Gelecek için umutluyum

Amerikan sinema tarihinin en etkili siyahi yönetmenlerinden Spike Lee ile görüntülü konuştum. Son filmi “Da 5 Bloods” hakkında sohbet ettiğimiz Oscar’lı yönetmene, siyahi George Floyd’un polis şiddeti nedeniyle yaşamını yitirmesi ve bu olayın ardından ABD’deki protestoları da sordum. Lee, “Gelecek için artık umutluyum. Çünkü beyaz kardeşlerimiz de bizimle birlikte sokakta” dedi.

Haberin Devamı

Gelecek için umutluyum

Zor zamanlardan geçiyoruz... Önce pandemi sonra da George Floyd cinayeti... George Floyd’un öldürülmesi sonrasında yaşananları düşününce gelecek ve değişim için umutlu musunuz?

- Evet, iyimserim. Eric Garner cinayetine bak ve kendine sor; ‘bu ülke ne kadar değişti?’(Siyahi Eric Garner 2014 yılında New York polisi tarafından gözaltına alınıp göğsüne bastırılması sonucu öldürülmüştü.)

Tarih kendini tekrar mı ediyor? Oysa siz değişim için iyimser olduğunuzu söylemiştiniz...

- Şimdiye kadar tarih kendini hep tekrar etti. Beni iyimser yapan, genç beyaz jenerasyonun sokaklarda bize katılması. Değişim için beyaz kardeşlerimin bize destek olması bana umut veriyor. Bu durumu Civil Right Movement’da (Sivil Hakları Hareketi) görmüştük, şimdi yine görüyoruz...

Haberin Devamı

Başkan Trump ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

- Trump gitmek zorunda... Oy vermeliyiz. Eğer bu adam tekrar kazanırsa dünya tehlikede. Sadece Amerika değil tüm dünya tehlikede... Benim görüşüm, inancım bu yönde...

Protestolar sırasında meydana gelen yağmalamalar için neler demek istersiniz?

- Yağmalama yapan grup oldukça küçük. Evlerinden çıkıp gerçeklere güç vermek isteyen halkın küçük bir yüzdesi. Medya tabii ki yağma olayları üzerine yoğunlaşacak. Yağmalar sizi yanıltmasın. Olmamalıydı ama oldu... Maalesef bu durumlardan yararlanan bazı insanlar her zaman olacak. Bu böyle...

COVID-19 FİLMİN VİZYON ŞEKLİNİ DEĞİŞTİRDİ

Filminiz “Da 5 Bloods” 12 Haziran’da yayınlanacak. Filmin vizyonuyla ilgili orijinal planınız bu değildi diye biliyorum...

- Evet, değildi... Sana bir şey söyleyeyim mi? Sadece benim filmimim değil, bu evrende yaşayan herkesin planları değişti. Bizim orijinal planımız şöyleydi: Bu sene Cannes Film Festivali’nde jüri başkanı ben olacaktım. “Da 5 Bloods” dünya prömiyerini Cannes’da yapacaktı. Yarışmaya dahil olmadan tabii... Sonra teatral gösterime sokacaktık. Aynı Martin Scorsese’nin “The Irishman” filmindeki gibi. Önce sinemada vizyona girecekti, sonra Netflix’te yayınlanacaktı. Ama planları değiştiren Covid-19 diye bir şey başımıza geldi ve olanlar oldu...

Haberin Devamı

VİETNAM SAVAŞI SIRASINDA 10 YAŞINDAYDIM

Filmin çekimlerini Güneydoğu Asya ve Tayland’da yaptınız. Çekimler nasıl geçti?

- Filmin çoğunu Tayland’da çektik, son kısmını da Vietnam’da tamamladık. Hayatımın en eğlendirici, en bilgilendirici ve en güzel deneyimlerinden biriydi. Doğu’da sadece Japonya’ya gitmiştim. Tayland ve Vietnam’a ilk gidişimdi. Oradaki halk ve set ekibi beni ve tüm Amerika’dan gelenleri kolları açık karşıladılar. Çok güzeldi, çok sıcaktı, çok içtendi... Orada olmak, filmimi çekmek unutamayacağım bir deneyimdi. Geri dönmek için sabırsızlanıyorum...

Filmi izlerken 70 ve 80’lerde yapılan Vietnam savaşı filmlerini düşündüm. “Apocalypse Now” (Kıyamet), “Born On The 4th of July” (Doğum Günü 4 Temmuz) gibi...

Haberin Devamı

- Benim de o filmlere özel bağım vardır... Laurence Fishburne’yi “School Daze” filmime başrol seçmemin sebebi onu “Apocalypse Now”ta izlemiş olmamdı... Albert Hall’u “Malcolm X”de oynatmamın sebebi de “Apocalypse Now” filmiydi... Ayrıca bu filmlerin yönetmenleri Francis Ford Coppola ve Oliver Stone’a derin saygı duyuyorum.

Bu filmlerin yanı sıra Vietnam Savaşı ile ilgili çocukluğunuzda duyduğunuz hikayeleri hatırladınız mı?

- 1957 yılında doğdum. 1967’de 10 yaşındaydım. Neler olup bittiğini anlayacak ama savaşa gönderilmeyecek yaştaydım. Vietnam Savaşı’nın Amerikan televizyonlarında gösterilen ilk savaş olduğunu hatırlatmak isterim. New York’ta lokal haberler saat 6’da, ulusal haberler saat 7’de başlardı. O günleri hatırlıyorum.

Haberin Devamı

1968’de Doctor King’in suikasta uğramasını da hatırlıyorum. 11 yaşındaydım... Savaş karşıtı protestoları, başkan Nixon’un istifa etmesini... Hepsini hatırlıyorum...

2008’de II. Dünya Savaşı ile ilgili “Miracle At St. Anna” isimli bir film yapmıştım.

O farklı bir tecrübeydi. II. Dünya Savaşı’nda hayatta değildim ama Vietnam Savaşı’nda neler olup bittiğinin farkındaydım...

 Vietnam’a dönüş

 “Da 5 Bloods”ın konusu şöyle: Otis, Eddie, Paul ve Melvin Afrika kökenli Amerikalı gazilerdir. Vietnam Savaşı’nda komutanlarını kaybeden dört gazi, hem onun cesedini hem de gömülü bir hazineyi bulmak amacıyla Vietnam’a geri döner. Ekip bir yandan karşılarına çıkan insanlar ve vahşi doğayla mücadele ederken bir yandan da Vietnam Savaşı’nın neden olduğu yıkımla yüzleşir.

Haberin Devamı

Gelecek için umutluyum

 Yaşlandıkça daha becerikli bir sinemacı oldum

  Sizi bu dünyaya çeken, sinemaya âşık eden etkenler nelerdi?

- Çok genç yaşta sinemaya gitmeye başladım çünkü annem sinema aşığıydı. 1979 Mayıs’ta Morehouse’tan mezun oldum. 1979’da New York Üniversitesi Film Okulu’na kabul edildim. Aynı yaz Los Angeles’ta Columbia Pictures’a stajyer olarak kabul edilmiştim. Los Angeles’taki katıldığım ilk film gösterimi “Apocalypse Now”dı... Sunset Bulvarı’ndaki sinema Dome’da izledim Los Angeles’taki ilk filmimi.... Film okuluna kabul edildiğim halde Storara’nun sinematografisi, Walter Murch’ın ses efektleriyle yaşadığım deneyim en özel sinema deneyimimdi...Filmdeki helikopter seslerini duyup sinema salonunun sağına soluna bakıyordum. Nerede bu helikopterler diye, öyle bir deneyimdi. O yüzden o filmden iki oyuncuyu filmlerimde oynattım, o yüzden “Da 5 Bloods”ı yaptım...

Aynı zamanda sinema profesörüsünüz ve NY Üniversitesi’nde ders veriyorsunuz... Bestecisiniz, filmleriniz için müzik yapıyorsunuz. Yapamadığınız bir şey var mı?

- Akira Kurosawa’nın verdiği son röportajı okudum. Röportajı yapan ‘tüm zamanların en büyük sinemacılarından birisiniz, sinema hakkında hâlâ öğrenmeniz gereken bir şey kaldı mı’ diye soruyor. Benim kahramanım Kurosawa, ‘hâlâ sinemadan öğreneceğim koca bir evren var’ diyor... Öğrenmenin sınırı da sonu da yok. Yaşlandıkça daha olgun ve becerikli bir sinemacı oldum. Şimdi daha önce yapamadığım işleri yapıyorum. Ama öğrenmek ve gelişmek bitmiyor. Bitmeyecek...

Olanlara isyan değil ayaklanma diyorum

 ◊ Filmlerinizde siyahi insanların hikayelerini izleyiciyle buluşturuyorsunuz. Sesinizin duyulduğunu hissediyor musunuz yoksa izleyiciden yeterli ilgiyi görmediğinizi mi düşünüyorsunuz?

- İstediğim ilgiyi görmeyen birkaç film yaptım. İlk çıktığında insanlar “25th Hour”u anlamadı mesela. O film daha sonra yeniden keşfedildi. “Bamboozled” de aynı şekilde... “Do The Right Thing” bile ilk çıktığında anlaşılmadı. Şimdi klasik filmler arasında ama ilk çıktığında insanları isyan etmeye kışkırtmakla suçlandım. Büyük film eleştirmenleri “Do The Right Thing” filmimden dolayı ellerimi kana buladığımı yazmıştı...

Sizce filmleriniz insanların zihninde ya da kalbinde neleri değiştirdi?

- Harika bir soru... Sanatın dünyayı değiştirebileceğine inanıyorum. Buna inanarak öleceğim ve mezara gireceğim. Değişimin derecesine gelirsem bu tartışmaya açık... Bize yani siyahlara çoğu zaman ırkçılığı nasıl sonlandırabiliriz diye sorulur. İyimserim dedim ya biraz önce... Çünkü beyaz kardeşlerim yanımızdalar. Benzeri görülmemiş sayıda beyaz Amerikalı sokakta ve herkes ‘Siyahların da yaşama hakları var’ dediler. Bu arada ben sokakta olan bitene ‘isyan’ demiyorum. ‘Ayaklanma’ diyorum... İsyan olumsuz anlamlı, negatif bir kelime. O yüzden dikkatli olmalıyız.

Yazarın Tüm Yazıları