"Barbaros Tapan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Barbaros Tapan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Barbaros Tapan

Judy’nin bocalama şansı yoktu

Oscar’lı yıldız Renée Zellweger, “Judy” filmindeki performansıyla bu sene ödül sezonunda adından en çok sözü edilen isim oldu. Altın Küre ve SAG ödüllerini kazandıktan sonra Oscar’ın en güçlü adayı haline gelen oyuncu, Kelebek okurları için Barbaros Tapan’ın sorularını yanıtladı.

Judy’nin bocalama şansı yoktu

Filmi izlerken Judy için üzülmeyen yoktur herhalde... Filmden yola çıkarak soruyorum, Judy’nin nasıl göründüğü kontrol edilmek isteniyor. Şimdi farklı bir zaman diliminde yaşıyoruz ama işverenlerin sizin fiziksel özelliklerinize karıştığı oldu mu?

- Evet, bir dereceye kadar karışanlar oldu. Hollywood’da yaşayan ve çalışan bir kadınım. Maalesef görünümümüz halka açık tartışma konusu.

 Dünya genelinde...

- Evet, dünya genelinde herkes görünümümüzle ilgili fikir beyan etme hakkına sahip! “Müdahale etmek” deyince aklıma ilk gelen örnek, Marilyn Monroe. Marilyn evinden çıktığı andan itibaren kendinden beklenen şekilde hareket etmek zorunda kaldı ya da beklentilere tahammül etmek zorundaydı. Onu tanımlayan, ondan beklenen şey zarafetinin, güzelliğinin zirvesinde olmasıydı. Aynı şey Judy’nin performansı için geçerliydi. Judy’nin sahnede bocalama şansı yoktu. Çocuk yaşta stüdyo sisteminin içine girmiş ve stüdyo patronlarının “Acaba nasıl pazarlanabilir, acaba nasıl izleyiciye satılabilir” tartışmalarının parçası olmuş bir yıldız...

Onun zamanındaki diğer genç yıldızlar daha uzun, daha güzel. Hollywood’un görmek istediği kalıba uygun yıldızlar. Ve Judy’ye sürekli onlardan biri olmadığı, ne kadar şanslı olduğu hatırlatılıyor. Korku içinde...

Biraz önce de dediğim gibi, Judy kendisi için en iyi sunumu yapmak isteyen bir planın parçası olmuştu. Ben o derecede bir deneyim ve baskı yaşamadım. Belki Judy kadar özel bir yetenek değildim, kim bilir...

BENİM İÇİN EN ÖNEMLİ ŞEY İŞİM

 İşin performans kısmıyla devam edelim. Judy sahnede olmak için nefes alıp veren, sahne için yaşayan bir sanatçıydı. Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? İşinize ne kadar tutkunsunuz?

- Bizim işimiz biraz farklı, çünkü sinema birebir canlı izleyici içermiyor. Set ekibiyle ve hikayeyle karşılıklı münasebete girdiğimiz, işbirliği yaptığımız farklı bir sanat formu...

Aslında bazen hayata geçirdiğimiz hikayede izleyicinin yönetmen, görüntü yönetmeni ve set ekibi olduğunu ve özel bir anı onlarla paylaştığımızı düşünüyorum. Bu işi yapmak için doğup doğmadığıma gelirsek... İnan bilmiyorum. Hayatımda büyük resme bakınca benim için en önemli şeyin işim olduğunu görüyorum.

 Peki müzik? Müziğin hayatınızdaki yerini merak ediyorum. Duşta şarkı söyler misiniz mesela?

- (Gülüyor) Çok komik. Köpeklerime sorman gereken bir soru... Piyanonun yanına yuva kurarlar ve günde birkaç müzik seansımız olur. Çalmamı istedikleri favori şarkıları da var, dinlemekten nefret ettikleri, asla çalmamı istemedikleri şarkılar da. Müziğin hayatımdaki yeri... Müzik hepimizin neşe kaynağı, öyle değil mi? Bütün eleştirmenleri, bütün kritikleri müziğin dışında bırakmalıyız. Çünkü hepimizi neşelendiren, günümüzü aydınlatan bir sanat müzik.

 En çok hangi şarkıları söylemeyi seviyorsunuz? Yeni pop şarkılarını mı, yoksa eski klasikleri mi?

- İkisinin karışımı. Eskilerin yanı sıra yenileri de öğrenmeye çalışıyorum.

 Özellikle sevdiğiniz bir şarkı
var mı?

- Şarkı söylemeyeceğim şimdi. Neden soruyorsun?

 Merak ettim sadece...

- Çocukluğumdan itibaren, hatta kariyerime başladığım yıllarda bana ilham veren şarkıcılar ve şarkıları vardı ama paylaşmayacağım.

Judy’nin bocalama şansı yoktu

JUDY OLMAYA TERSTEN BAŞLADIM

“Judy”de tüm şarkıları siz söylemişiniz. Bu film, şarkı söyleyebildiğinizi keşfetmenizi sağladı mı?

- Aslında ne olacağın bilmiyordum. Denemeye istekliydim ama başarıp başaramayacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Judy’nin nasıl bir ikon olduğuna dair hiçbir şeyi düşünmeden, filmi bir eğitim süreci olarak düşünmeye başladım. Konservatuvar öğrencisi gibi eğitime girdim. Judy’nin ayırt edici niteliklerini anlamaya, ses ve vücut hareketlerimi o yönde değiştirmeye uğraştım. Gerçi öncelikle yapmamam gerekenleri öğrendim. Yapmamam gerekenleri anladıktan sonra esas öğrenme sürecine ve yapmam gerekenlere geçtim. Judy olmaya tersten, zor olandan başladım.

 Sahnede gösterdiğiniz performans tek kelimeyle harikaydı. Kazandığınız tüm ödüller için tebrik ederim. Oscar’da bol şans...

- Teşekkür ederim.

BU İŞE İLK BAŞLADIĞIMDA “ARTIK GARSONLUK YAPMAK ZORUNDA DEĞİLİM” DEDİM

 Hollywood’a girmek mi, orada kalmak mı zor?

- Bilmiyorum... Yine oldukça ilginç bir soru...

 Sadece sizi kastetmiyorum, genel olarak değerlendirmenizi istiyorum...

- Üzerinde düşünmediğim bir konu. Kalmak da bir seçim, çünkü uzaklaşmak istemediğinizi gösteriyor. Her yaratıcı insan, sanattan para kazanan her profesyonel, yaptıkları seçimlerin artı ve eksilerinin ölçümünü yapmalı. Artıları ve eksileri kaydetmeli. Film yapmak isteyen, bu sektöre girmek isteyen milyonlar var.

Kendimden örnek verirsem, kalmayı zor bulmadım. Yaşadığım her şey, her deneyim farklı bir macera gibi. Eğer her işle gelen yeni maceralara, deneyimlere ve bu deneyim ve maceraların getirdiklerini öğrenmeye açgözlüysen, kalıyorsun.

Gerçi Hollywood’a girmeyi ya da kalmayı nasıl gördüğünüz sizin bakış açınıza ve tanımlamanıza da bağlı. Eğer yaptığın işi gerçekten seviyorsan, yolunda ilerlerken karşına çıkan engeller hevesini kırmıyorsa, hâlâ aynı istekle bu işi yapmak istiyorsan doğru yerdesin demektir.

Kimileri için sektöre girmek, faturaları ödeyecek seviyeye gelmek demek. Ben de ilk başladığımda “Artık garsonluk yapmak zorunda değilim” dedim. “Bu işle hayatımı sürdürebilirim, harika değil mi!” derken sonrası geldi...

 BAZI KÖTÜ ANLARI ZARİF OLMAK ADINA YUTUYORUZ

Konuyu müziğe getirmemin sebebi yine Judy aslında. Şarkı söylerken çok güçlü bir sesi vardı ama konuşurken sesi yoktu. Sesi yoktu derken, sahne dışında söylediklerini kimse dinlemiyor, önemsemiyordu. İşinizin dışında söylediklerinizin dinlenmesi sizin için ne kadar önemli?

- Çok çok ilginç bir nokta... Bazen başkalarını üzmemek ya da nazik olmak için verdiğimiz tavizleri fark etmiyoruz. Bazı kötü anları zarif olmak adına yutuyoruz, bazen de başka şansımız olmuyor. O anda var olan durumu değiştirmek kontrolümüzün ötesindeyse sadece susuyoruz. Belli bir dereceye kadar verdiğimiz ödünleri anlamıyoruz ama belli bir seviyeden sonra oldukça zarar verici bir hâl alıyor.

Soruna dönersem, iki ses arasındaki bağlantıyı hiçbir zaman çözemedim. Biri kalpten gelen ses, gerçekten hissettiklerin. Diğeri sadece ses tellerinden gelen, söylediklerin. Yaratıcı güce sahip olmak, büyüklüğünü açıklayamayacağım kadar kutsal bir şans. Bu şansla seçtiğimiz yolda ilerlerken keşfettiklerimiz ve yaşadıklarımızsa paha biçilemez dersler...

Judy’nin bocalama şansı yoktu

 Filmde dikkatimi çeken bir şey de Judy’nin mutluluğu birlikte olduğu erkeklerde aramasıydı. Kendi içinde mutluluğu bulamamış, başkalarının hayatındaki varlığıyla hayata tutunan bir kadın izlenimi yarattı bende. Siz mutluluğu kendi içinizde bulmuş görünüyorsunuz, doğru mu?

- Bence karşılaştırma yaparken kuşak farklarını da göz önünde tutmamız gerekiyor. O dönemde kadınlardan beklenen ya da kadın olmanın gerektirdiği belli şeyler vardı ve günümüzden farklıydı.    O zamanlar kadınların neye göre seçimlerini yaptığını anlamak ya da değer yargılarını algılamak kolay değil. Yaptığım araştırmalardan yola çıkarak konuşursam, Judy finansal konularda asla konuşmak istemezmiş. Çünkü para konuşmak, o dönemde kadına yakışmazmış. Evlilik konusunda da eski kafalıymış mesela. Kadının ya evli olması ya da hayatında erkek figürü olması gerektiğini düşünürmüş.

Babasına hayran bir kızmış. Çalışmaya başladıktan sonra da stüdyonun başındaki patronuna hayran ve minnettar bir kız olmuş, onu mutlu etmek için elinden geleni yapmış. Tabii söylediklerimin hepsi, araştırmalarımdan çıkardığım varsayımlar. Sanırım hayatındaki erkekler onu bir şekilde güvende hissettiren figürler olmuş.

 Peki siz? Sizi neler güvende ve mutlu hissettiriyor?

- Farklı yetiştirildim... Özgür ruhlu, dünyayı görmek ve deneyimlemek isteyen, öncelikleri farklı bir anne-babanın kızıyım. Geçen ağustosta 63’üncü evlilik yıldönümlerini kutladık. Bir anlamda geleneksel bir aile ama diğer taraftan cesaret veren, merak ve macera duygusunu besleyen bir anne babanın çocuğuyum... Bizim evimizde asla ve asla can sıkıntısı yoktu. Annem can sıkıntısının ne demek olduğunu bilmezdi bile. Kendine güvenmek ve mutluluğun bu durumla bağlantısı var sanırım. Şanslıydım. Şanslıyım. Kendi başıma kalmak beni daha az kıymetli hissettirmedi.

Kendi kendime mutlu olmak ya da kendi hayatımı yaratmak için hasar veren kalıntılarım yoktu geçmişten getirdiğim...

X