Diş eti kanaması ve alzheimer ilişkisi

AĞIZ-diş sağlığının genel sağlığımızı koruma ve sürdürmede çok ama çok büyük bir önemi var. İltihaplanmayı hızlandıran önemli problemlerden birinin de diş ve dişi çevreleyen dokuların iltihabi hastalıkları olduğu bilinen bir ayıbımız, önemli bir eksiğimiz. Çoğumuz diş sağlığımızı, daha da önemlisi bir bütün olarak ağız sağlığımızı yeteri kadar ciddiye almıyoruz. Bu konuda bakın dişhekimi Emre Aksu ne diyor?

Ülkemizde genellikle dişhekimine dayanılmaz düzeyde bir diş ağrısı olduğunda başvurulmaktadır. O döneme kadar çoğunlukla kişi ağrı kesiciler ve hatta antibiyotiklerle ağrısını gidermeye çalışmakta, artık kendi başına üretebileceği çözümleri tükettikten sonra dişhekimine son çare olarak gelmektedir. Bu nedenle, sorun diş çürüğü kaynaklı ise dişin canlı pulpa odasına kadar ulaştığından kanal tedavisi gibi kompleks tedaviler veya diş çekimi gibi o kadar uzun süredir hastaların çektiği ağrı nedeniyle tereddütsüz tercih ettiği seçenekden başka çıkar yol kalmamaktadır. Bir de erken yaşlardan itibaren daha yavaş ilerleyen, diş eti kanaması gibi daha az belirti veren ama bir noktadan sonra geri dönüşü olmayan diş eti problemleri ülkemizde sıklıkla rastlanan bir sorun olarak gözükmektedir. Hastalarımızdan sürekli şu yakınmayı duyarız: “Dişlerimde tek bir çürük yoktu, birden sallanmaya başladı, artık yemek bile yiyemiyorum ne yapabilirim?”

ASLINDA YILLARIN İHMALKARLIĞI
Bu noktaya aslında kişi yıllar içinde gelmiştir. Diş eti hastalığı dişi çevreleyen ve destekleyen dokuları etkileyen bir enfeksiyon hastalığıdır. Diş çevresi destek dokular; diş eti, diş kökü, çene kemiği ve dişin kökünü çene kemiğine bağlayan liflerdir ve bu yapı “periodonsiyum” adını alır. Enfeksiyonun sadece diş etini etkilediği durumlar “gingivitis” olarak isimlendirilir. Gingivitis kırmızı, şiş, parlak, yumuşak kıvamlı ve kolay kanayan diş eti ile kendini gösterir. Genellikle ağrısız seyrettiği için belirtileri hasta tarafından zor fark edilir. Bu durumu önemseyip dişhekimine başvurup detertraj (diş üzerinde yapışık diş taşlarının ve yumuşak bakteri plaklarının uzaklaştırma işlemi) yaptırması sonrasında da evde gerçekleştireceği diş bakımını uygun ve düzenli bir şekilde yapması, sonrasında da detertraj işlemini 6 ayda bir yapması gerekmektedir. Böyle yapılmadığı takdirde enfeksiyon yıllar içinde ilerleyerek yalnız diş eti ile sınırlı kalmaz, dişi çevreleyen destek dokulara da yayılır. Artık şimdi tablo “periodontitis” olarak adlandırılan diş etinde kanama, kırmızı veya mavimsi-morumsu renk değişikliği, diş eti çekilmesi, diş eti büyümesi, dişlerde yer değiştirme, aralanma, uzama, sallanma, apse oluşumu, hassasiyetle kendini gösteren hale gelmiştir. Bu noktadan sonra eski sağlıklı diş etine geri dönüş çok zor ve pek çok vakada imkansızdır. Halen yapılabilecek periodontal cerrahi operasyonlar ve ileri periodontal tedavi imkanları vardır ama olay tüm dişleri kapsamışsa çoğunlukla yaygın diş kayıplarıyla sonuçlanır.

DİĞER HASTALIKLARLA BAĞLANTILI
Ne yazık ki, diş eti hastalıklarının sonucu yalnız dişlerin kaybedilmesi değildir. Diş eti enfeksiyonlarının sistemik pek çok etkisi de vardır. Diş eti iltihabı ve buna bağlı gelişen bağışıklık yanıtının organları etkilemesiyle ilgili ilk mekanizma diş etindeki mikropların organlarda doğrudan çoğalması olarak tanımlanabilir. Yani diş etlerinden kaynaklanan tüm mikrobiyal organizmalar ve ürünleri dolaşım yoluyla vücutta gezinebilir. “Sepsis” ya da “septisemi” olarak açıklanan bu mekanizma kanda bakteri varlığıyla kendisini belli eder. İkinci mekanizma ise diş eti iltihabı sonucu oluşan mikropların sebep olduğu sistemik enflamasyondur. Diş eti rahatsızlıklarıyla şeker hastalığı, kalp hastalıkları, gebelik komplikasyonları ve romatoid artrit gibi diğer hastalıklar arasında ilişki olduğuna dair kanıtlar giderek artmaktadır. Diş etinde meydana gelen enflamasyonun akciğer hastalıkları, bağırsak hastalıkları ve kronik böbrek hastalığı için risk faktörü olduğunu gösteren çalışmalar vardır. Son yapılan çalışmalar diş eti iltihabı ile alzheimer arasında ilişki olabileceğine de dikkat çekmektedir. Alzheimer hastası veya şüphesi taşıyan canlı veya ölmüş hastalardan alınan beyin dokusu, omurilik sıvısı ve tükürük örneklerini inceleyen bilim insanları ilgi çekici sonuçlara ulaştı.

YÜZDE 70 ORANINDA DAHA FAZLA
Science Advances Dergisi’nde yayımlanan bir çalışma kronik diş eti iltihabına yol açan “porphyromonas gingivalis” adlı bakterinin alzheimer hastalarının beyninde hasta olmayanlara göre daha yüksek seviyelerde görüldüğünü ortaya çıkardı. Hastalığın nedeninin belirlenmesi üzerine yapılan araştırmalar, tedavisini sağlayabilmek açısından büyük önem taşıyor. Bu bakteriyel enfeksiyonu temizlemek ve beynin bozulmasını önlemek için bir ilaç üzerinde çalışılıyor. Diş eti iltihabına neden olan bakterinin beyni nasıl etkilediği henüz bilinmiyor. Diş eti iltihabına yol açan bakteri ve bunların salgıladığı zararlı proteinler alzheimera yol açmak yerine onun sonucu da olabilirler. Bu konuda Tayvan’da yapılan bir başka araştırmada 10 yıl veya daha uzun süreli kronik diş eti hastalığı olanların alzheimer olma ihtimalinin yüzde 70 daha fazla olduğu görülmüştür. Bütün bunlardan kurtulmanın aslında çok kolay olduğunu belirtmek isterim. Günde iki kere hekiminizin önerdiği gibi diş bakımını gerçekleştirin ve 6 ayda bir diş hekiminize diş ve diş eti sağlığını için muayene olmayı ihmal etmeyin. Sağlıkla kalın.

X