GeriBarbaros Tapan Mulan ile aramızda kadınsal bir bağlantı vardı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Mulan ile aramızda kadınsal bir bağlantı vardı

Koronavirüs sinema dünyasını da etkiledi. Vizyon tarihini erteleyen filmlerden biri de Disney klasiği “Mulan” oldu. 200 milyon dolara mâl olan filmin prömiyeri, 10 Mart’ta Oscar törenlerinin de yapıldığı Dolby Tiyatrosu’nda gerçekleşmişti. Barbaros Tapan, Mulan’a hayat veren Çinli oyuncu Liu Yifei ve yönetmen Niki Caro ile Los Angeles’ta bir araya geldi, hem filmi hem de salgının etkilerini konuştu.

Mulan ile aramızda kadınsal bir bağlantı vardı
Filmin başrol oyuncularından Çinli oyuncu Jet Li, “Koronavirüs insanlığın bir sınavıdır. Artık Avrupa, Amerika, Asya diye ayrım yapmayalım. Dünyayı bir aile olarak düşünelim. Bu tüm ailenin ortak sorunu” dedi.

◊ Filmi yaparken öncelikle Çinli ve Amerikalı izleyicileri düşündüğünüzü varsayıyorum. Çin tarafıyla başlayalım. Hikayenin otantik kalması adına yaptığınız ya da yapmadığınız şeyler oldu mu?

Niki Caro: Kariyerim boyunca, “Whale Rider” ile başlayarak hep kendi kültürümün dışında filmler yaptım. Her ne yaparsam yapayım özgün olmaya çalıştım. Bu bakış açısıyla işin daha da evrenselleştiğini fark ettim. “Mulan” için yaptığım ilk şey de Çin’e gitmek oldu. Kültürü, ülkeyi ve yaşam şekillerini deneyimlemek istedim. Prodüksiyona başladıktan sonra ise kültürü daha derinlemesine araştırarak mümkün olduğunca özgün ve spesifik olmaya çalıştık.

Liu Yifei: Benim kendi sürecimde, sonucu düşünmek yok. Film yapmaya olan tutkum hâlâ çok saf galiba. Kendimi karaktere verip sadece karakterde kaybolmak istiyorum. Sonuca gelirsem; eğer iyi filmse, hikaye iyi yapılandırılmışsa, karakterler ve hikaye ikna ediciyse izleyicisini bir şekilde bulacaktır diye düşünüyorum.

Sette büyük bir orduyu yönetiyoruz

◊ Christina Aguilera, kariyerini başlatan şarkı “Reflection” ile filmde yer alıyor...

Niki Caro: Evet! Müthiş bir şey değil mi! “Reflection” dediğiniz gibi onu yıldız yapan, kariyerini başlatan şarkıydı. Film için tekrar söylemek istedi. Açıkçası onun bu isteği beni ve filmi onurlandırdı.

◊ Filmi yeniden çekmek sizin için neden bu kadar önemliydi?

Liu Yifei: Benim için müthiş bir fırsattı Disney için çalışmak. Açıkçası Disney’in bir klasiğini yeniden çekmek bana doğru yolda olduğumu gösteriyor. Hayal gücümü açıyor. Her zaman söylediğim bir şey var: “Kendine asla limit koyma!” Bazı insanlar klasik oyuncu öğüdü diye düşünebilir. Ama ben sadece söyleyip yapmayanlardan değilim. Bu film de zaten bunu kanıtlıyor. İşimi seviyorum, her anından zevk alıp bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Mulan da öyle değil mi? Vazgeçmiyor. İç dünyasını dinlemekten korkmuyor. Gerçekten ne yapmak istediğini keşfetme cesareti var. Yaptığı seçimler de zaten o yönde. Seçimleriyle kendinin en iyi versiyonunu göstermek istiyor.

Niki Caro: Benim için yüzlerce yıllık bir hikayeyi anlatmak ayrıcalıktı. Babasının hayatını kurtarmak için savaşa giden, kendini erkek olarak gösteren, kimliğini gizleyen genç bir kadının gerçek yolculuğunu 2020 yılında anlattık.

Kadın bir yönetmen olarak da bu hikayeyi anlatmak benim için çok önemliydi. Mulan ile aramda kadınsal bir bağlantı vardı. Filmlerimi erkek yönetmenlerin yönettiği gibi yönetmiyorum. Kendimi onların kullandığı metotların arkasına saklamıyorum. Kadın gibi yönetiyorum. Filmde bir diyalog var “Bir kadının orduyu yönetmesi imkansız.” Filmdeki en sevdiğim cümle bu.

◊ Neden?

Niki Caro: Çünkü bana da uyuyor. Kadın olarak bu işi yapamazsın denilen tüm kadınlara da uyuyor. Şahsen ben de sette büyük bir orduyu yönetiyorum. Hele bu filmde kadın liderliğinde bir hikayeyi anlatıyorum. Beni çok duygulandıran, tatmin eden ve gurur duyduğum bir iş oldu. Çünkü yapamazsın önyargılarına karşı çıkan bir kadın hikayesini başka bir kadın gözüyle anlattık.

Başrolü Çin’in köylerinde aradık

Niki kaç aktris arasından seçtiniz Yifei’yi?

Niki Caro: Binlerce kişi içerisinden bulduk. Çin’de neredeyse köylere kadar gittik.

Neden gittiniz?

Niki Caro: Kadın romantizmi... Aklımda hep küçük bir köyde oyunculuk yapan birinin Mulan olacağı yönünde romantik bir fikir vardı. Bulup keşfedecektim...

Fiziksel eğitimlerden Stanislavski sistemine... Sanatı deneyimlemenin çok farklı iki yönü. Sanatın nasıl farklı şekillere bürünebileceğinin bir örneği aslında..

Liu Yifei: Evet. Her yeni deneyim yeni sürprizler demek. Rol için hazırlanmak, ertesi gün işe gitmek için istek yaratıyor. Çünkü okuduklarımı yaratmak istiyorum. İşime olan tutkum ya da karaktere olan sevgim tüm süreci yaşamam için güç veriyor. İçten gelen bir güç ve istek de diyebiliriz.

Mulan ile aramızda kadınsal bir bağlantı vardı

 Uykusuz bir şekilde oyuncu seçmelerine katıldım

  Kariyerinizin gelişiminde sizi neler etkiledi?

Niki Caro: Çocukken, gençliğe ilk adım attığım yıllarda film yapmak istedim. Ama memleketim Yeni Zelanda’da bana örnek teşkil edecek hiç kimse yoktu. Jane Campion’la tanışana kadar... Champion sadece olmak istediğim kişi olmakla kalmayıp aynı zamanda dünyaya aynı benim gibi bakıyordu. O yüzden onun hâlâ en vefalı ve sadık hayranıyım.

Liu Yifei: Listemin en başında modern oyunculuk tekniklerini geliştiren Konstantin Stanislavski geliyor. Tüm oyuncular, Staniskavski’ye teşekkür borçlu.

Mulan’ın oyuncu seçme süreci çok konuşuldu. Hikayeyi en yetkili isimden dinleyebilir miyiz?

Niki Caro: Yifei bu konuda mütevazı davranacak. Ona neler yaptığımı anlatabilir miyim?Tabii ki...

Niki Caro: Onu bulabilmek için bir yıl boyunca tüm dünyayı aradık. Bulamadık. Tüm Çin’i aradık bulamadık... Çok güzel oyuncular buldum ama Mulan’ı bulamadım. Bulduklarımda da Mulan’ı göremedim. Araştırmalarımıza sil baştan yeniden başladık. Yifei’yi bulduk. Pekin’den Los Angeles’a gelmesini istedim. 14 saat uçarak gecenin bir yarısı Los Angeles’a geldi. Ertesi gün öğlen 2’de oyuncu seçmeleri vardı. Ama stüdyonun başkanı onunla tanışmak için daha önce gelmesini istedi. Hiç uyumadan yanımızdaydı. Sonrasında 2 saat İngilizce için başka bir oyuncu seçmelerine katıldı. Hiç uyumadan Disney’in başkanı ile tanışmış ve hemen 2 saat süren oyuncu seçmelerine katılmış birinden bahsediyorum.

İki saat boyunca ne yaptırdınız?

Niki Caro: Her biri 5’er sayfadan oluşan 5 ayrı sahne verdik. Görmen lazımdı, nasıl bir şevk ve istekle seçmelerini tamamladı. Çok etkilendim. Dramatikti, korkusuzdu, içinde sakinlikle karışık vahşi bir istek vardı. Özel eğitmen ile spor salonuna yolladık. Fiziksel limitlerini test etmek için özel olarak hazırlanan 90 dakikalık programı tamamladı. Aradığım savaşçı gerçekten o muydu, emin olmak istedim. Bütün bu süreci 14 saatlik uçuştan sonra uykusuz gecenin ardından tamamladı. Bir kere bile mola almak istemedi, yapmasını istediğimiz her şeyi yaptı ve Mulan oldu.

Liu Yifei: Yine ego patlaması yaşıyorum. (Gülüyor) Bu büyüklükte bir Disney filminde oynamayı rüyamda görsem inanmazdım. Sinirli miydim? Tabii ki sinirliydim, heyecandan titriyordum. Kendime sordum, ne yapmak istiyordum? Neden Los Angeles’a gitmeyi kabul ettim? Bu rolü istiyordum. Uçuş süresince düşündüm. Sonuç ne olursa olsun bu deneyimi yaşamak istiyordum. Fiziksel güç testi beni en çok şaşırttı. Her yaptığımı kameraya çektiler. Kendimi zorladım. Bu arada minik bir not, ne zaman spor hocamla çalışma yapsam bir şeyler yazıyordu. Ne yazdığını söylemedi. Oldukça şaşırdığım bir şeydi.

Mulan ile aramızda kadınsal bir bağlantı vardı

VİZYON TARİHİ ERTELENDİ

Vizyon tarihi ertelenen Disney’in ikonik çizgi filmi Mulan’ın konuşu şöyle: “Kadınların yalnızca kocasını mutlu edip çocuk doğurmak için var olduğunun düşünüldüğü bir çağda Mulan, kendisinden beklenenlerden memnun değildir. Çin İmparatoru, her bir ailenin bir erkeğinin, ülkeyi Kuzey istilacılarına karşı korumak için İmparatorluk Ordusu’nda görev yapması gerektiğine dair bir karar verir. Onurlu bir savaşçının en büyük kızı olan Hua Mulan, hasta olan babasının yerine erkek kılığına girerek savaşa katılır. Savaştaki yetenekleriyle ön plana çıkan genç kadın, bu süreçte komutanına da âşık olur.”

 

X

“Nusret artık benim değil Türkiye’nin markası, sahip çıkmak lazım”

Nusr-Et’in Los Angeles şubesinin açılışının, dünya yıldızlarıyla dolu film galalarından farkı yoktu.25 yıldır Los Angeles’ta yaşıyorum, böyle ses getiren, bu kadar çok konuşulan başka bir açılış görmedim.Geçen perşembe günü Nusr-Et fenomeni, Beverly Hills’in göbeğinde fırtınalar estirdi. Meşhur Canon Dr.’da 300 kişi içeri girmek için sıra beklerken, bir o kadar insan Nusr-Et yazısının önünde poz verebilmek için yarışıyordu. Nusret’in çalışırken uzaktan fotoğrafını çekenleri saymıyorum bile...Nusr-Et’in Los Angeles şubesi, birçok detayı içinde barındırıyor.Hollywood efsanelerinin fotoğraflarıyla dekore edilmiş sanat köşesi şahane. Ama esas ilgiyi Nusret’in büyük fotoğrafı önüne koyulan koltuk çekiyor. Los Angeles’ın ikonik Hollywood yazısı gibi Nusret koltuğu da ziyaretçi akınına uğrayacak nokta olarak tasarlanmış.Nusret Gökçe, bir anlamda Türkiye’nin gönüllü kültür ve turizm elçiliğini de yapıyor. Dört kıtadaki restoranları, açılmayı bekleyen lokasyonları ve restoran zincirine kattığı oteliyle dünyaca tanınan bir şef olmayı başaran Nusret Gökçe ile dev Hollywood yazısı önünde buluştum.Şef, Bostancı Kasaplar Çarşısı’ndan Beverly Hills’e uzanan çalışma hayatını anlattı...

Hollywood’un kalbindeyiz. Her şefin restoran açmayı hayal ettiği bir şehir Los Angeles. Nusr-Et dünyaca ünlü isimlerin tercih ettiği markalar arasında ve artık o isimler sadece yemekten ziyade seni görmek için de buraya geliyor...
- Evet, herkes onları görmeye gidiyor. Onlar beni görmeye geliyor.
Geçen gün Jason Statham buradaydı. Markanın dünya yıldızları tarafından tercih edilmesinin sebebi nedir sence?
- Jason Statham’ın sevgisi çok doğaldı. Sanki 3-5 senedir tanışıyormuşuz gibi samimiydi. Jason Statham gibi sinema dünyasından, spor dünyasından, iş dünyasından gelen çok fazla misafirimiz var. Gelen her misafirimize samimi bir ortam yaratıyoruz. İlk defa gelmiş olsalar dahi daha önce tanışıyormuşuz hissi oluyor. Kendilerini evlerinde gibi rahat hissediyorlar. Bu benim sıcakkanlılığımdan olabilir, belki de markadan ya da atmosferden kaynaklıdır.



Yazının Devamını Oku

Charles’ın çekiciliği şeytanın cazibesi gibi

Cezayir asıllı Fransız aktör Tahar Rahim’i “A Prophet”, “The Looming Tower”, “Mary Magdalene” ve “The Serpent” projeleriyle tanıdık. Son olarak Jodie Foster ile başrolü paylaştığı “Moritanyalı” (The Mauritanian) filminde canlandırdığı ‘Muhammed Veled Salahi’ rolüyle Altın Küre ve BAFTA’da ‘en iyi erkek oyuncu’ ödüllerine aday gösterildi. Barbaros Tapan, Tahar Rahim’le görüntülü olarak yeni projelerini konuştu...

◊ Oyunculuk serüveniniz nasıl başladı? Aktör olmaya nasıl karar verdiniz?
- Can sıkıntısı beni oyunculuğa götürdü... 14 yaşındayken, çevremdeki hemen her genç, başarılı bir futbolcu olmak isterken ben oyuncu olmayı hayal ediyordum. Yaşadığım yerde çok sıkılıyordum. Çok küçük bir kasabaydı ve yapacak çok şey yoktu. Orada yaşarken sinema salonlarına arka kapıdan gizlice girmenin bir yolunu bulmuştum. Haftada beş kere sinemaya gidecek param yoktu çünkü.
Sinemada çok zaman geçirdim. İçinde bulunduğum durumu unutmanın, farklı hikayelerle başka yerlere kaçmanın yolu sinemada film izlemekti. Filmler benim için dünyaya açılan bir pencereydi. Filmlerle geçirdiğim o yıllarda bir rüya inşa ettim. Oyuncu olmak istedim. Zamanla, yapmak istediğim tek şey oyunculuk oldu.
◊ Peki sinema salonlarında inşa ettiğiniz rüyayı nasıl gerçeğe dönüştürdünüz?
- Fransa kırsalındaki küçük bir şehirden, işçi sınıfından geldiğim için bu sektörde çalışmaya başlamak zordu. Kimseyi tanımıyordum. Çantamı topladım, Paris’e gittim. Otele yerleştim. İş buldum, çalışmaya başladım. Hafızam beni yanıltmıyorsa yanımda 1000 euro para vardı. O parayı hafta içi drama dersleri almak için harcadım. Hafta sonları ise para kazanmak için gece gündüz çalıştım. Yönetmen Jacques Audiard’la tanıştıktan sonra oyunculuk kariyerim başladı.

Yazının Devamını Oku

Her şey iyiyse yaş farkı yönetilebilir

Grammy’de 16 ödülü, 47 adaylığı var. Madonna, Michael Jackson, Céline Dion, Barbra Streisand, Whitney Houston, Andrea Bocelli, Michael Bublé gibi dev sanatçıların albümlerinin arkasındaki isim de o. Yolanda Hadid, Linda Thompson ve Katharine McPhee ile yaptığı evliliklerle magazinin gündemine oturan David Foster, özel hayatındaki iniş çıkışlara rağmen müzik dünyasında hep en iyiler arasında yer almayı başarmış biri. Barbaros Tapan, dünyanın en iyi besteci, aranjör ve müzik prodüktörleri arasına adını altın harflerle yazdıran “Hit Adam” lakaplı David Foster ile görüntülü konuştu.

◊ Katharine McPhee ile evliliğiniz magazin basınının en sevdiği konular arasında. Herkes bir şeyler söylüyor, yazıyor. Siz neler söylemek istersiniz hayatınızın bu dönemi ve Katharine ile ilgili?

- Katharine ile evlenmek ikimiz için de çok beklenmedik bir şeydi. Bu konuda ikimiz de pek konuşmuyoruz. Bunu daha önce söyledim, tekrar söyleyeceğim... Herhangi bir evlilikte sizi alaşağı edecek, mahvedebilecek birçok etken var. Coğrafyadan finansal konulara, üvey çocuklardan sadakatsizliğe kadar. Büyük yaş farkı da bunlardan biri. Ama eğer her şey iyiyse, yaş farkı kolayca yönetebileceğiniz bir şey. Şimdiye kadar biz bunu başardık ki bu harika. Katharine çok olgun. Yaşlı bir ruh. Ve kulağa klişe geleceğini biliyorum ama tek taraflı bir ilişki değil, birbirimizden çok şey öğreniyoruz.

◊ Eşiniz Katharine’in Megan Markle ile aynı liseye gittiğini okudum. Hatta lise müzikalinde birlikte rol almışlar. Megan ve Prens Harry de artık Los Angeles’ta yaşıyor. Aranızdaki arkadaşlıktan biraz bahseder misiniz?

- Harry ve Megan, mücadele ettikleri konularda çok açık ama kendi hayatlarında gözlerden uzak, sakin yaşamayı seven insanlar. Kendilerini iyilik yapmaya adamışlar. Sakıncası yoksa özel hayatları hakkında konuşmayacağım. Sadece şunu söyleyebilirim; ikisi de harika insanlar.

BİRÇOK YAZAR, JUSTIN BIEBER’A ŞARKI YAZMAYA UĞRAŞMA HATASINI YAPIYOR

◊ Müzikten bahsedelim, sizce yaratıcılık ya da ilham günün birinde bitebilir mi?

- Benim ilham kaynağım, iş sorumluluğuyla geliyor. Mesela bugün şarkı bestelemem gerekiyorsa, piyanonun başına oturur yaparım. Şu anda birkaç müzikal üzerine çalışıyorum. Perşembe ve cumaları söz yazarlarıyla çalışmam gerektiğini biliyorum. Onlarla çalışırken harika bir şey bulabiliriz ya da bulamayabiliriz. “İlham gelsin, güzel şeyler yaratayım” diyerek geceleri yatakta yatıp ilham gelmesini beklemiyorum.

Yazının Devamını Oku

Chloe Zhao’ya ülkesinden yasak

Sanal olarak düzenlenen Altın Küre ve BAFTA’dan sonra geçen pazar günü sanal olmayan Oscar ödül töreni izlemek güzeldi.

Roosevelt ve Biltmore Otel’de düzenlenen klasik Oscar Ödül Törenleri’nden ilham alınarak dekore edilen tarihi Union Tren İstasyonu’daki tören Oscar tarihinin en çeşitli töreni olarak tarihe geçti.
Oscar’daki ‘çok beyaz’ tartışmalarından sonra kadın ve siyah üyelerin sayısını artırmak için kolları sıvayan akademi son 2-3 yıldır bu konuda taviz vermemiş, farklı kültürlerden ve coğrafyalardan agresif şekilde üye almıştı...
Akademinin söz verdiği değişim bu seneki törene de yansıdı.
Oscar tarihinde kadın ve siyah aday rekoru kırıldı.




Yazının Devamını Oku

Hilesiz ve saf bir kızım

“Fight Club”, “Zodiac” gibi başyapıtların yaratıcısı David Fincher, “Mank” filmine imza attı. Film,Yurttaş Kane’in senaristi Herman Markievch'in senaryoyu yazım aşamasını anlatıyor Barbaros Tapan, “Mank”te canlandırdığı Marion Davies rolüyle, bu gece yarısı gerçekleşecek Oscar’da ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ dalında aday gösterilen Amanda Seyfried ile görüntülü konuştu. Seyfried, “Art niyetsiz, samimi, hilesiz ve saf bir kızım. Marion dışa dönük bir kadındı. İstediğinin olmasını sağlayabiliyordu. Onunla ilişki kuramam” dedi.

◊ 1940’ların kadın aktrislerine baktığımızda kendine güvenen, güçlü, çekici performansların yanı sıra hayat tarzlarının da aynı olduğunu görüyoruz... Siz ne düşünüyorsunuz?
- Bu aktrisleri rollerinden, filmlerinden tanıyoruz. Ama aslında hayatın kendinden daha büyük bir etkiye sahiplerdi. Çok güçlü kişiliklerdi ve insanların onları fark etmesini sağlayacak şekilde yaşıyorlardı.

◊ Onların hayatın kendinden bile daha büyük kişilikleri hakkında neler söylersiniz?
- Aman Tanrım... Katharine Hepburn mesela... Çok özgüvenli ve herhangi bir erkeği alt edebileceğini biliyordu. Gerçek şu ki, şimdi ben de o güce sahip olduğumu biliyorum. 35 yılımı aldı fark etmem ama sorun değil... En azından bu seviyeye geldim.

Yazının Devamını Oku

Muhammed hepimize insanlık dersi verdi

Dramatik ve zor karakterlerin başarılı ismi Jodie Foster, profesyonel kariyerine 3 yaşında başladı. 56 yıllık kariyerine birçok başarı sığdıran iki Oscar ödüllü oyuncuyla son filmi “The Mauritanian”ı (Moritanyalı) konuşmak için görüntülü olarak bir araya geldik. Foster, görüşmeye Los Angeles’tan bağlandı.

Neden bu filmin bir parçası olmak istediğinizi merak ediyorum açıkçası. Çünkü nadir film yapıyorsunuz. Rolü seçerken sizi neler etkiler? Belirli kriterleriniz var mı... Yönetmenin kim olduğu, senaryonun yazım şekli, hikaye, oyuncu kadrosu gibi?

- Benim için anlam ifade eden, bana anlamlı gelen bir şey olmalı. Ve bu anlamlı gelen şeyin ne olduğunu, neden anlamlı geldiğini asla açıklayamıyorum. Bu filmi kabul etme sebebim ise oldukça açık. Çünkü mutlaka ve mutlaka anlatılması gereken bir hikayeydi Muhammed’in olağanüstü yolculuğu. Korku ve işkenceyle geçirdiği dönem... Her şeye rağmen inanılmaz derecede insancıl, sevgi dolu, şefkatli, neşeli, sadık bir kişi olması... Bu hikayeyi daha çok kişi bilmeliydi. “Hotel Artemis” bu filmden önce oyuncu olarak yer aldığım son filmdi. Bir tür suç filmiydi. Filmde bana anlamlı gelen o kadar çok şey vardı ki... O karakteri oynamak istedim. Ama bana anlamlı gelen şeyi sana ya da başkalarına anlatabilmem çok zor. Açıklayamam...

Korkunç bir yılı geride bıraktık. Hâlâ da koronavirüsle savaş halindeyiz. Siz nasıl geçirdiniz karantinayı? Karantinaya kolay adapte olan mı, yoksa nefret eden tarafta mısınız?

- Evet, korkunç bir yıldı. En zor kısmı, birçok insanın gerçekten acı çektiğini görmekti. Benim ise güzel bir evim var, ailem yanımda. Okumayı seven ve kendi alanında yaşayan bir insanım zaten. Şikayet edemem...İnsanların yaşadıklarını izlemek ve bu konuda hiçbir şey yapamamak çok zordu. Aynı durumda olmayanlar, onların yaşadıkları zorlukları asla anlayamayacak. Bu süreç hepimizi etkiledi ve iz bıraktı. Yaralandık ve umarım bu yaralar bizi daha iyi insanlar yapar.

EVDE FİLM İZLEMEKTEN YORULDUM

Yazının Devamını Oku

İyi insanlar aslında o kadar da iyi değil

The Crown”un üçüncü ve dördüncü sezonlarında ‘Camilla Parker Bowles’ rolünde izlediğimiz Emerald Fennell’in yönettiği “Promising Young Woman” filmi, 5 dalda Oscar’a aday gösterildi. Kadınların uğradığı taciz, tecavüz, zorbalık gibi karanlık konuları kara komedi tarzında işleyen filmde başrolü Carey Mulligan üstlendi. Tecavüze uğrayan en iyi arkadaşının intikamını alan Cassie’yi canlandıran Mulligan, performansıyla ‘en iyi kadın oyuncu’ kategorisinde Oscar’a aday oldu. Barbaros Tapan, daha önce de “An Education” filmiyle bu ödüle aday gösterilen oyuncuyla görüntülü olarak konuştu...

◊ Nereden bağlanıyorsunuz?

- İngiltere’deyim. West Country’de, evimdeyim.

◊ Son iki yılın en çok konuşulan konularından biri, kadınların yaşadığı zorbalık ve tacizler. Yönetmen ve senaryo yazarınız Emerald Fennell’ın bu konuyu seçmesinde “Me Too” hareketinin etkisi oldu mu?

- Evet! Bence çok zamanlı bir film. Yönetmenimiz Emerald “Me Too” hareketine destek verenlerden. Ve nihayet insanlar yaşadıkları korkunç deneyimleri anlattı. Filmde yaşadıklarına rağmen hayata devam edebilen kadınların cesaretinden büyük ölçüde ilham aldığımızı düşünüyorum. Hikaye pek çok yönden daha derinlere uzanıyor. Amacımız da zaten kültürümüzün biraz daha yıkıcı, gri alanda kalmış ve üzerine düşülmeyen kısımlarını ortaya çıkarmaktı. Filmde yer alan adamlar kötü adamlar olduklarını düşünmüyor. Hiçbiri yanlış bir şey yaptığını düşünmüyor.

◊ Evet, filmde klasik kötü adamlar yok. Yanlış yaptığını düşünmeyen insanlar gayet güzel tasvir edilmiş...

- Evet... Ayrıca filmin bir diğer güzel yanı, içinde ahlaki eğitim olmaması. İyi insan olduklarını düşünen, iyi insan olduğu söylenen insanlar ellerine fırsat geçince kötü şeyler yapabiliyor. Aslında o kadar da iyi değiller yani. Filmin içinde yaşananların çoğu insanlara tanıdık geliyor. Hayatımızda olan pek çok şey sadece farklı açıdan gösteriliyor.

◊ Hikâyede kadınların suçlandığı, erkeklerin mazur görüldüğü sahneler var. Neden toplumda tolerans erkeklerden yana sizce? Neler yapılmalı bu zihniyeti değiştirmek için?

Yazının Devamını Oku

OSCAR HEYECANI

93. Akademi Ödülleri, bu sene pandemide gerçekleşen birçok ödül töreninin aksine sanal olmayacak. Akademi, adayların 25 Nisan gecesi gerçekleşecek törene bizzat katılmasını istedi. Yani kazananlar Oscar’larını törende alacak. Törene katılamayan kazananların ödüllerini ise kendilerine ulaştırılmak üzere Akademi kabul edecek.

Union Tren İstasyonu
1939’da inşa edilen tren istasyonunda birçok ikonik filmin sahneleri çekildi. “The Dark Knight Rises”, “Blade Runner”, “Pearl Harbor”, “Catch Me If You Can”, “Charlie’s Angel” bu filmlerden bazıları...

Kıyafet konusunda uyarılar yapılıyor
Bu sene yapılan sanal törenlere evlerinden katılan bazı oyuncuların kostüm kurallarına uymadığı ve spor kıyafetlerle yer aldıklarını görmüştük.
Akademi, bu konuda hassas. İşi şansa bırakmıyor. Konuklara, törene uygun giyinmeleri için çağrı yapıldı.
Tüm adayların gündelik kıyafetlerden kaçınmaları gerektiğinin altı çizildi...

Yazının Devamını Oku

Bollywood yıldızlarının Hollywood’a ihtiyacı yok

Miss World 2000’de Dünya Güzeli seçilen Priyanka Chopra, Hindistan’ın en çok kazanan ve en popüler yıldızlarından biriyken Bollywood’dan Hollywood’a transfer oldu. Chopra, kısa süre önce yayımlanan “Unfinished” adlı ilk kitabında çocukluğunu, şöhrete ulaşmasını ve hayatındaki dönüm noktalarını anlattı. Barbaros Tapan, son olarak dijital platformda yayınlanan “Beyaz Kaplan” filminde rol alan oyuncuyla görüntülü olarak konuştu.

Nereden bağlanıyorsunuz?

- Londra’dayım. Neredeyse 1 yıldır buradayım. Sony için çektiğim filmi yeni bitirdim. Amazon için bir TV projesine başlıyorum. İkisi de Londra’da çekiliyor.

Gerçekten inanılmaz. Diğer her yerde Covid-19 salgını sebebiyle çekimler ertelendi ya da iptal edildi, Londra’da ise her şey devam etti...

- Yalan söylemeyeceğim, gerçekten korkutucu... Salgın döneminde iki film bitirdim. Her gün test oluyoruz. Set ekibinin maske takma zorunluluğu var. Ve ekip oyuncularla mesafeyi korumaya dikkat ediyor. Çünkü sahneleri çekmek için maskelerimizi çıkaran bizleriz. Herkes son derece duyarlı.

Geçtiğimiz haftalarda sosyal medya hesabınızda 17 yaşındaki halinizi paylaştınız. O fotoğrafa baktığınızda aklınızdan neler geçiyor? Zamanı geri alabilsek, o genç kadına neler tavsiye edersiniz?

- Her şeyden önce o fotoğrafa baktığımda “Kahretsin ne kadar zayıftım! O bel nereye gitti?” diyorum. (Gülüyor) O genç kadına ne söylerdim... Miss Hindistan güzellik yarışmasına katılan yarışmacılardan biriydim. Maalesef çok ciddiye alıyordum. Genç Priyanka’ya vereceğim tek tavsiye, “Bu, dünyanın sonu değil” olurdu. “Bu baskıyı omuzlarından kaldır, çıktığın yolculuğun tadını çıkarmaya odaklan” derdim. Sanırım şu anda o duygulara ulaştım.

Yazının Devamını Oku

Ben hep küçük yaşadım

Göçebe hayat tarzını seçen insanların hikayesini konu alan “Nomadland”, Venedik ve Toronto film festivallerinin ardından geçen ay Altın Küre’de de “en iyi film” ödülünü kazandı. Jessica Bruder’ın 2017 yılında yayımlanan “Nomadland: Surviving America in the Twenty-First Century” kitabından uyarlanan filmde minibüste yaşayan Fern karakterini iki Oscar’lı yıldız Frances McDormand canlandırdı. Barbaros Tapan, ünlü oyuncuyla görüntülü olarak konuştu.

Nereden bağlanıyorsunuz?

- Kuzey Kaliforniya.

San Francisco mu?

- Evet, San Francisco’ya yakın. Güney Kaliforniya’da yaşamıyorum, orada sadece çalışıyorum.

Bana göre “Nomadland” sinematik yılı kurtaran filmlerden biri oldu. Hem film hem de siz Oscar’a aday gösterildiniz, tebrik ederim. Kırsal alanda yaşayan gerçekten güçlü kadınlara birçok kez hayat verdiniz. Bu kadınların özünü nasıl bu kadar iyi yansıtıyorsunuz? Illinois’da doğdunuz, daha sonra Pensilvanya’ya taşındınız. Büyüdüğünüz yerin etkisi olabilir mi? Ya da ailenizin?

- İşçi sınıfı bir aileden geliyorum. Ailem çoğunlukla kırsal alanlarda ve küçük sanayi şehirlerinde yaşadı. Büyürken tanıdığım ve beni büyüten insanları temsil ediyorum.

Yazının Devamını Oku

Kadın cesaretinin hikayesi

“The Crown” dizisiyle yıldızı parlayan Vanessa Kirby, bebeklerinin ölümüyle derin bir depresyona giren Martha ile Sean’ın (Shia LaBeouf) trajik hikayesini anlatan “Pieces of a Woman” filmindeki performansıyla da büyük ses getirdi. Barbaros Tapan, Oscar ve Altın Küre dahil çok sayıda ödüle aday gösterilen ünlü yıldızla görüntülü olarak konuştu. Kirby, Londra’dan bağlandı.

“Pieces of a Woman”daki muhteşem performansınızla ödül sezonundaki “en iyi kadın oyuncu” adaylıklarınıza Oscar adaylığı da eklendi. Tebrik ederim. Filme geçmeden önce, hayatınızı değiştiren ‘Prenses Margaret’ rolü ve dünya çapında fenomen hale gelen “The Crown” dizisinden bahsetmek istiyorum...

- “The Crown”, ilk sezonumuzda dizinin Altın Küre kazandığını hatırlıyorum. Claire’nin (Foy) sete gelişini hiç unutmuyorum. İkinci sezonu çekiyorduk, sete gelirken yanında ödülünü de getirdi. Tüm ekip ödüle dokunduk. (Gülüyor) Bizim için aşırı çılgın bir andı.

Diziye gelecek tepkileri, beğenip beğenilmeyeceğini bilmeden çekmeye başlamıştık. “Annem izler, babam izlerken uyur herhalde” diyordum. Hiçbir şeyi tahmin edemiyorduk. Aslında bu kadar bilinmeyenin içinde olmak, işi daha masum yapıyordu. Sonuç ne olursa olsun ben karakterimi oynamaktan zevk alıyordum. Margaret benden çok daha havalı, çok daha zeki bir kadın. Onu oynayabilme şansına sahip olduğum için mutluydum.

Dizi başladı ve insanlar gerçekten sevdi. Bu sevgi bizim için oldukça şoke ediciydi aslında. İşte bu yüzden Claire ödülüyle geldiğinde “Aman Tanrım, insanlar dizimizi gerçekten sevdi, vay canına!” demiştik...

Margaret rolünü sizden devralan Helena Bonham Carter ile hiç konuştunuz mu?

- Evet, ara sıra mesajlaşıyoruz. “Merhaba Marg. Nasılsın?” diyoruz. (Gülüyor)

TARİF EDİLEMEYECEK KADAR

Yazının Devamını Oku

Canın sağ olsun Avni

ABD’nin Florida eyaletinde bulunan Miami Hard Rock Stadı’ndaki müsabakada kazanan taraf, unvanın şu anki sahibi Canelo Alvarez oldu. 29 yaşındaki Avni Yıldırım, 4’üncü raunda çıkamadı ve maçı bırakmak zorunda kaldı.

Avni Yıldırım-Saul Canelo Alvarez WBC (Dünya Boks Konseyi) süper orta sıklet şampiyonluk maçını izlemek için iki hafta önce Miami’ye gittim...

Miami’de otele gider gitmez korona testi oldum, 5 gün boyunca otelde karantinada kaldım...

Maç günü Miami polisi eşliğinde Hard Rock Stadyumu’na oldukça havalı bir giriş yaptık...

Organizasyon rüya gibiydi. DJ, havai fişekler, canlı müzik, danslar...

Boks sporunun en büyük yıldızı, 30 yaşındaki Meksikalı Saul Canelo Alvarez, Kolombiyalı müzisyen J Balvin’in canlı performansıyla ringe çıktı.

Ön koltukları 8 ila 10 bin dolardan satılan maçın ünlü konukları arasında top model Adriana Lima, Nusret, ünlü şef Guy Fieri de vardı.

200 ülkede canlı yayınlanan maçta Türk bayrağımızı ringe ben taşıdım... Sonuç istediğimiz gibi olmadı lakin Canelo karşısında o ringe adım atabilmek bile büyük başarı.

Yazının Devamını Oku

Ted’de olmayan tek şey Ego

Apple TV Plus’ta yayınlanan “Ted Lasso” sezonun en iyi komedi dizilerinden biri. Dizi, şimdiye kadar yapılmış en iyi spor şovlarından biri olarak da adından söz ettiriyor. Kansas’ta Amerikan futbolu koçluğu yaparken İngiltere’de profesyonel bir futbol takımına koçluk yapmak üzere işe alınan aşırı iyimser Ted’in öyküsünü anlatan yapım, Altın Küre ve Eleştirmenlerin Seçimi Ödülleri’nde ödül kazdı. Dizinin yaratıcısı ve başrol oyuncusu Jason Sudeikis ile görüntülü konuştum. Aktör görüşmeye Los Angeles’tan bağlandı.

Yazıyorsunuz, yaratıyorsunuz, oynuyorsunuz... Bu verimliliğin sırrı nedir?

- Kendi tavsiyelerimi uygulamak. UCLA basketbol koçu John Wooden, “Ne kadar çok çalışırsan, o kadar şanslı olursun” demişti. Çok çalışmak, atletizm zamanımdan kalan bir şey. Çok çalışmak zorundaydım, çünkü her zaman bunun için bana bağıran bir adam vardı.

“Ne kadar çok çalışırsan, o kadar şanslı olursun...”

- Kesinlikle... İşimi “alçakgönüllülük, neşe, bir başkasının hikayesi için araç olma fırsatı ve bununla birlikte gelen sorumluluğu anlayarak üstlenmek” olarak görüyorum.

Çok çalıştığımın farkında bile değilim, çünkü yapmayı gerçekten sevdiğim işi yapıyorum. Ayrıca bedava yapmıyorum! (Gülüyor) Bakmam gereken çocuklarım var.

ÇOCUKSU BİR MUCİZE VE SONSUZ İYİMSERLİK

Yazının Devamını Oku

67 yaşında süper model oldum artık zamanı gelmişti

Barbaros Tapan, Tesla ve SpaceX’in sahibi Elon Musk’ın model, diyetisyen ve yazar annesi Maye Musk ile görüntülü konuştu. Maye Musk, oğlu için şöyle dedi: “Çok çalışıyor. Başarıları için mutluyuz. Onun yerinde olmadığımız için de mutluyuz. Çünkü Elon olmak, baskı altında olmak demek.”

Nereden bağlanıyorsunuz?

- Los Angeles’tayım. Yakında New York’a taşınacağım.

Elon Musk, Tosca Musk ve Kimbal Musk... Üç başarılı isim. Çocuklarınızla ne sıklıkta görüşüyorsunuz?

- Tosca, “Gabriel’s Inferno” filminin çekimleri için İtalya’ya gitti. Çok yoğun çalışıyor. Ama İtalya’ya gitmeden önce bana, çocuklarına, Elon ve Elon’un çocuklarına büyük bir yemek daveti verdi. Kimbal’ı çok sık görüyorum. Los Angeles’a ziyarete geliyor ya da ben Boulder’a (Colorado) gidiyorum onu görmek için. Noel’de üç çocuğum ve 12 torunumla bir aradaydık. Birlikte olmak beni çok mutlu etti.

New York’a taşınacağınızı söylediniz. Neden Los Angeles’tan ayrılıyorsunuz?

- 13 yıl New York’ta yaşadım. Sonra kızım Tosca’ya ikiz bebekleri için yardım etmeye geldim. Bebekleri tüp bebek tedavisiyle doğurdu ve yardımcı olacak bir erkek yoktu yanında. Gerçi şimdiye kadar yardımcı olan bir erkek hiç görmedim. Ben evliyken kocam “Yemek yap” derdi. “Ama bebek var” derdim. “Bebek olsa da benim için hâlâ yemek pişirmek zorundasın” derdi. İlginçti. Kızıma bebekler konusunda yardım etmeye geldim. Kızım LA’de kalmamı isteyince New York’taki dairemi sattım ve ona yakın bir ev aldım. 8 yıldır Los Angeles’tayım.

Kızım şimdi Atlanta-Georgia’ya taşındı, çünkü Atlanta filmler için harika vergi indirimleri yapıyor. Ayrıca ekibi, kazandıkları parayla Atlanta’dan ev satın alabilir. Buna karşın Kaliforniya çok pahalı. Kaliforniya’da ev almaya kimsenin parası yetmiyor. Elon Teksas’a, Kimbal Colorado’ya taşındı. Benim burada ne işim var? New York’a dönmeye karar verdim. Modellik için daha uygun bir şehir. Ayrıca Avrupa’ya daha yakın.

ÇOCUKLARIMIN İSTEDİKLERİNİ YAPMALARINA İZİN VERDİM

Yazının Devamını Oku

Ödülü öğrendiğimde gözyaşlarına boğuldum

Sinema efsanesi ve iklim aktivisti Jane Fonda, bugün yapılacak Altın Küre Ödül Töreni’nde Cecil B. DeMille Ödülü’nü alacak. 83 yaşındaki sanatçıyla görüntülü olarak konuştum. “Ajansım bana bu ödülü alacağımı söylediğinde gözyaşlarına boğuldum, çok şaşırdım ve derinden etkilendim” diyen Fonda, güzelliğinin ve enerjisinin sırrını da açıkladı: “9 saat uyuyorum, egzersiz yapıyorum ve iyi besleniyorum.”

Pazar günü (bugün) Altın Küre Ödül Töreni’nde Cecil B. DeMille Ödülü’nü alacaksınız. Tebrik ederim...

- Teşekkür ederim, büyük onur duydum.

Ödül konuşmanızı yaparken, dünya genelinde sizi izleyecek insanlara iletmek istediğiniz mesaj nedir?

- Öncelikle şunu söyleyeyim; ajansım bana bu ödülü alacağımı söylediğinde gözyaşlarına boğuldum, çok şaşırdım ve derinden etkilendim.

Konuşmamla ne iletmek isterim... Sanatın önemini... Kargaşa, kaos ve bölünme zamanlarında sanat çok önemlidir. Kabul konuşmamda bunu vurgulayacağım. Bu yıl aday gösterilen birçok filmin, Kuzey Amerika’nın karşılaştığı krizleri anlamamıza yardımcı olduğunu düşünüyorum.

Covid salgını, artan iklim krizi, ırk ayrımı, adaletsizlik ve beyaz ırk üstünlüğü krizi... Bu sene birçok film bu krizlerin varlığını ve etkilerini anlamamıza yardımcı oluyor. O filmlerden bahsedeceğim ve sanatın önemi hakkında konuşacağım.

Ayrıca Joe Biden’ın seçimi kazanmasıyla umutlarımızın yeniden yeşerdiğini hissediyorum. Bu seçim için çok çalıştık. Biden, ezici bir çoğunlukla seçildi. Siyahi toplumumuz ve gençlerimizin başarısıdır Biden’ın kazanması. İklim sorununa önem veren ilk başkanımız. Konuşmamda bu konulara değineceğim.

Yazının Devamını Oku

Barış için dövüş

Dev organizasyon, 27 Şubat Cumartesi’yi 28 Şubat Pazar’a bağlayan gece, Türkiye saati ile 03.00’te start alacak. Avni Yıldırım ile Canelo Alvarez’i karşı karşıya getirecek ana maçın pazar sabahı 06.00 civarında başlaması bekleniyor.

Geçtiğimiz pazartesi günü yılın boks maçını izlemek için Miami’ye gittim.

“Yılın maçı” diyorum, çünkü dünyanın en iyi boksörü Canelo Alvarez, sahip olduğu dünya şampiyonluğu unvanını sporcumuz Avni Yıldırım’a karşı savunacak.

Maçın bir diğer özelliği de Hristiyan aleminin lideri Papa Francis’in dikkatini çekmesi...

Scholas Occurrentes, Papa’nın 2001 yılında Arjantin’de kurduğu vakıf.

Dünya barışını güçlendirmek ve teşvik etmek için kurulan vakıf, Canelo-Yıldırım maçını “Barış için dövüş” etkinliği olarak tanımladı.

100 milyon dolarlık organizasyon

Canelo, San Diego’dan özel jetiyle Miami’ye geldi. Üzerinde pijamaları ve etten bir duvar eşliğinde otele giriş yaptı.

Yazının Devamını Oku

Türkiye Kaşıkçı davasında doğru tarafta yer aldı

Oscar’lı yönetmen Bryan Fogel, “The Dissident” belgeselinde gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetini işledi. Fogel’ın gösterdiği çarpıcı detaylar, dünya kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu cinayetin hikayesini gözler önüne seriyor. Dijital olarak vizyona giren filmin detaylarını Bryan Fogel’la görüntülü olarak konuştum. Belgesel için ülkemizde 8 ay kalan yönetmen, “Büyük bir Türkiye sevgisi, büyük bir İstanbul sevgisiyle Amerika’ya döndüm” dedi.

Cesaretiniz ve bu muazzam belgesel film için sizi tebrik ederim. İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve birçok Türk yetkiliyi belgeselde görüyoruz. Türk yetkililerinin güvenini nasıl kazandınız? Onları konuşmaya nasıl ikna ettiniz?

- Güven inşa etmek uzun bir süreçti. Ve Barbaros sen de Türk olduğun için muhtemelen biliyorsun. Türkler, telefonla, e-postayla ya da mesajlaşma yoluyla iş yapmıyor.

Evet...

- Gerçekten kişisel bir ilişki kurmak gerekiyor. Gidip buluşmak, kahve ve çay içmek, birebir tanışmak gerekiyor. Cemal Kaşıkçı cinayetinden 1 ay sonra Türkiye’deydim. Kasım ortasıydı. 8 aydan fazla süre İstanbul’dan Ankara’ya gidip geldim. Gerçekten güvene dayalı ilişkiler kurdum ve nihayetinde bu ilişkileri arkadaşlıklara dönüştürdüm. Türk hükümeti ve yetkililer hikayelerini anlatmak istedi.

Kendimi tanıttığımda, Cemal Kaşıkçı cinayetinin hikayesini otantik bir şekilde anlatmak için orada olduğumdan emin olmak istediklerini biliyordum.

Ben de Cemal Kaşıkçı cinayetinin hikayesini gerçek anlamda anlatmak için Türkiye’deydim. Ve bu işi yaparken, haftalar, aylar geçerken çok fazla güven oluştu ve sonuçta yetkililer hükümetin resmi tutanağını, polis görüntülerini, adli tıp raporlarını verdiler. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sesini ve görüntüsünü kullanmama izin verdiler. Başsavcı İrfan Fidan konuştu. Türk hükümetine bu hikâyeyi anlatabilmem için bilgi ve kanıt sağladıkları için müteşekkirim.

Yazının Devamını Oku

FREE BRITNEY HAREKETİ

Son dönemde dikkat çeken “Framing Britney Spears” belgeselinde, bir nevi şöhretin bedelini izledim.

Dünyaca ünlü yıldız Britney Spears’ın ruh sağlığının nasıl yerle bir olduğunu gösteren etkileyici bir belgeseldi.
Justin Timberlake’e yıllar sonra özür dilettiren bir yapım...
En basit tabiriyle açıklarsam belgesel, Britney Spears’ın 26 yaşında şöhretinin zirvesindeyken hayatı ve kariyeri hakkındaki tüm karar hakkını kaybedip babası Jamie Spears’ın himayesi altına girmesini ve sonrasında başlayan hayran hareketi “Free Britney”i anlatıyor.

Himaye ya da koruma altına girmek ne demek?

Kaliforniya kanunlarına göre kendisine bakmaya ve maddi varlığını yönetmeye uygun olmadığını düşündüğü yetişkinlere mahkeme, bakım için kişi ya da kuruluş atayabiliyor.

Koruma altına alınan kişinin yasal olarak kendi şahsiyeti olmadığı kabul ediliyor. Kendisi adına sözleşme ya da iş anlaşması yapamaz, karar veremez, parasını harcayamaz, çalışıp çalışmayacağına karar veremez.

Yazının Devamını Oku

Manipülasyon ustası iki karakter

Zendaya ve John David Washington, “Malcolm & Marie” filminde buluştu. İki oyuncu, haklarında merak edilenleri ve başrolünü paylaştıkları filmi Barbaros Tapan’a anlattı. Görüntülü görüşmeye Zendaya Atlanta’dan, John David Washington ise Los Angeles’tan bağlandı.

Babanız Denzel Washington’un dünyanın büyük sinema yıldızlarından biri olduğunu ilk ne zaman fark ettiniz?

John David Washington: Babamın yıldız olduğunun her zaman farkındaydım. 5 yaşındayken, onu sahnede ilk gördüğümde o bir yıldızdı, o bir sihirbazdı. Gerçek hayatta öyle davranmıyordu. Sahnede başka bir adam vardı. “Malcolm X” filminden sonra hayatımız daha da değişti. Yanımızda çalışan güvenlik sayısını artırmıştı babam. Sokakta insanlar “Malcolm X” tişörtleri giyiyor, şapkaları takıyordu. Babamın resimleri insanların üstündeydi. İlk yurtdışı seyahatimizde sadece Amerika’da değil, her yerde tanındığını anladım. 8 yaşında, İtalya’ya gitmiştik. Gittiğimiz her yerde babamı tanıyordu. İngilizce konuşmuyorlardı ama babamı biliyorlardı.

“Malcolm & Marie” filmindeki karakteriniz Malcolm, LA Times sinema eleştirmeninin filmi hakkındaki yazısını sabırsızlıkla bekliyor. Siz kendi performansınızı kritik eder misiniz?

- Benim en acımasız eleştirmenim yine benim. Ekranda kendimi izleyemiyorum, yaptığım hiçbir şeyi beğenmiyorum... Oynadığım her sahneyi en ince detayına kadar parçalara ayırıyorum. “Bunu neden yaptım”, “Bitti, kariyerim bitti!” gibi duygularla boğuşuyorum. İşimle ilgili her şeyde süper hassasım.

Peki babanız? Performansınızı yorumlar mı?

- Evet. Ama daha çok annemle tartışırım. Bazen sesli senaryo okuması yapıyorum annemle. Egzersiz mahiyetinde. Okumada bile rolde değilsem hemen anlar. “Anne sadece egzersiz yapıyorum” deyince... “Egzersiz bile yaparken bilmediğini ya da rolde olmadığını kabul et” der. “Kendine dürüst ol, bilmemenin nasıl hissettirdiğini anlamaya çalış” der. O yüzden daha çok anneme giderim iyi olup olmadığını sormak için.

Yazının Devamını Oku

Super Bowl devre arası şovunun maliyeti

Amerikan Futbol Ligi (NFL), genellikle devre arası şovları hakkında bilgi vermez. Hatta şovun detaylarını sır gibi saklar. Açıklamaz, etrafta dolanan bilgileri doğrulamaz.

“Devre arası şovu için sanatçılara ne kadar ödeniyor?” da hep merak konusu olur.

2016 yılında NFL “Sanatçılara ödeme yapmıyoruz, sadece masrafları karşılıyoruz” açıklamasını yaptı.

Evet, sanatçılara devre arası şovları için hiçbir ücret ödenmiyor. NFL sadece masraflar için bir bütçe veriyor.

The Weeknd’in menejeri Wassim Slaiby, bu yıl sanatçının 13 dakikalık devre arası şovu için cebinden 7 milyon dolar harcadığını açıkladı.

Super Bowl’un organizasyonunda çalışan şirketler de masrafları denetleyecek. Hemen sonrasında sadece masraflar için ödeme yapacak.

Rakamlarla Super Bowl

Super Bowl, devre arası şovu bir şarkıcı için çıkılabilecek en büyük sahne. O yüzden ücret sanatçıların umrunda bile olmuyor.

Geçen sene Jennifer Lopez ve Shakira şovunun 13 milyon dolara mal olduğu söyleniyor.

Yazının Devamını Oku