GeriBarbaros Tapan İstanbul’da kaç milyon insan var?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul’da kaç milyon insan var?

Megan Fox, mitolojik efsaneleri konu alan belgesel programı “Myths &Mysteries”in Troya Savaşı konulu bölümünün çekimleri için geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye geldi. Ünlü oyuncu, Karga 7 Pictures’ın yapımcılığını üstelendiği, önümüzdeki aylarda Travel Channel’da yayınlanacak belgeselin çekiminin hemen ardından Los Angeles’ta Barbaros Tapan’la buluştu. İkili hem belgeseli hem de Fox’un Türkiye günlerini konuştu.

◊ Travel Channel’a hazırladığınız belgesel projeniz için geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye gittiniz. Öncelikle Troya Savaşı’nı anlatan bölümün detaylarından biraz söz eder misiniz?

- Biz bu belgeselde, eski hikayeleri, mitolojik efsaneleri, onlarla ilgili ulaşılan son bilgileri ve gelişmeleri veriyoruz. Türkiye’ye de Troya Savaşı ile ilgili son keşifleri öğrenmek için gittik. Neler olup bittiğini, ulaşılan son bulguları uzmanlarla konuştuk. Troya Savaşı bir gerçek mi yoksa kurgusal bir mit mi sorusuna cevap aradık.

◊ Tarihe, eski kültürlere merakınız ne zaman başladı?

- 13-14 yaşlarımdayken, eski kültürlerin ve mitolojik olayların dikkatimi çektiğini, bu bilgileri öğrenmeye aç olduğumu fark ettim. İyi bir öğrenci değildim. Okula gitmeyi hiç sevmiyordum. Okulla ilgili sevdiğim tek şey tarih dersleriydi. Sanırım 8’inci sınıftayken tarih dersinde Yunan Mitoloji okumuştum. İyi not aldığım ve ödevlerimi yaptığım ilk ders o olmuştu... Diğer derslerde ödev yaptığımı hiç hatırlamıyorum (gülüyor). Sadece sınavlara girip sınıfı geçmeme yetecek kadar not almaya çalışırdım. Sadece tarih derslerinde ödev yapıyordum çünkü gerçekten öğrenmek istiyordum.

İstanbul’da kaç milyon insan var

BU GİDİŞLE 6 ÇOCUK DAHA YAPARIM

◊ Belgeseli, Los Angeles merkezli olan, İstanbul’da da faaliyet gösteren Karga 7 Pictures çekiyor. Projenin yapımcıları Emre Şahin ve eşi  Sarah Wetherbee ile nasıl tanıştınız?

- Birkaç yıl önce, daha son çocuğum doğmamışken tanıştık. “Son çocuğum” da dememeliyim aslında! Sonuçta birkaç yılda bir dünyaya çocuk getiriyorum, bu gidişle 6 tane daha yapacağım herhalde. Neyse, konuya dönersek... Bir proje geliştiriyordum. Fikir aşamasındaydı. Prodüksiyon şirketi araştırıyordum onun için. Derken bir arkadaşım Karga 7’den bahsetti. Emre’nin yaptığı birçok yapımı izlemiştim zaten. Hepsi harika, beğenerek takip ettiğim şovlardı. Benim için de belgeselimin güzel olması, izleyicinin ilgisini çekecek şekilde çekilmesi, gittiğimiz yerlerin ruhunu ve güzelliğini izleyiciye yansıtması, hikayenin anlatımı önemliydi. Karga 7’nin yapımlarını daha detaylı inceleyince isteklerime en güzel onların cevap vereceğini anladım. Devamında zaten birlikte çalışmaya başladık.

◊ Çekimler sırasında Türk yemekleri yediniz mi?

- Yemez miyim... Ketojenik diyet yapıyorum, o yüzden karbonhidratlı besinlerden uzak durmaya çalışıyorum. Ne yedin derseniz; çok fazla kuzu eti yedim. Hatta normalin oldukça üstünde tükettim diyebilirim. Türkiye’de en çok hoşuma giden şey etin lezzeti ve doğal olmasıydı. Burada (Amerika’da) doğal et bulmak için gerçekten çaba sarf etmek zorundasınız. Türkiye’de her şey çok lezzetli ve doğaldı. Onun dışında Türk baharatları da favorilerim arasına eklendi.

KAHVE FALI BAKTIRDIĞIM ANLAR BELGESELDE DE VAR

◊ Astrolojiye meraklı olduğunuzu duydum. Peki falla ilginiz var mı? Mesela Türkiye’deyken Türk kahvesi içip fal baktırdınız mı?

- İstanbul’a ilk gittiğimde her sabah bir Türk kahvesi içiyordum. Çok sert ama çok da güzel bir tadı var. Servis ediliş şekli ve minik olması da hoşuma gitmişti. Artık kahve içmiyorum. Yıllar sonra ilk kahvemi yine Türkiye’de içmiş oldum. Kahvemi hazırlarlarken çok az kahve koymalarını özellikle belirttim. Biliyorsun minik fincanı en tepeye kadar dolduruyorlar, ben de tamamını içtim. Kalp atışlarım nasıl yükseldi anlatamam, kan damarlarımın içinde deli gibi akıyordu. Başka bir yaratığa dönüşüyormuş gibi hissettim çünkü yıllar olmuştu kahve içmeyeli. Türk kahvesi de hafife alınacak bir kahve değil...

◊ Ya fal?

- Evet, o kahveyi içtikten sonra bir hanım falıma baktı, söylediği her şey pozitifti. Kötü bir şey demedi. Yaptığım işle ilgili cesaret verici şeyler söyledi. Hepsini belgeselde izleyeceksiniz. Kahve falı çekimlerini Emre’nin babası Dr. Haluk Şahin’in evinde yaptık zaten. Çok güzeldi.

İstanbul’da kaç milyon insan var

iSTANBUL’U ANLAMAK iÇiN KAPALIÇARŞI’YI GÖRMEK ŞART

◊ Gelelim benim de doğup büyüdüğüm, dünyanın en özel şehirlerinden olan İstanbul’a... Neler söylemek istersiniz İstanbul’la ilgili?

- İstanbul çok güzel bir şehir gerçekten. Çok yoğun, çok hareketli bir şehir. Çok da kalabalık, öyle değil mi? Kaç milyon insan var İstanbul’da emin değilim ama New York’tan bile fazla olabilir. Her yer inanılmaz kalabalık (gülüyor). İstanbul’da bana en ilginç gelen şey tüm modern yapıların yanında bir bakıyorsunuz yüzlerce yıllık bir saray çıkıyor karşınıza. İstanbul’da tüm o yeni binaların içinde bile eskiyi hissetmek mümkün. Bu bana çok ilginç gelmişti.

◊ Nerelere gittiniz İstanbul’da?

- İstanbul’da bir günümüz tamamen boştu. Hedefimiz Kapalıçarşı’ya gitmekti ama şöyle oldu... Öncesinde kendime sandalet almak istedim, çünkü yanımda sadece kapalı ayakkabılar vardı ve hava çok sıcaktı. Ayaklarım hava alsın istedim (gülüyor). Onun için bir alışveriş merkezine gittik, tesadüfen de indirim vardı. Dört saat alışverişte harcayınca Kapalıçarşı’ya geç kaldık, meğer saat 19.00’da kapanıyormuş. Kapanması için çok erken bir saat değil mi? Annem de benimleydi ve özellikle onun görmesini çok istemiştim oysa. Çünkü bana sorarsanız, İstanbul’u anlamak için mutlaka Kapalıçarşı’ya gitmek zorundasınız.

◊ Ama İstanbul’a ilk geldiğinizde gitmiştiniz oraya, öyle değil mi?

- Evet, ben görmüştüm Kapalıçarşı’yı. O kadar çok şey almıştım ki hem de... Kırılabilir bir sürü süs eşyası ve lambalar. Onları yanımda taşıyıp riske atmak istememiş, hepsini adresime postalatmıştım.

TÜRKiYE’DE SiNEMA FiLMi iÇiN SEÇENEK ÇOK

  Bu sefer Çanakkale’ye de gittiniz. Oradan bir şey aldınız mı?

- Evet. Gezdiğim müzelerin hediyelik eşya mağazalarından birçok heykel ve harika koleksiyon parçaları satın aldım...

Türkiye inanılmaz film lokasyonlarına sahip bir ülke fakat bizim ülkemizde çok fazla büyük prodüksiyon çekilmiyor. Sizce neden? Sektörde uzun yıllar çalışan biri olarak neler söylemek istersiniz bu konuda?

- Sektörde uzun zamandır varım fakat karar verenler tarafında değilim. Parayı ben yönetmiyorum. Yine de çok iyi bildiğim bir şey var, vergi kolaylığı sağlayan, prodüksiyonun ucuza mal olduğu ülkeler bu açıdan daha şanslı. Doğru diyorsun, Türkiye’de seçenek çok; özellikle arkeoloji ve tarih konusunda Türkiye’nin her yeri cennet. Öte yandan prodüksiyonlar için çok farklı seçenekler de var, mesela Bodrum harika bir yer, neden orada film çekilmesin değil mi? Ama dediğim gibi bu konuda vergi anlaşmaları çok önemli...

İstanbul’da kaç milyon insan var

HAYATIMIZ NORMAL AiLELER GiBi

  3 çocuğunuz var, çocuklarla Megan’ın bir günü nasıl geçiyor?

- En küçük bebeğim 2 yaşına girecek. O hâlâ bizimle uyuyor. Genelde 05.30-06.00 arası uyanıyor. Biz de onunla birlikte kalkıyoruz. Biz kalktığımızda diğer iki çocuğum zaten kalkmış ve oyun oynuyor oluyor. Kahvaltımızı yapıp iki büyüğü okula bırakıyoruz. Sonra spor yapıyoruz, öğlen yemeğimizi yiyip bebekle ilgileniyoruz. Akşam yemeği pişiriyoruz. Akşam yemekten sonra çocuklara hikayeler okuyor, onlarla resim yapıyoruz. Diğer normal aileler gibi bir hayatımız var.

Ailece seyahat ediyor musunuz?

- Hayır etmiyoruz... Üç çocukla uçağa binmek bana hiç eğlenceli gelmiyor. Çocuklara iPad ve telefon vermediğim için onları meşgul edip oyalamak da tümüyle bize düşüyor. O yüzden hep birlikte seyahati açıkçası tercih etmiyorum...

İstanbul’da kaç milyon insan var

SÜREKLi HAMiLEYiM VE ÇOCUK DOĞURUYORUM

Ufukta yeni film projeleri var mı?

- Bende ne oluyor biliyor musun? Sürekli hamileyim ve çocuk doğuruyorum (gülüyor). Sinema sektöründe hamileyken çalışılmıyor maalesef. Her hamilelik 1-2 yıl götürdü kariyerimden. En son televizyon serisi “New Girl”ü yaptım. Çok sevdiğim de bir iş oldu. Şimdi üzerinde çalıştığım birkaç bağımsız film var. Sonra belki bir gişe filmi yapabilirim ama şimdilik odaklandığım tek şey “Myths&Mysteries”...

Megan Fox’un güzellik sırları ile de röportajımızı noktalayalım o halde...

- Sadece çok sağlıklı besleniyorum, başka bir sırrım yok (gülüyor)...

X

Her şey iyiyse yaş farkı yönetilebilir

Grammy’de 16 ödülü, 47 adaylığı var. Madonna, Michael Jackson, Céline Dion, Barbra Streisand, Whitney Houston, Andrea Bocelli, Michael Bublé gibi dev sanatçıların albümlerinin arkasındaki isim de o. Yolanda Hadid, Linda Thompson ve Katharine McPhee ile yaptığı evliliklerle magazinin gündemine oturan David Foster, özel hayatındaki iniş çıkışlara rağmen müzik dünyasında hep en iyiler arasında yer almayı başarmış biri. Barbaros Tapan, dünyanın en iyi besteci, aranjör ve müzik prodüktörleri arasına adını altın harflerle yazdıran “Hit Adam” lakaplı David Foster ile görüntülü konuştu.

◊ Katharine McPhee ile evliliğiniz magazin basınının en sevdiği konular arasında. Herkes bir şeyler söylüyor, yazıyor. Siz neler söylemek istersiniz hayatınızın bu dönemi ve Katharine ile ilgili?

- Katharine ile evlenmek ikimiz için de çok beklenmedik bir şeydi. Bu konuda ikimiz de pek konuşmuyoruz. Bunu daha önce söyledim, tekrar söyleyeceğim... Herhangi bir evlilikte sizi alaşağı edecek, mahvedebilecek birçok etken var. Coğrafyadan finansal konulara, üvey çocuklardan sadakatsizliğe kadar. Büyük yaş farkı da bunlardan biri. Ama eğer her şey iyiyse, yaş farkı kolayca yönetebileceğiniz bir şey. Şimdiye kadar biz bunu başardık ki bu harika. Katharine çok olgun. Yaşlı bir ruh. Ve kulağa klişe geleceğini biliyorum ama tek taraflı bir ilişki değil, birbirimizden çok şey öğreniyoruz.

◊ Eşiniz Katharine’in Megan Markle ile aynı liseye gittiğini okudum. Hatta lise müzikalinde birlikte rol almışlar. Megan ve Prens Harry de artık Los Angeles’ta yaşıyor. Aranızdaki arkadaşlıktan biraz bahseder misiniz?

- Harry ve Megan, mücadele ettikleri konularda çok açık ama kendi hayatlarında gözlerden uzak, sakin yaşamayı seven insanlar. Kendilerini iyilik yapmaya adamışlar. Sakıncası yoksa özel hayatları hakkında konuşmayacağım. Sadece şunu söyleyebilirim; ikisi de harika insanlar.

BİRÇOK YAZAR, JUSTIN BIEBER’A ŞARKI YAZMAYA UĞRAŞMA HATASINI YAPIYOR

◊ Müzikten bahsedelim, sizce yaratıcılık ya da ilham günün birinde bitebilir mi?

- Benim ilham kaynağım, iş sorumluluğuyla geliyor. Mesela bugün şarkı bestelemem gerekiyorsa, piyanonun başına oturur yaparım. Şu anda birkaç müzikal üzerine çalışıyorum. Perşembe ve cumaları söz yazarlarıyla çalışmam gerektiğini biliyorum. Onlarla çalışırken harika bir şey bulabiliriz ya da bulamayabiliriz. “İlham gelsin, güzel şeyler yaratayım” diyerek geceleri yatakta yatıp ilham gelmesini beklemiyorum.

Yazının Devamını Oku

Chloe Zhao’ya ülkesinden yasak

Sanal olarak düzenlenen Altın Küre ve BAFTA’dan sonra geçen pazar günü sanal olmayan Oscar ödül töreni izlemek güzeldi.

Roosevelt ve Biltmore Otel’de düzenlenen klasik Oscar Ödül Törenleri’nden ilham alınarak dekore edilen tarihi Union Tren İstasyonu’daki tören Oscar tarihinin en çeşitli töreni olarak tarihe geçti.
Oscar’daki ‘çok beyaz’ tartışmalarından sonra kadın ve siyah üyelerin sayısını artırmak için kolları sıvayan akademi son 2-3 yıldır bu konuda taviz vermemiş, farklı kültürlerden ve coğrafyalardan agresif şekilde üye almıştı...
Akademinin söz verdiği değişim bu seneki törene de yansıdı.
Oscar tarihinde kadın ve siyah aday rekoru kırıldı.




Yazının Devamını Oku

Hilesiz ve saf bir kızım

“Fight Club”, “Zodiac” gibi başyapıtların yaratıcısı David Fincher, “Mank” filmine imza attı. Film,Yurttaş Kane’in senaristi Herman Markievch'in senaryoyu yazım aşamasını anlatıyor Barbaros Tapan, “Mank”te canlandırdığı Marion Davies rolüyle, bu gece yarısı gerçekleşecek Oscar’da ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ dalında aday gösterilen Amanda Seyfried ile görüntülü konuştu. Seyfried, “Art niyetsiz, samimi, hilesiz ve saf bir kızım. Marion dışa dönük bir kadındı. İstediğinin olmasını sağlayabiliyordu. Onunla ilişki kuramam” dedi.

◊ 1940’ların kadın aktrislerine baktığımızda kendine güvenen, güçlü, çekici performansların yanı sıra hayat tarzlarının da aynı olduğunu görüyoruz... Siz ne düşünüyorsunuz?
- Bu aktrisleri rollerinden, filmlerinden tanıyoruz. Ama aslında hayatın kendinden daha büyük bir etkiye sahiplerdi. Çok güçlü kişiliklerdi ve insanların onları fark etmesini sağlayacak şekilde yaşıyorlardı.

◊ Onların hayatın kendinden bile daha büyük kişilikleri hakkında neler söylersiniz?
- Aman Tanrım... Katharine Hepburn mesela... Çok özgüvenli ve herhangi bir erkeği alt edebileceğini biliyordu. Gerçek şu ki, şimdi ben de o güce sahip olduğumu biliyorum. 35 yılımı aldı fark etmem ama sorun değil... En azından bu seviyeye geldim.

Yazının Devamını Oku

Muhammed hepimize insanlık dersi verdi

Dramatik ve zor karakterlerin başarılı ismi Jodie Foster, profesyonel kariyerine 3 yaşında başladı. 56 yıllık kariyerine birçok başarı sığdıran iki Oscar ödüllü oyuncuyla son filmi “The Mauritanian”ı (Moritanyalı) konuşmak için görüntülü olarak bir araya geldik. Foster, görüşmeye Los Angeles’tan bağlandı.

Neden bu filmin bir parçası olmak istediğinizi merak ediyorum açıkçası. Çünkü nadir film yapıyorsunuz. Rolü seçerken sizi neler etkiler? Belirli kriterleriniz var mı... Yönetmenin kim olduğu, senaryonun yazım şekli, hikaye, oyuncu kadrosu gibi?

- Benim için anlam ifade eden, bana anlamlı gelen bir şey olmalı. Ve bu anlamlı gelen şeyin ne olduğunu, neden anlamlı geldiğini asla açıklayamıyorum. Bu filmi kabul etme sebebim ise oldukça açık. Çünkü mutlaka ve mutlaka anlatılması gereken bir hikayeydi Muhammed’in olağanüstü yolculuğu. Korku ve işkenceyle geçirdiği dönem... Her şeye rağmen inanılmaz derecede insancıl, sevgi dolu, şefkatli, neşeli, sadık bir kişi olması... Bu hikayeyi daha çok kişi bilmeliydi. “Hotel Artemis” bu filmden önce oyuncu olarak yer aldığım son filmdi. Bir tür suç filmiydi. Filmde bana anlamlı gelen o kadar çok şey vardı ki... O karakteri oynamak istedim. Ama bana anlamlı gelen şeyi sana ya da başkalarına anlatabilmem çok zor. Açıklayamam...

Korkunç bir yılı geride bıraktık. Hâlâ da koronavirüsle savaş halindeyiz. Siz nasıl geçirdiniz karantinayı? Karantinaya kolay adapte olan mı, yoksa nefret eden tarafta mısınız?

- Evet, korkunç bir yıldı. En zor kısmı, birçok insanın gerçekten acı çektiğini görmekti. Benim ise güzel bir evim var, ailem yanımda. Okumayı seven ve kendi alanında yaşayan bir insanım zaten. Şikayet edemem...İnsanların yaşadıklarını izlemek ve bu konuda hiçbir şey yapamamak çok zordu. Aynı durumda olmayanlar, onların yaşadıkları zorlukları asla anlayamayacak. Bu süreç hepimizi etkiledi ve iz bıraktı. Yaralandık ve umarım bu yaralar bizi daha iyi insanlar yapar.

EVDE FİLM İZLEMEKTEN YORULDUM

Yazının Devamını Oku

İyi insanlar aslında o kadar da iyi değil

The Crown”un üçüncü ve dördüncü sezonlarında ‘Camilla Parker Bowles’ rolünde izlediğimiz Emerald Fennell’in yönettiği “Promising Young Woman” filmi, 5 dalda Oscar’a aday gösterildi. Kadınların uğradığı taciz, tecavüz, zorbalık gibi karanlık konuları kara komedi tarzında işleyen filmde başrolü Carey Mulligan üstlendi. Tecavüze uğrayan en iyi arkadaşının intikamını alan Cassie’yi canlandıran Mulligan, performansıyla ‘en iyi kadın oyuncu’ kategorisinde Oscar’a aday oldu. Barbaros Tapan, daha önce de “An Education” filmiyle bu ödüle aday gösterilen oyuncuyla görüntülü olarak konuştu...

◊ Nereden bağlanıyorsunuz?

- İngiltere’deyim. West Country’de, evimdeyim.

◊ Son iki yılın en çok konuşulan konularından biri, kadınların yaşadığı zorbalık ve tacizler. Yönetmen ve senaryo yazarınız Emerald Fennell’ın bu konuyu seçmesinde “Me Too” hareketinin etkisi oldu mu?

- Evet! Bence çok zamanlı bir film. Yönetmenimiz Emerald “Me Too” hareketine destek verenlerden. Ve nihayet insanlar yaşadıkları korkunç deneyimleri anlattı. Filmde yaşadıklarına rağmen hayata devam edebilen kadınların cesaretinden büyük ölçüde ilham aldığımızı düşünüyorum. Hikaye pek çok yönden daha derinlere uzanıyor. Amacımız da zaten kültürümüzün biraz daha yıkıcı, gri alanda kalmış ve üzerine düşülmeyen kısımlarını ortaya çıkarmaktı. Filmde yer alan adamlar kötü adamlar olduklarını düşünmüyor. Hiçbiri yanlış bir şey yaptığını düşünmüyor.

◊ Evet, filmde klasik kötü adamlar yok. Yanlış yaptığını düşünmeyen insanlar gayet güzel tasvir edilmiş...

- Evet... Ayrıca filmin bir diğer güzel yanı, içinde ahlaki eğitim olmaması. İyi insan olduklarını düşünen, iyi insan olduğu söylenen insanlar ellerine fırsat geçince kötü şeyler yapabiliyor. Aslında o kadar da iyi değiller yani. Filmin içinde yaşananların çoğu insanlara tanıdık geliyor. Hayatımızda olan pek çok şey sadece farklı açıdan gösteriliyor.

◊ Hikâyede kadınların suçlandığı, erkeklerin mazur görüldüğü sahneler var. Neden toplumda tolerans erkeklerden yana sizce? Neler yapılmalı bu zihniyeti değiştirmek için?

Yazının Devamını Oku

OSCAR HEYECANI

93. Akademi Ödülleri, bu sene pandemide gerçekleşen birçok ödül töreninin aksine sanal olmayacak. Akademi, adayların 25 Nisan gecesi gerçekleşecek törene bizzat katılmasını istedi. Yani kazananlar Oscar’larını törende alacak. Törene katılamayan kazananların ödüllerini ise kendilerine ulaştırılmak üzere Akademi kabul edecek.

Union Tren İstasyonu
1939’da inşa edilen tren istasyonunda birçok ikonik filmin sahneleri çekildi. “The Dark Knight Rises”, “Blade Runner”, “Pearl Harbor”, “Catch Me If You Can”, “Charlie’s Angel” bu filmlerden bazıları...

Kıyafet konusunda uyarılar yapılıyor
Bu sene yapılan sanal törenlere evlerinden katılan bazı oyuncuların kostüm kurallarına uymadığı ve spor kıyafetlerle yer aldıklarını görmüştük.
Akademi, bu konuda hassas. İşi şansa bırakmıyor. Konuklara, törene uygun giyinmeleri için çağrı yapıldı.
Tüm adayların gündelik kıyafetlerden kaçınmaları gerektiğinin altı çizildi...

Yazının Devamını Oku

Bollywood yıldızlarının Hollywood’a ihtiyacı yok

Miss World 2000’de Dünya Güzeli seçilen Priyanka Chopra, Hindistan’ın en çok kazanan ve en popüler yıldızlarından biriyken Bollywood’dan Hollywood’a transfer oldu. Chopra, kısa süre önce yayımlanan “Unfinished” adlı ilk kitabında çocukluğunu, şöhrete ulaşmasını ve hayatındaki dönüm noktalarını anlattı. Barbaros Tapan, son olarak dijital platformda yayınlanan “Beyaz Kaplan” filminde rol alan oyuncuyla görüntülü olarak konuştu.

Nereden bağlanıyorsunuz?

- Londra’dayım. Neredeyse 1 yıldır buradayım. Sony için çektiğim filmi yeni bitirdim. Amazon için bir TV projesine başlıyorum. İkisi de Londra’da çekiliyor.

Gerçekten inanılmaz. Diğer her yerde Covid-19 salgını sebebiyle çekimler ertelendi ya da iptal edildi, Londra’da ise her şey devam etti...

- Yalan söylemeyeceğim, gerçekten korkutucu... Salgın döneminde iki film bitirdim. Her gün test oluyoruz. Set ekibinin maske takma zorunluluğu var. Ve ekip oyuncularla mesafeyi korumaya dikkat ediyor. Çünkü sahneleri çekmek için maskelerimizi çıkaran bizleriz. Herkes son derece duyarlı.

Geçtiğimiz haftalarda sosyal medya hesabınızda 17 yaşındaki halinizi paylaştınız. O fotoğrafa baktığınızda aklınızdan neler geçiyor? Zamanı geri alabilsek, o genç kadına neler tavsiye edersiniz?

- Her şeyden önce o fotoğrafa baktığımda “Kahretsin ne kadar zayıftım! O bel nereye gitti?” diyorum. (Gülüyor) O genç kadına ne söylerdim... Miss Hindistan güzellik yarışmasına katılan yarışmacılardan biriydim. Maalesef çok ciddiye alıyordum. Genç Priyanka’ya vereceğim tek tavsiye, “Bu, dünyanın sonu değil” olurdu. “Bu baskıyı omuzlarından kaldır, çıktığın yolculuğun tadını çıkarmaya odaklan” derdim. Sanırım şu anda o duygulara ulaştım.

Yazının Devamını Oku

Ben hep küçük yaşadım

Göçebe hayat tarzını seçen insanların hikayesini konu alan “Nomadland”, Venedik ve Toronto film festivallerinin ardından geçen ay Altın Küre’de de “en iyi film” ödülünü kazandı. Jessica Bruder’ın 2017 yılında yayımlanan “Nomadland: Surviving America in the Twenty-First Century” kitabından uyarlanan filmde minibüste yaşayan Fern karakterini iki Oscar’lı yıldız Frances McDormand canlandırdı. Barbaros Tapan, ünlü oyuncuyla görüntülü olarak konuştu.

Nereden bağlanıyorsunuz?

- Kuzey Kaliforniya.

San Francisco mu?

- Evet, San Francisco’ya yakın. Güney Kaliforniya’da yaşamıyorum, orada sadece çalışıyorum.

Bana göre “Nomadland” sinematik yılı kurtaran filmlerden biri oldu. Hem film hem de siz Oscar’a aday gösterildiniz, tebrik ederim. Kırsal alanda yaşayan gerçekten güçlü kadınlara birçok kez hayat verdiniz. Bu kadınların özünü nasıl bu kadar iyi yansıtıyorsunuz? Illinois’da doğdunuz, daha sonra Pensilvanya’ya taşındınız. Büyüdüğünüz yerin etkisi olabilir mi? Ya da ailenizin?

- İşçi sınıfı bir aileden geliyorum. Ailem çoğunlukla kırsal alanlarda ve küçük sanayi şehirlerinde yaşadı. Büyürken tanıdığım ve beni büyüten insanları temsil ediyorum.

Yazının Devamını Oku

Kadın cesaretinin hikayesi

“The Crown” dizisiyle yıldızı parlayan Vanessa Kirby, bebeklerinin ölümüyle derin bir depresyona giren Martha ile Sean’ın (Shia LaBeouf) trajik hikayesini anlatan “Pieces of a Woman” filmindeki performansıyla da büyük ses getirdi. Barbaros Tapan, Oscar ve Altın Küre dahil çok sayıda ödüle aday gösterilen ünlü yıldızla görüntülü olarak konuştu. Kirby, Londra’dan bağlandı.

“Pieces of a Woman”daki muhteşem performansınızla ödül sezonundaki “en iyi kadın oyuncu” adaylıklarınıza Oscar adaylığı da eklendi. Tebrik ederim. Filme geçmeden önce, hayatınızı değiştiren ‘Prenses Margaret’ rolü ve dünya çapında fenomen hale gelen “The Crown” dizisinden bahsetmek istiyorum...

- “The Crown”, ilk sezonumuzda dizinin Altın Küre kazandığını hatırlıyorum. Claire’nin (Foy) sete gelişini hiç unutmuyorum. İkinci sezonu çekiyorduk, sete gelirken yanında ödülünü de getirdi. Tüm ekip ödüle dokunduk. (Gülüyor) Bizim için aşırı çılgın bir andı.

Diziye gelecek tepkileri, beğenip beğenilmeyeceğini bilmeden çekmeye başlamıştık. “Annem izler, babam izlerken uyur herhalde” diyordum. Hiçbir şeyi tahmin edemiyorduk. Aslında bu kadar bilinmeyenin içinde olmak, işi daha masum yapıyordu. Sonuç ne olursa olsun ben karakterimi oynamaktan zevk alıyordum. Margaret benden çok daha havalı, çok daha zeki bir kadın. Onu oynayabilme şansına sahip olduğum için mutluydum.

Dizi başladı ve insanlar gerçekten sevdi. Bu sevgi bizim için oldukça şoke ediciydi aslında. İşte bu yüzden Claire ödülüyle geldiğinde “Aman Tanrım, insanlar dizimizi gerçekten sevdi, vay canına!” demiştik...

Margaret rolünü sizden devralan Helena Bonham Carter ile hiç konuştunuz mu?

- Evet, ara sıra mesajlaşıyoruz. “Merhaba Marg. Nasılsın?” diyoruz. (Gülüyor)

TARİF EDİLEMEYECEK KADAR

Yazının Devamını Oku

Canın sağ olsun Avni

ABD’nin Florida eyaletinde bulunan Miami Hard Rock Stadı’ndaki müsabakada kazanan taraf, unvanın şu anki sahibi Canelo Alvarez oldu. 29 yaşındaki Avni Yıldırım, 4’üncü raunda çıkamadı ve maçı bırakmak zorunda kaldı.

Avni Yıldırım-Saul Canelo Alvarez WBC (Dünya Boks Konseyi) süper orta sıklet şampiyonluk maçını izlemek için iki hafta önce Miami’ye gittim...

Miami’de otele gider gitmez korona testi oldum, 5 gün boyunca otelde karantinada kaldım...

Maç günü Miami polisi eşliğinde Hard Rock Stadyumu’na oldukça havalı bir giriş yaptık...

Organizasyon rüya gibiydi. DJ, havai fişekler, canlı müzik, danslar...

Boks sporunun en büyük yıldızı, 30 yaşındaki Meksikalı Saul Canelo Alvarez, Kolombiyalı müzisyen J Balvin’in canlı performansıyla ringe çıktı.

Ön koltukları 8 ila 10 bin dolardan satılan maçın ünlü konukları arasında top model Adriana Lima, Nusret, ünlü şef Guy Fieri de vardı.

200 ülkede canlı yayınlanan maçta Türk bayrağımızı ringe ben taşıdım... Sonuç istediğimiz gibi olmadı lakin Canelo karşısında o ringe adım atabilmek bile büyük başarı.

Yazının Devamını Oku

Ted’de olmayan tek şey Ego

Apple TV Plus’ta yayınlanan “Ted Lasso” sezonun en iyi komedi dizilerinden biri. Dizi, şimdiye kadar yapılmış en iyi spor şovlarından biri olarak da adından söz ettiriyor. Kansas’ta Amerikan futbolu koçluğu yaparken İngiltere’de profesyonel bir futbol takımına koçluk yapmak üzere işe alınan aşırı iyimser Ted’in öyküsünü anlatan yapım, Altın Küre ve Eleştirmenlerin Seçimi Ödülleri’nde ödül kazdı. Dizinin yaratıcısı ve başrol oyuncusu Jason Sudeikis ile görüntülü konuştum. Aktör görüşmeye Los Angeles’tan bağlandı.

Yazıyorsunuz, yaratıyorsunuz, oynuyorsunuz... Bu verimliliğin sırrı nedir?

- Kendi tavsiyelerimi uygulamak. UCLA basketbol koçu John Wooden, “Ne kadar çok çalışırsan, o kadar şanslı olursun” demişti. Çok çalışmak, atletizm zamanımdan kalan bir şey. Çok çalışmak zorundaydım, çünkü her zaman bunun için bana bağıran bir adam vardı.

“Ne kadar çok çalışırsan, o kadar şanslı olursun...”

- Kesinlikle... İşimi “alçakgönüllülük, neşe, bir başkasının hikayesi için araç olma fırsatı ve bununla birlikte gelen sorumluluğu anlayarak üstlenmek” olarak görüyorum.

Çok çalıştığımın farkında bile değilim, çünkü yapmayı gerçekten sevdiğim işi yapıyorum. Ayrıca bedava yapmıyorum! (Gülüyor) Bakmam gereken çocuklarım var.

ÇOCUKSU BİR MUCİZE VE SONSUZ İYİMSERLİK

Yazının Devamını Oku

67 yaşında süper model oldum artık zamanı gelmişti

Barbaros Tapan, Tesla ve SpaceX’in sahibi Elon Musk’ın model, diyetisyen ve yazar annesi Maye Musk ile görüntülü konuştu. Maye Musk, oğlu için şöyle dedi: “Çok çalışıyor. Başarıları için mutluyuz. Onun yerinde olmadığımız için de mutluyuz. Çünkü Elon olmak, baskı altında olmak demek.”

Nereden bağlanıyorsunuz?

- Los Angeles’tayım. Yakında New York’a taşınacağım.

Elon Musk, Tosca Musk ve Kimbal Musk... Üç başarılı isim. Çocuklarınızla ne sıklıkta görüşüyorsunuz?

- Tosca, “Gabriel’s Inferno” filminin çekimleri için İtalya’ya gitti. Çok yoğun çalışıyor. Ama İtalya’ya gitmeden önce bana, çocuklarına, Elon ve Elon’un çocuklarına büyük bir yemek daveti verdi. Kimbal’ı çok sık görüyorum. Los Angeles’a ziyarete geliyor ya da ben Boulder’a (Colorado) gidiyorum onu görmek için. Noel’de üç çocuğum ve 12 torunumla bir aradaydık. Birlikte olmak beni çok mutlu etti.

New York’a taşınacağınızı söylediniz. Neden Los Angeles’tan ayrılıyorsunuz?

- 13 yıl New York’ta yaşadım. Sonra kızım Tosca’ya ikiz bebekleri için yardım etmeye geldim. Bebekleri tüp bebek tedavisiyle doğurdu ve yardımcı olacak bir erkek yoktu yanında. Gerçi şimdiye kadar yardımcı olan bir erkek hiç görmedim. Ben evliyken kocam “Yemek yap” derdi. “Ama bebek var” derdim. “Bebek olsa da benim için hâlâ yemek pişirmek zorundasın” derdi. İlginçti. Kızıma bebekler konusunda yardım etmeye geldim. Kızım LA’de kalmamı isteyince New York’taki dairemi sattım ve ona yakın bir ev aldım. 8 yıldır Los Angeles’tayım.

Kızım şimdi Atlanta-Georgia’ya taşındı, çünkü Atlanta filmler için harika vergi indirimleri yapıyor. Ayrıca ekibi, kazandıkları parayla Atlanta’dan ev satın alabilir. Buna karşın Kaliforniya çok pahalı. Kaliforniya’da ev almaya kimsenin parası yetmiyor. Elon Teksas’a, Kimbal Colorado’ya taşındı. Benim burada ne işim var? New York’a dönmeye karar verdim. Modellik için daha uygun bir şehir. Ayrıca Avrupa’ya daha yakın.

ÇOCUKLARIMIN İSTEDİKLERİNİ YAPMALARINA İZİN VERDİM

Yazının Devamını Oku

Ödülü öğrendiğimde gözyaşlarına boğuldum

Sinema efsanesi ve iklim aktivisti Jane Fonda, bugün yapılacak Altın Küre Ödül Töreni’nde Cecil B. DeMille Ödülü’nü alacak. 83 yaşındaki sanatçıyla görüntülü olarak konuştum. “Ajansım bana bu ödülü alacağımı söylediğinde gözyaşlarına boğuldum, çok şaşırdım ve derinden etkilendim” diyen Fonda, güzelliğinin ve enerjisinin sırrını da açıkladı: “9 saat uyuyorum, egzersiz yapıyorum ve iyi besleniyorum.”

Pazar günü (bugün) Altın Küre Ödül Töreni’nde Cecil B. DeMille Ödülü’nü alacaksınız. Tebrik ederim...

- Teşekkür ederim, büyük onur duydum.

Ödül konuşmanızı yaparken, dünya genelinde sizi izleyecek insanlara iletmek istediğiniz mesaj nedir?

- Öncelikle şunu söyleyeyim; ajansım bana bu ödülü alacağımı söylediğinde gözyaşlarına boğuldum, çok şaşırdım ve derinden etkilendim.

Konuşmamla ne iletmek isterim... Sanatın önemini... Kargaşa, kaos ve bölünme zamanlarında sanat çok önemlidir. Kabul konuşmamda bunu vurgulayacağım. Bu yıl aday gösterilen birçok filmin, Kuzey Amerika’nın karşılaştığı krizleri anlamamıza yardımcı olduğunu düşünüyorum.

Covid salgını, artan iklim krizi, ırk ayrımı, adaletsizlik ve beyaz ırk üstünlüğü krizi... Bu sene birçok film bu krizlerin varlığını ve etkilerini anlamamıza yardımcı oluyor. O filmlerden bahsedeceğim ve sanatın önemi hakkında konuşacağım.

Ayrıca Joe Biden’ın seçimi kazanmasıyla umutlarımızın yeniden yeşerdiğini hissediyorum. Bu seçim için çok çalıştık. Biden, ezici bir çoğunlukla seçildi. Siyahi toplumumuz ve gençlerimizin başarısıdır Biden’ın kazanması. İklim sorununa önem veren ilk başkanımız. Konuşmamda bu konulara değineceğim.

Yazının Devamını Oku

Barış için dövüş

Dev organizasyon, 27 Şubat Cumartesi’yi 28 Şubat Pazar’a bağlayan gece, Türkiye saati ile 03.00’te start alacak. Avni Yıldırım ile Canelo Alvarez’i karşı karşıya getirecek ana maçın pazar sabahı 06.00 civarında başlaması bekleniyor.

Geçtiğimiz pazartesi günü yılın boks maçını izlemek için Miami’ye gittim.

“Yılın maçı” diyorum, çünkü dünyanın en iyi boksörü Canelo Alvarez, sahip olduğu dünya şampiyonluğu unvanını sporcumuz Avni Yıldırım’a karşı savunacak.

Maçın bir diğer özelliği de Hristiyan aleminin lideri Papa Francis’in dikkatini çekmesi...

Scholas Occurrentes, Papa’nın 2001 yılında Arjantin’de kurduğu vakıf.

Dünya barışını güçlendirmek ve teşvik etmek için kurulan vakıf, Canelo-Yıldırım maçını “Barış için dövüş” etkinliği olarak tanımladı.

100 milyon dolarlık organizasyon

Canelo, San Diego’dan özel jetiyle Miami’ye geldi. Üzerinde pijamaları ve etten bir duvar eşliğinde otele giriş yaptı.

Yazının Devamını Oku

Türkiye Kaşıkçı davasında doğru tarafta yer aldı

Oscar’lı yönetmen Bryan Fogel, “The Dissident” belgeselinde gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetini işledi. Fogel’ın gösterdiği çarpıcı detaylar, dünya kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu cinayetin hikayesini gözler önüne seriyor. Dijital olarak vizyona giren filmin detaylarını Bryan Fogel’la görüntülü olarak konuştum. Belgesel için ülkemizde 8 ay kalan yönetmen, “Büyük bir Türkiye sevgisi, büyük bir İstanbul sevgisiyle Amerika’ya döndüm” dedi.

Cesaretiniz ve bu muazzam belgesel film için sizi tebrik ederim. İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve birçok Türk yetkiliyi belgeselde görüyoruz. Türk yetkililerinin güvenini nasıl kazandınız? Onları konuşmaya nasıl ikna ettiniz?

- Güven inşa etmek uzun bir süreçti. Ve Barbaros sen de Türk olduğun için muhtemelen biliyorsun. Türkler, telefonla, e-postayla ya da mesajlaşma yoluyla iş yapmıyor.

Evet...

- Gerçekten kişisel bir ilişki kurmak gerekiyor. Gidip buluşmak, kahve ve çay içmek, birebir tanışmak gerekiyor. Cemal Kaşıkçı cinayetinden 1 ay sonra Türkiye’deydim. Kasım ortasıydı. 8 aydan fazla süre İstanbul’dan Ankara’ya gidip geldim. Gerçekten güvene dayalı ilişkiler kurdum ve nihayetinde bu ilişkileri arkadaşlıklara dönüştürdüm. Türk hükümeti ve yetkililer hikayelerini anlatmak istedi.

Kendimi tanıttığımda, Cemal Kaşıkçı cinayetinin hikayesini otantik bir şekilde anlatmak için orada olduğumdan emin olmak istediklerini biliyordum.

Ben de Cemal Kaşıkçı cinayetinin hikayesini gerçek anlamda anlatmak için Türkiye’deydim. Ve bu işi yaparken, haftalar, aylar geçerken çok fazla güven oluştu ve sonuçta yetkililer hükümetin resmi tutanağını, polis görüntülerini, adli tıp raporlarını verdiler. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sesini ve görüntüsünü kullanmama izin verdiler. Başsavcı İrfan Fidan konuştu. Türk hükümetine bu hikâyeyi anlatabilmem için bilgi ve kanıt sağladıkları için müteşekkirim.

Yazının Devamını Oku

FREE BRITNEY HAREKETİ

Son dönemde dikkat çeken “Framing Britney Spears” belgeselinde, bir nevi şöhretin bedelini izledim.

Dünyaca ünlü yıldız Britney Spears’ın ruh sağlığının nasıl yerle bir olduğunu gösteren etkileyici bir belgeseldi.
Justin Timberlake’e yıllar sonra özür dilettiren bir yapım...
En basit tabiriyle açıklarsam belgesel, Britney Spears’ın 26 yaşında şöhretinin zirvesindeyken hayatı ve kariyeri hakkındaki tüm karar hakkını kaybedip babası Jamie Spears’ın himayesi altına girmesini ve sonrasında başlayan hayran hareketi “Free Britney”i anlatıyor.

Himaye ya da koruma altına girmek ne demek?

Kaliforniya kanunlarına göre kendisine bakmaya ve maddi varlığını yönetmeye uygun olmadığını düşündüğü yetişkinlere mahkeme, bakım için kişi ya da kuruluş atayabiliyor.

Koruma altına alınan kişinin yasal olarak kendi şahsiyeti olmadığı kabul ediliyor. Kendisi adına sözleşme ya da iş anlaşması yapamaz, karar veremez, parasını harcayamaz, çalışıp çalışmayacağına karar veremez.

Yazının Devamını Oku

Manipülasyon ustası iki karakter

Zendaya ve John David Washington, “Malcolm & Marie” filminde buluştu. İki oyuncu, haklarında merak edilenleri ve başrolünü paylaştıkları filmi Barbaros Tapan’a anlattı. Görüntülü görüşmeye Zendaya Atlanta’dan, John David Washington ise Los Angeles’tan bağlandı.

Babanız Denzel Washington’un dünyanın büyük sinema yıldızlarından biri olduğunu ilk ne zaman fark ettiniz?

John David Washington: Babamın yıldız olduğunun her zaman farkındaydım. 5 yaşındayken, onu sahnede ilk gördüğümde o bir yıldızdı, o bir sihirbazdı. Gerçek hayatta öyle davranmıyordu. Sahnede başka bir adam vardı. “Malcolm X” filminden sonra hayatımız daha da değişti. Yanımızda çalışan güvenlik sayısını artırmıştı babam. Sokakta insanlar “Malcolm X” tişörtleri giyiyor, şapkaları takıyordu. Babamın resimleri insanların üstündeydi. İlk yurtdışı seyahatimizde sadece Amerika’da değil, her yerde tanındığını anladım. 8 yaşında, İtalya’ya gitmiştik. Gittiğimiz her yerde babamı tanıyordu. İngilizce konuşmuyorlardı ama babamı biliyorlardı.

“Malcolm & Marie” filmindeki karakteriniz Malcolm, LA Times sinema eleştirmeninin filmi hakkındaki yazısını sabırsızlıkla bekliyor. Siz kendi performansınızı kritik eder misiniz?

- Benim en acımasız eleştirmenim yine benim. Ekranda kendimi izleyemiyorum, yaptığım hiçbir şeyi beğenmiyorum... Oynadığım her sahneyi en ince detayına kadar parçalara ayırıyorum. “Bunu neden yaptım”, “Bitti, kariyerim bitti!” gibi duygularla boğuşuyorum. İşimle ilgili her şeyde süper hassasım.

Peki babanız? Performansınızı yorumlar mı?

- Evet. Ama daha çok annemle tartışırım. Bazen sesli senaryo okuması yapıyorum annemle. Egzersiz mahiyetinde. Okumada bile rolde değilsem hemen anlar. “Anne sadece egzersiz yapıyorum” deyince... “Egzersiz bile yaparken bilmediğini ya da rolde olmadığını kabul et” der. “Kendine dürüst ol, bilmemenin nasıl hissettirdiğini anlamaya çalış” der. O yüzden daha çok anneme giderim iyi olup olmadığını sormak için.

Yazının Devamını Oku

Super Bowl devre arası şovunun maliyeti

Amerikan Futbol Ligi (NFL), genellikle devre arası şovları hakkında bilgi vermez. Hatta şovun detaylarını sır gibi saklar. Açıklamaz, etrafta dolanan bilgileri doğrulamaz.

“Devre arası şovu için sanatçılara ne kadar ödeniyor?” da hep merak konusu olur.

2016 yılında NFL “Sanatçılara ödeme yapmıyoruz, sadece masrafları karşılıyoruz” açıklamasını yaptı.

Evet, sanatçılara devre arası şovları için hiçbir ücret ödenmiyor. NFL sadece masraflar için bir bütçe veriyor.

The Weeknd’in menejeri Wassim Slaiby, bu yıl sanatçının 13 dakikalık devre arası şovu için cebinden 7 milyon dolar harcadığını açıkladı.

Super Bowl’un organizasyonunda çalışan şirketler de masrafları denetleyecek. Hemen sonrasında sadece masraflar için ödeme yapacak.

Rakamlarla Super Bowl

Super Bowl, devre arası şovu bir şarkıcı için çıkılabilecek en büyük sahne. O yüzden ücret sanatçıların umrunda bile olmuyor.

Geçen sene Jennifer Lopez ve Shakira şovunun 13 milyon dolara mal olduğu söyleniyor.

Yazının Devamını Oku

Borat, Trump’ın aşırı versiyonu

Komedyen, yazar, yapımcı. Yaşayan en iyi 30 komedyen arasında gösteriliyor. Yarattığı ‘Borat’ karakteri efsane oldu. Son olarak “The Trial of the Chicago 7” filminde Abbie Hoffman’ı canlandırarak Altın Küre ve SAG adaylığı kazandı... Barbaros Tapan, ünlü komedyen Sacha Baron Cohen ile görüntülü konuştu. Geçen yıl “Borat”ın devam filmini yapan Cohen, gerçek kişilerle çekim yaparken yaşadığı zorlukları Kelebek okurları için anlattı.

◊ “Borat”ın devam filmini çektiniz. “Borat 2” gerçekten cesaret işi. Komedi ve hiciv bir tarafa, hayretler içinde izlediğim birçok sahne var. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’nin mitingini bastınız (CPAC/Conservative Political Action Conference-Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı). Trump’ın avukatı eski New York valisi Rudy Giuliani ile röportaj sahneleri kurgu değil, gerçek. “Borat” çekilmesi çok zor bir iş. Biraz anlatır mısınız?
- Sabah 4’te, 5’te kalkıp çekimlere başladığım, çekimi bitirdikten sonra gecenin bir vakti tekrar yazım aşamasına gittiğim, günde 4-5 saatlik uykuyla 1 sene çalıştığım bir iş... “Borat”ta diğer filmlere göre çok daha fazla diyalog var. Çünkü herhangi birinin size soracağı soruya tam olarak hazır olmanız gerekiyor. Normal bir filmde oyuncuyken, günde iki-üç sayfalık diyaloğa hazırlık yapıyorsun. Borat olarak ise bir günde 100 sayfalık diyaloğa hazırlanıyorsun.
◊ Karşınızdaki gerçek kişilerin neler söyleyebileceğini düşünüp her varsayım üzerine ayrı diyalog yazıyorsunuz yani...
- Evet... Ayrıca icat ettiğimiz ülke hakkında her şeyi bilmem gerekiyor. Borat hakkında her şeyi bilmem, ailesi hakkında, tanıdıkları hakkında ve Kazakistan’ın kurguladığımız versiyonunda hükümetteki herkes hakkında her şeyi bilmem gerekiyor.
Nasıl koktuğum bile önemli. Ağır kokuyorum ki insanlar farklı bir medeniyetten biriyle karşı karşıya olduklarını anlasınlar. İnsanların etrafımda durması çok çok zor, çünkü koku iğrenç! (Gülüyor) Bu filmin şimdiye kadarki en zor oyunculuk mücadelem olduğunu söylemeliyim. Bir sahnede 125 saat karakterde kaldım.
◊ Hangi sahnede?
- İki adamla aynı evde yaşadığım sahne... 5 gün boyunca 125 saat Borat olarak onlarla yaşadım.

Yazının Devamını Oku

Hollywood’un çirkin yüzü

Hollywood... Eğlence sektörünün merkezi...

Bu sektörde çalışanların hayallerinin son durağı.

Bir rüya. Ya da Me Too hareketine, Times Up hareketine, katı yasal yaptırımlara rağmen bir türlü skandalları bitmeyen çirkin bir dünya...

Bugün ikinci kısımdan bahsedeceğim.

Hollywood’un göz kamaştıran, parlak ışıklarının arkasında yaşananlardan.

Yeni yılın henüz ilk ayında Hollywood merkezli çirkin iddialar okuduk yine.

Armie Hammer’ın ifşa edilen mesajları ve kendisine yöneltilen cannibalism (yamyamlık) suçlamaları...

Aktör kendisi hakkında yapılan duygusal ve fiziksel taciz suçlamalarından sonra çekimlerine başlayacağı iki büyük projeden çıkarıldı.

Başrollerini

Yazının Devamını Oku