GeriBarbaros Tapan Filmi sinemada izleyince gerçekten hissedersin
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Filmi sinemada izleyince gerçekten hissedersin

Jon Voight, 1969 yılında “Midnight Cowboy” (Geceyarısı Kovboyu) filmindeki Joe Buck rolüyle tanındı ve Akademi Ödülü’ne aday gösterildi. Voight, dünyaca ünlü yıldızlar Angelina Jolie ve James Haven’ın da babası... Ünlü oyuncu, şu sıralar 7 sezondur devam eden “Ray Donovan” dizisinin final çekimlerinde. Voight ile görüntülü olarak bir araya geldik ve 62 yılını verdiği sinema sektöründeki değişimi konuştuk.

◊ Şu anda neredesiniz?

- New York’tayım. “Ray Donovan”ın finalini çekiyoruz. Şu anda gösterim odasındayım. Röportaj için bu odayı istedim, çünkü görüyorsun arkamda Walter Pidgeon’ın geçmiş yıllardan kalma korku filmi “Forbidden Planet” var.

◊ Sektörün sinemadan televizyona yönelen değişimi hakkında neler söylemek istersiniz?

- Bildiğin gibi yıllar içinde sektör yavaş yavaş değişti. Ben 82 yaşındayım. Bu bilgiyi yazma! (Gülüyor) Dalga geçiyorum. Uzun zamandır sektördeyim. Hayat çabuk geçiyor. Bu işi yaparken yıllar birçok harika hatıra bıraktı. Çok şanslıydım.
Sektördeki değişimi erken dönemlerden itibaren görmeye başladım. Beyazdan dijitale her küçük değişimi yaşadım.
Önceden televizyon sinema aktörü için tavsiye edilmezdi. Çünkü eğer televizyona çalışıyorsan film kariyerin kısmen yok olmuş oluyordu. Artık televizyon için çok iyi projeler yapılmaya başladı.
HBO, Showtime gibi kablolu kanallar çok iyi işler yapmaya ve daha fazla zaman ayırmaya başladı. Keza ana kanallarda yayınlanan “Friends”, “Seinfield” gibi şovlar muhteşemdi.
Sonra ağır dramalar geldi, set tasarımı gibi şeyler geliştirildi. Televizyon yapımları için ekstra zaman harcanmaya başlandı ve şovlar zenginleştirildi. Televizyon yapımları da film gibi yapılmaya başladı.
“Ray Donovan”ın da yaptığım filmlerden hiçbir farkı yok.
Televizyon yavaş yavaş büyüdü ve bugün ne durumda olduğunu herkes biliyor...
İnsanların evleri teknolojiyle dolu. Bana göre bu çok iyi bir durum. Şimdi sinemalar televizyonla yarışıyor. Ama yine de sinemada bir araya gelip film izlemek diğer insanların kahkahalarını ya da iç çekişlerini duymak her zaman daha özel kalacak...
Çünkü sinemada film izlemeye daha iyi odaklanırsın ve filmin tüm etkisini gerçekten alırsın, hissedersin.

Filmi sinemada izleyince gerçekten hissedersin


BU İLGİ KÜÇÜK BİR ÖPÜCÜK GİBİ OLDU

◊ “Ray Donovan”ın son sezonu... Biliyorum çok şey paylaşamazsınız, fakat uzun bir yolculuktan sonra sona gelmek size nasıl hissettiriyor?

- “Ray Donovan” ile çok iyi bir dönem geçirdim. Benim için alışılmadık bir karakteri oynadım. Başarılarımın çoğunun alışılmadık karakterleri oynadığım için geldiğini düşünüyorum. Kariyerimin sonlarına doğru böyle bir ilgiye sahip olmak, şovda bu kadar popüler olmak, dizinin hayranlarından bana gönderilen hoş, küçük bir öpücük oldu.
Çok çok zor bir işti, hepimiz çok çalıştık ve iyi bir şov ürettik. Sona eriyor, biraz hüzün var tabii. Devam etmeyi isterdik sanırım.
Ama bize film tadında iki bölümlük final veriyorlar. 2 saatlik bir final yani... Senaryonun güçlü olduğunu düşünüyorum. Umarım oyuncular ve ekip olarak hakkını veririz. Çünkü senaryo çok cüretkar, çok hırslı, çok şiirsel ve güzel.

GELECEK İÇİN HÂLÂ UMUT VAR

◊ Hepimiz dünyanın değişimi ve Covid’in etkileri hakkında çok fazla konuşuyoruz. Sizce genç nesli nasıl bir dünya bekliyor? Torunlarınız var, onlar için endişeleniyor musunuz?

- Torunlarımın jenerasyonuyla ilgili endişelenecek çok şey olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden ailemdeki herkesle bu konular hakkında konuşmaya çalışıyorum.

◊ Peki, gelecek için umutlu musunuz?

- İyimserim aslında. Zor bir dönem geçirdik, çünkü insanlar dayanak bulamadılar. Gelecek için umut olduğunu hissediyorum. Çünkü neler olduğunu bilen, çarpıtmalar ve yalanlarla mücadele etme sorumluluğunu üstlenen çok sayıda harika insan var.
İnsanların sorunlara yönelik adımlar attığını görüyorum. Ülkemizin ve dünyanın her yerinde çok güzel şeyler oluyor. Galip geleceğimizi umuyorum.
Tanrı’nın dualarımızı duyacağını ve bazı şeylerin gerçekleştiğini biliyorum.
Hep dediğim bir şey var; Tanrı’nın mutlaka bir planı vardır, sadece izleyin.
Bizler yapmamız gereken her şeyi yapmalıyız. Geri kalanını Tanrı halledecektir, buna inanıyorum.

◊ Sizce Covid neler öğretti bize?

- Birbirimize yardım etmek insanlığın sorumluluğu. Bunun için buradayız, dersler öğrenmek için buradayız, her fırsatta insanlara yardım etmek için buradayız.
Bu süre zarfında geçim kaynaklarını kaybeden insanlar oldu. Covid yüzünden dünyaya yayılan korku beni endişelendirdi.
Saçma sapan şeyler de gördük. Şahsen kendi çevremdeki insanlara elimden geldiğince yardım etmeye çalıştım.
Yanlış olduğunu düşündüğüm şeylere karşı da mücadele ettim. Bazen sadece konuşmak bile yardım olabilir...

Filmi sinemada izleyince gerçekten hissedersin

DOĞUM YAPMANIN GÜCÜNÜ TAKDİR ETMİYORLAR

◊ Son filminiz “Roe v. Wade” kürtajı suç sayan veya kısıtlayan yasaların anayasaya uygunluğunu sorgulayan bir yapım. Kürtaj hakkı ve kürtaj karşıtlığı Amerika’da hâlâ gündemde olan bir konu. Kadınların bu konudaki seçme hakkı ile ilgili düşünceleriniz nedir?

- Muhafazakâr bir insanım. Fakat hükümetin elini çok fazla şeye sokmasını da sevmediğimi söyleyebilirim. Özgürlüğün çok önemli olduğunu düşünüyorum. Rastgele cinsel ilişkiye girmenin bu konuda yardımcı olmadığını biliyorum.
Ahlak son derece önemli. Millet olarak ahlaklı olmak zorundayız.
İnsanların doğum yapmanın gücünü takdir etmediğine inanıyorum. Bir yaşam, bir ruh ortaya çıkarmak o kadar güçlü ki.
Rastgele cinsel ilişkiye girmeye meyilli olanlar yeni bir yaşamı ortaya çıkarmakla ilgilenmeyen insanlar.
Bu arada teknolojide çok iyi olan şeylerden biri de bebeğin oluşumunu görmemiz. Kürtaj profilaktik olarak kullanılmamalı, bu iyi değil.
Cinselliğin sorumluluğu ve yeni bir yaşam ortaya çıkarma sorumluluğu konusunda kendimizi hizaya getirmeliyiz.

SETTE DUVARI DÜZELTEN BİLE ÖNEMLİDİR

◊ İyi film yapmanın en önemli unsurları nelerdir?

- Bizim işimizde projenin parçası olan her insan önemli. Sette duvarı düzelten biri bile önemli. Herkesin bir katılımı var. Katılan tüm insanların çabaları sayesinde harika bir film üretilir.
Bazen tüm günü güzelleştiren sadece gülen bir yüzdür, bazen sizi biraz cesaretlendiren bir söz, bazen biraz iltifat fark yaratabilir.
Şu anda çektiğim “Ray Donovan”da harika bir ekibe sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Çekimlere Hollywood’da başladık, şimdi New York’ta devam ediyoruz. İki şehirdeki ekip de muhteşemdi. Sette her zaman beni güldüren birileri vardır. Birbirimizle şakalaşırız. Ama kayıt dendiği an sonuna kadar işi önemseriz.

◊ Seçimlerinizi neler etkiler?

- Hepimiz insanız, hepimiz önemli olduğunu düşündüğümüz hikayeleri anlatırız.
Bizler de önemli olduğunu düşündüğümüz hikayeleri görsel olarak anlatıp insanlara keyif vermeyi, onları belli bir tarafa yönlendirmeyi, bir tecrübeyi paylaşmayı amaçlıyoruz.

HOLLYWOOD’DA YANLIŞ KAFALI İNSANLAR VAR

◊ Çok sayıda filminiz var. Zaman zaman eski filmlerinizi izler misiniz?

- Bazı filmleri izlerken bırakmak çok zor ve bu sadece benim filmlerim için geçerli değil. Her izlediğinde taze ve yeni şeyler hissettiğim birçok film var.
Ama meşgul bir insanım ve yapacak çok işim var. Her zaman yapmam gereken bir sonraki şeyi arıyorum ve üzerinde çalışıyorum.
Çok müteşekkirim, çok şanslıyım, çünkü hem kariyerimde hem hayatımda bu kadar çok şeye sahip oldum.
“Evet, iyi yaptım” dediğim çok şey var. Bazen bir şeyi iyi yaptığımda, onun insanlara dokunduğunu veya hayatlarında bir fark yarattığını hissettiğimde sanatın bir parçası olmaktan çok mutluluk duyuyorum.
Çünkü yaptığım işin birçok insan için çok anlamlı olduğunu biliyorum...

◊ 62 yıldır bu sektörde çalışıyorsunuz. Sizce Hollywood kısa hafızaya mı sahip? Yani minnetsiz, takdir etmeyen ve çabuk unutan bir sektör mü?

- Sanırım bu noktada şunu söyleyebilirim; maalesef sektörde yanlış kafalı insanlar var...
Bir şekilde, bir şeylerin karışımına girmiş ve karışımı ekşitmeye çalışıyorlar. Doğru düşünmüyorlar, bu çok kötü.

X

Zombiler aramızda!

“The Walking Dead” dizisinin heyecanla beklenen son sezonu başladı. 24 bölümden oluşan 11’inci sezonun ilk 12 bölümü bu yıl, ikinci 12 bölümü 2022’de yayınlanacak. Dizinin başrol oyuncusu Norman Reedus ile görüntülü olarak konuştuk. Oyunculuğun yanı sıra fotoğraf sanatıyla uğraşan aktörün hatırı sayılır sayıda kitabı da var. Reedus, röportajımızda bu tutkularından da bahsetti.

◊ Covid’in yarattığı farklı dünyaya alıştınız mı?
- Daha zor... Ama bu dönemde bir prodüksiyon şirketi kurdum. Yaptığım bir sürü sanat işi var. Eğer işe dönseydim yapamayabilirdim. Pandemi sırasında bir roman yazdım. Eğer boş zamanım olmasaydı asla yapamayacağım bir sürü şey yaptım. Çabalarımı farklı şeylere yönlendirdim, çünkü TV şovu kesinlikle farklı bir dünya.

◊ Peki özel hayatınız nasıl adapte oldu salgına? Nişanlınız Diane Kruger da siz de iş için dünyayı geziyorsunuz. Dünyanın her yerinde projeler yapıyorsunuz. Salgın yüzünden hayatın durması sizi nasıl etkiledi?
- Ben Yeni Zelanda’daydım, Diane de Los Angeles’ta bir film üzerinde çalışıyordu. Onu ziyarete Los Angeles’a gittim. Bir ev kiralamıştık. Ben sadece 10 gün kalacaktım. Yeni Zelanda’dan kalkan o uçak, sabah 05.30’da Los Angeles’a iniyor. Eve gittim. Uykuluydum. Kızımın odasına gittim, onu uyandırdım. Kiraladığımız evin arka bahçesinde yürüdük. Dışarı baktık. Yemyeşil ve palmiye ağaçları olan bir bahçeydi. Kızım çimlerdeki bir kuşu işaret etti, birlikte yürüdük ve çimenlere oturduk. O an “Vay canına, bunu New York’ta yapamayız” dedim. Çünkü New York’ta pencereden bakarken “Bak, taksi. Bak, otobüs” deriz.Çimlerde otururken Diane yanımıza geldi. Bir pazar günüydü. Diane’e “Belki de Los Angeles’ta ev bakmalıyız. Güneşli havada güzel bir hayat var burada” dedim. Sonra hiç vakit kaybetmeden satılık levhası konulmuş bir eve gittik. Daha eve tam bakamadan Diane ayrılmak zorunda kaldı, çünkü senaryo okumaları vardı.
Ben kalıp baktım. Diane “Sonra konuşuruz” deyip gitti. İşteyken ona mesaj atıp “Evi aldım” dedim. İnanmadı tabii, “Neden bahsediyorsun?” dedi. “Toplantıda olduğun ve toplantıdayken hayır diyemediğin için evi aldım” dedim. Satın aldığım o ev, pandemi sırasında karantinada kaldığımız ev oldu. Günlerimiz bahçeden yaban mersini, çilek toplayarak geçti. Portakal ağacının altındaki toprakta oturup portakal yiyerek güne başladık. Oğlum Mingus doğduğunda sürekli çalışıyordum ve her fırsatta onu görmek için New York’a uçuyordum. Sürekli bir koşuşturmaca içindeydim.Kızımız doğduğunda ailemiz için bilinçli bir çaba gösterdik. Pandemi sırasında hiçbir yere gitmek zorunda kalmadık. Dürüst olmak gerekirse bu bizi birbirimize daha da bağladı. Los Angeles uçaklar uçmazken, her yer sakinken çok güzeldi. Şimdi her şey tekrar kaosa döndü.


Yazının Devamını Oku

Meksikalı bir kadın 54 yaşında süper kahramanı oynadı!

Geçen hafta 55 yaşına giren Salma Hayek, “Her zamankinden daha çok çalışıyorum” diyor. Başarılı oyuncuyla 50’li yaşlarında Marvel Sinematik Evreni’nde süper kahramanı oynamanın hissettirdiklerini, yeni projelerini ve çocukluk hayallerini görüntülü olarak konuştuk.

◊ Yıllar önce Altın Küre’de olimpik jimnastikçi Nadia Comăneci’yle tanıştığınızda nasıl heyecanlandığınızı duydum. Duygusal anlar yaşadığınız söylendi. Neden bu kadar etkilemişti sizi Nadia? Jimnastikçi olma hedefiniz vardı sanırım...
- Evet, çünkü Meksika’da bu sporun varlığından haberdar olmadığımız küçük bir kasabada yaşıyordum. Jimnastiği bilmiyordum. Kimse bilmiyordu. Bu sporu Nadia aracılığıyla keşfettim. Sonra kendi kendimi eğittim, çünkü yaşadığım yerde bu sporu öğretecek okul yoktu, öğretmen yoktu. Bir sonraki yaz babamı jimnastik öğrenmek için beni Mexico City’ye götürmesine ikna ettim ve elemelerde kabul edildim. Jimnastiğe gerçekten takıntılıydım. Mexico City’de sporcular için yapılmış yatılı okulda konaklama teklif ettiler. 9 yaşındaydım. Günde 6 saat egzersiz yapıp geri kalan zamanda okula devam etmem gerekecekti. Tamamen orada yaşamam gerekiyordu. Tüm hayatım antrenman ve okuldan ibaret olacaktı.
Orada ne yediğini ve nasıl yaşadığını her şeyi kontrol ediyorlardı. Okulun direktörü “Bu spor kızınızın vücuduna yakışıyor, kızınız şampiyon olimpiyatçı zihnine sahip” dedi ve babamı gerçekten ikna etmeye çalıştı. Babam reddetti, çünkü çocukluğumu yaşamayacaktım. Bu konuda babamı daha yeni affettim, çünkü çocukluk istemiyordum. Sadece bu sporu yapmak istiyordum. Nadia Comăneci olmasaydı jimnastiğe tutulmayacaktım. 9 yaşında kasabamı terk etmek için babamı ikna etmeyecektim. Ve sonra belki de hayalimi takip etmek, film dünyasının bir parçası olmak için ülkemi terk edemeyecektim.
Bir bakıma benim için çok şey ifade ediyor, çünkü o yaştaki tutkum zincirleme reaksiyona neden oldu. Konfor alanından çıkmam, umut etmem ve çok çalışmam için bana ilham verdi. Sadece hayal etmenin yetmeyeceğini, çok çalışmanın gerektiğini de öğretti.



◊ Son dönemlerde komedi de yapıyorsunuz. Seçtiğiniz projelere nasıl karar veriyorsunuz?

Yazının Devamını Oku

Şef Wolfgang Puck: Türkiye’nin yeme içme sektörü daha iyi pazarlanmalı

Dünyaca ünlü şef Wolfgang Puck ile İstanbul’da görüştüm.

Şöyle dedi:
“Türkiye’deki yeme içme sektörü dünyaya açılmak için daha iyi pazarlanmalı. Mesela bir örnek vereyim; kime ‘Tatillerde Türkiye’ye gidiyorum’ desem şaşkınlıkla karşılıyor. ‘Neden Türkiye’ye gidiyorsun, İtalya’ya gitsene’ diyorlar. ‘Hayır, ben Türkiye’yi seviyorum’ diyorum.”
Aynı fikirdeyim. Türkiye gastronomide dünyaya açılmak için daha iyi pazarlanmalı...
Şef Puck ayrıca “Genç şefler Türk mutfağını modernize etmeyi denesin. Yenilikleri takip etsinler. Türkiye’de birçok kişinin yemek seçiminde eski geleneksel tarzı sevdiğini biliyorum. Türk mutfağını yenilemek, modern dokunuşlar eklemek önemli” dedi.



Şef Puck bunları anlatırken aklıma Kaya Demirer geldi.

Yazının Devamını Oku

Steven Spielberg “yönetmenlik yaparken çal” dedi

İki Oscar’lı ünlü oyuncu Denzel Washington, tüm zamanların en büyük aktörlerinden biri kabul ediliyor. Washington ile görüntülü olarak görüştük, sinemanın en büyük aktörlerinden biri kabul edilmesi ve yönetmenlik deneyimi hakkında konuştuk. “Dünya üzerinde var olan bütün ödülleri kazandım ama mutluluğun ödüllerden gelmediğini öğrendim” diyen oyuncu, bildiklerini gençlerle paylaşmak istediğini de söyledi.

◊ New York Times, 21’inci yüzyılın en iyi aktörlerini sıraladı. Siz 1 numarada yer aldınız. Yeteneklerinizden bahsetmişler. Shakespeare de oynuyorsunuz, aksiyon, ağır dram, derin roller de... Her şeyi oynayabilme kabiliyetiniz var. Aynı zamanda yönetmenlik yapıyorsunuz. Bu tür makaleleri gördüğünüzde nasıl hissediyorsunuz? Hayatınızın bu aşamasında kendinizi nasıl görüyorsunuz?
- Kendimi yardım etmeye çalışan biri olarak görüyorum. Kendimi çözümün bir parçası olarak görüyorum, sorunun bir parçası olarak değil. Tanrı’nın verdiği yeteneklerimi en ufak bir şekilde bile olsa dünyayı daha iyi hale getirmek için kullanıyorum. Ve artık o yönde kullanabilmek için daha fazla fırsat görüyorum. Sırf yaptığım iş sayesinde olsa bile, insanların zihinlerini bir süreliğine dertlerinden uzaklaştırıyorum.
Annem yıllar önce “Adam ödül alır ama mükafatı Tanrı verir” demişti. Dünya üzerinde var olan bütün ödülleri kazandım ama mutluluğun ödüllerden gelmediğini öğrendim. The New York Times’a ve liste yapan herkese minnettarım. Ama gerçekten bunun için burada değilim.
Benimki, daha çok Tanrı’nın verdiği bir görev. Bu görev, yeteneklerimi en iyi şekilde kullanmak ve her fırsattan yararlanmak. Tanrı’nın işiyle ilgili olmak. Bildiklerimi ve yaşadıklarımı paylaşmak. İyi ya da kötü olsa da paylaşmak. Yeni nesil için profesyonel işimi anlatmak. Akıl hocası olmak. Sadece sahip olduğum şeyi kullanıp onunla yapabileceğimin en iyisini yapmak istiyorum.




Yazının Devamını Oku

MJ hayatı boyunca öldürüleceğini söyledi

29 Ağustos 1958 tarihinde doğan “popun kralı” Michael Jackson, hayatta olsaydı bugün 63 yaşına girecekti. Müzik efsanesi, yaşamı boyunca başarılarının yanı sıra hakkındaki skandal iddialarla da konuşuldu. O iddialar, hazırlanan belgesellerle ölümünden yıllar sonra yeniden gündeme oturdu. Jackson ailesinin üçüncü çocuğu, The Jackson 5’ın üyesi Tito Jackson’ın oğlu Taj Jackson, şimdilerde amcasının adını temize çıkarmak için savaşıyor. Taj Jackson ile Michael Jackson’ı, hakkındaki söylentileri ve ölümüyle ilgili şüphelerini konuştuk.

◊ Michael Jackson’la anılarınızla başlayalım mı? MJ ile ilişkiniz nasıldı?

- Beni bebekken kucağında tutup çektirdiği fotoğraflar var. Tüm hayatım boyunca yanımdaydı. Akıl hocası gibiydi. Bana nasıl iyi bir insan olunacağını öğreten, MJ’di. “Mesleğini iyilikler için kullanıyor musun?” diye sorardı. Kardeşlerimle birlikte ilk şarkımız İngiltere’de listelerin zirvesine çıktığında aradı. Tebrik etmek için aradığını düşündük ama aslında azarlamak için aramış. Çünkü hiçbir hastaneye yardım amaçlı gitmemiştik. Michael, “Gittiğim her şehirde çocuk hastanesini ziyaret ederim, bunu yapmak sizin de sorumluluğunuz” dedi. Haklıydı, çünkü biz onun yardımlarını izleyerek büyüdük.
O yüzden şimdi ona atılan iftiraları duymak benim için çok zor. MJ kendini savunmak için burada değil ve söylenenler gerçeklikten çok uzak. Onu tanıyan herkes nasıl biri olduğunu biliyor. Onunla büyümüş biri olarak benim için de en zor şey, onun hakkındaki tüm bu yalanları duymak. Bu çok sinir bozucu. Arkadaşları, ailesi, iş arkadaşları, eski çalışanları, hepsi MJ’in nasıl biri olduğunu söyledi. Ama bunlar asla su yüzüne çıkmıyor. Medya sadece skandallarla ve yalanlarla ilgileniyor. MJ insanların hayatlarını değiştirdi, onlara yardım etti. Ve yaptıkları için asla bir şey istemedi. Karşılığında bir şey istemeden birinin bu kadar iyi olabileceğine inanamadığımız bir toplumda yaşıyoruz. Ve bu korkunç bir şey...


Taj Jackson, görüntülü görüşmeye Los Angeles’tan bağlandı.

Yazının Devamını Oku

Neden Çırağan Sarayı?

Benim için çok özel...


1993’te Galatasaray-Manchester United maçı için İstanbul’a gelen Eric Cantona ile tanışmak, Çırağan Sarayı’ndaki stajyerlik günlerimin en unutulmaz anıydı...

Turizm ve otelcilik okuduğum sırada, yani 30 yıl önce, 17 yaşında stajyer olarak çalışmaya başladığım ilk işim...
İlk maaşım...
Sosyal medya, internet, akıllı telefonun olmadığı günlerde dünyaca ünlü misafirleriyle genç Barbaros’un gözlerini dünyaya açan, hayatımın akışını değiştiren bir pencereydi Çırağan Sarayı...
İstanbul için de çok özel bir yer...
Çünkü, Saray’ın güzelliği ve saygınlığı zamansız...

Yazının Devamını Oku

Dünyayı değiştirmeyi deneyeceğim

Ünlü oyuncu Sienna Miller, son olarak bağımsız yapım “Wander Darkly” için kamera karşısına geçti. Etkileyici performansıyla olumlu eleştiriler alan oyuncuyla görüntülü olarak konuştuk. Gönüllü yardım faaliyetlerinde de bulunan Miller, “Tek bir fark yaratabilirsem bile ne mutlu bana. Yapmak istediğim sadece böyle şeyler. Ve evet, dünyayı değiştirmeyi çok isterim” diyor.

◊ Güzel bir kariyeriniz var. Sizi doğru seçimler yapmaya neler yönlendiriyor?
- İçgüdüler. Sanırım başka bir şeye dayanarak seçim yapmıyorum ve karar vermiyorum. Aslında kumar oynuyorum. Sadece belli bir kesimin izlediği küçük bağımsız filmler yapıyorum. Harika işler yaptığınızda filminizi herkesin görmesi için arkasında para olmaması çok üzüyor.
Kariyerimde uzun bir yola çıktım. Oynamak istediğim türden kadınları oynuyorum. Görmek istediğim türden insanları canlandırıyorum. Onların hikayelerinin anlatılmasını istiyorum. Sanırım 80-90 yaşında hâlâ çalışacağım. Hedefim bu. Ve bana otantik gelen şeyleri yapmaya devam etmek istiyorum. En akıllı seçim gibi görünenleri değil.


◊ Afet ve hastalıklardan etkilenenlere yardım sağlayan International Medical Corps’un dünya çapında elçiliğini yapıyorsunuz. Dünyaya geri vermenin ve insanların hayatını değiştirmeye yardımcı olmanın sizin için anlamı nedir?

Yazının Devamını Oku

Gençler rollerini aşırı derecede ciddiye almasın

Anthony Hopkins, bu yıl nisan ayında düzenlenen 93’üncü Oscar Ödülleri’nde “The Father” filmindeki performansıyla “En iyi erkek oyuncu” seçildi. Oyuncu kategorisinde bu ödülü kazanan en yaşlı aktör olarak Oscar tarihine geçen 83 yaşındaki Hopkins, Los Angeles’tan görüntülü olarak Barbaros Tapan’ın sorularını yanıtladı. Genç oyunculara tavsiyelerde bulunan usta aktör, “Gençken çok iyi oyuncu olmak için zorlayabilirsiniz. Ben William Holden veya Robert Mitchum gibi harika adamların hayranıyım. Onlarda gördüğüm sadece rahat bırakmalarıydı. Gençler, bence aşırı derecede ciddiye almamaya çalışsınlar, inanın bu işleri daha kolay hale getiriyor. Rolün içinden geçsinler, diyalogların hakkını versinler ve sakin olsunlar” diye konuştu.

◊ Yoğun iş temposu olan bir aktörsünüz. Pandemiyle birlikte evlere kapanmak zorunda kalınca bu durumla nasıl başa çıktınız?

- Sadece kabullenip hayatıma devam etmeye karar verdim. Okudum, resim yaptım, piyano çaldım. Yapacak uğraşlarım vardı. Yaklaşık 5-6 yıldır durmaksızın çalışıyorum. Ağır projeler yaptım. Hiçbir şey yapmamak güzeldi...

◊ 83 yaşındasınız... Zihin ve beden arasındaki dengeyi sağlamak ve sağlığınızı korumak için nelere dikkat ediyorsunuz?

- Spor yapıyorum. Bir spor salonum var. Koşu bandım var. Biraz ağırlık çalışıyorum. Oldukça güçlüyüm. Güçlü ve kaslı biri olarak doğdum. Gallerli geçmişim yüzünden sanırım oldukça kaslıyım. Bu yüzden hâlâ egzersiz yapıyorum ve elimden geldiğince esnek kalmaya çalışıyorum.

BU KADAR UZUN YAŞADIĞIM İÇİN MİNNETTARIM

◊ Haftada kaç gün spor yapıyorsunuz?

- Haftanın 5 günü spor yapıyorum. Yorucu değil tabii... Çok okuyorum ve meditasyon yapıyorum. Ne zaman üzerime karanlık ruh halleri gelse neşeli kalmaya çalışıyorum. Pandemi mesela... Dünya daha önce de krizlerden geçti. Dünyanın bu yönünü kabul etmemek ve bu konuda duygusal konuşmak istemiyorum. Hayatımda başıma gelen ne varsa teşekkür ediyorum.

Yazının Devamını Oku

Çok param var çalışmak zorunda değilim

Dünya çapında birçok başarısıyla tanınıyor Arnold Schwarzenegger. Dünya şampiyonu vücut geliştiricisi, Hollywood’un gelmiş geçmiş en büyük aksiyon kahramanlarından, başarılı iş insanı, çevreci, hayırsever, en çok satanlar listesinde yer alan bir yazar ve Kaliforniya’nın 38’inci valisi, eski bir politikacı... Geçen hafta 74’üncü yaşını kutlayan aktörle görüntülü olarak görüştük. İşe dönmek konusunda acele etmediğini söyleyen Schwarzenegger, “Şahsen acil işe ihtiyacım yok. Aslına bakarsan çok param var ve bir daha asla çalışmak zorunda değilim. Her zaman yatırımlarım konusunda çok akıllıydım. Çok para kazanıp sonra birdenbire parası kalmayan, vergilerini ödeyemeyen oyuncular ve sporcular var...Milyonlarca milyonlarca dolar kazanıp sonunda hiçbir şeyi kalmayan insanlardan bahsediyorum” diyor.

◊ Neredesiniz şu anda?

- Los Angeles’ta Brentwood’da evimdeyim... Şu anda mutfağımdayım ve burası kahvaltı, öğle ve akşam yemeği yediğim mutfak. Arkamdaki rafta gezerken dünyanın her yerinden topladığım bazı resimler var...

◊ Los Angeles’ta henüz öğlen bile değil ama gördüğüm kadarıyla şu an kurabiye yiyip puro içiyorsunuz. Alışkanlıklarınızla başlayalım. Mesela kurabiye ve puro için doktorunuz ne diyor?

- Doktorlar bu alışkanlıklardan nefret ediyor. Günde bir puro içiyorum ve muhtemelen sağlığınız için en iyi şey bu değil. Bu kurabiyeler, vegan. O kadar da tatlı değil. Kurabiye yeme alışkanlığını zayıflık olarak değerlendiren birkaç kişiyle karşılaştım. Bunu bir zayıflık olarak görmüyorum. Avusturya’da büyüdüğüm için genel olarak tatlıya düşkünüm. Belki de bir bakıma zayıflık, çünkü yemek için en sağlıklı şeyler değiller. Dondurmayı çok seviyorum, elmalı strudel’i seviyorum, kremalı pufları seviyorum, kurabiyeleri seviyorum, içinde fındık olan siyah çikolatayı seviyorum. Biri gelirken bana tatlı getirirse cennetteyim. (Gülüyor) Maalesef tatlıları seviyorum.


Yazının Devamını Oku

Mete üç yaşından beri yay çekiyor

Olimpiyat atleti olmanın, oraya gidebilecek seviyeye gelmenin zorluğunu ve özverisini hiç düşündünüz mü?

“Mete üç yaşından beri yayı çekiyor, beş yaşından beri ok atıyor. 2012’den beri milli takım çalışmalarına başladı, Rio’dan sonra daha yoğun çalıştı. Bir senede yeri geldi, 20 gün görüştük. Yoğun çalışmaktan kız kardeşini bile fazla göremedi, en son gördüğünde ‘Bayağı büyümüş’ dedi. Çok büyük bir özveri var. Biz onu efsane yaptık. Onu görmek istediğimizde açıyoruz, videolarını izleyerek onu her zaman görebiliyoruz.”

İşte 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları’nda ‘Erkekler Bireysel-Okçuluk’ kategorisinde altın madalya alan Mete Gazoz’un babası Metin Gazoz, evladının çalışmalarını bu sözlerle özetledi.

Sporcular ellerinden gelenin en iyisini yapabilmek, olimpiyat standartlarına ulaşmak için hayatlarını adıyor.

Bazı araştırmalar, olimpiyat sporcusu standardına ulaşmanın 10 yıl sürdüğünü söylüyor.

İşte bu yüzden çalışmalara çok erken yaşta başlıyorlar ve her gün saatlerce antrenman yapıyorlar.

Çünkü dünyanın en elit, en zirvedeki sporcularına karşı yarışıyorlar.

Keşke her şey fiziksel hazırlıkla ve yetenekle sınırlı kalsa...

Yazının Devamını Oku

Uzun zamandır böyle bir komedi izlemedik

Disneyland’de bulunan aynı isimli tema parkındanilham alan “Jungle Cruise”, Kaptan Frank ile sonsuz şifaya sahip ‘Hayat Ağacı’nı aramakta olan Doktor Lily’nin maceralarını anlatıyor. Pandemi nedeniyle 1.5 yıl gecikmeli olarak 30 Temmuz’da vizyona giren filmin detaylarını, yönetmeni Jaume Collet-Serra, başrol oyuncuları Dwayne Johnson ve Emily Blunt ile konuştuk.

◊ “Jungle Cruise”, temel olarak bir aşk hikayesi ve macera filmi, öyle değil mi?

- Jaume Collet-Serra: Öncelikle bu bir macera filmi. Macera tarzında bir romantik komedi. Filmin komedi kısmı, romantik taraftan geliyor. Hani birbirlerine âşık olmuşlardır ama anlaşamazlar. İşte orada çok fazla malzeme vardır.
Romantik bir film yapmak istedim. Ayrıca komedi yapmak istedim. Filmin romantik yönü komedide bana yardımcı oldu.
Ormanda iki karakter birbirinden hoşlanıyor, şakalaşıyor, kavga ediyor... Uzun zamandır böyle bir komedi izlemedik.



Yazının Devamını Oku

Pandemiye rağmen yükselen Bodrum

Pandemi yüzünden Bodrum’da ev kalmadı.


Kiralar fırladı, şehrin nüfusu ikiye katlandı. Kalabalık, trafik derken yine yaz geldi çattı ve turizm sezonu açıldı...
Her şeye rağmen Bodrum, hem yerli hem de yabancı turistin en çok tercih ettiği lokasyon.
Evet, pandemi tüm dünyada turizme büyük darbe vurdu, lakin Bodrum’da pandeminin olumsuz etkilerine rağmen yeni yatırımlar son sürat devam etti.
Ve görülen o ki insanlar evde çok sıkılmış.
Herkes gezip tozmak, yeni mekanları keşfetmek, pandemiyi bir müddet de olsa kafasından çıkarmak ve en önemlisi rahatlamak istiyor...

MGallery

Bodrum’daki yeni yatırımlardan biri, beldenin en popüler destinasyonlarından Yalıkavak’ta temmuz ayının başında açılan MGallery Otel.

Yazının Devamını Oku

Sultanahmet’te dolaşıp huzurlu atmosferin tadını çıkardım

Bayram tatilini fırsat bilip Ege ve Akdeniz kıyılarına kaçan milyonların aksine, İstanbul’da kalıp uzun zamandır yapmak istediğim kültür turunun bir kısmını gerçekleştirdim.

Tarihi Kapalı Çarşı’da dolandım, Osmanlı döneminden kalma camilerin kutsallığını içime çektim, Sultanahmet’teki teras mekanlarında çayımı yudumlarken gün batımını izledim ve hamam keyfi yaptım...

Aya Sultanahmet Otel

Ayasofya ve Sultanahmet Camii’ne komşu 9 odalı aile oteli, İstanbul’un tarihi dokusunun kalbinde yer alan zarif ve lüks bir yapı...

Otelin lokasyonu, İstanbul’un tarihi ve kültürel alanlarını kolaylıkla gezme imkânı sağlıyor.

Hem deniz manzarası hem de dünyanın en harika yapılarından Ayasofya’ya karşı güneşi batırmak istiyorsanız, Aya Sultanahmet Otel’in teras katında yer alan Aya Fish Lounge oldukça keyifli bir mekân.

Hürrem Sultan Hamamı

Yazının Devamını Oku

Isla Fisher: Dünyanın en komik adamıyla yaşıyorum

Isla Fisher, dünyaca ünlü komedyen Sacha Baron Cohen’le evli. Avustralya’da yerli dizilerde bir gençlik ikonu olan aktris, beyazperdede komedyen olmaya karar verip ABD’ye taşındı. “Wedding Crashers” (2005) ile dünya izleyicisinin karşısına çıkan Fisher, hayallerine kavuştu ve başarılı bir komedi oyuncusu olarak kendini sinema dünyasına kabul ettirdi. En son “Blithe Spirit” filminde rol alan Fisher ile görüntülü olarak konuştuk. Oyuncu, röportaja Avustralya’dan bağlandı.

◊ Yaratıcılık konusunda size kimler ilham verir?
- Farklı alanlarda farklı insanlar ilham veriyor. Konu çocuk kitapları yazmaksa; etrafımdaki minik insanlardan, onların komik konuşmalarından ilham alıyorum. Filmlere gelince; oynadığım karakterin dayandığı kişiler ilham verebilir. Genel olarak ise en çok büyükannemden ilham alıyorum. Çocukken çok yakın olduğum biri. Onunla ilgili her şey ilham verici.
◊ Projeler sırasında eşiniz Sacha Baron Cohen ile görüşme konusunda sıkıntı yaşıyor musunuz? İkiniz de yoğun çalışıyorsunuz...
- Bizde mesafe büyük hikâye... En son “Blithe Spirit”i geçen sene haziran ve temmuz aylarında İngiltere’de, Sussex’te çektik. Sacha işlerine küçük bir ara verdi ve benimle geldi.Genelde aynı anda çalışmıyoruz. “Blithe Spirit”i çekerken ilk kez denk geldik.
◊ Sacha, siz ve üç çocuğunuzu aynı evde düşününce, çok çılgın bir aile hayatı hayal ediyorum. Günlük hayatınızda ne kadar mizah var? Çocuklarınız da komedyen veya oyuncu olmak istiyor mu?
- Çocuklarım adına konuşamam. Annelik en sevdiğim konu olsa da, onların gizlilik hakkına sahip olduklarını düşünüyorum. Komik olduklarını düşünüp düşünmedikleri hakkında konuşmak, onların kararı.
Ben komediye değer verilen ve komedinin çok dikkat çektiği bir evde büyüdüm. İki öz erkek kardeşim, iki üvey kardeşim var ve ben büyürken evimizde her zaman değişim öğrencileri vardı. Annemin dikkatini çekmek için sürekli çeşitli şekillerde yarışıyorduk.

Yazının Devamını Oku

Her filmden yeni bir şey öğrendiğimi hissetmesem kenara çekilirdim

16 yaşındayken Carnegie Hall’de sahnelediği oyununun üçüncü gününde “Get Real” dizisinin kadrosuna alınan ve bugün dünyanın en çok kazanan oyuncularından biri olan Anne Hathaway’in filmleri, dünya çapında 7 milyar doların üzerinde hasılat elde etti. Pandemi dönemini de çalışarak geçiren güzel oyuncu, “The Witches” ve “Locked Down” filmlerinde rol aldı. Dünyaca ünlü yıldızla görüntülü olarak konuştuk. Anne Hathaway görüşmeye Los Angeles’tan bağlandı.

Tuhaf bir yılı geride bıraktık. Pandeminin hayatımıza getirdiği ilginçlikleri halen yaşamaya devam ediyoruz. Bu dönemde sizi en çok rahatsız eden ne oldu?

- Bu yıl kendimi geliştirdiğimi düşündüğüm konulardan biri; iş görüşmesi yaparken çocuklarım araya girdiğinde paniklememek. Dijital ortamda görüştüğümüz sırada başkalarının çocukları beklenmedik bir şey yaptığında ben kesinlikle yargılamıyorum. Fakat bu konuda kendimi kastığımı fark ettim. Neden kendimi farklı standartlarda tutuyorum?

Pandemiden sonra öğrendiğim şeylerden bir diğeri de... Daha nazik bir insan olduğumu hissediyorum. Kendime karşı daha nazik olduğumu hissediyorum. Daha önce de nazik bir insan olduğumu sanıyordum. Ama geçen yıl başka insanların neyle uğraştığını bilmezken bir anda başkalarının evlerinin içine baktığımız yeni bir seviyeye geldik. Ve bu, birçok yönden insancıl bir yaklaşımla bakmamızı sağladı.

Aslında bu gibi şeylerle karşılaştığımda hüsrana uğramamayı ve daha esnek hale gelmeyi, hayatın verdikleriyle birlikte yuvarlanmayı da öğrendim.

Geçen sene kapanma döneminde neler yaptınız?

- Çok sıkıcıyım, garajımı temizledim! (Gülüyor) Çok uzun zamandır oyuncuyum. Seyahatlerimden hatıralar, aksesuvarlar, biriktirdiğim çeşitli eşyalar... Sonunda her şeyi yoluna koymanın zamanı gelmişti. Hayatım için önemli olan ve vazgeçme zamanımın geldiği şeyleri düzene koymam gerekiyordu. Çok deli bir kapanma yaşamadım ama unutma; yıllardır biriken şeyleri düzene sokarken yanımda 4 ve 1 yaşında iki çocuk da vardı...

Yazının Devamını Oku

50’li yıllarda iki süper kahraman

Marvel, “WandaVision” dizisinde sıra dışı bir türü denedi... 1950’li yılların Amerikan sitcom stiliyle süper kahraman aksiyonunu birleştirdi. Yaşadıkları yere ve normal hayata adapte olmaya çalışan iki süper kahramanı Elizabeth Olsen ile Paul Bettany canlandırdı. Disney Plus kanalında yayınlanan diziyi başrol oyuncularıyla konuştum.

ElIzabeth Olsen: Zamana karşı yarıştık

Dünyaca ünlü ikizler Mary-Kate ve Ashley Olsen’in kardeşi Elizabeth Olsen, Marvel Sinematik Evreni’nde canlandırdığı ‘Scarlet Witch’ karakteriyle dünya çapında ünlendi. Oyuncu, “Wanda-Vision”daki performansıyla da ‘en iyi kadın oyuncu’ kategorisinde Emmy’ye aday gösterildi. Olsen’e bu yeni dizisi ve kendisi merak ettiklerimi görüntülü bağlantıyla sordum.

◊ Marvel ile anlaşmanız önümüzdeki birkaç yıl devam edecek. Uzun dönemli anlaşmalarda özel hayatınızı nasıl planlıyorsunuz?

Elizabeth Olsen: Evlilik ve bebek gibi mi?

Yazının Devamını Oku

Bu rolü önce reddettim kötü adamı oynamak istemedim

Rock grubu Thirty Seconds to Mars ile de tanınan müzisyen ve oyuncu Jared Leto, yeni filmi “The Little Things”de (Küçük İpuçları) kendisi gibi Oscar ödüllü Denzel Washington ve Rami Malek ile kamera karşısına geçti. Leto, John Lee Hancock’un yazıp yönettiği filmde cinayet şüphelisi Albert Sparma’yı canlandırdı. Washington ve Malek ise iki dedektifi oynadı. Jared Leto ile hem 1990’ların Los Angeles’ında geçen bu filmi hem de müzik ve sinema kariyerini konuştuk.

◊ Neredesiniz şu anda?
- Şu anda Nevada’dayım. Red Rock bölgesine yakın bir yerdeyim.

◊ Son filminizde başrolü sizin gibi Oscar ödüllü aktörler Denzel Washington ve Rami Malek’le paylaşıyorsunuz. Bu kalibrede aktörlerle çalışmak, sette bir şeyleri değiştiriyor mu?
- Büyük oyuncularla çalışma şansına sahip olmak bir hediye. Kesinlikle hayatı daha ilginç kılıyor. Daha iyi iş çıkarmanıza yardımcı oluyor. Bu filmde Denzel ve Rami benim role yaklaşımımı gerçekten desteklediler. Karakteri yaratırken risk alma fırsatı sundular. Hatalar yapmama izin verdiler. Setteki bu anlayış, bana verdikleri inanılmaz cömert bir hediyeydi. Bunun için ikisine de çok ama çok müteşekkirim. Bu yetenekte adamlarla çalışmak, belki de hayatımda bir kez karşılaşılabileceğim bir fırsattı ve bu şansa sahip olduğum için gerçekten çok mutluyum.



Yazının Devamını Oku

Bu dünyaya insanlara hizmet etmeye geldim

Gloria Estefan’ın Jada Pinkett Smith’ten devraldığı “Red Table Talk” (Kırmızı Masa Sohbeti) programının yeni sezonu sonbaharda seyirciyle buluşacak. Grammy ödüllü yıldızın, müzisyen kızı Emily Estefan ve televizyon programcısı yeğeni Lili Estefan’la birlikte sunduğu “Red Table Talk: Estefans”, Facebook Watch’ta yayınlanacak. Gloria Estefan’la hem programın detaylarını hem de Emilio Estefan’la 42 yıldır sürdürdüğü mutlu evliliğin sırlarını konuştuk.

◊ Şu anda neredesiniz?

- Şu anda Miami Beach, Florida’daki kütüphanemdeyim. Onlarca yıldır düzenlemeye zaman bulamadığım tavan arası ve dolaplarıma pandemi sırasında el attım. Normalde zamanımın çoğunu geçirdiğim oda burası. “Put on Your Mask” (Maskeni Tak) için hazırladığım kamu spotunu burada çektim. Arka tarafta 2 yıldır kullanmadığım yeşil ekran var. Benim arkamda ise bir ömür, kariyer, yaşam, aile fotoğraflarından oluşan albümlerim var. Evde en sevdiğim odam, benim sığınağım burası...

◊ Uzun yıllardır yeme içme sektöründe de varsınız. Orlando ve Miami’de restoranlarınız var...

- Evet! Yemeğin eğlenceyle iyi gittiğini hissettik, o yüzden yemek sektörüne de girdik. Ayrıca restoranlarımdaki tüm tarifleri topladığımız bir yemek kitabım da var. Adı “Estefan Mutfağı”. Mutfakta büyükannemle büyüdüm. Aslında bir bakıma bu yüzden restoran işine girdim.


Yazının Devamını Oku

1813’te yaşamak istemezdim

“Bridgerton”ın muhteşem balolar, gösterişli kostümler ve dedikoduyla dolu dünyasına dönmek için çekimler başladı. İlk sezonunda Daphne Bridgerton ve Hastings Dükü’nün aşkını konu alan dizinin ikinci sezonu Daphne’nin abisi Lord Anthony Bridgerton’ın aşk hayatına odaklanacak. Barbaros Tapan, dizide Daphne’yi canlandıran Phoebe Dynevor ile konuştuk.

◊ “Bridgerton” dizisi büyük ses getirdi, siz ve partneriniz Regé-Jean Page şöhret oldunuz. İkinci sezonda dük yok. Çekimlere Regé-Jean olmadan başlamak nasıldı?
- Tabii ki aynı değil, farklı ama dizinin güzel yanı her sezon farklı bir aşk hikayesini anlatması. Her kitap farklı bir Bridgerton kardeşi etrafında dönüyor. Dizi de, kitapları takip edecek şekilde çekiliyor.

◊ İkinci sezonla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
- Hiçbir şey. Dudaklarım mühürlü...

◊ Anneniz Sally Dynevor İngiltere’de çok ünlü bir oyuncu. Dizinin başarısı ve sizin başarınız hakkında neler düşünüyor?

Yazının Devamını Oku