Buğra Adil Buyrukcu

Unutkanlığınız varsa, bu besinleri bol bol tüketin

5 Nisan 2021
Günlük yaşantınızda birçok şeyi unuttuğunuzu fark ediyor musunuz? Yoğun çalışma temposu, ailesel sorunlar ve gelecek kaygısı gibi faktörler, hafızanızı olumsuz etkileyerek unutkanlığa neden olabiliyor. Her yaşta ortaya çıkabilen unutkanlık ile baş edebilmek ve bilişsel fonksiyonlarınızı artırabilmek için ise öncelikle beslenmenize çok dikkat etmeniz gerekiyor.

Günümüzün zorlu şartlarında birçok kişi, gün içerisinde unutkanlıktan şikayet etmeye başladı. "Unutkanlık hastalığı nedir?" sorusuyla ise son zamanlarda oldukça fazla karşılaşmaktayız. Çünkü unutkanlık, insanların günlük yaşamını ve iş hayatını olumsuz etkileyebilen önemli bir sorundur. Modern çağın yaşam koşulları, pandeminin getirdiği endişe, hareketsizlik, asosyal yaşam, iş stresi, sağlıksız beslenme, düzensiz uyku, bilgisayar ve akıllı telefonların sık kullanılması insanların unutkanlık yaşamasının nedenleri arasındadır. Eğer unutkanlığınız yaşam kalitenizi olumsuz etkilemeye başladıysa ciddiye alınmalı ve tedavisinin ihmal edilmeden yapılması gerekmektedir.

Sağlıksız beslenme unutkanlığa neden olur

Unutkanlık, toplumda yaşlılık döneminin bir işareti olarak kabul edilir. Ancak günümüzde çocuklar ve gençler dahil olmak üzere her yaştan kesimde unutkanlığa rastlanılmaktadır. Kişilerin belleklerini güçlü tutup, unutkanlık hastalığından uzak kalması mümkündür. Bu yolda en önemli adım, sağlıklı beslenmeye geçilmesidir. Çünkü sağlıksız beslenme ve vitamin eksikliği, sinir sistemini olumsuz etkiler. Özellikle de vücut tarafından üretilemeyen B12 ve D vitamini eksikliği yaşayan kişilerde unutma hastalığıyla karşılaşılır. Beyin fonksiyonlarını sağlıklı şekilde çalıştıran gıdaları tüketen kişilerin ise unutkanlık hastalığına yakalanma riski oldukça düşüktür.

Nöropsikolojik hastalıklara dikkat

Yazının Devamını Oku

Toksik maddeler vücuttan nasıl atılır?

15 Şubat 2021
Sabah yorgun uyanıyor, gün boyu halsizliğiniz devam ediyorsa, unutkanlığınız varsa ve kendinizi stres altında hissediyorsanız, sebepsiz yere kilo alıyorsanız, o zaman dikkat! Çünkü, vücudunuzda toksik ve artık maddeler birikmiş olabilir. Vücutta çoğalan bu toksik maddeler, günlük hayatınızı olumsuz etkilemenin yanı sıra nörolojik rahatsızlıklardan kısırlığa, obeziteden romatizmal hastalıklara kadar birçok ciddi sağlık sorununun oluşmasının nedenleri arasında da gösterilmektedir.

Toksinler ve artık maddeler, çevresel faktörler ile gün içerisinde tükettiğimiz besinlerle vücudunuzda birikmeye başlar. Toksik maddeler, karaciğer, bağırsaklar, damarlar, lenf bezleri, tükürük bezler ve akciğerlerde sıklıkla birikir, önlem alınmadığı takdirde ise ciddi sağlık sorunlarına zemin hazır. Vücudumuza ağız, solunum ve deri yoluyla giren ağır metaller, genellikle doğal yollarla atılamaz. Böbrek, karaciğer, bağırsak, akciğer ve ter gibi boşaltım sistemiyle atılamayan ağır metallerin vücutta birikmesi ve yüksek doza ulaşması halinde ise çok ciddi hastalıklar ortaya çıkar.

Bu belirtilere dikkat!

Sabah yorgun uyanıyor, gün boyu uyuma isteği duyuyorsanız, kendinizi sürekli halsiz hissediyorsanız, unutkanlığınız ve halsizliğiniz varsa, hayattan zevk alamıyorsanız, baş-boyun ve sırt ağrılarınız geçmiyorsa, cinsel istek ve performans azalma durumu varsa, tansiyon ve şekeriniz yüksekse, kabızlık ile hazımsızlık çekiyorsanız ve bu şikayetlerin altta yatan tıbbi nedeni bulunamıyorsa, asıl sorun toksik ve artık maddeler olabilir. Bazı kişiler, toksinlerden dolayı kilo aldıklarının farkına varmaz. Gün içerisinde yorgunluğu gidermek için kahve, çay ve çikolata gibi besinler tüketilir. Ancak bu besinlerin aşırı tüketilmesi de toksini artırır. Vücudumuzda toksinlerin artması aynı zamanda bağışıklık sisteminin de zayıflamasına neden olur. Cilt kusurlarının temeli de yine toksinlerdir. Karaciğerde biriken toksinler, sivilce ve aknelere neden olur. Ayrıca cildin elastik özelliğini kaybettirerek, yaşlanma ve kırışmayı hızlandırır.

Mücadeleye mutfaktan başlayın

Uzun ve sağlıklı yaşamın sırrı, dengeli beslenmekten geçer. Bu nedenle toksinlerle gireceğiniz mücadeleye önce mutfağınızda yapacağınız değişiklikler başlamalısınız. Toksin ve ağır metaller, vücudunuza en çok yedikleriniz ve içtiklerinizle girer. Bu nedenle mutfakta yapacağımız birkaç değişikle bunun önüne geçilebilirsiniz. Mutfağınızda öncelikle kullanmaktan vazgeçmeniz gereken 5 temel ürün var.

Yemek yaparken sıklıkla kullandığınız yapışmaz tavalar yerine dökme demir veya emaye dökme demir tavalar, kullanmaya özen göstermelisiniz. Yemeklerinizi saklamak için plastik kaplar yerine cam kaplar kullanın. Kanola veya bitkisel yağlar yerine Hindistan cevizi, avokado veya sızma zeytinyağı tüketin. İşlenmiş beyaz şeker yerine organik Hindistan cevizi şekeri, kahverengi şeker, bal veya agave şurubu tercin edin. Kimyasal bulaşık sabunu ve temizleyiciler yerine ise doğal temizlik ürünleri kullanın. Mutfakta alınacak tedbirlerin yanı sıra vücudumuzdaki ağır metal ve toksinlerden kurtulmak için detoks, akupunktur ve hacamat tedavisi gibi tamamlayıcı tıp yöntemlerine de başvurulabilirsiniz.

Vücuttan toksin atmaya yarayan besinler

Maydanoz

Yazının Devamını Oku

Hangi besinler tok tutar? Düşük kalorili ve sağlıklı atıştırmalıklar

8 Şubat 2021
Pandemi nedeniyle evlerimizde çok fazla vakit geçirmeye devam ediyoruz. Bu süreçte her zamankinden daha fazla kilo alma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Hepimiz gün içerisinde veya akşam evde vakit geçirirken, atıştırmak için bir şeyler arıyoruz. Ara öğün hakkınız dolduğunda da atıştırmalık isteğinizi durduramadığınız zaman ise kilo almaya başlıyorsunuz. Bu durumu engellemek ve kilo almamak için, düşük kalorili sağlıklı atıştırmalıklara yönelmeniz gerekiyor. Peki, bu atıştırmalıklar nelerdir? Hangi besinler tok tutar?

Pandemi nedeniyle evde daha sık vakit geçirdiğiniz için, sizin de mutfakla olan ilişkiniz değişmiş olabilir. Sokağa çıkma yasağı ve saat sınırlamaları ise hala hayatımızda olmaya devam ediyor. Birçok kişi bu dönemde iştahının ve atıştırma isteğinin arttığını söylüyor. Doğal olarak yüksek kalorili ve yağ içeren atıştırmalıkların sık tüketimi de tartıyla ve aynalarla aranızın bozulmasına neden oluyor. Hepimiz gün içerisinde veya akşam evde vakit geçirirken, atıştırmak için bir şeyler arıyoruz. Sınırsızca yiyip, hiç kilo almamayı istiyoruz ama maalesef yediklerimiz bize kilo olarak geri dönüyor. Özellikle sağlıksız atıştırmalıklar, vücudumuzda yağ olarak depolanıyor ve kilo almamıza neden oluyor. Özellikle pandemi döneminde fit kalabilmeniz ve mevcut kilonuzu koruyabilmeniz açısından sağlıklı atıştırmalıklara yönelmeniz gerekiyor. Ancak sağlıklı ve düşük kalorili olsalar da bu besinlerin de kalori içerdiğini unutmamalı ve tüketirken de porsiyonlarınıza dikkat etmeyi ihmal etmemelisiniz.

Sağlıklı ara öğünler nasıl olmalı?

Ara öğünlerde alınabilecek kalori miktarı kişinin vücut ağırlığına, sağlık durumuna hatta gün içerisinde yaktığı kalori miktarına göre değişiklik gösterebilir. Ancak ara öğün hakkınız dolduğunda hala bir şeyler atıştırmak istiyorsanız, sağlığınız ve kilonuz açısından en mantıklısı, 100 kalorinin altında olan atıştırmalıklara yönelmenizdir. Bu atıştırmalıkları evinizde rahatlıkla hazırlayabilir, porsiyonlarına dikkat ederek tükettiğinizde ise kilo kontrolünüzü sağlayabilirsiniz.

Yulaf ezmesi ve çilek

Lif yönünden zengin birkaç kaşık yulaf ezmesinin üzerine birkaç tane çilek ve yarım bardak süt ekleyerek, doyurucu bir ara öğün yapabilirsiniz. Çilek, vücudu zararlı toksinlerden arındırmaya yardımcı olduğu gibi vitamin ve antioksidan bakımından da güçlü bir meyvedir.

Tarçınlı Yoğurt

Ara öğünlerde birkaç kaşık tarçın serpiştirilmiş yoğurt yiyerek, hem vücudunuz için gerekli kalsiyumu alabilir hem de kan şekerinizi dengeleyerek açlık hissini bastırabilirsiniz. Özellikle geceleri çok acıkıyorsanız, yatmadan önce bir kase tarçınlı yoğurt tüketebilirsiniz. Tarçınlı yoğurt, tokluk hissi verdiği içinde kilo almanızı da engeller.

Yazının Devamını Oku

Kansere karşı savaşan besinler

1 Şubat 2021
Çağımızın en sık görülen hastalıklarından biri olan kanser, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de giderek artıyor. Türkiye'de her yıl 160 bin kişiye kanser tanısı koyuluyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) raporlarına göre; önümüzdeki yıllarda her 5 kişiden biri kansere yakalanma riski taşıyor. Sağlıklı beslenmek, fazla kilolardan kurtulmak ve hareketli bir yaşam sürmek ise kanser riskini yüzde 30-35 oranında azaltabiliyor. Soğan, sarımsak, brokoli, zeytinyağı, çekirdekli siyah üzüm, zerdeçal gibi daha birçok besin de bu hastalıktan korunmada bizlere yardımcı oluyor.

İsmi geçtiği zaman bile insanları tedirgin eden kanser hastalığı, çağımızın en ciddi sağlık sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre kanser vakaları dünya çapında artış gösteriyor ve önlem alınmazsa önümüzdeki 20 yıl içinde kanserli hasta sayısı yüzde 60 oranında artabileceği öngörülüyor. DSÖ'nün diğer bir çarpıcı verisi ise önümüzdeki yıllarda dünyada 75 yaşın altındaki her beş kişiden birinin herhangi bir kanser türünden etkileneceği.

Türkiye’de ise her yıl 160 bin kişiye kanser tanısı koyuluyor. TÜİK’in paylaştığı verilere göre, Türkiye'de kanser kaynaklı ölümler, önemli bir yer tutuyor. 2018 yılında Türkiye’de gerçekleşen ölümlerin yüzde 19,7’si iyi ve kötü huylu tümör yani kanser kaynaklı. Teknoloji ve bilimin gelişmesiyle birlikte erken teşhis ve tedavideki yenilikler, bu korkutucu hastalığın tedavi edilmesine olanak sağlıyor. Kişilerin yaşam şeklinde yapacağı olumlu değişiklikler ise kanserden korunmada önemli rol oynuyor.

Kansere neden olan faktörler
Kanser hastalığı için risk faktörleri yaşam şekillerine, yaşa, cinsiyete ve aile öykülerine bağlı olarak değişiklik gösteriyor. Bir başka risk grubu ise çevresel faktörler. Bu hastalıkla mücadelede genetik faktörleri değiştiremezsek de çevresel faktörleri değiştirerek, kansere yakalanma riskinizi azaltmak mümkün. Kansere neden olan belirgin faktörler arasında ise şunlar yer alır:

-Ailevi yatkınlık
-Hormonal nedenler

Yazının Devamını Oku

Yıllara meydan okuyan beslenme ipuçları

25 Ocak 2021
Yaş almayla birlikte yüzümüzdeki kırışıklıklar artar ve cildimiz geçen yıllarla birlikte canlılığını da kaybetmeye başlar. Çevresel etkiler ve genetik özellikler gibi çeşitli faktörler, cilt yaşlanmasının başlıca nedenleri arasında yer alsa da yanlış beslenme alışkanlıklarımız da cilt sağlığımızı olumsuz etkiler. Ancak beslenme listenize ekleyeceğiniz bazı gıdalarla, yıllara meydan okuyabilir, cildinizin daha sağlıklı ve daha genç görünmesine destek olabilirsiniz.

Daha sağlıklı, daha parlak ve canlı bir cilde sahip olmak için kremler kullanıyor, losyonlar sürüyoruz. Günümüz teknolojisinde güzellik sektöründe kullanılan yöntemler de çok gelişti. Birçok uygulamayla kırışıklıklarımızdan kurtuluyor, cildimizde daha sağlıklı bir görünüm elde edebiliyoruz. Ancak tüm bunların yanında cilt sağlığımız için çok önemli bir ayrıntıyı her zaman atlıyoruz. Kozmetik işlemler, losyonlar ve kremler cildinizi dışarıdan daha genç gösteriyor. Ancak yaşımız ilerledikçe cildimizi içeriden de güçlendirmek gerekiyor. Bunu yapabilmek için de cilt sağlığını koruyan besinleri düzenli tüketmeli, beslenme alışkanlıklarınızı değiştirmelisiniz.

Beslenme alışkanlığınızı değiştirin

Cildimizin yaşlanmasını geciktirmek ve yıllara meydan okuyabilmek için öncelikle besleme alışkanlıklarınızda değişiklik yapmamız gerekiyor. Vitamin, omega-3 ve antioksidan gibi içeriklere sahip olan besinler, cilt yaşlanmasını ve kırışıklık oluşumunu geciktirerek, daha sağlıklı bir yaşam sürmenize de destek olacaktır. İşte size yıllara meydan okumanızı sağlayacak beslenme ipuçları...

-Sağlıklı bir cilde sahip olmanın en önemli kurallarından biri bolca su tüketmektir. Günde 2-3 litre arasında su tüketmeye özen gösterin.

-Yağ ve şekeri tüketimini sınırlayın.

-Gün içerisinde kahve ve çay tüketimini azaltın. Siyah çayı yerine yeşil çayı tercih edebilirsiniz. Yeşil çay, cilt sağlığınıza oldukça yararlıdır.

-En az derecede işlenmiş meyveler, sebzeler, tam tahıllar, baklagiller, yağsız süt ve süt ürünleri ile yağsız et tüketin.

-Bol miktarda taze sebze ve meyve yemeyi ihmal etmeyin.

Yazının Devamını Oku

Kalbiniz için sağlıklı beslenin

18 Ocak 2021
Kalp ve damar sağlığını korumaya yönelik beslenme alışkanlığını genç yaşlarda kazanmak, ilerleyen yaş döneminiz için yapacağınız en değerli yatırım olacaktır. Çünkü sağlıklı, uzun ve kaliteli bir yaşam sürebilmenin yolu, kalp sağlığını korumaktan geçer.

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hastalıklara bağlı ölüm nedenlerinin ilk sırasında kalp ve damar hastalıkları yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) verilerine göre, dünyada her yıl 18 milyon kişi, kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor. Dünya Kalp Federasyonu’nun yayınladığı rapora göre, 2030 yılında kalp hastalıklarından ölen kişi sayısının 23 milyona çıkacağı öngörülüyor. Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre ise Türkiye'deki ölümlerin yüzde 86'sından kalp ve damar hastalıkları sorumlu. Türkiye’deki tüm yaş grupları değerlendirmesinde her iki ölümden birinin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığının belirlenmesi, tablonun ne kadar korkutucu olduğunu gözler önüne seriyor.

Kalp hastaları Covid-19'u ağır geçiriyorYeni tip koronavirüsün kalp hastaları üzerine etkileri hala araştırılıyor. Ancak mevcut bilgiler, kalp ve damar hastalığı olanlarda Covid-19'un daha ağır seyrettiğini ve daha ölümcül etkiye sahip olduğunu gösteriyor.

Kalp hastalıklarına neden olan faktörler-Sağlıksız beslenme
-Aşırı tuzlu yiyecek tüketimi
-Hareketsiz yaşam
-Yüksek tansiyon
-Tütün ve alkol tüketimi

Yazının Devamını Oku

Kolajenle gelen sağlık

11 Ocak 2021
Sağlığımız açısından çok önemli bir yere sahip olan kolajen proteini, bizi hastalıklara karşı koruyor, cildi gençleştiriyor ve kemiklerimizi güçlendiriyor. Vücudumuzun doğal olarak ürettiği ancak yaşlanmayla birlikte üretimi azalan kolajen, günümüzde gıda takviyesi olarak da alınabiliyor. Yapılan klinik çalışmalar da kolajen hidrolizatının ağız yoluyla tüketilmesinin sağlık açısından olumlu etkileri olduğunu destekliyor.

Vücudumuzda bulunan en önemli proteinlerden biri olan kolajen; cilt, kemik ve eklem sağlığımız için önemli bir rol üstlenir. Kolajen, vücudumuzdaki proteinlerin yaklaşık yüzde 25’lik kısmını da oluşturur. Yaşadığımız süre içinde vücudumuz doğal olarak kolajen üretir ancak yaşlandıkça bu üretim azalır. Vücudumuzdaki tüm doku ve organlar için gerekli olan ve hastalıklara karşı kalkan görevi üstlenen kolajen, günümüzde kemik ve cilt sağlığımızı korumak anlamında önemli bir yere sahiptir. Kolajen proteininin 16 tipi bulunmaktadır. Ancak vücudumuz için özellikle 4 tipi çok önemlidir. Vücuttaki kolajenin yüzde 90'ı Tip 1 kolajendir. Organlar, bağlar, tendonlar ve ciltte bulunan tip 1 kolajen, kemikleri destekler, cilde gerginlik ve elastikiyet verir, dokuları bir arada tutar ve yaraların iyileşmesini sağlar. Tip 2 kolajen ise eklemlerde ve elastik yapılı kıkırdaklarda yer alır. Özellikle spor yapanlarda eklem ve kıkırdak harabiyetine karşı Tip 2 kolajenin yeterli olması gerekir. Tip 3 kolajen, kalp ve kan damarları ile kan dokusunu oluşturmada önemli rol oynar. Tip 10 kolajen ise eklem kıkırdakları ile yeni kemiklerin oluşumunda görev alır. Kemik kırıklarının onarımı için önemli bir proteindir. Bu özellikleri nedeniyle kolajen ile ilgili birçok bilimsel araştırmada yapılmıştır.

Kolajeni azaltan nedenler

Yaşlanma, sigara-alkol tüketimi, vücuttaki oksijen azlığı, beslenme yetersizlikleri ile güneş ve diğer dış etkenler nedeniyle 20’li yaşların ortalarından itibaren vücutta kolajen sentezi azalır. Kolajen kaybı sonucunda deri esnekliğini, parlaklığını ve yumuşaklığını kaybeder, donuklaşır, kırışır ve kahverengi lekeler başta olmak üzere renk değişiklikleri oluşur. Bunun sonucunda deride sarkmalar ve kırışıklıklar meydana gelir. Vücutta kolajen sentezinin azalmasıyla birlikte ayrıca bağlar, dokular ve kıkırdaklar esnekliğini kaybetmeye başlar. Bunun sonucunda ise osteoporoz ve romatizma başta olmak üzere çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Günümüzde kemik ve eklem sorunlarıyla mücadelede kolajen hidrolizatı yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Günlük 10 gram kolajen

Yapılan klinik çalışmalara göre kolajen hidrolizatın olumlu etkilerinden faydalanmak içinse düzenli ve önerilen kullanım dozu miktarında tüketmek gerekmektedir. Araştırmalara göre önerilen günlük doz, 10 gram olarak belirtilmiştir. Belirlenen bu miktarda kolajen hidrolizat alımının eklem, kemik ve cilt sağlığı üzerinde yararlı etkileri olduğu tespit edilmiştir.

Cilt kusurlarında iyileşme sağlıyor

Kolajen hidrolizatının besin yoluyla alınmasının faydaları hakkında yapılan bir araştırmada, günlük oral yolla kolajen hidrolizat alımı sonrası UV-B ışınlarından zarar görmüş olan deri üzerindeki etkisi incelenmiş ve zararlı güneş ışınları ile foto-yaşlanmaya bağlı olarak oluşan cilt kusurlarında iyileşme sağlamasının yanı sıra derinin su tutma kapasitesinin arttığı ortaya koyulmuştur. Diğer klinik çalışmada ise besin yoluyla kolajen hidrolizatı alan kadınların ciltlerinin su tutma kapasitesinin, kolajen hidrolizatı tüketmeyenlere oranla arttığı gözlenmiştir.

Kemik gelişimine yardımcı oluyor

Yazının Devamını Oku

Koronavirüs sürecinde talep arttı… ‘Udi hindi’ nelere faydalı?

4 Ocak 2021
Geleneksel Hint tıbbında yüzyıllardır kullanılan ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine destek olan udi hindi, vücuttan mikropların atılmasını sağlayan özelliğiyle de dikkat çeken bitkilerden biridir. İçeriğinde udi hindi tozu, saf zeytinyağı, bal, zencefil, tarçın ve limon kullanılarak hazırlanan udi hindi yağı ise vücut direncinin artırılmasında oldukça etkilidir.

Koronavirüs ve üst solunum yolu hastalıklarından korunmak için güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmamız gerekir. Doğal ve bitkisel ürünler de vücut direncimizi artırmada en önemli silahlarımızdan biridir. Geleneksel Hint tıbbında sıkça kullanılan udi hindi bitkisi, adı fazla bilinmese de özellikle mikrop arındırıcı özelliği nedeniyle ciddi bir bağışıklık sistemi güçlendiricisidir. Özellikle Hindistan ve Malaya adalarında sıkça karşılaşılan udi hindi ağacı, Asya ülkelerinin birçoğunda yetişir. Udi hindi ağacı, mevsim geçişlerinden etkilenmez ve yapraklarını dökmez. Bitkinin diğer adı ise öd ağacıdır. Günümüzde modern tıpta da kullanmaya başlanan udi hindi bitkisi, doğru ve düzenli tüketilmesi durumunda bağışıklık sisteminin güçlenmesine, vücuttan mikropların atılmasına ve birçok hastalığın tedavi sürecinin hızlanmasına destek olur. Udi hindi, diğer bitkilerden biraz farklı olarak daha çok yağ ve toz halinde tüketilir.

Udi hindinin faydaları

Vücut direncini arttırır: Bal ve zencefil ile birlikte karıştırılıp, tüketilmesi durumunda, vücut direncini artırmaktadır.

Enfeksiyonlara karşı faydalıdır: Özellikle toz haline getirilmiş udi hindi bitkisi, balla karıştırılarak tüketilmesi halinde antibiyotik özelliği kazanır.


Vücuttan mikropların atılmasını sağlar: Antioksidan özelliğine de sahip olan udi hindi, düzenli bir şekilde kullanılması halinde vücuttan mikropların atılmasında oldukça yararlıdır.

Yazının Devamını Oku