gösterir. Ortalama 50 yaşında (45-55 yaş arası) başlar. 12 ay boyunca adet olmayan kişi menopoz kabul edilir.
* Vücuda etkileri nelerdir? Menopozla birlikte vücuttaki kadınlık hormonlarının azalmasına bağlı olarak nöroendokrin, kardiovasküler, immun ve iskelet sistemde değişiklikler olmaktadır. Ayrıca; duygusal, bilişsel, emosyonel ve hafızayla ilgili bozulmalar başlamaktadır. Bunun yanında fizyolojik olarak kolesterol ve trigliserid artmakta, kemiklerde kalsiyum tutulumu azalmakta, migren ve diğer baş ağrıları ile eklem ağrıları artmaktadır. Bütün bunlar vücudunuzda şu değişikliklere yol açmaktadır: Emosyonel bozukluklar: Duygu değişiklikleri, huzursuzluk, kendine güvenin azalması. Fiziksel rahatsızlıklar: Ateş basması, terleme, kilo alımı, cinsel isteksizlik, vaginal kuruluk.
* Rahat yaşamak için neler yapılabilir? Bir kadının hayatındaki en önemli dönemeçlerden biridir menopoz. Menopozun kaçınılmaz olduğunu bilen ve buna yönelik önlemlerini erkenden alan kadınlar bu dönemi daha rahat atlatırlar. Özellikle 40’lı yaşlardan başlayarak kadınlar yaşam tarzına, beslenmeye ve egzersize önem vermelidir.
* Nasıl beslenmeli? Menopozla birlikte metabolizma yavaşladığı için özellikle bel çevresine yağlanma ve kilo alımı sağlığı olumsuz bir şekilde etkiliyor. Yapılan çalışmalarda pirinç ve makarna gibi glisemik indeksi yüksek gıdalarla beslenen kadınlarda menopoza giriş 1.5 yıl erken olurken, tam tersi sağlıklı beslenen yağlı balık, taze sebze-meyve yiyenlerde ise 3.5 yıl kadar geç olduğu saptanmış. Beslenmeye günde en az 2 litre su içerek başlanmalı. Rafine gıdalar (beyaz ekmek, makarna, pirinç), fazla miktarda kırmızı et, patates, çerez türü şeylerin fazla tüketilmesi, bunun yanında bol çay, kahve ve alkol obeziteyi tetiklediği için uzak durulması gerekiyor. Özellikle Akdeniz diyeti dediğimiz meyve-sebzenin bol tüketildiği, rafine olmayan tam buğday, yulaf, çavdarla oluşturulmuş diyetler ve baklagillerle beslenenelerde kilo sorunu daha az oluşmakta. Menopoz döneminden en çok etkilenen bölgelerden biri de kemikler hiç kuşkusuz. Kemik kaybı hızla gerçekleşiyor. Kemik sağlığını korumada D vitamini, kalsiyum, magnezyum ve çinko senkronize çalışır. Biri eksikse diğerleri de etkilenir. En öne çıkan ise D vitaminidir. Kalsiyum emilimde çok önemlidir.
* Hangi besinler sıkıntıları atlatmaya yardımcı olur? Keten tohumu (içerdiği fitoestrojen, çinko, E vitamini ve omega 3 nedeni ile oldukça faydalıdır. Bir gece önceden yarım bardak suya 1 çorba kaşığı konulup beklenir ve sabah içilebilir). Omega 3 (özellikle yağlı balıklarda bulunan omega 3 depresyon, huzursuzluk ve hafızayla ilgili konularda yardımcı olur). Soya (Japonca’da menopoz diye bir kelime bulunmamaktadır. Bu da onların soyadan zengin beslenmeleri sonucu menopoz semptomlarını bilmemelerine bağlanmaktadır. Kullanımına bakıldığında Japonlar soyayı tofu ya da süt olarak değil, daha değişik (miso, tempeh, tamari olarak) tüketmeleri onların yan etkileri daha az hissetmelerine sebep olabilir. Günlük 25 gram kadar soya tüketilmesi önerilmektedir). Fasulyegiller (siyah fasülye, börülce ve bezelye doğal progesteron üretimine yardımcı olurlar). Arı poleni (özellikle sıcak basmalarında etkilidir, ancak kullanımı ve emiliminde zorluklar mevcuttur). GOJİ Berry (depresyon, kalitesiz uyku ve bağışıklık sistemine iyi gelir). Spirulina (sıcak basmalarına iyi gelmesinin yanında sakinlik enerji ve denge veriyor). Maca (sıcak basması, vajinal kuruluk, kemik erimesi, depresyon, stres ve kronik yorgunluğa iyi gelir). Herballer (black cohosh, adaçayı, sarı kantaron, şerbetçi otu gibi fitoöstrojen içeren diğer bitkisel kaynaklı gıdalar yüzde 50’lere varan oranlarda menopoz semptomlarında rahatlama sağlarlar).
* Egzersiz önemli mi? Egzersiz en çok kilo ile savaşta ve kalp sağlığının korunmasında önemli. Bunun yanında özellikle ağırlık kaldırarak yapılan sporlar kemik kütlesinin korunmasını sağlıyor. Yaşla azalan sirkülasyonun artmasıyla ekstra oksijen sağlanır ve bu da cildin parlaklık ve sağlığına yardımcı olur. Yoga ve meditasyon gibi rahatlatıcı faaliyetler de bu dönemin rahat atlatılması konusunda yardımcı olan unsurlardır.

Yazının Devamını Oku

Diş eti kanaması ve alzheimer ilişkisi

AĞIZ-diş sağlığının genel sağlığımızı koruma ve sürdürmede çok ama çok büyük bir önemi var. İltihaplanmayı hızlandıran önemli problemlerden birinin de diş ve dişi çevreleyen dokuların iltihabi hastalıkları olduğu bilinen bir ayıbımız, önemli bir eksiğimiz. Çoğumuz diş sağlığımızı, daha da önemlisi bir bütün olarak ağız sağlığımızı yeteri kadar ciddiye almıyoruz. Bu konuda bakın dişhekimi Emre Aksu ne diyor?

Ülkemizde genellikle dişhekimine dayanılmaz düzeyde bir diş ağrısı olduğunda başvurulmaktadır. O döneme kadar çoğunlukla kişi ağrı kesiciler ve hatta antibiyotiklerle ağrısını gidermeye çalışmakta, artık kendi başına üretebileceği çözümleri tükettikten sonra dişhekimine son çare olarak gelmektedir. Bu nedenle, sorun diş çürüğü kaynaklı ise dişin canlı pulpa odasına kadar ulaştığından kanal tedavisi gibi kompleks tedaviler veya diş çekimi gibi o kadar uzun süredir hastaların çektiği ağrı nedeniyle tereddütsüz tercih ettiği seçenekden başka çıkar yol kalmamaktadır. Bir de erken yaşlardan itibaren daha yavaş ilerleyen, diş eti kanaması gibi daha az belirti veren ama bir noktadan sonra geri dönüşü olmayan diş eti problemleri ülkemizde sıklıkla rastlanan bir sorun olarak gözükmektedir. Hastalarımızdan sürekli şu yakınmayı duyarız: “Dişlerimde tek bir çürük yoktu, birden sallanmaya başladı, artık yemek bile yiyemiyorum ne yapabilirim?”

ASLINDA YILLARIN İHMALKARLIĞI
Bu noktaya aslında kişi yıllar içinde gelmiştir. Diş eti hastalığı dişi çevreleyen ve destekleyen dokuları etkileyen bir enfeksiyon hastalığıdır. Diş çevresi destek dokular; diş eti, diş kökü, çene kemiği ve dişin kökünü çene kemiğine bağlayan liflerdir ve bu yapı “periodonsiyum” adını alır. Enfeksiyonun sadece diş etini etkilediği durumlar “gingivitis” olarak isimlendirilir. Gingivitis kırmızı, şiş, parlak, yumuşak kıvamlı ve kolay kanayan diş eti ile kendini gösterir. Genellikle ağrısız seyrettiği için belirtileri hasta tarafından zor fark edilir. Bu durumu önemseyip dişhekimine başvurup detertraj (diş üzerinde yapışık diş taşlarının ve yumuşak bakteri plaklarının uzaklaştırma işlemi) yaptırması sonrasında da evde gerçekleştireceği diş bakımını uygun ve düzenli bir şekilde yapması, sonrasında da detertraj işlemini 6 ayda bir yapması gerekmektedir. Böyle yapılmadığı takdirde enfeksiyon yıllar içinde ilerleyerek yalnız diş eti ile sınırlı kalmaz, dişi çevreleyen destek dokulara da yayılır. Artık şimdi tablo “periodontitis” olarak adlandırılan diş etinde kanama, kırmızı veya mavimsi-morumsu renk değişikliği, diş eti çekilmesi, diş eti büyümesi, dişlerde yer değiştirme, aralanma, uzama, sallanma, apse oluşumu, hassasiyetle kendini gösteren hale gelmiştir. Bu noktadan sonra eski sağlıklı diş etine geri dönüş çok zor ve pek çok vakada imkansızdır. Halen yapılabilecek periodontal cerrahi operasyonlar ve ileri periodontal tedavi imkanları vardır ama olay tüm dişleri kapsamışsa çoğunlukla yaygın diş kayıplarıyla sonuçlanır.

DİĞER HASTALIKLARLA BAĞLANTILI
Ne yazık ki, diş eti hastalıklarının sonucu yalnız dişlerin kaybedilmesi değildir. Diş eti enfeksiyonlarının sistemik pek çok etkisi de vardır. Diş eti iltihabı ve buna bağlı gelişen bağışıklık yanıtının organları etkilemesiyle ilgili ilk mekanizma diş etindeki mikropların organlarda doğrudan çoğalması olarak tanımlanabilir. Yani diş etlerinden kaynaklanan tüm mikrobiyal organizmalar ve ürünleri dolaşım yoluyla vücutta gezinebilir. “Sepsis” ya da “septisemi” olarak açıklanan bu mekanizma kanda bakteri varlığıyla kendisini belli eder. İkinci mekanizma ise diş eti iltihabı sonucu oluşan mikropların sebep olduğu sistemik enflamasyondur. Diş eti rahatsızlıklarıyla şeker hastalığı, kalp hastalıkları, gebelik komplikasyonları ve romatoid artrit gibi diğer hastalıklar arasında ilişki olduğuna dair kanıtlar giderek artmaktadır. Diş etinde meydana gelen enflamasyonun akciğer hastalıkları, bağırsak hastalıkları ve kronik böbrek hastalığı için risk faktörü olduğunu gösteren çalışmalar vardır. Son yapılan çalışmalar diş eti iltihabı ile alzheimer arasında ilişki olabileceğine de dikkat çekmektedir. Alzheimer hastası veya şüphesi taşıyan canlı veya ölmüş hastalardan alınan beyin dokusu, omurilik sıvısı ve tükürük örneklerini inceleyen bilim insanları ilgi çekici sonuçlara ulaştı.

YÜZDE 70 ORANINDA DAHA FAZLA
Science Advances Dergisi’nde yayımlanan bir çalışma kronik diş eti iltihabına yol açan “porphyromonas gingivalis” adlı bakterinin alzheimer hastalarının beyninde hasta olmayanlara göre daha yüksek seviyelerde görüldüğünü ortaya çıkardı. Hastalığın nedeninin belirlenmesi üzerine yapılan araştırmalar, tedavisini sağlayabilmek açısından büyük önem taşıyor. Bu bakteriyel enfeksiyonu temizlemek ve beynin bozulmasını önlemek için bir ilaç üzerinde çalışılıyor. Diş eti iltihabına neden olan bakterinin beyni nasıl etkilediği henüz bilinmiyor. Diş eti iltihabına yol açan bakteri ve bunların salgıladığı zararlı proteinler alzheimera yol açmak yerine onun sonucu da olabilirler. Bu konuda Tayvan’da yapılan bir başka araştırmada 10 yıl veya daha uzun süreli kronik diş eti hastalığı olanların alzheimer olma ihtimalinin yüzde 70 daha fazla olduğu görülmüştür. Bütün bunlardan kurtulmanın aslında çok kolay olduğunu belirtmek isterim. Günde iki kere hekiminizin önerdiği gibi diş bakımını gerçekleştirin ve 6 ayda bir diş hekiminize diş ve diş eti sağlığını için muayene olmayı ihmal etmeyin. Sağlıkla kalın.

Yazının Devamını Oku

Kemik, eklem ve kas sağlığı

KAS ve iskelet sisteminin kuvvetli olması yaşamsal fonksiyonların yerine getirilebilmesi için son derece önemli.

 Sağlıklı beslenmek, kiloyu korumak ve hareket en basit kurallar. Günümüzde insan sağlığına verilen önemin artmasıyla ortalama yaşam süresinin de uzamaya başladığı bilinen bir gerçek. Yaşam kalitesini artırmak ise bu süreyi iyi ve yaşanır kılmak adına son derece önemli. Özellikle belli bir yaştan sonra kimse günlerini ağrıyla geçirmek istemez. Bu nedenle edineceğimiz alışkanlıklar ileri yaşlara geldiğimizde daha yaşanır günler bulmamız için kritik öneme sahiptir. Yaşam kalitesini belirleyen bazı ölçüler vardır. Kişinin duygu dünyası, sosyal hayatı ve psikolojisi bunlar arasında sayılabilir. EMOT Hastanesi’nin kurucularından Dr. Sait Ada, bakın neler söylüyor:

SAĞLIK İÇİN HAREKET ŞART
İnsanoğlunun evriminde iki ayaklı konuma geçmesi çok önemli bir olaydır. Bu, vücudun temelini oluşturan iskelet sisteminin, hareketi sağlayan kasların ve bunların eşgüdümünü gerçekleştiren santral sinir sisteminin gelişmesiyle olmuştur. Ayağa kalkan insanoğlu avlarını daha iyi görmüş, yiyeceklere daha kolay ulaşmış ve gelişmesini sürdürmüştür. Sağlıklı insan hareket ederek yaşayabilir. Hareketle tüm organlarımız çalışır, kan dolaşımı düzenli olur, ruh sağılığı ve uyku düzeni daha iyi olur, kilo sorunları olmaz. Hareketi sağlayan yapıların başında kemiklerin sağlıklı ve dayanıklı, eklemlerin sağlam ve ağrısız; omurganın sağlam, ağrısız ve esnek olması gerekir. Tüm bu koşulların sağlanması için de doğumdan ölüme kadar geçen sürede sağlıklı beslenme ile vücudun gereksinimi olan temel gıdaların dengeli alınması, egzersiz yapmak ortopedi ve travmatolojik hastalıkların oluşmasını engelleyen en önemli faktörlerdir. Kas iskelet sisteminin gelişiminde çocukluk çağından itibaren alınan kalsiyum ve D vitamininin ayrıca önemi vardır. Süt ve süt ürünleri bu konuda bilinen en zengin kaynaktır. Alınan kalsiyumun kemiklerde tutunması için D vitaminine ve magnezyuma da gereksinim duyulur. Kötü beslenme, hareketsiz yaşam, alkol ve sigara kemiklerimizin düşmanıdır.

VÜCUDUMUZUN MENTEŞELERİ
Eklemler vücudumuzun menteşeleridir. Hareketli ve kaygan yüzeylerdir. Ömür boyu çalışan eklemlerimiz özellikle diz ve kalçada yıpranabilir, halk arasında ‘kireçlenme’ denilen sorun ortaya çıkabilir. Sağlıklı bir eklem için kaslarımızn güçlü olması ve kilomuzun fazla olmaması gerekir. Ayrıca zorlayıcı oturmalar, diz üstü çalışma şekli (yer silme vb işler), aşırı ağır kaldırma gibi nedenlerle eklemlerimiz bozulabilir. Çağımızda artan şişmanlık sorunları, hareketsiz yaşam tarzı ve masa başı oturuşlar eklemlerimize, boyun ve bel omurlarında şiddetli hastalıklara yol açabilir. Bazı ailevi nedenlerle de eklem bozuklukları görülebilir. Eklemlerin esas yapı taşı olan kıkırdak dokusu bozulduktan sonra vücut tarafından orjinali gibi yeniden yapılamamaktadır. Eklemimizin sağlıklı kalması için kilo almama, egzersizle kasların güçlendirilmesi ve aşırı zorlamalardan kaçınmak en doğru yoldur. Eklem bozukluklarında son çare ameliyattır. Kaslar ise vücudumuza hareket veren uzama ve kısalma yetenekleri olan yapılardır. Kaslarımızın hem güçlü, hem esnek olması sağlıklı bir yaşam için çok önemlidir. Bu nedenle yine düzenli egzersiz önem kazanır. Yürüyüş en yaygın ve en basit önerilebilecek egzersizdir. Ayrıca, kasları esnetme ve güçlendirme yine her yaşta yapılabilir. Yoga ve pilates gibi hareketler önerilebilir. Bizim kültürümüzde olan, “Bu yaştan sonra bir şey olmaz” düşüncesi doğru değildir. Spor ve egzersiz hayatımızın önemli bir parçası olmalıdır.

ONLAR DA BİZİM DEMİRLERİMİZ
Vücudumuzun adeta inşaatın demirleri görevini gören kemiklerimizin sağlam olması gerekir. Özellikle menopoz sonrası kadınlarda kemiklerde zayıflama ve kırıklar sık görülür. Kalça kırıkları özellikle yaşlılarda hayatı tehdit eden olaylardır. Bu nedenle düşmelerden korunmak gerekir. Yaşlıların kaldığı evlerde halı ve kilimler kaldırılmalıdır. Yine yaşlı yaşayan bir evde özellikle gece ışık düzeninin iyi olması gerekir. Ev dışında ülkemizde hala iş ve trafik kazaları çok yoğundur. Kurallara uymaya, emniyet kemeri kullanmaya, sürüş esnasında cep telefonu kullanmamaya dikkat edilmelidir. İş kazalarının da birçoğu dikkatsizlik, önlem alınmaması ve bilgisizlikten olmaktadır. Sonuç olarak, sağlıklı kalma bir bilinç işidir. Bu konuda bize düşen görevler daha fazladır. Özetlersek; kemik, eklem ve kas sağlığı için egzersiz, doğru beslenme ve vücudu doğru kullanma çok önemlidir. Vucudumuza iyi davranmalı, onu iyi korumalı ve kullanmamalıyız. Sağlık üretilen değil, tüketilen bir şeydir. Tüketimi azatmak için çaba sarf etmeliyiz. Bunun için de alkol ve sigaradan uzak, spor yaparak ve kilo kontroluna dikkat ederek bir yaşam tercih etmeliyiz.

Yazının Devamını Oku

Sağlıklı yaşam-sağlıklı deri

SAĞLIKLI, uzun bir hayat istiyoruz. Bunun tek yolu var, kendimize iyi bakmak.

 

Sağlıklı bir hayat bizim elimizde. Peki bunun için ne yapmalıyız? Estetia Estetik ve Plastik Cerrahı, Özel Tınaztepe Galen Hastanesi Konsültan Hekimi Prof. Dr. Atay Atabey, sağlıklı yaşamın şifrelerini anlattı:
Sağlıklı bir yaşamın en iyi göstergesi sağlıklı ve canlı görünen deridir. Deri en büyük organımız ve bizi dış etkilere karşı koruyan bir bariyerdir. Derinin üst tabakası sürekli değişir, bu süreç her ay tekrarlanır. Yaşam biçimi, beslenme alışkanlıkları, zararlı maddelerle olan ilişkiler, çevre şartları ve genetik yapı deri kalitesini ve sağlığını etkileyen faktörlerdir. Sağlıklı bir deri genel vücut sağlığının ayrılmaz parçasıdır. Genel olarak sağlıklı ve güzel bir cilt için doğru beslenmek, zararlı etkenlerden uzak durmak ve genetik altyapı çok önemlidir.
Deri dış çevre ile organizmamız arasında fiziksel ve kimyasal bir bariyerdir. Vücut ısısını ayarlamada, dışarıdan gelen zararlı etkenleri engellemede ve D vitamini sentezlenmesinde önemli rol oynar. Deri diğer organlardan farklı olarak hem vücut içindeki olaylardan, hem de dış çevredeki olaylardan etkilenir. Vücudumuzdaki dengeyi iyi anlayıp ona göre hareket etmemiz organizmanın daha düzenli çalışmasını sağlar. Vücudumuz yaşadığımız ortamla, yediklerimizle, çevresel etkenlerle, vücuda giren maddelerle, duygularımızla, genlerimizle ve sosyal çevremizle sıkı bir bağ içindedir. Organizmamızda ters giden olaylar deride belirtiler verebilir. Örneğin, karaciğer bozuklukları deride kızarıklık veya akne türü olaylara yol açabilir. Deri muayenesi yapılarak birçok iç sistem patolojilerinin tanısı konabilir.

DERİYE ZARAR VEREN ETKENLER
Sıvı eksikliği: İnsanlar günlük yaşam çabası içinde su ve diğer sıvıları kısıtlı almaktadırlar. Oysa su, deri hücrelerinin yapı taşıdır. Unutmayalım ki, susamadan su içmek gerekir. Erişkin bir insan günde 2-3 litre su içmelidir. Susuz kalan deri pürüzlenir, kırışır, canlılığını ve parlaklığını kaybeder. Su içmenin yanında deriyi nemlendirecek diğer ajanları (kremler gibi) da kullanmalıyız.
Güneş-solaryum hasarı: Güneşten gelen ultraviyole ışınlar ve çevreden gelen diğer ışınlar DNA hasarına yol açmaktadır. Ayrıca, bu ışınlar hücrelerdeki antioksidan, C ve E vitamini sevilerinin düşmesine yol açarak savunma sistemlerini bozmaktadır. Bunun sonunda deride güneş yaşlanması (fotoyaşlanma) denilen olay sonucunda kırışma, gevşeme ve kalınlaşmalar olmaktadır. Güneş ışınlarının her üç deri kanseriyle ilgili (bazal-yassı hücreli ve malign melanom) aktive edici etkisi bilinmektedir. Solaryum uygulamalarının da (UV ışınları yapay uygulaması) aynen aşırı güneşe maruz kalma gibi hücre hasarı ve deri kanserleriyle ilişkisi saptanmıştır.

Yazının Devamını Oku