Paylaş
* “Power Ballad” müzik dünyasının hem ışıltısını hem de baskısını gösteriyor. “Gündemde kalmanın bedeli” hakkında film ne söylüyor?
- Sürekli değişen bir dünyadan bahsediyoruz. Sadece son 5 yıla baksak bile şunu görürüz; TikTok’un hayatımıza girmesiyle insanların müzik tüketme biçimi, şarkıların trend olma şekli değişti. Artık müziği, bir noktada algoritmaya da hitap edecek şekilde yazmanız gereken durumlar var. Bütün bunlara bakıp “İşler çok karmaşıklaştı” da diyebilirsiniz; “Burada yeni bir fırsat var” da diyebilirsiniz. Ben daha çok “Ya değişime ayak uydurursun ya da geride kalırsın” bakış açısına yakınım. Sosyal platformları ve müzik dünyasını, listeleri, dinleme alışkanlıklarını değiştiren bütün bu yeni araçlara da böyle yaklaşıyorum.
Baskı gerçekten yoğun olabilir. Ama bir yandan da size yeni bir yol açabilecek yeni iş birlikleri bulabilirsiniz. Seyircinizle, dinleyicinizle daha doğrudan bir bağ kurmanın yollarını keşfedebilirsiniz.
Belki de artık mesele sadece ne kadar geniş bir kitleye ulaştığınız değil, o kitleyle ne kadar derin bir bağ kurduğunuz.
Bağlı, ilgili, gerçekten sahiplenen bir hayran kitlesi yaratmak daha önemli hale geliyor. Çünkü müzikte herkese aynı anda hitap etme dönemi artık biraz daha karmaşık. Ama bu baskı beni yönlendiren bir şey değil. Ben bunu daha çok bir gerçeklik olarak kabul ediyorum ve “Nasıl etki yaratabiliriz?” diye düşünüyorum. Bunca sesin arasından nasıl sıyrılabiliriz?

KEŞKE DAHA ÇOK TADINI ÇIKARSAYDIM
* Çocuk yaşta sahneye çıkmaya başladınız. 15 yaşındaki Nick’in başarı hakkında hayal ettiği ama aslında farklı olduğunu gördüğü bir şey var mı?
- Sanırım o zamanlar bütün bunların bir gün bir anda elimden gideceği düşüncesine fazla kapılmıştım. Çok gençtim ve o kadar heyecan verici, yeni, değerli olan bu şeyin bir gün yok olacağından korkuyordum. Bugün hâlâ burada olabilmek, hâlâ bu işi yapabilmek ve dönüp baktığımda gerçekten gurur duyduğum bir kariyere sahip olmak için çok çalıştım.
Artık 20 yılı aşkın bir yolculuktan söz ediyoruz. Ama keşke o zamanlar bazı şeylerin tadını biraz daha çıkarabilseydim. Yine de insan bilmediği şeyi bilemez. Ben de 20 yıl sonra hâlâ burada olacağımı, hâlâ bu işi yapacağımı, yeni deneyimler yaşayacağımı ve yeni şekillerde zorlanacağımı bilmiyordum.
* Uzun vadede, insanın “Bu bir gün bitebilir” diye düşünmesi, “Bu sonsuza kadar sürecek” diye varsaymasından daha sağlıklı değil mi?
- Evet, bu aslında birçok şey için geçerli. Kariyer için, iş hayatındaki ivme için, maddi konular için... Bir yandan o küçük kaygı iyi bir şey olabilir. Seni dengede tutar, ayaklarını yere bastırır. Ama diğer yandan, hiçbir şeyin tadını çıkarmana da izin vermez.

BESTEM KOPYALANSA HEMEN GÜCENMEM
* Filmde Danny, Rick karakterinin şarkısını alıp büyük bir hite dönüştürüyor, Rick de kendisine ait olduğunu düşündüğü başarıyı geri almak için harekete geçiyor. Filmdeki gibi orijinal bestelerinizden biri kopyalansa, nasıl hareket ederdiniz?
- Eminim ki böyle bir şey zaten olmuştur. Sonuçta sınırlı sayıda nota var; yeni fikirlerin ya da bize yeniymiş gibi gelen fikirlerin sayısı da bir yere kadar.
Benim yaklaşımım, sakin kalmak ve karşı tarafa ulaşıp doğru olanı yapmasını beklemek olurdu. “Bunu nasıl çözeriz?” diye sormasını umardım. Sonra bir şekilde yolu bulursunuz. Ben bu konuda ortalarda bir yerdeyim. Böyle bir şeye hemen gücenmem. Eğer bilerek yapılmışsa, bir anlamda iltifat gibi bile görülebilir. Ama bilerek yapılmadıysa da doğru olanı yapmak gerekir.
* Daha önceki rollerinizle kıyasladığınızda, bu karakteri oynamanın en büyük zorluğu neydi?
- En büyük zorluk şuydu: Danny’nin hikâyesinde yaşananların büyük bölümü aslında onun zihninde olup bitiyor. Sonunda Rick’le, yani Paul’la karşı karşıya geldiği sahnede de neredeyse gerçeği söyleyecek gibi oluyor... Ben böyle karakterleri çok severim. Çünkü söylenmeyeni oynama şansın olur. Diğer projelerle kıyaslarsam, her projenin kendi zorlukları var. Bu filmin basın turuna başlamadan önce Vancouver’da bir film çekiyordum. Bir süredir geliştirdiğim, korku/gerilim türünde bir Noel filmiydi. O da beni bambaşka şekillerde zorladı. Ondan önce de “Jumanji” vardı. O da farklı bir meydan okuma; çünkü büyük ölçekli, stüdyo yapımı bir film ve artık serinin üçüncü halkasındayız. Sonuçta her projeye kendi dünyası içinde yaklaşıyorsun.
* Bu zorluk bir anlamda motive etti mi?
- Şarkı yazarlığı geçmişim, oyunculuğumda da bana çok yardımcı oldu. Bazen elinde çok iyi bir melodi olur, çok iyi bir söz ya da sevdiğin bir müzikal zemin olur. Geri kalan kısmı ise çözmeye çalıştığın matematik problemi gibidir. Parçaları nasıl bir araya getireceğini bulmaya çalışırsın. Oyunculukta da benim için durum aynı. Hepsi matematik problemi gibi. Sen de o parçaları bir araya getirmeye çalışıyorsun.

OYNADIĞIM KARAKTERLERİ YARGILAMAM
* Hayranlarınız sizi sıcak, güven veren, “iyi çocuk” imajınızla sevdi. “Power Ballad” filmindeki karakteriniz Danny ise daha sorunlu, klasik rock yıldızı tarzında bir karakter. Böyle bir karakteri oynarken kendinizi “Bu tarafa fazla gitmeyelim” diye frenlediğiniz anlar yaşadınız mı?
- Hayır, hiç öyle hissetmedim. Oynadığım karakterleri yargılamamaya çalışırım. Sonuçta biz hikâye anlatıcılarıyız. Hepimizi insan yapan çok farklı katmanlar, renkler ve çelişkiler var. Kimse mükemmel değil.
Bu yüzden Danny karakteri geldiğinde, bence aslında iyi bir kalbi var ama bilerek ya da bilmeyerek aldığı bir dizi karar onu bu çıkmazın içine sürüklüyor diye düşündüm ve bütün bunları oynamak benim için çok keyifliydi.
Filmin sonundaki yüzleşme sahnesi de bence çok önemli. O sahne, bu iki adamın da aslında kendi mücadelelerinin içinde olduğunu ve ellerinden gelenin en iyisini yaparak yollarını bulmaya çalıştıklarını gösteriyor. Hayat bazen insanın önüne beklenmedik virajlar çıkarıyor. Asıl mesele de o virajları nasıl aldığın.
* Hepimizin bir şarkısı vardır ya, hangi şarkı ya da şarkılar sizin için özel?
- Aslında birkaç tane var. Aerosmith’in “I Don’t Want to Miss a Thing” şarkısı bir klasik. Goo Goo Dolls’un “Iris”i de öyle, harika bir şarkı. Kraliçeler de var; Whitney Houston’dan “I Will Always Love You”, Céline Dion... Liste uzar gider.

Paylaş