GeriBarbaros Tapan Kaz Dağları’nda iki gün
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kaz Dağları’nda iki gün

Şimdiye kadar gitmediğim için kendimi ayıpladığım Kaz Dağları’nda iki günde iki yıl yetecek enerji depoladım...

Kaz Dağları’nda iki gün

Tabiat güzelliği, gastronomi, bol oksijen, doğa, tarih, kültür, mitoloji, manzara ile bezenmiş bu eşsiz güzellikte kendimi bir masal kentinde gibi hissettim.
Adatepe köyünde yer alan İda Blue Otel’in sahibi Engin bey, kendini bölgeye adamış gönüllü bir turizm elçisi...
Yılın her mevsiminde bölgeyi anlatan etkinlik ve aktiviteler düzenliyor.
Yaptığı programlar, bölgenin ne derece önemli bir tarihe ev sahipliği yaptığını daha iyi anlamamı sağladı.
Oteli de ince detaylarla bezenmiş. Her detayın bir hikayesi var.
Duvarlarındaki tablolardan bahçesindeki domateslere kadar her köşesi insana huzur veriyor...
Yemeklerinin lezzeti ve menüleri için ayrı bir makale yazmak lazım.
Yemek yapımında kullanılan her bir ürün, yerel üreticilerden temin ediliyor...
Lezzeti de sunumu da Michelin yıldızlı restoranlardan aşağı değil...

Yunanistan’ın sırrı ne?

Peki neden dibimizdeki Yunanistan ve Yunan adaları dünya jet-set’inin, uluslararası yıldızların, sporcuların, modellerin, modacıların, medya patronlarının kısacası dünya VIP’lerinin yaz tatillerinin demirbaşı haline geldi de bizim Bodrum’umuz gelemedi?
Bu konuyu Bodrum’da kaldığım Mandarin Oriental Otel’in yöneticileriyle de tartıştık.
Muhteşem bir koy, harika bir tesis, Cennet Koyu’nda insanın ömrüne ömür katan bir manzara, kalite, misafirperverlik... Her şey var...
Rami Malek reklam çekimleri için gelmiş kalmış.
Onunla yapacağım ilk röportajda Bodrum’u soracağım.
Bakalım nasıl bulmuş...
Neyse, burada her şey var ama gelmesi gereken turist profilinde de eksiklik var.
Daha çok Rami Malek’ler gelmeli...

Kaz Dağları’nda iki gün

Yanı başımızdaki Yunanistan bir şeyleri doğru yapmış ki, oraya koşa koşa geliyorlar ama Türkiye’ye uğramıyorlar...
Geçmişe doğru biraz araştırma yaptım...
Amerika sosyetesinin, Aristotle Onassis ve Jackie O.’dan ötürü zaten Yunanistan’a bir zaafı varmış.
Onassis’ler, zamanında Grace Kelly’den Sophia Loren’e Hollywood’un büyük yıldızlarını getirip memleketlerinin reklamını yapmışlar.
Adamlar markalaşmışlar yani.
Bizim ise her şeyimiz var, tek eksiğimiz markalaşmak.
Son yıllarda Hollywood filmlerinde de Yunan adalarının lokasyon olarak seçilmesi ve Kardashian ailesinin unutulmaz Mykonos tatili, Yunanistan’ın küllerinden doğmasında etkili oldu.
Ve Yunanistan, dünya VIP’lerinin tatil lokasyonları arasında değişmez yerini aldı...

Biz neden yapamayalım?

Mayıs ayının sonunda Bali’ye gittim. Sony Pictures, Örümcek Adam rolünü oynayan Tom Holland için bir hayran günü düzenledi burada.
Dünyanın farklı yerlerinden Örümcek Adam hayranları Tom Holland ile bir araya geldi, fotoğraf çektirdi, sohbet imkanı yakaladı...
Tamam, güzeldi. Ben de eğlendim, Bali’yi gördüm...
Ama neden bu etkinlikler Türkiye’de yapılmıyor diye düşünmekten kendimi alamadım...
Neden Kaz Dağları’nda, neden Bodrum’da olmasın bu etkinlikler?
Olur aslında...
Türkiye’yi de Hollywood’da ilgi gören bir lokasyon haline getirmek için ne yapmak lazım?
Öncelikle Türkiye’de daha çok film çekilmesi şart. Çünkü Hollywood yapımlarının birçoğu maliyeti düşürmek için Amerika dışında çekiliyor. Tüm oyuncular da şu ülke senin bu ülke benim setten sete gidiyor. Aylarca çekim yapılan ülkelerde yaşıyorlar...
İnanın bir ülkenin güzellikleri, kültürü, tarihi sinema ve televizyonun gücüyle daha kolay tanıtılıyor. En kolay farkındalık bu şekilde yaratılıyor.
Komşu Yunanistan, şimdi de Bali yapabiliyorsa biz neden yapamayalım?

Kokorecin Starbucks’ı: Kokoreç Adam

Türkiye’deyken Türk yemekleri yerim. Memleketimde en büyük zevklerimden biri de geceleri kokoreç yemek...

Kaz Dağları’nda iki gün

Bayramda Sakarya’ya gittim. Oradayken bir kokoreççi görünce de dayanamayıp içeri girdim.
Aşırı ‘tarz’ bir mekandı. Adını Kokoreç Adam koymuşlar...
“Bir kokoreççi için bu kadar özen nedir?” dedim.
Mekanın işletmecileri “Kokorecin Starbucks’ı olacağız” dedi.
Hedefleri modern ve tarz mekanlarla kokoreci yeniden yapılandırmakmış.
Ne yalan söyleyeyim hoşuma gitti bu tabir, kokorecin Starbucks’ı...

Kaz Dağları’nda iki gün

Hollywood Bodrum’u ne zaman keşfedecek?

Bu sene Türkiye’de tatile farklı bir gözle çıktım. Neden diyeceksiniz...
Bugüne kadar yüzlerce Hollywood ünlüsüyle röportaj yaptım.
Sinema yıldızları, televizyon starları, müzik dünyasından ünlüler, yapımcılar, stüdyo patronları, yönetmenler...
Kiminle konuşsam, sohbet mutlaka bir noktada Türkiye ile kesişir...
Ben her seferinde “Hiç geldiniz mi?” diye hevesle sorarım, aldığım yanıt çoğu kez “Yunanistan’a geldim ama Türkiye’ye geçmedim” olur.
Aynı şeyi NBA basketbolcularıyla yaptığım röportajlarda da yaşıyorum.
Bir de tuhafıma giden; Yunanistan’a gittiklerini büyük marifetmiş gibi gururla söylemeleri...
Yunanistan’a gitmeyenler ayıplanıyor gibi bir hava var...
Türkiye’de tatil yapanlar da var tabii, yok değil.
Özellikle iki ünlü yıldız Bodrum’u çok seviyor. Biri Michael Douglas, diğeri de Nicole Kidman. Kidman’ı her gördüğümde 3 saatlik Bodrum macerasını mutlaka konuşuruz.
Her seferinde Bodrum’a doyamadığını, ailesiyle tekrar gelmek istediğini anlatır...

Kaz Dağları’nda iki gün

Demet Sabancı’dan Türk sinemasına destek yemeği

Geçtiğimiz gün İstanbul Spago’da düzenlenen yemek davetinde, Hollywood’da 12-14 Kasım’da yapılacak olan Türk Filmleri Festivali’ni konuştuk.
Davetin ev sahipliğini ülkemizin yurtdışında tanıtımı için yılmadan çalışan gönüllü kültür ve turizm elçimiz iş insanı Demet Sabancı Çetindoğan yaptı.
Yemeğe Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Üyesi Ogün Şanlıer, oyuncular Kerem Bürsin ve Belçim Bilgin,
Cem Saçar ve Arda Sayıner de katıldı.

X

Eski mahkûmlar danışmanımız oldu

Sinema, tiyatro, televizyon projeleri ve tek kişilik sahne şovlarıyla tanınan komedyen John Leguizamo, son olarak “Dark Blood” filmi için kamera karşısına geçti. Leguizamo ile geçtiğimiz günlerde dijital platformda vizyona giren filmi ve hakkında merak edilenleri konuştuk. Sanatçı, görüntülü görüşmeye New York’tan bağlandı.

◊ Sizi sahnede izlemeyi çok sevdiğim için sahneyle ilgili planlarınızı sorarak başlamak istiyorum...
- Sahnede performans sergilemeyi ve tek kişilik şovlarımı yazmayı seviyorum. Politik görüşlerimi, felsefelerimi, Amerika’da ve dünyada Latin bir adam olmanın nasıl bir şey olduğunu en iyi sahnede anlatıyorum. Sahne olacak tabii ki...


◊ Pandemiyle birlikte değişen bir dünyada yaşıyoruz. Neler düşünüyorsunuz bu süreç hakkında?
- Yaşadığımız dönem büyüme sancıları gibi. Amerika pandemiyle birlikte nihayet hesap vermek ve kendini düzeltmeye başlamak zorunda kaldı. “Black Lives Matter”ı (ABD’de yaşayan Afro Amerikan kökenli halka yönelik ırkçılığa karşı başlatılan sivil toplum hareketi) gerçek anlamda ilk kez duyduk. Hollywood’da Latin ve siyahilerin olmadığına dikkat çekildi. Şahsen ben, bunun için sürekli savaşan bir insanım. Latinler Amerika’da nüfusun yüzde 20’sini, Hollywood’un olduğu Los Angeles’taysa nüfusun yarısını oluşturuyor. New York’ta beyaz nüfusa eşitiz, Teksas’ta en büyük nüfusuz, pek çok eyalette varız ama kamera önündekilerin yüzde 4’ünden daha azı Latin. Hollywood ve dijital platformlarda anlatılan hikayelerin yüzde 1’inden azı bizim hikayelerimiz. Stüdyo ve dijital platform yöneticilerine şöyle diyorum, eğer 10 oyuncunuz varsa, ikisi Latin olmalı. 10 yönetici varsa, ikisinin Latin olmasını istiyorum. 10 hikaye varsa, bunlardan ikisinin Latin hikayesi olmasını istiyorum. Ancak bu şekilde eşitlik elde edebiliriz.
◊ Filmlerin bilinmeyeni, konuşulmayanı gün ışığına çıkarma gücü hakkında neler söylemek istersiniz?

Yazının Devamını Oku

Catherine Zeta-Jones Michael ile birbirimize çok ama çok aşığız

Barbaros Tapan, bu hafta Oscarlı yıldız Catherine Zeta-Jones’la konuştu. New York’taki evinden Tapan ile görüntülü konuşan Zeta-Jones, yeni çıkardığı hazır giyim markasından Michael Douglas’la evliliğine pek çok şey anlattı. Oyuncu, iki yetişkin çocuğu üniversite için evden ayrıldığından uzun yıllardan beri ilk kez eşiyle yeniden baş başa olduğunu söyledi ve hâlâ birbirlerine âşık olduklarının altını çizdi.

Röportajımıza nereden bağlanıyorsunuz?

-New York’taki evimdeyim. Köpeğimi mutfağa koydum. Kocam söyleşi için kenara çekildi…

Çok güzel görünüyorsunuz. Rutininiz hakkında bilgi vermek ister misiniz?

-Sigara içmeyi bıraktım. İçki içmem… Güzel bakım kremlerini ve yağları severim. 51 yaşındayım ve her zaman kendime baktım. Yaşlandıkça daha fazla zaman harcıyorum kendim için, cildimi hiç yapmadığım kadar nazikçe temizliyorum. Kayınpederim sevgili Kirk (Douglas), beni her gördüğünde “seni seviyorum” demeden asla asla asla selamlamazdı… İyi görünmesem de “hem için hem dışın güzel, seni çok seviyorum” derdi. Kirk’ün bana ve çocuklarıma söylediği bir şey vardı: “Spor yapmayı, hareket etmeyi bırakmayın ve sakın düşmeyin…” Kirk kelimenin tam anlamıyla 99’uncu doğum gününe kadar spor yapıyordu. Sonra spor hocası öldü. Bir gün hocasının evine gitti, eve geri döndü ve “hocam öldü” dedi. Ben de “kaybın için çok üzgünüm Kirk, kaç yaşındaydı spor hocan” diye sordum. Çünkü genç görünümlü, güçlü bir adamdı. “Ohh 96 yaşındaydı” dedi (gülüyor)… “Spor hocan 96 yaşında mıydı!!!” Tepkim buydu (gülüyor).

Ben de aktif yaşama ritüelini takip ediyorum. Küçük sorunlar için strese girmemeye çalışıyorum. Pozitif kalmak, başkalarına iyilik yapmak ve kibar olmak… Bu nitelikler bizi iyi hissettirir. Kulağa biraz klişe gelecek ama her şey aslında içten. Sağlıklı ve temiz olduğunuzda, kendinizi pozitif hissettiğinizde enerjiniz de yüksek oluyor. Güzellik sadece bakım kremlerinden ibaret değil, bir yaşam tarzı. Ve ayrıca benim güzel annem bana iyi genler verdi.

Kendi hazır giyim markanız Casa Zeta-Jones’u kurdunuz. Kendi tasarımınızı mı giyiyorsunuz?

-Evet, kendi tasarımımı giyiyorum. Casa Zeta-Jones benim kamera önünde ve tiyatroda olmadığımdaki yaratıcı çıkışım. Bu alanda da çok eğleniyorum, birlikte çalıştığım harika kadınlardan oluşan küçük bir ekibim var. İş ortağım, “Shark Tank”dan tanıdığımız Daymond John. Tasarım aşkımı da artık işime dahil ettim. İç mekanlarla başladım, şimdi hazır giyime geçtim. Kadınlar için erişilebilir, bir araya getirilmesi kolay, iyi bir fiyatları olan bir koleksiyon.

Yazının Devamını Oku

Aretha’yı taklit edebilecek kimseyi tanımıyorum

Broadway’de “The Color Purple”daki performansıyla Grammy, Tony ve Emmy kazandı. National Geographic’in “Genius: Aretha” dizisinde soul müziğin kraliçesi Aretha Franklin’i oynadı. İlk çocuk kitabı çıkmak üzere ve ilk solo albümünü de kısa süre önce yayınladı... Barbaros Tapan, Cynthia Erivo ile görüntülü konuştu.

◊ Nereden bağlanıyorsunuz?
- Los Angeles’tayım.

◊ “Genius: Aretha” dizisine hazırlanırken, Aretha Franklin hakkında bilmediğiniz neler öğrendiniz?
- Bilmediğim şey; babası komaya girdikten sonra ona nasıl baktığıydı. Babasını hayatta tutmayı o kadar istediğini bilmiyordum. Bu benim için Aretha’nın ne kadar sevecen olduğunu, kalbinin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Sonrasında da kalbinin nasıl kırık olduğunu...



Yazının Devamını Oku

Ben bile Pink Floyd’un geçici olduğunu sanmıştım

Efsane müzik grubu Pink Floyd’u konu alan “The Pink Floyd Exhibition: Their Mortal Remains” sergisi, 3 Eylül’de Los Angeles’ta kapılarını açtı. Ziyaretçilerini yüksek teknolojili görsel ve işitsel araçlarla Pink Floyd’un dünyasında sürükleyici bir yolculuğa çıkaran sergide; el yazısıyla yazılmış şarkı sözleri, grubun kullandığı müzik aletleri, yazdıkları mektuplar, uzun süredir depolarda, film stüdyolarında ve grup üyelerinin kişisel koleksiyonlarında bulunan objeler sergileniyor. Serginin detaylarını grubun efsanevi davulcusu Nick Mason ile görüntülü olarak konuştuk.

◊ “The Pink Floyd Exhibition: Their Mortal Remains”, büyüleyici bir sergi. İlk gördüğünüzde neler hissettiniz?
- Daha önce birkaç başka şehirde sergiledik ama Hollywood’un tamamen farklı bir havası var. Her şey biraz daha acayip. Kullanılacak kelime sanırım bu; “acayip”. Ve ben Hollywood’daki atmosferi çok sevdim.

◊ Sizin için sergide yer alan en değerli parça hangisi? Pink Floyd için değil, sizin için özel olanı soruyorum...
- Hokusai boyalı bateri seti. Yaklaşık 50 yıl önce yapıldı ve bence hâlâ dikkat çekici görünüyor. Boyası şahane ve fırsat buldukça o bateriyi kullanmaya meyilliyim. Muhtemelen favorim o bateri...


Yazının Devamını Oku

Oscar’ın şefi: Türkiye tatil için en iyi destinasyon

Şef Wolfgang Puck, tüm ünlü şeflerden önce “celebrity şef” kavramını yarattı. Restoranlar, kafeler, mutfak ürünleri ve televizyon şovlarından oluşan dünya çapında bir yeme-içme imparatorluğu kurdu. Oscar mutfağının da patronu olan şef Puck ile gastronominin en elit markalarından İstanbul Spago’da bir araya geldik. Mekanın deneyimli yöneticisi Deniz Zengin’in eğlence kültürünü gastronomiyle çok iyi dengelediğini belirten şef, ayrıca Türkiye’yi ve Türk insanını çok sevdiğini, buraya geldiği kadar kendi ülkesi Avusturya’ya gitmediğini söyledi.

◊ Şef, İstanbul sizin ikinci eviniz gibi sanırım. Sık sık ziyaret ediyorsunuz, değil mi?

- Evet, bu yıl Bodrum-Yalıkavak’ta tatil yaptım. Sonra D Maris’e gittim. Şimdi de İstanbul’dayım.

◊ Dünya yeme içme sektörünün en tepesindeki isimlerinden biri olarak, Türkiye’deki sektör hakkında neler düşünüyorsunuz? Demet Sabancı yakın dostunuz, kendisi Türkiye’nin gastronomi zenginliğini tanıtmak için çalışan biri. Demet Hanım’la işbirlikleriniz olacak mı?

Yazının Devamını Oku

Zombiler aramızda!

“The Walking Dead” dizisinin heyecanla beklenen son sezonu başladı. 24 bölümden oluşan 11’inci sezonun ilk 12 bölümü bu yıl, ikinci 12 bölümü 2022’de yayınlanacak. Dizinin başrol oyuncusu Norman Reedus ile görüntülü olarak konuştuk. Oyunculuğun yanı sıra fotoğraf sanatıyla uğraşan aktörün hatırı sayılır sayıda kitabı da var. Reedus, röportajımızda bu tutkularından da bahsetti.

◊ Covid’in yarattığı farklı dünyaya alıştınız mı?
- Daha zor... Ama bu dönemde bir prodüksiyon şirketi kurdum. Yaptığım bir sürü sanat işi var. Eğer işe dönseydim yapamayabilirdim. Pandemi sırasında bir roman yazdım. Eğer boş zamanım olmasaydı asla yapamayacağım bir sürü şey yaptım. Çabalarımı farklı şeylere yönlendirdim, çünkü TV şovu kesinlikle farklı bir dünya.

◊ Peki özel hayatınız nasıl adapte oldu salgına? Nişanlınız Diane Kruger da siz de iş için dünyayı geziyorsunuz. Dünyanın her yerinde projeler yapıyorsunuz. Salgın yüzünden hayatın durması sizi nasıl etkiledi?
- Ben Yeni Zelanda’daydım, Diane de Los Angeles’ta bir film üzerinde çalışıyordu. Onu ziyarete Los Angeles’a gittim. Bir ev kiralamıştık. Ben sadece 10 gün kalacaktım. Yeni Zelanda’dan kalkan o uçak, sabah 05.30’da Los Angeles’a iniyor. Eve gittim. Uykuluydum. Kızımın odasına gittim, onu uyandırdım. Kiraladığımız evin arka bahçesinde yürüdük. Dışarı baktık. Yemyeşil ve palmiye ağaçları olan bir bahçeydi. Kızım çimlerdeki bir kuşu işaret etti, birlikte yürüdük ve çimenlere oturduk. O an “Vay canına, bunu New York’ta yapamayız” dedim. Çünkü New York’ta pencereden bakarken “Bak, taksi. Bak, otobüs” deriz.Çimlerde otururken Diane yanımıza geldi. Bir pazar günüydü. Diane’e “Belki de Los Angeles’ta ev bakmalıyız. Güneşli havada güzel bir hayat var burada” dedim. Sonra hiç vakit kaybetmeden satılık levhası konulmuş bir eve gittik. Daha eve tam bakamadan Diane ayrılmak zorunda kaldı, çünkü senaryo okumaları vardı.
Ben kalıp baktım. Diane “Sonra konuşuruz” deyip gitti. İşteyken ona mesaj atıp “Evi aldım” dedim. İnanmadı tabii, “Neden bahsediyorsun?” dedi. “Toplantıda olduğun ve toplantıdayken hayır diyemediğin için evi aldım” dedim. Satın aldığım o ev, pandemi sırasında karantinada kaldığımız ev oldu. Günlerimiz bahçeden yaban mersini, çilek toplayarak geçti. Portakal ağacının altındaki toprakta oturup portakal yiyerek güne başladık. Oğlum Mingus doğduğunda sürekli çalışıyordum ve her fırsatta onu görmek için New York’a uçuyordum. Sürekli bir koşuşturmaca içindeydim.Kızımız doğduğunda ailemiz için bilinçli bir çaba gösterdik. Pandemi sırasında hiçbir yere gitmek zorunda kalmadık. Dürüst olmak gerekirse bu bizi birbirimize daha da bağladı. Los Angeles uçaklar uçmazken, her yer sakinken çok güzeldi. Şimdi her şey tekrar kaosa döndü.


Yazının Devamını Oku

Meksikalı bir kadın 54 yaşında süper kahramanı oynadı!

Geçen hafta 55 yaşına giren Salma Hayek, “Her zamankinden daha çok çalışıyorum” diyor. Başarılı oyuncuyla 50’li yaşlarında Marvel Sinematik Evreni’nde süper kahramanı oynamanın hissettirdiklerini, yeni projelerini ve çocukluk hayallerini görüntülü olarak konuştuk.

◊ Yıllar önce Altın Küre’de olimpik jimnastikçi Nadia Comăneci’yle tanıştığınızda nasıl heyecanlandığınızı duydum. Duygusal anlar yaşadığınız söylendi. Neden bu kadar etkilemişti sizi Nadia? Jimnastikçi olma hedefiniz vardı sanırım...
- Evet, çünkü Meksika’da bu sporun varlığından haberdar olmadığımız küçük bir kasabada yaşıyordum. Jimnastiği bilmiyordum. Kimse bilmiyordu. Bu sporu Nadia aracılığıyla keşfettim. Sonra kendi kendimi eğittim, çünkü yaşadığım yerde bu sporu öğretecek okul yoktu, öğretmen yoktu. Bir sonraki yaz babamı jimnastik öğrenmek için beni Mexico City’ye götürmesine ikna ettim ve elemelerde kabul edildim. Jimnastiğe gerçekten takıntılıydım. Mexico City’de sporcular için yapılmış yatılı okulda konaklama teklif ettiler. 9 yaşındaydım. Günde 6 saat egzersiz yapıp geri kalan zamanda okula devam etmem gerekecekti. Tamamen orada yaşamam gerekiyordu. Tüm hayatım antrenman ve okuldan ibaret olacaktı.
Orada ne yediğini ve nasıl yaşadığını her şeyi kontrol ediyorlardı. Okulun direktörü “Bu spor kızınızın vücuduna yakışıyor, kızınız şampiyon olimpiyatçı zihnine sahip” dedi ve babamı gerçekten ikna etmeye çalıştı. Babam reddetti, çünkü çocukluğumu yaşamayacaktım. Bu konuda babamı daha yeni affettim, çünkü çocukluk istemiyordum. Sadece bu sporu yapmak istiyordum. Nadia Comăneci olmasaydı jimnastiğe tutulmayacaktım. 9 yaşında kasabamı terk etmek için babamı ikna etmeyecektim. Ve sonra belki de hayalimi takip etmek, film dünyasının bir parçası olmak için ülkemi terk edemeyecektim.
Bir bakıma benim için çok şey ifade ediyor, çünkü o yaştaki tutkum zincirleme reaksiyona neden oldu. Konfor alanından çıkmam, umut etmem ve çok çalışmam için bana ilham verdi. Sadece hayal etmenin yetmeyeceğini, çok çalışmanın gerektiğini de öğretti.



◊ Son dönemlerde komedi de yapıyorsunuz. Seçtiğiniz projelere nasıl karar veriyorsunuz?

Yazının Devamını Oku

Şef Wolfgang Puck: Türkiye’nin yeme içme sektörü daha iyi pazarlanmalı

Dünyaca ünlü şef Wolfgang Puck ile İstanbul’da görüştüm.

Şöyle dedi:
“Türkiye’deki yeme içme sektörü dünyaya açılmak için daha iyi pazarlanmalı. Mesela bir örnek vereyim; kime ‘Tatillerde Türkiye’ye gidiyorum’ desem şaşkınlıkla karşılıyor. ‘Neden Türkiye’ye gidiyorsun, İtalya’ya gitsene’ diyorlar. ‘Hayır, ben Türkiye’yi seviyorum’ diyorum.”
Aynı fikirdeyim. Türkiye gastronomide dünyaya açılmak için daha iyi pazarlanmalı...
Şef Puck ayrıca “Genç şefler Türk mutfağını modernize etmeyi denesin. Yenilikleri takip etsinler. Türkiye’de birçok kişinin yemek seçiminde eski geleneksel tarzı sevdiğini biliyorum. Türk mutfağını yenilemek, modern dokunuşlar eklemek önemli” dedi.



Şef Puck bunları anlatırken aklıma Kaya Demirer geldi.

Yazının Devamını Oku

Steven Spielberg “yönetmenlik yaparken çal” dedi

İki Oscar’lı ünlü oyuncu Denzel Washington, tüm zamanların en büyük aktörlerinden biri kabul ediliyor. Washington ile görüntülü olarak görüştük, sinemanın en büyük aktörlerinden biri kabul edilmesi ve yönetmenlik deneyimi hakkında konuştuk. “Dünya üzerinde var olan bütün ödülleri kazandım ama mutluluğun ödüllerden gelmediğini öğrendim” diyen oyuncu, bildiklerini gençlerle paylaşmak istediğini de söyledi.

◊ New York Times, 21’inci yüzyılın en iyi aktörlerini sıraladı. Siz 1 numarada yer aldınız. Yeteneklerinizden bahsetmişler. Shakespeare de oynuyorsunuz, aksiyon, ağır dram, derin roller de... Her şeyi oynayabilme kabiliyetiniz var. Aynı zamanda yönetmenlik yapıyorsunuz. Bu tür makaleleri gördüğünüzde nasıl hissediyorsunuz? Hayatınızın bu aşamasında kendinizi nasıl görüyorsunuz?
- Kendimi yardım etmeye çalışan biri olarak görüyorum. Kendimi çözümün bir parçası olarak görüyorum, sorunun bir parçası olarak değil. Tanrı’nın verdiği yeteneklerimi en ufak bir şekilde bile olsa dünyayı daha iyi hale getirmek için kullanıyorum. Ve artık o yönde kullanabilmek için daha fazla fırsat görüyorum. Sırf yaptığım iş sayesinde olsa bile, insanların zihinlerini bir süreliğine dertlerinden uzaklaştırıyorum.
Annem yıllar önce “Adam ödül alır ama mükafatı Tanrı verir” demişti. Dünya üzerinde var olan bütün ödülleri kazandım ama mutluluğun ödüllerden gelmediğini öğrendim. The New York Times’a ve liste yapan herkese minnettarım. Ama gerçekten bunun için burada değilim.
Benimki, daha çok Tanrı’nın verdiği bir görev. Bu görev, yeteneklerimi en iyi şekilde kullanmak ve her fırsattan yararlanmak. Tanrı’nın işiyle ilgili olmak. Bildiklerimi ve yaşadıklarımı paylaşmak. İyi ya da kötü olsa da paylaşmak. Yeni nesil için profesyonel işimi anlatmak. Akıl hocası olmak. Sadece sahip olduğum şeyi kullanıp onunla yapabileceğimin en iyisini yapmak istiyorum.




Yazının Devamını Oku

MJ hayatı boyunca öldürüleceğini söyledi

29 Ağustos 1958 tarihinde doğan “popun kralı” Michael Jackson, hayatta olsaydı bugün 63 yaşına girecekti. Müzik efsanesi, yaşamı boyunca başarılarının yanı sıra hakkındaki skandal iddialarla da konuşuldu. O iddialar, hazırlanan belgesellerle ölümünden yıllar sonra yeniden gündeme oturdu. Jackson ailesinin üçüncü çocuğu, The Jackson 5’ın üyesi Tito Jackson’ın oğlu Taj Jackson, şimdilerde amcasının adını temize çıkarmak için savaşıyor. Taj Jackson ile Michael Jackson’ı, hakkındaki söylentileri ve ölümüyle ilgili şüphelerini konuştuk.

◊ Michael Jackson’la anılarınızla başlayalım mı? MJ ile ilişkiniz nasıldı?

- Beni bebekken kucağında tutup çektirdiği fotoğraflar var. Tüm hayatım boyunca yanımdaydı. Akıl hocası gibiydi. Bana nasıl iyi bir insan olunacağını öğreten, MJ’di. “Mesleğini iyilikler için kullanıyor musun?” diye sorardı. Kardeşlerimle birlikte ilk şarkımız İngiltere’de listelerin zirvesine çıktığında aradı. Tebrik etmek için aradığını düşündük ama aslında azarlamak için aramış. Çünkü hiçbir hastaneye yardım amaçlı gitmemiştik. Michael, “Gittiğim her şehirde çocuk hastanesini ziyaret ederim, bunu yapmak sizin de sorumluluğunuz” dedi. Haklıydı, çünkü biz onun yardımlarını izleyerek büyüdük.
O yüzden şimdi ona atılan iftiraları duymak benim için çok zor. MJ kendini savunmak için burada değil ve söylenenler gerçeklikten çok uzak. Onu tanıyan herkes nasıl biri olduğunu biliyor. Onunla büyümüş biri olarak benim için de en zor şey, onun hakkındaki tüm bu yalanları duymak. Bu çok sinir bozucu. Arkadaşları, ailesi, iş arkadaşları, eski çalışanları, hepsi MJ’in nasıl biri olduğunu söyledi. Ama bunlar asla su yüzüne çıkmıyor. Medya sadece skandallarla ve yalanlarla ilgileniyor. MJ insanların hayatlarını değiştirdi, onlara yardım etti. Ve yaptıkları için asla bir şey istemedi. Karşılığında bir şey istemeden birinin bu kadar iyi olabileceğine inanamadığımız bir toplumda yaşıyoruz. Ve bu korkunç bir şey...


Taj Jackson, görüntülü görüşmeye Los Angeles’tan bağlandı.

Yazının Devamını Oku

Neden Çırağan Sarayı?

Benim için çok özel...


1993’te Galatasaray-Manchester United maçı için İstanbul’a gelen Eric Cantona ile tanışmak, Çırağan Sarayı’ndaki stajyerlik günlerimin en unutulmaz anıydı...

Turizm ve otelcilik okuduğum sırada, yani 30 yıl önce, 17 yaşında stajyer olarak çalışmaya başladığım ilk işim...
İlk maaşım...
Sosyal medya, internet, akıllı telefonun olmadığı günlerde dünyaca ünlü misafirleriyle genç Barbaros’un gözlerini dünyaya açan, hayatımın akışını değiştiren bir pencereydi Çırağan Sarayı...
İstanbul için de çok özel bir yer...
Çünkü, Saray’ın güzelliği ve saygınlığı zamansız...

Yazının Devamını Oku

Dünyayı değiştirmeyi deneyeceğim

Ünlü oyuncu Sienna Miller, son olarak bağımsız yapım “Wander Darkly” için kamera karşısına geçti. Etkileyici performansıyla olumlu eleştiriler alan oyuncuyla görüntülü olarak konuştuk. Gönüllü yardım faaliyetlerinde de bulunan Miller, “Tek bir fark yaratabilirsem bile ne mutlu bana. Yapmak istediğim sadece böyle şeyler. Ve evet, dünyayı değiştirmeyi çok isterim” diyor.

◊ Güzel bir kariyeriniz var. Sizi doğru seçimler yapmaya neler yönlendiriyor?
- İçgüdüler. Sanırım başka bir şeye dayanarak seçim yapmıyorum ve karar vermiyorum. Aslında kumar oynuyorum. Sadece belli bir kesimin izlediği küçük bağımsız filmler yapıyorum. Harika işler yaptığınızda filminizi herkesin görmesi için arkasında para olmaması çok üzüyor.
Kariyerimde uzun bir yola çıktım. Oynamak istediğim türden kadınları oynuyorum. Görmek istediğim türden insanları canlandırıyorum. Onların hikayelerinin anlatılmasını istiyorum. Sanırım 80-90 yaşında hâlâ çalışacağım. Hedefim bu. Ve bana otantik gelen şeyleri yapmaya devam etmek istiyorum. En akıllı seçim gibi görünenleri değil.


◊ Afet ve hastalıklardan etkilenenlere yardım sağlayan International Medical Corps’un dünya çapında elçiliğini yapıyorsunuz. Dünyaya geri vermenin ve insanların hayatını değiştirmeye yardımcı olmanın sizin için anlamı nedir?

Yazının Devamını Oku

Gençler rollerini aşırı derecede ciddiye almasın

Anthony Hopkins, bu yıl nisan ayında düzenlenen 93’üncü Oscar Ödülleri’nde “The Father” filmindeki performansıyla “En iyi erkek oyuncu” seçildi. Oyuncu kategorisinde bu ödülü kazanan en yaşlı aktör olarak Oscar tarihine geçen 83 yaşındaki Hopkins, Los Angeles’tan görüntülü olarak Barbaros Tapan’ın sorularını yanıtladı. Genç oyunculara tavsiyelerde bulunan usta aktör, “Gençken çok iyi oyuncu olmak için zorlayabilirsiniz. Ben William Holden veya Robert Mitchum gibi harika adamların hayranıyım. Onlarda gördüğüm sadece rahat bırakmalarıydı. Gençler, bence aşırı derecede ciddiye almamaya çalışsınlar, inanın bu işleri daha kolay hale getiriyor. Rolün içinden geçsinler, diyalogların hakkını versinler ve sakin olsunlar” diye konuştu.

◊ Yoğun iş temposu olan bir aktörsünüz. Pandemiyle birlikte evlere kapanmak zorunda kalınca bu durumla nasıl başa çıktınız?

- Sadece kabullenip hayatıma devam etmeye karar verdim. Okudum, resim yaptım, piyano çaldım. Yapacak uğraşlarım vardı. Yaklaşık 5-6 yıldır durmaksızın çalışıyorum. Ağır projeler yaptım. Hiçbir şey yapmamak güzeldi...

◊ 83 yaşındasınız... Zihin ve beden arasındaki dengeyi sağlamak ve sağlığınızı korumak için nelere dikkat ediyorsunuz?

- Spor yapıyorum. Bir spor salonum var. Koşu bandım var. Biraz ağırlık çalışıyorum. Oldukça güçlüyüm. Güçlü ve kaslı biri olarak doğdum. Gallerli geçmişim yüzünden sanırım oldukça kaslıyım. Bu yüzden hâlâ egzersiz yapıyorum ve elimden geldiğince esnek kalmaya çalışıyorum.

BU KADAR UZUN YAŞADIĞIM İÇİN MİNNETTARIM

◊ Haftada kaç gün spor yapıyorsunuz?

- Haftanın 5 günü spor yapıyorum. Yorucu değil tabii... Çok okuyorum ve meditasyon yapıyorum. Ne zaman üzerime karanlık ruh halleri gelse neşeli kalmaya çalışıyorum. Pandemi mesela... Dünya daha önce de krizlerden geçti. Dünyanın bu yönünü kabul etmemek ve bu konuda duygusal konuşmak istemiyorum. Hayatımda başıma gelen ne varsa teşekkür ediyorum.

Yazının Devamını Oku

Çok param var çalışmak zorunda değilim

Dünya çapında birçok başarısıyla tanınıyor Arnold Schwarzenegger. Dünya şampiyonu vücut geliştiricisi, Hollywood’un gelmiş geçmiş en büyük aksiyon kahramanlarından, başarılı iş insanı, çevreci, hayırsever, en çok satanlar listesinde yer alan bir yazar ve Kaliforniya’nın 38’inci valisi, eski bir politikacı... Geçen hafta 74’üncü yaşını kutlayan aktörle görüntülü olarak görüştük. İşe dönmek konusunda acele etmediğini söyleyen Schwarzenegger, “Şahsen acil işe ihtiyacım yok. Aslına bakarsan çok param var ve bir daha asla çalışmak zorunda değilim. Her zaman yatırımlarım konusunda çok akıllıydım. Çok para kazanıp sonra birdenbire parası kalmayan, vergilerini ödeyemeyen oyuncular ve sporcular var...Milyonlarca milyonlarca dolar kazanıp sonunda hiçbir şeyi kalmayan insanlardan bahsediyorum” diyor.

◊ Neredesiniz şu anda?

- Los Angeles’ta Brentwood’da evimdeyim... Şu anda mutfağımdayım ve burası kahvaltı, öğle ve akşam yemeği yediğim mutfak. Arkamdaki rafta gezerken dünyanın her yerinden topladığım bazı resimler var...

◊ Los Angeles’ta henüz öğlen bile değil ama gördüğüm kadarıyla şu an kurabiye yiyip puro içiyorsunuz. Alışkanlıklarınızla başlayalım. Mesela kurabiye ve puro için doktorunuz ne diyor?

- Doktorlar bu alışkanlıklardan nefret ediyor. Günde bir puro içiyorum ve muhtemelen sağlığınız için en iyi şey bu değil. Bu kurabiyeler, vegan. O kadar da tatlı değil. Kurabiye yeme alışkanlığını zayıflık olarak değerlendiren birkaç kişiyle karşılaştım. Bunu bir zayıflık olarak görmüyorum. Avusturya’da büyüdüğüm için genel olarak tatlıya düşkünüm. Belki de bir bakıma zayıflık, çünkü yemek için en sağlıklı şeyler değiller. Dondurmayı çok seviyorum, elmalı strudel’i seviyorum, kremalı pufları seviyorum, kurabiyeleri seviyorum, içinde fındık olan siyah çikolatayı seviyorum. Biri gelirken bana tatlı getirirse cennetteyim. (Gülüyor) Maalesef tatlıları seviyorum.


Yazının Devamını Oku

Mete üç yaşından beri yay çekiyor

Olimpiyat atleti olmanın, oraya gidebilecek seviyeye gelmenin zorluğunu ve özverisini hiç düşündünüz mü?

“Mete üç yaşından beri yayı çekiyor, beş yaşından beri ok atıyor. 2012’den beri milli takım çalışmalarına başladı, Rio’dan sonra daha yoğun çalıştı. Bir senede yeri geldi, 20 gün görüştük. Yoğun çalışmaktan kız kardeşini bile fazla göremedi, en son gördüğünde ‘Bayağı büyümüş’ dedi. Çok büyük bir özveri var. Biz onu efsane yaptık. Onu görmek istediğimizde açıyoruz, videolarını izleyerek onu her zaman görebiliyoruz.”

İşte 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları’nda ‘Erkekler Bireysel-Okçuluk’ kategorisinde altın madalya alan Mete Gazoz’un babası Metin Gazoz, evladının çalışmalarını bu sözlerle özetledi.

Sporcular ellerinden gelenin en iyisini yapabilmek, olimpiyat standartlarına ulaşmak için hayatlarını adıyor.

Bazı araştırmalar, olimpiyat sporcusu standardına ulaşmanın 10 yıl sürdüğünü söylüyor.

İşte bu yüzden çalışmalara çok erken yaşta başlıyorlar ve her gün saatlerce antrenman yapıyorlar.

Çünkü dünyanın en elit, en zirvedeki sporcularına karşı yarışıyorlar.

Keşke her şey fiziksel hazırlıkla ve yetenekle sınırlı kalsa...

Yazının Devamını Oku

Uzun zamandır böyle bir komedi izlemedik

Disneyland’de bulunan aynı isimli tema parkındanilham alan “Jungle Cruise”, Kaptan Frank ile sonsuz şifaya sahip ‘Hayat Ağacı’nı aramakta olan Doktor Lily’nin maceralarını anlatıyor. Pandemi nedeniyle 1.5 yıl gecikmeli olarak 30 Temmuz’da vizyona giren filmin detaylarını, yönetmeni Jaume Collet-Serra, başrol oyuncuları Dwayne Johnson ve Emily Blunt ile konuştuk.

◊ “Jungle Cruise”, temel olarak bir aşk hikayesi ve macera filmi, öyle değil mi?

- Jaume Collet-Serra: Öncelikle bu bir macera filmi. Macera tarzında bir romantik komedi. Filmin komedi kısmı, romantik taraftan geliyor. Hani birbirlerine âşık olmuşlardır ama anlaşamazlar. İşte orada çok fazla malzeme vardır.
Romantik bir film yapmak istedim. Ayrıca komedi yapmak istedim. Filmin romantik yönü komedide bana yardımcı oldu.
Ormanda iki karakter birbirinden hoşlanıyor, şakalaşıyor, kavga ediyor... Uzun zamandır böyle bir komedi izlemedik.



Yazının Devamını Oku

Pandemiye rağmen yükselen Bodrum

Pandemi yüzünden Bodrum’da ev kalmadı.


Kiralar fırladı, şehrin nüfusu ikiye katlandı. Kalabalık, trafik derken yine yaz geldi çattı ve turizm sezonu açıldı...
Her şeye rağmen Bodrum, hem yerli hem de yabancı turistin en çok tercih ettiği lokasyon.
Evet, pandemi tüm dünyada turizme büyük darbe vurdu, lakin Bodrum’da pandeminin olumsuz etkilerine rağmen yeni yatırımlar son sürat devam etti.
Ve görülen o ki insanlar evde çok sıkılmış.
Herkes gezip tozmak, yeni mekanları keşfetmek, pandemiyi bir müddet de olsa kafasından çıkarmak ve en önemlisi rahatlamak istiyor...

MGallery

Bodrum’daki yeni yatırımlardan biri, beldenin en popüler destinasyonlarından Yalıkavak’ta temmuz ayının başında açılan MGallery Otel.

Yazının Devamını Oku

Sultanahmet’te dolaşıp huzurlu atmosferin tadını çıkardım

Bayram tatilini fırsat bilip Ege ve Akdeniz kıyılarına kaçan milyonların aksine, İstanbul’da kalıp uzun zamandır yapmak istediğim kültür turunun bir kısmını gerçekleştirdim.

Tarihi Kapalı Çarşı’da dolandım, Osmanlı döneminden kalma camilerin kutsallığını içime çektim, Sultanahmet’teki teras mekanlarında çayımı yudumlarken gün batımını izledim ve hamam keyfi yaptım...

Aya Sultanahmet Otel

Ayasofya ve Sultanahmet Camii’ne komşu 9 odalı aile oteli, İstanbul’un tarihi dokusunun kalbinde yer alan zarif ve lüks bir yapı...

Otelin lokasyonu, İstanbul’un tarihi ve kültürel alanlarını kolaylıkla gezme imkânı sağlıyor.

Hem deniz manzarası hem de dünyanın en harika yapılarından Ayasofya’ya karşı güneşi batırmak istiyorsanız, Aya Sultanahmet Otel’in teras katında yer alan Aya Fish Lounge oldukça keyifli bir mekân.

Hürrem Sultan Hamamı

Yazının Devamını Oku

Isla Fisher: Dünyanın en komik adamıyla yaşıyorum

Isla Fisher, dünyaca ünlü komedyen Sacha Baron Cohen’le evli. Avustralya’da yerli dizilerde bir gençlik ikonu olan aktris, beyazperdede komedyen olmaya karar verip ABD’ye taşındı. “Wedding Crashers” (2005) ile dünya izleyicisinin karşısına çıkan Fisher, hayallerine kavuştu ve başarılı bir komedi oyuncusu olarak kendini sinema dünyasına kabul ettirdi. En son “Blithe Spirit” filminde rol alan Fisher ile görüntülü olarak konuştuk. Oyuncu, röportaja Avustralya’dan bağlandı.

◊ Yaratıcılık konusunda size kimler ilham verir?
- Farklı alanlarda farklı insanlar ilham veriyor. Konu çocuk kitapları yazmaksa; etrafımdaki minik insanlardan, onların komik konuşmalarından ilham alıyorum. Filmlere gelince; oynadığım karakterin dayandığı kişiler ilham verebilir. Genel olarak ise en çok büyükannemden ilham alıyorum. Çocukken çok yakın olduğum biri. Onunla ilgili her şey ilham verici.
◊ Projeler sırasında eşiniz Sacha Baron Cohen ile görüşme konusunda sıkıntı yaşıyor musunuz? İkiniz de yoğun çalışıyorsunuz...
- Bizde mesafe büyük hikâye... En son “Blithe Spirit”i geçen sene haziran ve temmuz aylarında İngiltere’de, Sussex’te çektik. Sacha işlerine küçük bir ara verdi ve benimle geldi.Genelde aynı anda çalışmıyoruz. “Blithe Spirit”i çekerken ilk kez denk geldik.
◊ Sacha, siz ve üç çocuğunuzu aynı evde düşününce, çok çılgın bir aile hayatı hayal ediyorum. Günlük hayatınızda ne kadar mizah var? Çocuklarınız da komedyen veya oyuncu olmak istiyor mu?
- Çocuklarım adına konuşamam. Annelik en sevdiğim konu olsa da, onların gizlilik hakkına sahip olduklarını düşünüyorum. Komik olduklarını düşünüp düşünmedikleri hakkında konuşmak, onların kararı.
Ben komediye değer verilen ve komedinin çok dikkat çektiği bir evde büyüdüm. İki öz erkek kardeşim, iki üvey kardeşim var ve ben büyürken evimizde her zaman değişim öğrencileri vardı. Annemin dikkatini çekmek için sürekli çeşitli şekillerde yarışıyorduk.

Yazının Devamını Oku

Her filmden yeni bir şey öğrendiğimi hissetmesem kenara çekilirdim

16 yaşındayken Carnegie Hall’de sahnelediği oyununun üçüncü gününde “Get Real” dizisinin kadrosuna alınan ve bugün dünyanın en çok kazanan oyuncularından biri olan Anne Hathaway’in filmleri, dünya çapında 7 milyar doların üzerinde hasılat elde etti. Pandemi dönemini de çalışarak geçiren güzel oyuncu, “The Witches” ve “Locked Down” filmlerinde rol aldı. Dünyaca ünlü yıldızla görüntülü olarak konuştuk. Anne Hathaway görüşmeye Los Angeles’tan bağlandı.

Tuhaf bir yılı geride bıraktık. Pandeminin hayatımıza getirdiği ilginçlikleri halen yaşamaya devam ediyoruz. Bu dönemde sizi en çok rahatsız eden ne oldu?

- Bu yıl kendimi geliştirdiğimi düşündüğüm konulardan biri; iş görüşmesi yaparken çocuklarım araya girdiğinde paniklememek. Dijital ortamda görüştüğümüz sırada başkalarının çocukları beklenmedik bir şey yaptığında ben kesinlikle yargılamıyorum. Fakat bu konuda kendimi kastığımı fark ettim. Neden kendimi farklı standartlarda tutuyorum?

Pandemiden sonra öğrendiğim şeylerden bir diğeri de... Daha nazik bir insan olduğumu hissediyorum. Kendime karşı daha nazik olduğumu hissediyorum. Daha önce de nazik bir insan olduğumu sanıyordum. Ama geçen yıl başka insanların neyle uğraştığını bilmezken bir anda başkalarının evlerinin içine baktığımız yeni bir seviyeye geldik. Ve bu, birçok yönden insancıl bir yaklaşımla bakmamızı sağladı.

Aslında bu gibi şeylerle karşılaştığımda hüsrana uğramamayı ve daha esnek hale gelmeyi, hayatın verdikleriyle birlikte yuvarlanmayı da öğrendim.

Geçen sene kapanma döneminde neler yaptınız?

- Çok sıkıcıyım, garajımı temizledim! (Gülüyor) Çok uzun zamandır oyuncuyum. Seyahatlerimden hatıralar, aksesuvarlar, biriktirdiğim çeşitli eşyalar... Sonunda her şeyi yoluna koymanın zamanı gelmişti. Hayatım için önemli olan ve vazgeçme zamanımın geldiği şeyleri düzene koymam gerekiyordu. Çok deli bir kapanma yaşamadım ama unutma; yıllardır biriken şeyleri düzene sokarken yanımda 4 ve 1 yaşında iki çocuk da vardı...

Yazının Devamını Oku