Paylaş
◊ “Moana”nın dünya prömiyerini, efsanevi Hollywood Bowl’da gerçekleştirdiniz. Nasıl bir deneyimdi?
- Gerçekten bir film sahnesi gibiydi. Her anıyla sinematik bir deneyimdi. Hollywood Bowl’a en son “Encanto”nun canlı konseri için gelmiştim, o gece de olağanüstüydü. Fakat bu kez Disney gerçekten bütün imkânlarını seferber etti. Los Angeles Filarmoni Orkestrası’nın film gösterilirken müzikleri canlı olarak seslendirmesi, bu dünyanın ötesinde bir deneyimdi. Üstelik mekân o kadar büyüktü ki bütün dostlarımızı davet edebildik. Çevremde üniversite yıllarımdan arkadaşlarım vardı. “Hamilton”ın orijinal kadrosundan insanlar vardı. Böylesine büyük bir mekânda hayatınızın geçmişini, bugününü ve geleceğini aynı geceye davet edebiliyorsunuz. Gecenin sonunda gökyüzünü aydınlatan havai fişekler ise bütün bu güzelliğin üzerine gelen son, tatlı dokunuştu.
◊ Disney’le çalışmaktan söz eder misiniz biraz?
- Ben tam anlamıyla bir New York’luyum. Büyüdüğüm mahallede yaşıyorum, hatta oradan ayrılmak istemediğimi anlatan koskoca bir müzikal yazdım. Ama Disney’le çalıştığımda elime adeta dünyayı dolaşabileceğim bir pasaport geçiyor. Kolombiya için, Pasifik Adaları için, Afrika için, hatta denizin altındaki bir dünya için şarkılar yazabiliyorum.
Disney’le ilgili en çok takdir ettiğim şeylerden biri, günümüzde dünyanın farklı kültürlerini saygılı ve doğru bir biçimde temsil etmeyi ciddiye alması. Bu filmlerin dünyanın her yerinde izlendiğini biliyorlar. Üzerinde çalıştıkları her film, beraberinde o kültüre karşı büyük bir sorumluluk getiriyor. Örneğin “Encanto” için Kolombiya müziği üzerine çok kapsamlı araştırmalar yaptık.
İlk “Moana” filminden çok somut bir örnek vereyim. Maui için hazırlanan ilk çizimlerden birinde karakter Dwayne “The Rock” Johnson’a benziyordu ve başı tamamen keldi. Kültür danışmanlarımız hemen itiraz etti: “Kesinlikle olmaz! Maui saçlarıyla ünlüdür. Mana’sını, yani ruhani gücünü saçlarından alır. Mümkün olan en güzel, en gür ve en görkemli saçlara sahip olmalı.” 2026’ya geldiğimizde herkes, “The Rock’ın başında saçın ne işi var?” diye soruyor! Ama bu ayrıntı, hikâyenin kültürel doğruluğu açısından son derece önemli.
Disney’in doğru yansıtmak için büyük özen gösterdiği o kadar çok ayrıntı var ki. Disney filmlerini severek büyümüş biri olarak ben de böyle bir anlayışın parçası olmaktan gurur duyuyorum.

KÜLTÜRÜ DOĞRU ANLATMAK BÜYÜK SORUMLULUK
◊ İlk “Moana” filminin gösterime girmesinin üzerinden 10 yıl geçti. “Moana”yı yeniden beyazperdeye taşırken nelere özellikle dikkat ettiniz?
- Kültür danışmanlarımızla birlikte, kullanılan her kumaşın ve inşa edilen her yapının dünyanın bu bölgesine özgü ve gerçeğine uygun olmasına özen gösterdik. Bu coğrafyada yaşayan insanların filmi izlediklerinde, “Evet, doğru anlatmışlar” diyebilmelerini istedik. Dolayısıyla sorumluluğumuz büyüktü. Dünyanın bu bölgesinin, yine o bölgenin insanları tarafından canlandırıldığını görmek, Pasifik Adaları kökenli yüzlerce insana iş imkânı yaratmak ve onların kendi kültürlerini, miraslarını ve atalarını gururla ekranda temsil etmelerini sağlamak paha biçilmez...
◊ “Moana”nın canlı aksiyon uyarlamasından beklentiniz ne?
- Seyircilerin bu deneyimi kaçırmamasını diliyorum. Ama şunu da biliyorum: Bir filmin vizyona girdiği ilk hafta sonu, onun uzun yolculuğunun yalnızca ilk taslağıdır. Bu rolü en başından beri kendisi için yazdığımız Dwayne Johnson’ın, hâlâ kariyerinin zirvesindeyken Maui’yi canlandırabilmiş olmasına çok minnettarım. Hayatın bu özel anını yakalayıp sonsuza kadar ölümsüzleştirebilmiş olmamız da benim için her zaman büyük bir mutluluk olacak.
◊ Filmlerinizi farklı dilde dublajlarla izlerken, yapılan uyarlamalar size nasıl hissettiriyor?
- Büyük bir keyifle izliyorum ve bu uyarlamaların her biri için minnet duyuyorum. Hatta bazen şarkının başka bir dilde neredeyse daha güzel tınladığını düşünüp kıskandığım bile oluyor. Mesela “We Don’t Talk About Bruno”nun Latin Amerika uyarlaması gerçekten çok güçlü.

VEKİL ÖĞRETMENLİKTEN BROADWAY BESTECİLİĞİNE
◊ Yaratıcı hayatınızda ya da kişisel yolculuğunuzda attığınız en cesur adım hangisiydi?
- Açıkçası aklıma ilk olarak 2007’de “In the Heights”in sahnelenmesi geliyor. O sırada mezun olduğum lisede vekil öğretmenlik yapıyordum ve öğretmenliği gerçekten çok seviyordum. Öğrencileri tarafından sevilen, kadrolu bir öğretmen olabilirdim. Boş zamanlarımda müzikaller yazmaya devam eder ama belki de hiçbirini tamamlayamazdım.
Hayatımda bir daha, vekil öğretmenlikten Broadway besteciliğine geçmek kadar büyük bir sıçrama yapabileceğimi sanmıyorum. “In the Heights” sayesinde yaşadığım bu dönüşüm, benim resifin ötesine geçtiğim andı. O günden sonra da bir daha hiç arkama bakmadım.
‘THE WARRIORS’ İÇİN SABIRSIZLANIYORUM
◊ Gelecek yıl “The Warriors”ı Broadway’e taşıyacaksınız. 12 yıl sonra Broadway’e dönecek olmak sizi heyecanlandırıyor mu?
- Başlamak için sabırsızlanıyorum. Eisa (Davis) ile bu 10 yılın büyük bölümünde proje üzerinde çalıştık. Ortaya çıkardığımız şeyi dünyayla paylaşmak için gerçekten sabırsızlanıyorum.
Paylaş