Bülent Katarcı

Bülent Katarcı

bkatarci@hurriyet.com.tr

Evrimsel mirasımızı nasıl koruyabiliriz?

İNSANLIK uzayın derinliklerini araştırıyor, yapay zekâyı geliştiriyor, kuantum bilgisayarları konuşuyor. Ama hâlâ en büyük bilinmez, iki kulağımızın arasında taşıdığımız yaklaşık 1.5 kilogramlık organ: Beynimiz.

Haberin Devamı

Düşünüyoruz, seviyoruz, hatırlıyoruz, karar veriyoruz, hayal kuruyoruz.
Kısacası bizi ‘biz’ yapan her şey beynimizin eseri.
Üstelik bilim insanlarına göre, evrende şimdiye kadar keşfedilmiş en karmaşık yapı da yine insan beyni.
İstanbul Medipol Üniversitesi’nden Prof. Dr. M. Bülent Şerbetçioğlu’nun uzun yıllara dayanan çalışmaları, beynin yalnızca doğuştan sahip olduğumuz sabit bir organ olmadığını; yaşam boyunca kendini değiştirebilen, geliştirebilen ve yeniden şekillendirebilen olağanüstü bir sistem olduğunu ortaya koyuyor.
Prof. Dr. Şerbetçioğlu’nun özellikle nöroplastisite üzerine yaptığı değerlendirmeler, sağlıklı yaşlanmanın aslında çocuklukta başlayan uzun bir yolculuk olduğunu gösteriyor.

BEYİN YAŞLANMIYOR, BİZ ONU YAŞLANDIRIYORUZ
Uzun yıllar boyunca beynin belirli bir yaştan sonra gelişimini tamamladığı düşünülüyordu.
Bugün ise tam tersini biliyoruz.
Her yeni bilgi, her yeni arkadaşlık, öğrenilen her yabancı dil, çalınan her müzik aleti ve hatta ezberlenen her şarkı beynimizde yeni sinir bağlantıları oluşturuyor.
Bilim buna ‘nöroplastisite’ diyor.
Prof. Dr. M. Bülent Şerbetçioğlu’nun vurguladığı gibi, insan beyninin en büyük üstünlüğü de tam burada yatıyor.
Evrim boyunca bizi diğer canlılardan ayıran temel özellik yalnızca zekâmız değil, değişebilme ve uyum sağlayabilme kapasitemiz.

Haberin Devamı

ALZHEİMER BİR GÜNÜN HASTALIĞI DEĞİL
Toplumun en büyük yanılgılarından biri, Alzheimer’ın yaşlılıkta aniden ortaya çıkan bir hastalık olduğunu sanması.
Oysa araştırmalar bunun tam tersini söylüyor.
Prof. Dr. Şerbetçioğlu’nun dikkat çektiği bilimsel bulgulara göre, Alzheimer’a yol açan biyolojik süreçler, belirtiler başlamadan 15-20 yıl önce beyinde sessizce ilerlemeye başlıyor.
Yani, 70 yaşındaki bir demans hastasının hikâyesi çoğu zaman 50’li yaşlarda, hatta daha erken dönemlerde yazılmaya başlanmış oluyor.
Bu nedenle asıl mücadele hastalık ortaya çıktıktan sonra değil, çok daha önce başlamalı.

BEYNİ KORUYAN EN GÜÇLÜ İLAÇ REÇETESİZDİR
Peki beynimizi nasıl koruyabiliriz?
Aslında cevap şaşırtıcı derecede basit:
Yürümek, sosyalleşmek, yeni şeyler öğrenmek, şarkı söylemek, kitap okumak, merak etmek, Akdeniz tipi beslenmek, iyi uyumak, işitme kaybını ihmal etmemek, şeker hastalığını ve tansiyonu kontrol altında tutmak.
Prof. Dr. M. Bülent Şerbetçioğlu’nun aktardığı bilimsel çalışmalar, bunların her birinin beyindeki sinir ağlarını güçlendirdiğini ve bilişsel rezerv oluşturduğunu gösteriyor.
1986 yılında başlatılan ve bugün hâlâ dünyanın en önemli yaşlanma araştırmalarından biri kabul edilen ‘Rahibeler Çalışması’ da bunu doğruluyor.
Hayatları boyunca zihinsel olarak aktif kalan bazı rahibelerin beyinlerinde Alzheimer patolojisi bulunmasına rağmen, yaşamları boyunca bunama belirtileri göstermemeleri, beynin oluşturduğu bilişsel rezerv sayesinde açıklanıyor.

Haberin Devamı

ASIL TEHLİKE MODERN HAYAT
Belki de bugün beynimizin karşı karşıya olduğu en büyük tehdit yaşlanmak değil.
Hareketsizlik, işlenmiş gıdalar, kronik stres, insülin direnci, obezite, yalnızlaşma, ekran bağımlılığı.
Modern yaşam bize konfor sağladı, ama beynimizin milyonlarca yıllık evrimsel programı bu kadar hızlı değişime uyum sağlayamıyor.
Prof. Dr. Şerbetçioğlu’nun değerlendirmesine göre, nörodejeneratif hastalıkların önemli bir bölümü insan biyolojisi ile modern yaşam arasındaki bu uyumsuzluğun sonucu olabilir.

BEYİN DOSTU BİR YAŞAM MÜMKÜN
Bugün elimizde Alzheimer’ı tamamen durdurabilecek mucize bir ilaç yok.
Ancak elimizde çok daha güçlü bir araç var: Yaşam tarzımız.
Her gün atılan birkaç bin adım, yeni öğrenilen birkaç kelime, bir dostla içilen kahve, bir koroda söylenen şarkı, doğada yapılan yürüyüş, iyi bir kitap…
Bunların her biri beynimiz için yeni sinir yolları açıyor.
Son söz:
Hipokrat yüzyıllar önce, “Yürüyüş insanın en iyi ilacıdır” demişti.
Aradan 2 bin yıldan fazla zaman geçti.
Bugün modern nörobilim aynı cümleyi laboratuvarlarda yeniden doğruluyor.
Prof. Dr. M. Bülent Şerbetçioğlu’nun bilimsel çalışmaları bize çok önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Beynimiz kaderimiz değildir, ona nasıl davrandığımız kaderimizi belirler.
Belki de uzun ve sağlıklı bir yaşamın sırrı daha çok ilaçta değil, daha çok hareket etmekte, daha çok öğrenmekte, daha çok üretmekte ve daha çok insan kalabilmektedir.

Yazarın Tüm Yazıları