Paylaş
◊ “Michael” tüm zamanların en yüksek hasılat yapan müzik biyografisi oldu. Sizce Michael’ın hayatı ve müziği farklı kültürler ve kuşaklarda neden hâlâ karşılık buluyor?
- Michael Jackson’ın ve aile olarak Jackson’ların hikâyesi, tam anlamıyla gerçek bir Amerikan hikâyesi. Kendinizi bir amaca adadığınızda, disiplinle ve düşünerek hareket ettiğinizde neler başarabileceğinizin hikâyesi... Afrika’nın küçük köylerinden Brezilya’ya ya da herhangi bir ülkeye kadar her yerde herkes Michael Jackson’ı tanıyor. Bence etkisinin hâlâ devam etmesinin asıl nedeni, müziğinin çok güçlü ve insani olması.
◊ İzleyicilerden aldığınız tepkilerden söz eder misiniz?
- Filmin büyük etki yaratacağını hissediyordum. Fakat dünyanın dört bir yanında sinema salonlarını böylesine etkisi altına alacağını tahmin etmemiştim. O kadar çok mesaj alıyorum ki... Filmi 10 kez izleyen insanlar var. Bu film aslında hepimizle ilgili. Müzik de insanlar arasında bağ kuran en güçlü araçlardan biri.

İKİNCİ FİLM OLACAK
◊ İkinci bir film geleceği iddiasını doğrulayabilir misiniz?
- İkinci bir film olacağını doğrulayabilirim. Bildiğim kadarıyla şu anda bu filmin tam olarak nasıl şekilleneceğini belirlemeye çalışıyorlar. İkinci filmin Michael’ın hayatındaki belirli bir döneme daha yoğun biçimde odaklanacağını düşünüyorum.
◊ Joseph Jackson’ı canlandırırken kamuoyunun onun hakkındaki yargılarını bir kenara bıraktığınızı söylediniz. Peki ya kendi kişisel yargılarınız?
- Açıkçası bu projeye başlarken Joseph Jackson hakkında çok fazla şey bilmiyordum. Bildiğim kadarıyla katı, disiplinli ve sert bir adamdı. Fakat gerçekte kim olduğunu bilmiyordum. Bu nedenle kapsamlı bir araştırmaya giriştim; onu anlamaya ve tanımaya çalıştım. Kendi kendime “Onu çözmeye çalışmalıyım” dedim. Yargılamadan, açık bir kalple yaklaşarak... Joseph Jackson’ı canlandırmam teklif edildiğinde, “Bakalım Joseph benim içimde nerede yaşıyor, bende nasıl bir karşılığı var?” diye düşündüm. Yoğun bir araştırma yaptıktan sonra onun bende karşılık bulan taraflarını görmeye başladım. Joseph Jackson, bana üvey babam gibi erkekleri hatırlatıyordu. Ben onun gibi bir adam değilim ama onun gibi erkekleri tanıyorum ve anlayabiliyorum.
ÖDEV YAPMADIYSAM DAYAK YERDİM
◊ Katı bir baba, hırslı bir menajer ve tartışmalı bir ebeveyndi. Rol için araştırma yapmaya başladığınızda onun sizi en çok şaşırtan yönü ne oldu?
- Ah, kesinlikle mizah anlayışı... Jaafar’ı tanıdıkça ve ondan aileyle ilgili hikâyeler dinledikçe Joe’nun (Joseph Jackson) bu tarafını keşfetmeye başladım. Michael’ın oğlu Prince, büyükbabasıyla ilgili hikâyeler anlatıyordu.Örneğin Joe’nun torunlarıyla yaptığı kendine özgü bir selamlaşması varmış; yumruklarını hafifçe tokuştururlarmış. Onlara şakalar yapar, hiç beklemedikleri anlarda sürprizlerle karşılarına çıkarmış. Sanırım insanların kendisini biraz korkutucu bulduğunun farkındaydı. O da bu imajını çocuklarla ve torunlarıyla şakalaşmak için kullanıyordu.
◊ Onu oynadıktan sonra hırs, ebeveynlik konusundaki düşünceleriniz değişti mi?
- Ebeveynlik konusunda değiştiğini söyleyemem. Ben de Joseph Jackson’a benzeyen bir adamla büyüdüm. Eve geldiğinde bütün ev işlerinin tamamlanmış olması gerekiyordu. Ödevlerinizi bitirmek zorundaydınız. Eğer yapmadıysanız ceza alır, bazen de dayak yerdiniz. Çok katı bir disiplin vardı.
Çok fazla şeye sahip değildik ama düzenimiz vardı. Kıyafetlerimiz her zaman temizdi ve okula mutlaka giderdik. Bugün dönüp baktığımda, anne ve babamın en büyük amacının bizim hayatımızı kendilerininkinden daha iyi hâle getirmek olduğuna inanıyorum. Bunu açıkça söylerlerdi: “Biz sizin yalnızca bir işe sahip olmanızı istemiyoruz. Dünyada bir etkiniz olsun, bir iz bırakın istiyoruz.”
Çünkü kendilerinin hayatta yeterince söz sahibi olamadıklarını, dünyanın onlara hak ettikleri fırsatları vermediğini düşünüyorlardı. Benim için çok daha fazlasını istiyorlardı.
Joseph ve Katherine Jackson’ın çocuklarını yetiştirdiği dönemin koşullarına baktığınızda, onların dünyasını çok daha derinden kavramaya başlıyorsunuz.

İKİ USTA YÖNETMENDEN ÇOK ŞEY ÖĞRENDİM
◊ Yönetmen Antoine Fuqua ve Steven Spielberg’le çalışmaktan neler öğrendiniz? Sonuçta siz de yönetmenlik yapıyorsunuz...
- Antoine sessiz ve ölçülü bir adam. Çalışırken filmin bütününü gördüğünü; kameranın nasıl hareket edeceğini, sahnenin nasıl şekilleneceğini en ince ayrıntısına kadar düşündüğünü hissedebiliyorsunuz. Sizi de bu sürecin içine anbean dâhil ediyor. Oyuncularıyla çok yakın, samimi bir ilişki kuruyor.
Steven Spielberg de son derece dışa dönük ve bir sette görebileceğiniz en neşeli ruhlardan biri. Setin orkestra şefinin o olduğunu hemen anlıyorsunuz. Herkesi bu yolculuğa katılmaya davet ediyor.
İkisinden çok farklı şeyler öğrendim. Ancak her ikisi de bana kadrajın ve kamera hareketlerinin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Çünkü ikisinin de olağanüstü kamera hareketleri var. Kamerayı, bir dansı takip eder gibi; sahnenin duygusunu ve içgüdüsel ritmini izleyerek hareket ettiriyorlar.

Antoine Fuqua’nın özellikle müzik sahnelerindeki kamera kullanımına bayılıyorum. Kendinizi bir anda konserdeymiş gibi hissediyorsunuz; ardından kamera sizi çok yakın ve özel anların içine taşıyor. Antoine, kamerayı hikâyenin duygusunu yakalamak için kullanıyor.
Steven ise her zaman seyirciye özel bir “an” yaşatıyor. Birdenbire kendinizi hayranlık uyandıran bir anın içinde buluyorsunuz. Kamera yavaşça yaklaşıyor ve siz de o duyguyu karakterlerle birlikte yaşamaya başlıyorsunuz. Bu iki büyük ve usta yönetmenden gerçekten çok şey öğrendim.
Paylaş