‘Sevgililer Günü’nüz geçmiş olsun

Hayatımdaki ilk sevgililer günü kartımı (ortasına ok saplanmış, şapır şupur kırmızı kanların aktığı 1 kalp çiziktirilmiş) Thomas’tan aldığımda mutluluktan gözlerim dolmuş, ağlamıyorum gözüme toz kaçtı numarasına başvurmuş, içten içe de görüyor musun bak, elalemin oğullarında ne numaralar var, aşklarını çarşafmış gibi balkonlara cesurca sersinler diye sevgililer günü kisvesi altında ne centilmence günler uydurmuşlar diye hayıflanmıştım.

Haberin Devamı

Sonra da adımı bir türlü telaffuz edemeyen, bana çoğunlukla “Dey Dey”, bazen “Dijey” yer yer ne hikmetse “Vijey” diye seslenen (olsun, desindi, önemli olan sevgisiydi) kırmızı topaç yanaklı, saman saçlı, mavi ve ürkek bakışlı Tomi Taka’yı (Thomas’ın lakabı buydu) kucağıma alıp tavana kadar hoplatıp, zıplatmıştım.

‘Sevgililer Günü’nüz geçmiş olsun

Thomas 3 yaşındaydı. Ben 18.
Sevgililer günü kartını, favori çizgi filminin kahramanı Postacı Pat’e ulaştıramayacağı için kart, bana kısmet olmuştu. Thomas İngiltere’de evlerinde kaldığım ailenin oğluydu. Ve maalesef ondan aldığım bu ilk kart, aynı zamanda sevgililer gününde aldığım son kart da oldu.
Bir daha bu kadar sentimental birine denk gelmedim.

Haberin Devamı


Neyse O zamanlar İzmir’de bırak sevgililer gününü kutlamayı böyle bir günün varlığından bile haberimiz yoktu.
Hatta demiştim ki kendi kendime, memlekete dönüşte toplarım en başta şıpsevdi ve romantikler olmak üzere bütün kızları tek tek, Meg Ryan ve Billy Crystal’lı bir romantik komedi film tadında ballandıra abarta, anlatırım sevgililer günü ne demek?


Fakat gel gör ki ben dönene kadar bir de baktım ki, sevgililer günü bütün o cafcaflı kıpkırmızılığıyla bizim ülkenin sınırlarını aşıp, derelerinden taşmış, dağ başlarına alev alev yayılmış. Neredeyse 1 yağlı güreş, 1 yerli malı haftası gelenekselliğine ulaşıp, kanıksanmış.


Hikayemin kursağımda kalmasını geçtim; mahallemizin Saniye’anım teyzesi bile 53 yıllık kocası Hikmet bey amca sevgililer gününde kalp şeklinde bir yastık almayı bırak, bir öpücüğü bile çok gördü diye küskünleşip, mahsunlaşmış.


Bakma öyle trafik lambası gibi kırmızı kırmızı ve saf saf parıldamasına, kimbilir bu 14 şubat dediğin gün ne beklentiler doğurmuş, ne yuvalar yıkmış, ne aşkları bir kalemde sonlandırmıştır.
Psikologlar demiş ki; “Aman aman siz sevgilisi olmayan garibanlar, sakın ola, bu günü yalnız geçirmeyin. Eş, dost, akraba sarsın sizi, kamufle edin kendinizi!”

Haberin Devamı


Şükürler olsun bir İsveç, bir Norveç değiliz. Bizde eş dost akrabadan bol bir şey yok.
O yüzden sevgililer günü bu topraklarda en yalnızlara bile vız gelip tırıs gider. Bak yine laf uzadı. Niyetim sevgililer gününü bahane edip, sana enteresan bir aşk hikayesi anlatmaktı. Yine yerim azaldı.

 

EN TUHAF AŞK HİKAYESİ
Kız komşusunu bıçaklayıp yaralamış, oğlanın işlediği suçlar çok daha karışık. İkisi de cezaevinde ve tanışmıyorlar. Kızın koğuş arkadaşı diyor ki, “Tam senin kafada birini tanıyorum. O da cezaevinde, dilerseniz mektuplaşın.”
Başlıyorlar mektuplaşmaya. Mektuplarla birbirlerini hiç görmeden aşık oluyorlar. Derken kız çıkıyor hapisten. Oğlanı ziyaret ediyor. İlk yüzyüze karşılaşma. Oğlan bayılıyor kıza... Artık nasıl beceriyorsa cezaevinden kaçıyor. İkisi birlikte Ege’nin binbir ilçesinde yer değiştirerek aylarca saklana kaça yaşıyor. Bonnie ve Clyde misali.

Haberin Devamı


Sonra yakalanıyorlar. Oğlanın cezası katlandıkça katlanıyor. Sen de 30, ben diyeyim 40 yıl.
Film değil, gerçek. 90’ların sonları. Sonra beni aradılar. “Biz Bergama Cezaevi’nde evleniyoruz, nikah şahidimiz olur musunuz acaba” diye. İkisini de tanımıyorum ama o yıllarda yaptığım televizyon programında beni görüp beğenmişler, benden iyi bir şahit olacağına kanaat getirmişler.
Onları kırmadım. Diğer mahkumlar eşliğinde, telli duvaklı bir tören yapıldı o gün cezaevinde. Sonra kıza sordum. Belki de cezaevinden hiç çıkamayacak biriyle nasıl oluyor da evleniyorsun diye.
“E aşk” dedi kız bana. AŞK.
Adlarını vermek istemedim. Dünya hali. Kimbilir sonrasında hikaye nasıl gelişti? Çünkü izlerini kaybettim. Duyan bilen varsa, haber etsin bana.

 

Haberin Devamı

ÇİFTLERE VE YALNIZA ÖNERİLER
Kitap: Tüketilmiş - David Cronenberg (Evet ünlü yönetmenin ilk romanı)
Film: Başrollerini Meryl Streep ve Hugh Grant’in oynadığı “Florence Foster Jenkins”
Sergi: Arkas Sanat Merkezi’nde “Işığın Ustaları” sergisi. 31 Mart’a kadar sürüyor. Methini çok duydum. Hala gidemedim, bu haftaki hedefim.
Gezi: Spil Dağı Milli Parkı’nda yürüyüş.
Yemek: Yürürken verdiğin kiloları derhal geri almak için Manisa’da sessiz sakin ara bir sokakta yer alan Sevinç Hanım’ın işletip, pişirdiği küçücük “Çakır’ın Yeri”ni bul. Kokoreç ve köftesini yerken kaptırıp, parmaklarını yiyebilirsin. Dikkatli ol!

Yazarın Tüm Yazıları