GeriBarbaros Tapan Türk mutfağı favorim
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türk mutfağı favorim

Başrolünde Alicia Vikander’in yer aldığı “Tomb Raider” filmi 16 Mart’ta vizyona girecek. Filmde Lara Croft’u canlandıran oyuncu, Barbaros Tapan’la Los Angeles’ta bir araya geldi, hem filmle hem de kariyeriyle ilgili merak edilen soruları yanıtladı.

◊ Filmi izlerken gözlerimi sizden alamadım desem... Merak ediyorum, çekimlerde “Vücudum artık bu kadarını da kaldıramaz dediğiniz bir an oldu mu?

- Evet, birkaç kez oldu... Bildiğiniz gibi dans geçmişim var.

Çocuk yaştan beri fiziksel eğitimden geçmiş biriyim. Aynı şekilde çocukluktan itibaren büyük aksiyon filmlerine karşı merakım vardı.

◊ “Acaba büyük bir aksiyon filminin ana kahramanı olmak nasıl bir şey” mi diyordunuz?

- Aynen... Bizim işimizin en güzel yanı ya da avantajlarından bir tanesi, birilerinin gelip “Önümüzdeki 3-5 ay senin işin oynayacağın karaktere hazırlanmak” demesi.

Hazırlıktan kastettiğim bir dil öğrenmek olabilir, yeni bir kültür öğrenmek, yeni bir meslek, enstrüman çalmak ya da bu filmdeki gibi fiziksel bir hazırlık olabilir.

◊ Neler yaptınız bu projeye hazırlanırken?

- Çok geniş ve çeşitli bir program hazırlandı.

Çok fazla ağırlık çalıştım. Onun yanı sıra karma dövüş sanatları eğitimi aldım.

Boks yaptım, yüzdüm, dağa tırmandım...

Vücudum şimdiye kadar hiç hissetmediğim kadar acı ve ağrı yaşadı ama her dakikasından zevk aldım.

Türk mutfağı favorim

O SAHNE SONRASI YARI BAYGINDIM

◊ Hangi sahnede en yüksek adrenalini yaşadınız?

- Suyun içinde uçuruma doğru sürüklendiğim sahne fiziksel olarak en zorlandığım sahneydi. Ama filmin başında Lara’nın ringe çıktığı sahne en korktuğum sahneydi.

◊ Suda sürüklendiğiniz sahnede yönetmeniniz çok üşüdüğünüzü söyledi...

- Ahh! O sahneyi bir kere çektik, setten arkadaşlar geldi ve sahneyi yeniden çekeceğimizi söyledi.

Ben dalga geçiyorlar, akılları sıra beni korkutmak istiyorlar zannettim. Çünkü nasıl zor bir sahne olduğunu çok iyi biliyorlardı. Sonra gayet ciddi şekilde “Alicia hazırlan sahne için” dediler...

◊ Tekrar çektiniz yani gerçekten, öyle mi?

- Evet, başka bir şansım mı vardı! Tesadüfen annemle babam da setteydi. Onlarla konuşmaya bile halim yoktu. Vücut ısım o kadar düşüktü ki sahne sonrası yarı baygın gibiydim...

Türk mutfağı favorim

GENÇLİK DÖNEMİM STRESLİYDİ

◊ Oyuna göre Lara Croft bu sene 40 yaşına giriyor. Siz ekim ayında 20’li yaşlarınıza veda edip 30 yaşına gireceksiniz.

Planlar yapmaya başladınız mı yaş gününüz için?

- Büyürken 30 ne kadar büyük bir rakam gibi gelirdi. Sanırım ben de büyümüş hissediyorum.

Kendime karşı daha toleranslı olmaya başladım. Şimdilik her şey yolunda. Plan kısmına gelirsem, henüz bir plan yapmadım ama iyi bir parti ve dans kulağa hoş geliyor...

◊ Kendinize sert mi davranıyordunuz  daha önce?

- Evet! Yeni yeni kendime karşı sert olmamayı öğrendim.

Gençlik dönemim benim için stresli ve baskılı bir şekilde geçti.

◊ Neden?

- Çünkü insanlar daha lisedeyken başlıyorlar “Hangi üniversiteyi istiyorsun, hangi bölümü tercih edeceksin” diye sormaya...

Etrafındaki insanların fikirlerini durdurabilmek ve başkalarının baskılarına aldırmadan kendi içinden geleni yapmak o yaşlarda mümkün değil.

Şahsen ben her zaman ne istediğimi biliyordum ama şimdiki aklım olsa kendime “Mahalle baskısından dolayı geleceğin için gencecik yaşlarında endişelenme” derdim.

◊ Peki daha önceden tasarlanan, video oyun serisi olan bir karakteri oynarken ne gibi endişeler yaşadınız?

- 22 yıldır bildiğimiz bir karakter. 10 yaşındaydım bir video oyununda bu kadın karakterle tanıştığımda.

Sonra Angelina Jolie’yi 2001 yılında çekilen filmde ana kahraman olarak izledim.

Şimdi de ben böyle bir projede yer aldım.

Bu benim ilk aksiyon filmim. Oyuncu olarak Lara’nın kişisel özelliklerini en iyi şekilde yansıtırken filmi-karakteri daha ileri götürmek, Lara’nın daha önce görmediğimiz yönlerini ortaya çıkarmak ve kendi versiyonumda yapma sorumluluğu en dikkat ettiğim noktalardı.

BiR DÖNEM ÇiÇEKÇiDE ÇALIŞTIM

İsveç’te doğup büyüdünüz. Sizin gibi birçok yabancı oyuncu Hollywood’da başarılı olmanın hayalini kuruyor. Sizin için Hollywood’a uzanan süreç nasıldı?

- Hiç kolay değildi. Oyunculuk dünyasının ne kadar zor olduğunu biliyordum çünkü annem sahne sanatçısıydı. İlk başta oyuncu seçmeleri için kendimi videoya kaydedip yolluyordum.

Şimdi akıllı telefonlarla kolayca yapabiliriz ama o zaman video kamera ile çekip bilgisayara aktarıyor, sonra yolluyorduk. Bir film için 15-20 ayrı video çekip yolladım, sonra günlerce telefonun yanında oturup aranmayı bekledim. Bırakın hayır cevabı almayı, aramadılar bile. Sonra video yollamak yerine Londra’ya taşınıp karşılarına çıkmalıyım diye düşündüm ve Londra’ya taşındım.

Zor bir dönem olsa gerek....

- O ilk işi alamamak, herkesin ne yapacaksın soruları... O dönemde kendi ayaklarımın üstünde durabilmek için çiçekçide, mağazada çalıştım. Ama o günler olmasaydı bugün burada olamazdım.

Türk mutfağı favorim

 BEN EVLiLiĞE DEĞiL AŞKA iNANIYORUM

 ◊ Hikayenin özü baba ve kızı olduğuna göre, sizin anne-babanızla ilişkinizi sormadan duramayacağım...

- Babam hayatımda büyük yeri olan biri. Lara’nın hikayesi gibi değil yani. Oynadığım her karakterde en derine inip neler yaşadığını anlamak istiyorum.

Lara genç bir kızken babası ortadan kayboluyor ama Lara da aynı benim gibi babasına karşı çok büyük bir sevgi beslediği için vazgeçmeden babasının izini sürüyor...

Annem ise beni film dünyasıyla tanıştıran kişi. Aksiyon, macera, bilimkurgu filmlerine olan sevgim bana babamdan geçmiş.

Onun dışında babamın psikiyatrist olması, insan yapısını ve karakterleri iyi analiz etmesi beni çok etkiledi. Çünkü birçok zaman babamla kendimi insan yapısını konuşurken buluyorum.

◊ Anne ve babanız siz iki yaşındayken ayrıldığı halde yakın olmayı başarabilmişler. Siz de oyuncu Michael Fassbender ile kısa süre önce evlendiniz. Evliliğe bakış açınız nasıl?

- Ben aşka inanıyorum, evliliğe değil.

◊ Evlendikten sonra bile fikriniz değişmedi mi?

- Hayır değişmedi, hâlâ aynı şekilde düşünüyorum.

Romantik bir insan olarak tek istediğim sevgi ve mutluluk. Evliliğe inanmak ya da inanmamak nedir ki zaten...

İnsanları bir arada tutan şey imza değil sevgidir...

◊ Türkiye dendiğinde aklınıza ilk ne geliyor?

- Avrupa’da doğmuş büyümüş biri olarak Türk mutfağı benim favorim diyebilirim. Küçüklüğümden beri fast food dışında en sevdiğim yemekler Türk yemekleri olmuştur. Hangi şehre gidersem gideyim eğer Türk restoranı ya da Türk yemekleri yapan bir yer görürsem oraya girer       yemek yerim.

 

X

Mete üç yaşından beri yay çekiyor

Olimpiyat atleti olmanın, oraya gidebilecek seviyeye gelmenin zorluğunu ve özverisini hiç düşündünüz mü?

“Mete üç yaşından beri yayı çekiyor, beş yaşından beri ok atıyor. 2012’den beri milli takım çalışmalarına başladı, Rio’dan sonra daha yoğun çalıştı. Bir senede yeri geldi, 20 gün görüştük. Yoğun çalışmaktan kız kardeşini bile fazla göremedi, en son gördüğünde ‘Bayağı büyümüş’ dedi. Çok büyük bir özveri var. Biz onu efsane yaptık. Onu görmek istediğimizde açıyoruz, videolarını izleyerek onu her zaman görebiliyoruz.”

İşte 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları’nda ‘Erkekler Bireysel-Okçuluk’ kategorisinde altın madalya alan Mete Gazoz’un babası Metin Gazoz, evladının çalışmalarını bu sözlerle özetledi.

Sporcular ellerinden gelenin en iyisini yapabilmek, olimpiyat standartlarına ulaşmak için hayatlarını adıyor.

Bazı araştırmalar, olimpiyat sporcusu standardına ulaşmanın 10 yıl sürdüğünü söylüyor.

İşte bu yüzden çalışmalara çok erken yaşta başlıyorlar ve her gün saatlerce antrenman yapıyorlar.

Çünkü dünyanın en elit, en zirvedeki sporcularına karşı yarışıyorlar.

Keşke her şey fiziksel hazırlıkla ve yetenekle sınırlı kalsa...

Yazının Devamını Oku

Uzun zamandır böyle bir komedi izlemedik

Disneyland’de bulunan aynı isimli tema parkındanilham alan “Jungle Cruise”, Kaptan Frank ile sonsuz şifaya sahip ‘Hayat Ağacı’nı aramakta olan Doktor Lily’nin maceralarını anlatıyor. Pandemi nedeniyle 1.5 yıl gecikmeli olarak 30 Temmuz’da vizyona giren filmin detaylarını, yönetmeni Jaume Collet-Serra, başrol oyuncuları Dwayne Johnson ve Emily Blunt ile konuştuk.

◊ “Jungle Cruise”, temel olarak bir aşk hikayesi ve macera filmi, öyle değil mi?

- Jaume Collet-Serra: Öncelikle bu bir macera filmi. Macera tarzında bir romantik komedi. Filmin komedi kısmı, romantik taraftan geliyor. Hani birbirlerine âşık olmuşlardır ama anlaşamazlar. İşte orada çok fazla malzeme vardır.
Romantik bir film yapmak istedim. Ayrıca komedi yapmak istedim. Filmin romantik yönü komedide bana yardımcı oldu.
Ormanda iki karakter birbirinden hoşlanıyor, şakalaşıyor, kavga ediyor... Uzun zamandır böyle bir komedi izlemedik.



Yazının Devamını Oku

Pandemiye rağmen yükselen Bodrum

Pandemi yüzünden Bodrum’da ev kalmadı.


Kiralar fırladı, şehrin nüfusu ikiye katlandı. Kalabalık, trafik derken yine yaz geldi çattı ve turizm sezonu açıldı...
Her şeye rağmen Bodrum, hem yerli hem de yabancı turistin en çok tercih ettiği lokasyon.
Evet, pandemi tüm dünyada turizme büyük darbe vurdu, lakin Bodrum’da pandeminin olumsuz etkilerine rağmen yeni yatırımlar son sürat devam etti.
Ve görülen o ki insanlar evde çok sıkılmış.
Herkes gezip tozmak, yeni mekanları keşfetmek, pandemiyi bir müddet de olsa kafasından çıkarmak ve en önemlisi rahatlamak istiyor...

MGallery

Bodrum’daki yeni yatırımlardan biri, beldenin en popüler destinasyonlarından Yalıkavak’ta temmuz ayının başında açılan MGallery Otel.

Yazının Devamını Oku

Sultanahmet’te dolaşıp huzurlu atmosferin tadını çıkardım

Bayram tatilini fırsat bilip Ege ve Akdeniz kıyılarına kaçan milyonların aksine, İstanbul’da kalıp uzun zamandır yapmak istediğim kültür turunun bir kısmını gerçekleştirdim.

Tarihi Kapalı Çarşı’da dolandım, Osmanlı döneminden kalma camilerin kutsallığını içime çektim, Sultanahmet’teki teras mekanlarında çayımı yudumlarken gün batımını izledim ve hamam keyfi yaptım...

Aya Sultanahmet Otel

Ayasofya ve Sultanahmet Camii’ne komşu 9 odalı aile oteli, İstanbul’un tarihi dokusunun kalbinde yer alan zarif ve lüks bir yapı...

Otelin lokasyonu, İstanbul’un tarihi ve kültürel alanlarını kolaylıkla gezme imkânı sağlıyor.

Hem deniz manzarası hem de dünyanın en harika yapılarından Ayasofya’ya karşı güneşi batırmak istiyorsanız, Aya Sultanahmet Otel’in teras katında yer alan Aya Fish Lounge oldukça keyifli bir mekân.

Hürrem Sultan Hamamı

Yazının Devamını Oku

Isla Fisher: Dünyanın en komik adamıyla yaşıyorum

Isla Fisher, dünyaca ünlü komedyen Sacha Baron Cohen’le evli. Avustralya’da yerli dizilerde bir gençlik ikonu olan aktris, beyazperdede komedyen olmaya karar verip ABD’ye taşındı. “Wedding Crashers” (2005) ile dünya izleyicisinin karşısına çıkan Fisher, hayallerine kavuştu ve başarılı bir komedi oyuncusu olarak kendini sinema dünyasına kabul ettirdi. En son “Blithe Spirit” filminde rol alan Fisher ile görüntülü olarak konuştuk. Oyuncu, röportaja Avustralya’dan bağlandı.

◊ Yaratıcılık konusunda size kimler ilham verir?
- Farklı alanlarda farklı insanlar ilham veriyor. Konu çocuk kitapları yazmaksa; etrafımdaki minik insanlardan, onların komik konuşmalarından ilham alıyorum. Filmlere gelince; oynadığım karakterin dayandığı kişiler ilham verebilir. Genel olarak ise en çok büyükannemden ilham alıyorum. Çocukken çok yakın olduğum biri. Onunla ilgili her şey ilham verici.
◊ Projeler sırasında eşiniz Sacha Baron Cohen ile görüşme konusunda sıkıntı yaşıyor musunuz? İkiniz de yoğun çalışıyorsunuz...
- Bizde mesafe büyük hikâye... En son “Blithe Spirit”i geçen sene haziran ve temmuz aylarında İngiltere’de, Sussex’te çektik. Sacha işlerine küçük bir ara verdi ve benimle geldi.Genelde aynı anda çalışmıyoruz. “Blithe Spirit”i çekerken ilk kez denk geldik.
◊ Sacha, siz ve üç çocuğunuzu aynı evde düşününce, çok çılgın bir aile hayatı hayal ediyorum. Günlük hayatınızda ne kadar mizah var? Çocuklarınız da komedyen veya oyuncu olmak istiyor mu?
- Çocuklarım adına konuşamam. Annelik en sevdiğim konu olsa da, onların gizlilik hakkına sahip olduklarını düşünüyorum. Komik olduklarını düşünüp düşünmedikleri hakkında konuşmak, onların kararı.
Ben komediye değer verilen ve komedinin çok dikkat çektiği bir evde büyüdüm. İki öz erkek kardeşim, iki üvey kardeşim var ve ben büyürken evimizde her zaman değişim öğrencileri vardı. Annemin dikkatini çekmek için sürekli çeşitli şekillerde yarışıyorduk.

Yazının Devamını Oku

Her filmden yeni bir şey öğrendiğimi hissetmesem kenara çekilirdim

16 yaşındayken Carnegie Hall’de sahnelediği oyununun üçüncü gününde “Get Real” dizisinin kadrosuna alınan ve bugün dünyanın en çok kazanan oyuncularından biri olan Anne Hathaway’in filmleri, dünya çapında 7 milyar doların üzerinde hasılat elde etti. Pandemi dönemini de çalışarak geçiren güzel oyuncu, “The Witches” ve “Locked Down” filmlerinde rol aldı. Dünyaca ünlü yıldızla görüntülü olarak konuştuk. Anne Hathaway görüşmeye Los Angeles’tan bağlandı.

Tuhaf bir yılı geride bıraktık. Pandeminin hayatımıza getirdiği ilginçlikleri halen yaşamaya devam ediyoruz. Bu dönemde sizi en çok rahatsız eden ne oldu?

- Bu yıl kendimi geliştirdiğimi düşündüğüm konulardan biri; iş görüşmesi yaparken çocuklarım araya girdiğinde paniklememek. Dijital ortamda görüştüğümüz sırada başkalarının çocukları beklenmedik bir şey yaptığında ben kesinlikle yargılamıyorum. Fakat bu konuda kendimi kastığımı fark ettim. Neden kendimi farklı standartlarda tutuyorum?

Pandemiden sonra öğrendiğim şeylerden bir diğeri de... Daha nazik bir insan olduğumu hissediyorum. Kendime karşı daha nazik olduğumu hissediyorum. Daha önce de nazik bir insan olduğumu sanıyordum. Ama geçen yıl başka insanların neyle uğraştığını bilmezken bir anda başkalarının evlerinin içine baktığımız yeni bir seviyeye geldik. Ve bu, birçok yönden insancıl bir yaklaşımla bakmamızı sağladı.

Aslında bu gibi şeylerle karşılaştığımda hüsrana uğramamayı ve daha esnek hale gelmeyi, hayatın verdikleriyle birlikte yuvarlanmayı da öğrendim.

Geçen sene kapanma döneminde neler yaptınız?

- Çok sıkıcıyım, garajımı temizledim! (Gülüyor) Çok uzun zamandır oyuncuyum. Seyahatlerimden hatıralar, aksesuvarlar, biriktirdiğim çeşitli eşyalar... Sonunda her şeyi yoluna koymanın zamanı gelmişti. Hayatım için önemli olan ve vazgeçme zamanımın geldiği şeyleri düzene koymam gerekiyordu. Çok deli bir kapanma yaşamadım ama unutma; yıllardır biriken şeyleri düzene sokarken yanımda 4 ve 1 yaşında iki çocuk da vardı...

Yazının Devamını Oku

50’li yıllarda iki süper kahraman

Marvel, “WandaVision” dizisinde sıra dışı bir türü denedi... 1950’li yılların Amerikan sitcom stiliyle süper kahraman aksiyonunu birleştirdi. Yaşadıkları yere ve normal hayata adapte olmaya çalışan iki süper kahramanı Elizabeth Olsen ile Paul Bettany canlandırdı. Disney Plus kanalında yayınlanan diziyi başrol oyuncularıyla konuştum.

ElIzabeth Olsen: Zamana karşı yarıştık

Dünyaca ünlü ikizler Mary-Kate ve Ashley Olsen’in kardeşi Elizabeth Olsen, Marvel Sinematik Evreni’nde canlandırdığı ‘Scarlet Witch’ karakteriyle dünya çapında ünlendi. Oyuncu, “Wanda-Vision”daki performansıyla da ‘en iyi kadın oyuncu’ kategorisinde Emmy’ye aday gösterildi. Olsen’e bu yeni dizisi ve kendisi merak ettiklerimi görüntülü bağlantıyla sordum.

◊ Marvel ile anlaşmanız önümüzdeki birkaç yıl devam edecek. Uzun dönemli anlaşmalarda özel hayatınızı nasıl planlıyorsunuz?

Elizabeth Olsen: Evlilik ve bebek gibi mi?

Yazının Devamını Oku

Bu rolü önce reddettim kötü adamı oynamak istemedim

Rock grubu Thirty Seconds to Mars ile de tanınan müzisyen ve oyuncu Jared Leto, yeni filmi “The Little Things”de (Küçük İpuçları) kendisi gibi Oscar ödüllü Denzel Washington ve Rami Malek ile kamera karşısına geçti. Leto, John Lee Hancock’un yazıp yönettiği filmde cinayet şüphelisi Albert Sparma’yı canlandırdı. Washington ve Malek ise iki dedektifi oynadı. Jared Leto ile hem 1990’ların Los Angeles’ında geçen bu filmi hem de müzik ve sinema kariyerini konuştuk.

◊ Neredesiniz şu anda?
- Şu anda Nevada’dayım. Red Rock bölgesine yakın bir yerdeyim.

◊ Son filminizde başrolü sizin gibi Oscar ödüllü aktörler Denzel Washington ve Rami Malek’le paylaşıyorsunuz. Bu kalibrede aktörlerle çalışmak, sette bir şeyleri değiştiriyor mu?
- Büyük oyuncularla çalışma şansına sahip olmak bir hediye. Kesinlikle hayatı daha ilginç kılıyor. Daha iyi iş çıkarmanıza yardımcı oluyor. Bu filmde Denzel ve Rami benim role yaklaşımımı gerçekten desteklediler. Karakteri yaratırken risk alma fırsatı sundular. Hatalar yapmama izin verdiler. Setteki bu anlayış, bana verdikleri inanılmaz cömert bir hediyeydi. Bunun için ikisine de çok ama çok müteşekkirim. Bu yetenekte adamlarla çalışmak, belki de hayatımda bir kez karşılaşılabileceğim bir fırsattı ve bu şansa sahip olduğum için gerçekten çok mutluyum.



Yazının Devamını Oku

Filmi sinemada izleyince gerçekten hissedersin

Jon Voight, 1969 yılında “Midnight Cowboy” (Geceyarısı Kovboyu) filmindeki Joe Buck rolüyle tanındı ve Akademi Ödülü’ne aday gösterildi. Voight, dünyaca ünlü yıldızlar Angelina Jolie ve James Haven’ın da babası... Ünlü oyuncu, şu sıralar 7 sezondur devam eden “Ray Donovan” dizisinin final çekimlerinde. Voight ile görüntülü olarak bir araya geldik ve 62 yılını verdiği sinema sektöründeki değişimi konuştuk.

◊ Şu anda neredesiniz?
- New York’tayım. “Ray Donovan”ın finalini çekiyoruz. Şu anda gösterim odasındayım. Röportaj için bu odayı istedim, çünkü görüyorsun arkamda Walter Pidgeon’ın geçmiş yıllardan kalma korku filmi “Forbidden Planet” var.

◊ Sektörün sinemadan televizyona yönelen değişimi hakkında neler söylemek istersiniz?
- Bildiğin gibi yıllar içinde sektör yavaş yavaş değişti. Ben 82 yaşındayım. Bu bilgiyi yazma! (Gülüyor) Dalga geçiyorum. Uzun zamandır sektördeyim. Hayat çabuk geçiyor. Bu işi yaparken yıllar birçok harika hatıra bıraktı. Çok şanslıydım.
Sektördeki değişimi erken dönemlerden itibaren görmeye başladım. Beyazdan dijitale her küçük değişimi yaşadım.
Önceden televizyon sinema aktörü için tavsiye edilmezdi. Çünkü eğer televizyona çalışıyorsan film kariyerin kısmen yok olmuş oluyordu. Artık televizyon için çok iyi projeler yapılmaya başladı.

Yazının Devamını Oku

Bu dünyaya insanlara hizmet etmeye geldim

Gloria Estefan’ın Jada Pinkett Smith’ten devraldığı “Red Table Talk” (Kırmızı Masa Sohbeti) programının yeni sezonu sonbaharda seyirciyle buluşacak. Grammy ödüllü yıldızın, müzisyen kızı Emily Estefan ve televizyon programcısı yeğeni Lili Estefan’la birlikte sunduğu “Red Table Talk: Estefans”, Facebook Watch’ta yayınlanacak. Gloria Estefan’la hem programın detaylarını hem de Emilio Estefan’la 42 yıldır sürdürdüğü mutlu evliliğin sırlarını konuştuk.

◊ Şu anda neredesiniz?

- Şu anda Miami Beach, Florida’daki kütüphanemdeyim. Onlarca yıldır düzenlemeye zaman bulamadığım tavan arası ve dolaplarıma pandemi sırasında el attım. Normalde zamanımın çoğunu geçirdiğim oda burası. “Put on Your Mask” (Maskeni Tak) için hazırladığım kamu spotunu burada çektim. Arka tarafta 2 yıldır kullanmadığım yeşil ekran var. Benim arkamda ise bir ömür, kariyer, yaşam, aile fotoğraflarından oluşan albümlerim var. Evde en sevdiğim odam, benim sığınağım burası...

◊ Uzun yıllardır yeme içme sektöründe de varsınız. Orlando ve Miami’de restoranlarınız var...

- Evet! Yemeğin eğlenceyle iyi gittiğini hissettik, o yüzden yemek sektörüne de girdik. Ayrıca restoranlarımdaki tüm tarifleri topladığımız bir yemek kitabım da var. Adı “Estefan Mutfağı”. Mutfakta büyükannemle büyüdüm. Aslında bir bakıma bu yüzden restoran işine girdim.


Yazının Devamını Oku

1813’te yaşamak istemezdim

“Bridgerton”ın muhteşem balolar, gösterişli kostümler ve dedikoduyla dolu dünyasına dönmek için çekimler başladı. İlk sezonunda Daphne Bridgerton ve Hastings Dükü’nün aşkını konu alan dizinin ikinci sezonu Daphne’nin abisi Lord Anthony Bridgerton’ın aşk hayatına odaklanacak. Barbaros Tapan, dizide Daphne’yi canlandıran Phoebe Dynevor ile konuştuk.

◊ “Bridgerton” dizisi büyük ses getirdi, siz ve partneriniz Regé-Jean Page şöhret oldunuz. İkinci sezonda dük yok. Çekimlere Regé-Jean olmadan başlamak nasıldı?
- Tabii ki aynı değil, farklı ama dizinin güzel yanı her sezon farklı bir aşk hikayesini anlatması. Her kitap farklı bir Bridgerton kardeşi etrafında dönüyor. Dizi de, kitapları takip edecek şekilde çekiliyor.

◊ İkinci sezonla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
- Hiçbir şey. Dudaklarım mühürlü...

◊ Anneniz Sally Dynevor İngiltere’de çok ünlü bir oyuncu. Dizinin başarısı ve sizin başarınız hakkında neler düşünüyor?

Yazının Devamını Oku

Toprakla bağlantı kurun

House of Harlow markasının da kurucusu olan moda tasarımcısı ve oyuncu Nicole Richie, çevre ve doğa tutkusunu ekrana taşıdı. İnsanların doğayla bağlantı kurmasına yardımcı olmak isteyen Richie, “Nikki Fre$h” adlı şovunu Quibi platformuna sattı. Barbaros Tapan, Nicole Richie ile görüntülü konuştu.

◊ Moda tasarımcısı, müzisyen, çevre dostu, reality show sunucusu, tarım ve bahçe işleri tutkunu, hayvansever, anne... Sizin hakkınızda araştırma yaparken gözüme çarpanlar bunlar oldu. Bu saydıklarımdan hangisi hayatınızda daha öncelikli ve neden?

- Kesinlikle anne olmak her şeyden önce gelir. Bu içgüdüsel bir cevap. Kalbimin olduğu yer annelik. Yaratmayı seven biri olduğumu söyleyebilirim. Artık tek bir şapka takmak da şart değil. “Yapmak istediğim şey bu” diyemedim, çünkü gençken çok net bir yolum yoktu. Yaratıcılığımı bulmak için farklı birkaç şey denemek ve birkaç farklı yoldan gitmek zorunda kaldım. Örneğin oyunculuk ve moda tasarımı sevdiğim şeyler. İki çok farklı şey ve benim çok farklı iki parçamı ortaya çıkarıyor. Farklı dünyaları bir arada yaşayabilmeyi çok seviyorum.




◊ Babanız Lionel Richie, vaftiz babanız Michael Jackson, vaftiz anneniz Nancy Davis. Çok ünlü bir aileden geliyorsunuz. Büyürken gerçek dünyaya uyum sağlamakta zorluklar yaşadığınız oldu mu?

Yazının Devamını Oku

Çocuklarını korumak için ne kadar ileri gidebilirsin?

Gerilim filmi “A Quiet Place”in (Sessiz Bir Yer) devamı “A Quiet Place 2”, pandemi nedeniyle 14 ay gecikmeli olarak seyirciyle buluştu. Kuzey Amerika gişelerinde hit olan Paramount Pictures yapımı film, gösterime girdiği hafta sonu 48 milyon dolar hasılat elde ederek sektöre umut verdi. John Krasinski’nin yazıp yönettiği filmde başrolü üstlenen Emily Blunt da performansıyla büyük beğeni topladı. Blunt ile görüntülü olarak konuştuk.

◊ Sizin sektörde genelde iş ile aşkı ayırmak tavsiye edilir. Siz ise John Krasinski ile 11 yıldır evlisiniz ve birlikte harika projelere imza atıyorsunuz. Nasıl yapıyorsunuz bunu, anlatır mısınız biraz?
- Bilmiyorum! John ve ben bu ‘kusursuz çift’ fikrinin utanç verici olduğunu düşünüyoruz. Çünkü biz de tıpkı diğer çiftler gibi sadece çalışıyoruz. Ben ona çok değer veriyorum, o da bana çok değer veriyor. Sadece kişisel anlamda değil, profesyonel anlamda da birbirimize değer veriyor ve saygı duyuyoruz.
Ayrıca yaratıcı olarak çok uyumluyuz. Uyumlu olmanın bize yardımcı olduğunu düşünüyorum. Filmleri aynı şekilde izliyoruz, sahnelere ya da performanslara aynı şekilde tepki veriyoruz, onu etkileyen noktalar beni de etkiliyor. Birlikte çalışırken işimize yarayan bir akışkanlık var. Sana ne söyleyeceğimi, bu durumu sana nasıl açıklayacağımı bilmiyorum inan.




◊ Birbirinize sinir olduğunuz oluyor mu?

Yazının Devamını Oku

Köpekleri rehabilite ediyorum, insanları eğitiyorum

21 yaşında Meksika sınırından yaşa dışı yollarla Kaliforniya’ya geçti. San Diego sokaklarında yaşadı. Geçinebilmek için köpek bakımı işine girdi ve en zor köpekleri bile sakinleştirebilen enerjisiyle kısa sürede ün kazandı. Cebindeki az parayla Los Angeles’a taşındı, araba yıkama işine başladı. Oyuncu Jada Pinkett Smith ile tanıştığında tüm hayatı değişti. 7 kitap yazdı, çok sayıda televizyon programı yaptı. Barbaros Tapan, 10 bölümlük yeni National Geographic şovu “Cesar’s Way” ile ekrana gelmeye hazırlanan Cesar Millan ile görüntülü konuştu.

◊ Hollywood’un 1 numaralı köpek eğitimcisi oldunuz, şimdi de Amerika Başkanı ile çalışıyorsunuz. Beyaz Saray’a Joe Biden’ın köpekleriyle çalışmaya giderken ne hissettiniz?

- Bu Amerika Başkanı’yla ilk çalışmam değil. Hayvanların, köpeklerin güzel yönü ne biliyor musun? Babalarının Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olduğunu bilmemeleri! Köpekler insanların oraya “Beyaz Saray” dediklerini de bilmiyor. Şöyle bir durum var... Beyaz Saray’da yaşayan köpekler için bir protokol yok. Halbuki orada yaşayan tüm insanlar önce eğitiliyor. Güven ortamı sağlanıyor. Köpekleri için de aynı şey geçerli olmalı. Köpekler nasıl bir ortamda yaşayacaklarını anlamalı ve o çevreye uyum sağlamalı.
İkinci konu, o ortamda yaşayan insanlara uygun adaptasyonun sağlanması. Beyaz Saray çok stresli bir ortam. Orada yaşayan ve çalışan insanların köpekleri gördüğü anda sakin olmaları gerektiğini öğrenmeleri gerekiyor. Çoğu köpeksever, heyecanla hareket eder. “Merhaba” diye köpeği sevmeye yönelir ya da köpekleri sevmeyen bazı insanlar korkar. Heyecanlı veya gergin insanlar, hiçbir evde özellikle de Beyaz Saray’da iyi sonuçlar alamaz.




Yazının Devamını Oku

Halston’a biraz âşık oldum

Ewan McGregor, “Halston” dizisinde 70’li yıllarda moda dünyasının simgesi haline gelen Roy Halston Frowick’i canlandırıyor Ünlü aktör, aynı zamanda “Yıldız Savaşları” filminin Disney Plus için çekilen “Obi-Wan Kenobi” serisiyle de izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor... McGregor ile hem “Halston”ı, hem de yeniden “Obi-Wan Kenobi” olarak setlere geri dönmesini görüntülü olarak konuştuk.

Merak ettiğim çok şey var ama öncelikle dijital platformda geçtiğimiz hafta yayınlanmaya başlayan “Halston”daki inanılmaz performansınızla başlayacağım... Nasıl hazırlandınız o dönemin Amerikan moda devini oynamaya?

- Onun hayatına ve o dönemin New York City’sine geri dönmeyi çok sevdim. Bir karakter oluşturmaya çalışırken eğer gerçekten yaşamış birini oynuyorsan gerçek bilgilerden ve görüntülerden faydalanıyorsun. Ben de öyle yaptım... Halston hakkında son zamanlarda yapılan çok güzel bir belgesel var, onu izledim. Onun hayal edebilmek için hakkında yazılmış “Simply Halston” adlı bir kitabı okudum. Çin’e yaptığı iş seyahatindeki harika görüntülerine ulaştık, hepsini izledim.

Halston’ın en çok hangi özellikleri sizi etkiledi?

- Halston moda konusunda çok bilgili bir adamdı. Ne yaptığını iyi biliyordu ve işinde çok tutkuluydu. Halston, yaşadığı dönemin en ünlü insanlarından biri. O zamanlar herkes Halston tarafından yapılmış bir şey giymek istiyordu. Kadınlar için şapkalar yaparak kariyerine başladı. Jacqueline Kennedy’nin meşhur hap kutusu şapkasının tasarımcısı Halston’dı...

Her neyse Halston büyüleyici bir insan, büyüleyici bir karakter ve galiba ona biraz âşık oldum. Orta Amerika’da küçük bir kasabadan Chicago’ya ve oradan da New York’a moda tasarımcısı olma hayalini gerçekleştirmek için gelen bir adamın hikayesini anlattık. Sanırım ilk başlarda Halston tuhafiyeciydi. Tuhafiyecilikten başlayıp moda imparatorluğuna uzanan ilginç bir hikâye...

TEKRAR OBI WAN-KENOBI’Yİ OYNAMAK HEYECAN VERİCİ

Yazının Devamını Oku

Benim bağımlılığım işim

“Sound of Metal” filminde duyma yetisini kaybeden punk-metal davulcusu Ruben’i canlandıran Riz Ahmed, başarılı performansıyla ilk Oscar adaylığını kazandı. ‘En iyi erkek oyuncu’ dalında Oscar’a aday gösterilen ilk Müslüman olan İngiliz rap’çi ve aktörle görüntülü olarak “Sound of Metal”i konuştuk.

Koronavirüsün yarattığı tahribatla ilgili yaptığınız şarkıyla başlayalım mı sohbete?

- Karantinanın en başlarında yazdığım bir şarkı. Adı “I Miss You”. Covid yüzünden yakın bir akrabamı, ardından ikinci akrabamı kaybettikten sonra yaptım bu şarkıyı. Zaman geçtikçe daha iyi anlıyorum ki, yaptıklarımın çoğunu, içimde yaşadığım duyguları dışarı atmak için yapıyorum.

Aynı şey “Sound of Metal” için de geçerli. Böyle bir film yapmak, planlarım arasında yoktu. Davul (drum) çalmak, Amerikan işaret dilini öğrenmek... Hangi yöne gideceğini bilmediğimiz şeylerdi ama ben çoğu kişisel birçok sebepten kendimi bir meydan okumaya atmak istedim. Bahsettiğin rap şarkısını da kişisel nedenlerle yazdım.

Müziğim ticari bir girişim değil. Çok büyük kitlelere ulaşması gibi bir endişem yok. Yaptığım müzikle aradığım şey geniş kitlesel bir bağlantı değil. İnsanlara hafifçe dokunacak derin bir bağlantı arıyorum. Müziğimle ve sözlerimle bağlantı kurabilen insanları biliyorum. Müziğimin onlara derinden dokunduğunu da biliyorum. Benim için gerçekten iyileştirici olan şey, kaybettiklerimi ifade edebilmekti. Ve sonrasında insanlar kaybettikleri sevdikleri hakkında bana yazdı. Bence iyileşmenin en iyi yolu, kötü bir deneyim yaşarken yalnız olmadığını bilmektir.

BENİM DE BİR BAĞIMLILIĞIM OLDUĞUNU FARK ETTİM

Bağımlılık, bir duyunun kaybedilmesi, davul çalmak, müzik gibi konular ayrı ayrı çok önemli. “Sound of Metal”e hazırlanırken böyle büyük konuları nasıl ilişkilendirdiniz?

- İşaret dili de var...

Yazının Devamını Oku

“Nusret artık benim değil Türkiye’nin markası, sahip çıkmak lazım”

Nusr-Et’in Los Angeles şubesinin açılışının, dünya yıldızlarıyla dolu film galalarından farkı yoktu.25 yıldır Los Angeles’ta yaşıyorum, böyle ses getiren, bu kadar çok konuşulan başka bir açılış görmedim.Geçen perşembe günü Nusr-Et fenomeni, Beverly Hills’in göbeğinde fırtınalar estirdi. Meşhur Canon Dr.’da 300 kişi içeri girmek için sıra beklerken, bir o kadar insan Nusr-Et yazısının önünde poz verebilmek için yarışıyordu. Nusret’in çalışırken uzaktan fotoğrafını çekenleri saymıyorum bile...Nusr-Et’in Los Angeles şubesi, birçok detayı içinde barındırıyor.Hollywood efsanelerinin fotoğraflarıyla dekore edilmiş sanat köşesi şahane. Ama esas ilgiyi Nusret’in büyük fotoğrafı önüne koyulan koltuk çekiyor. Los Angeles’ın ikonik Hollywood yazısı gibi Nusret koltuğu da ziyaretçi akınına uğrayacak nokta olarak tasarlanmış.Nusret Gökçe, bir anlamda Türkiye’nin gönüllü kültür ve turizm elçiliğini de yapıyor. Dört kıtadaki restoranları, açılmayı bekleyen lokasyonları ve restoran zincirine kattığı oteliyle dünyaca tanınan bir şef olmayı başaran Nusret Gökçe ile dev Hollywood yazısı önünde buluştum.Şef, Bostancı Kasaplar Çarşısı’ndan Beverly Hills’e uzanan çalışma hayatını anlattı...

Hollywood’un kalbindeyiz. Her şefin restoran açmayı hayal ettiği bir şehir Los Angeles. Nusr-Et dünyaca ünlü isimlerin tercih ettiği markalar arasında ve artık o isimler sadece yemekten ziyade seni görmek için de buraya geliyor...
- Evet, herkes onları görmeye gidiyor. Onlar beni görmeye geliyor.
Geçen gün Jason Statham buradaydı. Markanın dünya yıldızları tarafından tercih edilmesinin sebebi nedir sence?
- Jason Statham’ın sevgisi çok doğaldı. Sanki 3-5 senedir tanışıyormuşuz gibi samimiydi. Jason Statham gibi sinema dünyasından, spor dünyasından, iş dünyasından gelen çok fazla misafirimiz var. Gelen her misafirimize samimi bir ortam yaratıyoruz. İlk defa gelmiş olsalar dahi daha önce tanışıyormuşuz hissi oluyor. Kendilerini evlerinde gibi rahat hissediyorlar. Bu benim sıcakkanlılığımdan olabilir, belki de markadan ya da atmosferden kaynaklıdır.



Yazının Devamını Oku

Charles’ın çekiciliği şeytanın cazibesi gibi

Cezayir asıllı Fransız aktör Tahar Rahim’i “A Prophet”, “The Looming Tower”, “Mary Magdalene” ve “The Serpent” projeleriyle tanıdık. Son olarak Jodie Foster ile başrolü paylaştığı “Moritanyalı” (The Mauritanian) filminde canlandırdığı ‘Muhammed Veled Salahi’ rolüyle Altın Küre ve BAFTA’da ‘en iyi erkek oyuncu’ ödüllerine aday gösterildi. Barbaros Tapan, Tahar Rahim’le görüntülü olarak yeni projelerini konuştu...

◊ Oyunculuk serüveniniz nasıl başladı? Aktör olmaya nasıl karar verdiniz?
- Can sıkıntısı beni oyunculuğa götürdü... 14 yaşındayken, çevremdeki hemen her genç, başarılı bir futbolcu olmak isterken ben oyuncu olmayı hayal ediyordum. Yaşadığım yerde çok sıkılıyordum. Çok küçük bir kasabaydı ve yapacak çok şey yoktu. Orada yaşarken sinema salonlarına arka kapıdan gizlice girmenin bir yolunu bulmuştum. Haftada beş kere sinemaya gidecek param yoktu çünkü.
Sinemada çok zaman geçirdim. İçinde bulunduğum durumu unutmanın, farklı hikayelerle başka yerlere kaçmanın yolu sinemada film izlemekti. Filmler benim için dünyaya açılan bir pencereydi. Filmlerle geçirdiğim o yıllarda bir rüya inşa ettim. Oyuncu olmak istedim. Zamanla, yapmak istediğim tek şey oyunculuk oldu.
◊ Peki sinema salonlarında inşa ettiğiniz rüyayı nasıl gerçeğe dönüştürdünüz?
- Fransa kırsalındaki küçük bir şehirden, işçi sınıfından geldiğim için bu sektörde çalışmaya başlamak zordu. Kimseyi tanımıyordum. Çantamı topladım, Paris’e gittim. Otele yerleştim. İş buldum, çalışmaya başladım. Hafızam beni yanıltmıyorsa yanımda 1000 euro para vardı. O parayı hafta içi drama dersleri almak için harcadım. Hafta sonları ise para kazanmak için gece gündüz çalıştım. Yönetmen Jacques Audiard’la tanıştıktan sonra oyunculuk kariyerim başladı.

Yazının Devamını Oku

Her şey iyiyse yaş farkı yönetilebilir

Grammy’de 16 ödülü, 47 adaylığı var. Madonna, Michael Jackson, Céline Dion, Barbra Streisand, Whitney Houston, Andrea Bocelli, Michael Bublé gibi dev sanatçıların albümlerinin arkasındaki isim de o. Yolanda Hadid, Linda Thompson ve Katharine McPhee ile yaptığı evliliklerle magazinin gündemine oturan David Foster, özel hayatındaki iniş çıkışlara rağmen müzik dünyasında hep en iyiler arasında yer almayı başarmış biri. Barbaros Tapan, dünyanın en iyi besteci, aranjör ve müzik prodüktörleri arasına adını altın harflerle yazdıran “Hit Adam” lakaplı David Foster ile görüntülü konuştu.

◊ Katharine McPhee ile evliliğiniz magazin basınının en sevdiği konular arasında. Herkes bir şeyler söylüyor, yazıyor. Siz neler söylemek istersiniz hayatınızın bu dönemi ve Katharine ile ilgili?

- Katharine ile evlenmek ikimiz için de çok beklenmedik bir şeydi. Bu konuda ikimiz de pek konuşmuyoruz. Bunu daha önce söyledim, tekrar söyleyeceğim... Herhangi bir evlilikte sizi alaşağı edecek, mahvedebilecek birçok etken var. Coğrafyadan finansal konulara, üvey çocuklardan sadakatsizliğe kadar. Büyük yaş farkı da bunlardan biri. Ama eğer her şey iyiyse, yaş farkı kolayca yönetebileceğiniz bir şey. Şimdiye kadar biz bunu başardık ki bu harika. Katharine çok olgun. Yaşlı bir ruh. Ve kulağa klişe geleceğini biliyorum ama tek taraflı bir ilişki değil, birbirimizden çok şey öğreniyoruz.

◊ Eşiniz Katharine’in Megan Markle ile aynı liseye gittiğini okudum. Hatta lise müzikalinde birlikte rol almışlar. Megan ve Prens Harry de artık Los Angeles’ta yaşıyor. Aranızdaki arkadaşlıktan biraz bahseder misiniz?

- Harry ve Megan, mücadele ettikleri konularda çok açık ama kendi hayatlarında gözlerden uzak, sakin yaşamayı seven insanlar. Kendilerini iyilik yapmaya adamışlar. Sakıncası yoksa özel hayatları hakkında konuşmayacağım. Sadece şunu söyleyebilirim; ikisi de harika insanlar.

BİRÇOK YAZAR, JUSTIN BIEBER’A ŞARKI YAZMAYA UĞRAŞMA HATASINI YAPIYOR

◊ Müzikten bahsedelim, sizce yaratıcılık ya da ilham günün birinde bitebilir mi?

- Benim ilham kaynağım, iş sorumluluğuyla geliyor. Mesela bugün şarkı bestelemem gerekiyorsa, piyanonun başına oturur yaparım. Şu anda birkaç müzikal üzerine çalışıyorum. Perşembe ve cumaları söz yazarlarıyla çalışmam gerektiğini biliyorum. Onlarla çalışırken harika bir şey bulabiliriz ya da bulamayabiliriz. “İlham gelsin, güzel şeyler yaratayım” diyerek geceleri yatakta yatıp ilham gelmesini beklemiyorum.

Yazının Devamını Oku

Chloe Zhao’ya ülkesinden yasak

Sanal olarak düzenlenen Altın Küre ve BAFTA’dan sonra geçen pazar günü sanal olmayan Oscar ödül töreni izlemek güzeldi.

Roosevelt ve Biltmore Otel’de düzenlenen klasik Oscar Ödül Törenleri’nden ilham alınarak dekore edilen tarihi Union Tren İstasyonu’daki tören Oscar tarihinin en çeşitli töreni olarak tarihe geçti.
Oscar’daki ‘çok beyaz’ tartışmalarından sonra kadın ve siyah üyelerin sayısını artırmak için kolları sıvayan akademi son 2-3 yıldır bu konuda taviz vermemiş, farklı kültürlerden ve coğrafyalardan agresif şekilde üye almıştı...
Akademinin söz verdiği değişim bu seneki törene de yansıdı.
Oscar tarihinde kadın ve siyah aday rekoru kırıldı.




Yazının Devamını Oku