GeriBarbaros Tapan Charles’ın çekiciliği şeytanın cazibesi gibi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Charles’ın çekiciliği şeytanın cazibesi gibi

Cezayir asıllı Fransız aktör Tahar Rahim’i “A Prophet”, “The Looming Tower”, “Mary Magdalene” ve “The Serpent” projeleriyle tanıdık. Son olarak Jodie Foster ile başrolü paylaştığı “Moritanyalı” (The Mauritanian) filminde canlandırdığı ‘Muhammed Veled Salahi’ rolüyle Altın Küre ve BAFTA’da ‘en iyi erkek oyuncu’ ödüllerine aday gösterildi. Barbaros Tapan, Tahar Rahim’le görüntülü olarak yeni projelerini konuştu...

Charles’ın çekiciliği şeytanın cazibesi gibi

◊ Oyunculuk serüveniniz nasıl başladı? Aktör olmaya nasıl karar verdiniz?

- Can sıkıntısı beni oyunculuğa götürdü... 14 yaşındayken, çevremdeki hemen her genç, başarılı bir futbolcu olmak isterken ben oyuncu olmayı hayal ediyordum. Yaşadığım yerde çok sıkılıyordum. Çok küçük bir kasabaydı ve yapacak çok şey yoktu. Orada yaşarken sinema salonlarına arka kapıdan gizlice girmenin bir yolunu bulmuştum. Haftada beş kere sinemaya gidecek param yoktu çünkü.
Sinemada çok zaman geçirdim. İçinde bulunduğum durumu unutmanın, farklı hikayelerle başka yerlere kaçmanın yolu sinemada film izlemekti. Filmler benim için dünyaya açılan bir pencereydi. Filmlerle geçirdiğim o yıllarda bir rüya inşa ettim. Oyuncu olmak istedim. Zamanla, yapmak istediğim tek şey oyunculuk oldu.
◊ Peki sinema salonlarında inşa ettiğiniz rüyayı nasıl gerçeğe dönüştürdünüz?

- Fransa kırsalındaki küçük bir şehirden, işçi sınıfından geldiğim için bu sektörde çalışmaya başlamak zordu. Kimseyi tanımıyordum. Çantamı topladım, Paris’e gittim. Otele yerleştim. İş buldum, çalışmaya başladım. Hafızam beni yanıltmıyorsa yanımda 1000 euro para vardı. O parayı hafta içi drama dersleri almak için harcadım. Hafta sonları ise para kazanmak için gece gündüz çalıştım. Yönetmen Jacques Audiard’la tanıştıktan sonra oyunculuk kariyerim başladı.

ÇEKİMLER BİTER BİTMEZ ONDAN KURTULDUM

◊ “The Serpent”, gerçek bir hikayeyi anlatıyor. Seri katil Charles Sobhraj’ın kendini mücevher tüccarı olarak tanıtıp onlarca kişiyi öldürmesi, keskin zekasıyla tüm otoriteleri manipüle etmesi güzel tasvir edilmiş. Sizi çeken ne oldu bu projeye?

- Bu hikayeyle ilgili ilginç bir anım var... 14 yaşındayken bu hikayenin kitabını okudum ve o zamanlar oyuncu olmayı hayal ederken “Ah, ne kadar güzel bir rol” demiştim. Bir aktör için böyle bir adamı canlandırmak tam bir çılgınlık! Katil, dolandırıcı, manipülatör... Ve 20 yıl sonra o adamı oynadım. Açık konuşmak gerekirse empatisi olmayan birini anlamak ve oynamak benim için çok zordu. Seri katil kalıbının dışında bir adam Charles. İnsanları kolayca etkileyen cazibeli de bir adam. Charles’ın çekiciliği, şeytanın cazibesi gibi. Size altın tabakta bir yaşam sunuyor ve ruhunuzu çalıyor. Çok farklı gerçekten...

◊ Charles Sobhraj rolünden sizde bir şey kaldı mı?

- Çekimler biter bitmez ondan kurtuldum. Artık onu içimde istemiyordum.

Charles’ın çekiciliği şeytanın cazibesi gibi


◊ Peki nasıl hazırlandınız role?

- Katiller üzerinde çalıştım. Bazı uzmanlarla konuştum. Birçok katil ve seri katille konuşmuş olan uzmanlarla görüştüm. Ve farklı seri katillerin benzerlikleri olduğunu keşfettim. Bu arada araştırma yapsam da Charles’ı içimde bulamadım, onunla ilişki kuramadım. Çünkü hiçbir şeye empati duymayan bir adamdı ve ben bu adamı nasıl yaratacağım, kestiremiyordum... O yüzden bu rolde farklı bir şey yaptım. Genellikle karakteri içeriden inşa ederim ama bu kez karakteri dışarıdan kurdum. Benim için alışılmadık bir şey. Bakışı, yürümesi, konuşma şekli ve kendine güvenini düşündüm.

AFFEDERSEN DAHA ÖZGÜR VE RAHAT HİSSEDERSİN

◊ Diğer projeniz “Moritanyalı” da etkileyici, gerçek bir hikâye. Canlandırdığınız Muhammed karakteri, bir sahnede “Özgür olmak ve affetmek Arapçada aynı kelime” diyor. Bu diyaloğun arkasındaki felsefe nedir?

- Kederli olduğunda, kararsızlık hissettiğinde... Eğer bir kişiyi sana yaptıkları için affetmezsen acı çeken sen oluyorsun. Çünkü bu durumu bütün gün düşünmeye devam ediyorsun ve düşündükçe kendini kötü hissediyorsun. Bu zaten oldukça kötü bir enerji. Halbuki affedersen, daha özgür ve rahat hissedersin.

◊ Filmde rol arkadaşınız Jodie Foster. Onunla birlikte çalışacağınızı öğrendiğinizde neler hissettiniz?

- Duyunca çok mutlu oldum. Arkadaşlarımı aradım ve “Kiminle çalışacağımı biliyor musunuz!” dedim hepsine. “Jodie Foster” dediğimde inanamadılar. Haberi alıp Jodie Foster heyecanını yaşadıktan sonra “Tamam, Jodie’nin önünde rol yapacağım, ona karakteri verebilmeliyim” dedim ve hikaye hakkındaki gerçekleri düşünmeye başladım. Jodie çok büyük bir isim ve çok büyük bir oyuncu. Onunla tanıştığımda biraz korkmuştum. Ama çok klas, çok hoş, o kadar güzel bir ruh ki, sadece varlığıyla bile rahatlamış hissettiriyor.

Charles’ın çekiciliği şeytanın cazibesi gibi


JODIE FOSTER İLE İLK SAHNEMDE GERGİNDİM

◊ Jodie Foster’la birlikte ilk sahnenizi hatırlıyor musunuz?

- Evet, Jodie ile ilk sahnem 6 sayfa uzunluğundaydı. Gergindim, çünkü kolay bir sahne değildi. 6 sayfa ve ben gerçekten keskin olmalıydım. Çünkü Jodie çok gerçek bir oyuncu. Yapmam gereken onu takip etmekti, çünkü karşındaki iyi oyuncu bazı yönlerden oyunu her zaman yükseltir.

◊ “Moritanyalı”da canlandırdığınız Muhammed Veled Salahi, 11 Eylül saldırılarında suçsuz olduğu halde şüpheli olarak tutuklanıp 14 yıl boyunca alıkonulan bir mahkûm. “The Serpent” dizisindeki Charles Sobhraj gibi gerçek bir karakter. Gerçek insanları oynarken senaryoda yazılanları kendi araştırmalarınız çerçevesinde yargılıyor musunuz?

- Senaryoda yazılana sadık kalmak zorundasın. Ama gerçek bir insanı canlandırırken bir şekilde yazılı olanın ötesine geçmelisin. Kendi araştırmamı da yapıyorum tabii ki. Bu film için Muhammed’in kitabını okudum, konuyla ilgili belgeseller izledim.

İSLAMİYET TAMAMEN BARIŞLA İLGİLİ BİR DİN

◊ Beğenerek izlediğim bir diğer işiniz de “The Looming Tower” oldu. “Moritanyalı” gibi yine 11 Eylül saldırısı etrafında gelişen bir başka hikaye. Bu tür hikayelerdeki Müslüman-Hıristiyan ayrımı hakkında neler düşünüyorsunuz?

- Çok büyük bir soru ve keşke basit bir cevabı olsaydı. Bence hatırlatmamız gereken şey şu: Teröristler bir avuç insan ve çoğu da Müslüman değil. Araştırma yaptığınızda ve İslam hakkında daha çok şey öğrendiğinizde, İslamiyet’in tamamen barışla ilgili olduğunu, hatta tüm dinlerin aynı yapıda olduğunu anlarsınız. Hıristiyan, Musevi ya da Müslüman, kardeş olmalıyız. Sevgi ve barış arayan insanlar olmalıyız. Ayrılıkları hafifletmek için ne yapabiliriz bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Sanırım felsefi bir mesele...
Korkular tarafından yönlendirilmemek gerekiyor. Daha çok bağışlamak, affetmek ya da senin gibi olmayan, sana benzemeyen, senin geldiğin yerden gelmeyen birini anlamaya çalışmak iyi bir başlangıç olur gibi...

Charles’ın çekiciliği şeytanın cazibesi gibi

BU DİLLERİ ÖĞRENMEM GEREKİYORDU

◊ Kaç dil konuşuyorsunuz?

- Üç, Arapça, Fransızca ve İngilizce. Bütün bu dilleri öğrenmem gerekiyordu. Fransızca zaten ana dilim. Cezayir asıllı olduğum için evde Arapça ile büyüdüm. Zaten farklı dilleri her zaman sevmişimdir. İngilizce ise dünya dili. Dinlediğimiz müzikten izlediğimiz filmlere her şey İngilizce. Bir Amerikalıyı alıp ona “Fransızca öğrenmelisin” dersen alakasız ve zor olur. Çünkü bizler seyahat ederken, müzik dinlerken ya da film izlerken zaten bir şekilde İngilizceyi kullanıyoruz. “The Looming Tower” dizisinde Ali Soufan’ı canlandırmam gerektiğinde günde 4 saat, 3 ay boyunca her gün bir dil koçuyla çalıştım ve o zamandan beri de İngilizceye devam ettim.

X

1813’te yaşamak istemezdim

“Bridgerton”ın muhteşem balolar, gösterişli kostümler ve dedikoduyla dolu dünyasına dönmek için çekimler başladı. İlk sezonunda Daphne Bridgerton ve Hastings Dükü’nün aşkını konu alan dizinin ikinci sezonu Daphne’nin abisi Lord Anthony Bridgerton’ın aşk hayatına odaklanacak. Barbaros Tapan, dizide Daphne’yi canlandıran Phoebe Dynevor ile konuştuk.

◊ “Bridgerton” dizisi büyük ses getirdi, siz ve partneriniz Regé-Jean Page şöhret oldunuz. İkinci sezonda dük yok. Çekimlere Regé-Jean olmadan başlamak nasıldı?
- Tabii ki aynı değil, farklı ama dizinin güzel yanı her sezon farklı bir aşk hikayesini anlatması. Her kitap farklı bir Bridgerton kardeşi etrafında dönüyor. Dizi de, kitapları takip edecek şekilde çekiliyor.

◊ İkinci sezonla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
- Hiçbir şey. Dudaklarım mühürlü...

◊ Anneniz Sally Dynevor İngiltere’de çok ünlü bir oyuncu. Dizinin başarısı ve sizin başarınız hakkında neler düşünüyor?

Yazının Devamını Oku

Toprakla bağlantı kurun

House of Harlow markasının da kurucusu olan moda tasarımcısı ve oyuncu Nicole Richie, çevre ve doğa tutkusunu ekrana taşıdı. İnsanların doğayla bağlantı kurmasına yardımcı olmak isteyen Richie, “Nikki Fre$h” adlı şovunu Quibi platformuna sattı. Barbaros Tapan, Nicole Richie ile görüntülü konuştu.

◊ Moda tasarımcısı, müzisyen, çevre dostu, reality show sunucusu, tarım ve bahçe işleri tutkunu, hayvansever, anne... Sizin hakkınızda araştırma yaparken gözüme çarpanlar bunlar oldu. Bu saydıklarımdan hangisi hayatınızda daha öncelikli ve neden?

- Kesinlikle anne olmak her şeyden önce gelir. Bu içgüdüsel bir cevap. Kalbimin olduğu yer annelik. Yaratmayı seven biri olduğumu söyleyebilirim. Artık tek bir şapka takmak da şart değil. “Yapmak istediğim şey bu” diyemedim, çünkü gençken çok net bir yolum yoktu. Yaratıcılığımı bulmak için farklı birkaç şey denemek ve birkaç farklı yoldan gitmek zorunda kaldım. Örneğin oyunculuk ve moda tasarımı sevdiğim şeyler. İki çok farklı şey ve benim çok farklı iki parçamı ortaya çıkarıyor. Farklı dünyaları bir arada yaşayabilmeyi çok seviyorum.




◊ Babanız Lionel Richie, vaftiz babanız Michael Jackson, vaftiz anneniz Nancy Davis. Çok ünlü bir aileden geliyorsunuz. Büyürken gerçek dünyaya uyum sağlamakta zorluklar yaşadığınız oldu mu?

Yazının Devamını Oku

Çocuklarını korumak için ne kadar ileri gidebilirsin?

Gerilim filmi “A Quiet Place”in (Sessiz Bir Yer) devamı “A Quiet Place 2”, pandemi nedeniyle 14 ay gecikmeli olarak seyirciyle buluştu. Kuzey Amerika gişelerinde hit olan Paramount Pictures yapımı film, gösterime girdiği hafta sonu 48 milyon dolar hasılat elde ederek sektöre umut verdi. John Krasinski’nin yazıp yönettiği filmde başrolü üstlenen Emily Blunt da performansıyla büyük beğeni topladı. Blunt ile görüntülü olarak konuştuk.

◊ Sizin sektörde genelde iş ile aşkı ayırmak tavsiye edilir. Siz ise John Krasinski ile 11 yıldır evlisiniz ve birlikte harika projelere imza atıyorsunuz. Nasıl yapıyorsunuz bunu, anlatır mısınız biraz?
- Bilmiyorum! John ve ben bu ‘kusursuz çift’ fikrinin utanç verici olduğunu düşünüyoruz. Çünkü biz de tıpkı diğer çiftler gibi sadece çalışıyoruz. Ben ona çok değer veriyorum, o da bana çok değer veriyor. Sadece kişisel anlamda değil, profesyonel anlamda da birbirimize değer veriyor ve saygı duyuyoruz.
Ayrıca yaratıcı olarak çok uyumluyuz. Uyumlu olmanın bize yardımcı olduğunu düşünüyorum. Filmleri aynı şekilde izliyoruz, sahnelere ya da performanslara aynı şekilde tepki veriyoruz, onu etkileyen noktalar beni de etkiliyor. Birlikte çalışırken işimize yarayan bir akışkanlık var. Sana ne söyleyeceğimi, bu durumu sana nasıl açıklayacağımı bilmiyorum inan.




◊ Birbirinize sinir olduğunuz oluyor mu?

Yazının Devamını Oku

Köpekleri rehabilite ediyorum, insanları eğitiyorum

21 yaşında Meksika sınırından yaşa dışı yollarla Kaliforniya’ya geçti. San Diego sokaklarında yaşadı. Geçinebilmek için köpek bakımı işine girdi ve en zor köpekleri bile sakinleştirebilen enerjisiyle kısa sürede ün kazandı. Cebindeki az parayla Los Angeles’a taşındı, araba yıkama işine başladı. Oyuncu Jada Pinkett Smith ile tanıştığında tüm hayatı değişti. 7 kitap yazdı, çok sayıda televizyon programı yaptı. Barbaros Tapan, 10 bölümlük yeni National Geographic şovu “Cesar’s Way” ile ekrana gelmeye hazırlanan Cesar Millan ile görüntülü konuştu.

◊ Hollywood’un 1 numaralı köpek eğitimcisi oldunuz, şimdi de Amerika Başkanı ile çalışıyorsunuz. Beyaz Saray’a Joe Biden’ın köpekleriyle çalışmaya giderken ne hissettiniz?

- Bu Amerika Başkanı’yla ilk çalışmam değil. Hayvanların, köpeklerin güzel yönü ne biliyor musun? Babalarının Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olduğunu bilmemeleri! Köpekler insanların oraya “Beyaz Saray” dediklerini de bilmiyor. Şöyle bir durum var... Beyaz Saray’da yaşayan köpekler için bir protokol yok. Halbuki orada yaşayan tüm insanlar önce eğitiliyor. Güven ortamı sağlanıyor. Köpekleri için de aynı şey geçerli olmalı. Köpekler nasıl bir ortamda yaşayacaklarını anlamalı ve o çevreye uyum sağlamalı.
İkinci konu, o ortamda yaşayan insanlara uygun adaptasyonun sağlanması. Beyaz Saray çok stresli bir ortam. Orada yaşayan ve çalışan insanların köpekleri gördüğü anda sakin olmaları gerektiğini öğrenmeleri gerekiyor. Çoğu köpeksever, heyecanla hareket eder. “Merhaba” diye köpeği sevmeye yönelir ya da köpekleri sevmeyen bazı insanlar korkar. Heyecanlı veya gergin insanlar, hiçbir evde özellikle de Beyaz Saray’da iyi sonuçlar alamaz.




Yazının Devamını Oku

Halston’a biraz âşık oldum

Ewan McGregor, “Halston” dizisinde 70’li yıllarda moda dünyasının simgesi haline gelen Roy Halston Frowick’i canlandırıyor Ünlü aktör, aynı zamanda “Yıldız Savaşları” filminin Disney Plus için çekilen “Obi-Wan Kenobi” serisiyle de izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor... McGregor ile hem “Halston”ı, hem de yeniden “Obi-Wan Kenobi” olarak setlere geri dönmesini görüntülü olarak konuştuk.

Merak ettiğim çok şey var ama öncelikle dijital platformda geçtiğimiz hafta yayınlanmaya başlayan “Halston”daki inanılmaz performansınızla başlayacağım... Nasıl hazırlandınız o dönemin Amerikan moda devini oynamaya?

- Onun hayatına ve o dönemin New York City’sine geri dönmeyi çok sevdim. Bir karakter oluşturmaya çalışırken eğer gerçekten yaşamış birini oynuyorsan gerçek bilgilerden ve görüntülerden faydalanıyorsun. Ben de öyle yaptım... Halston hakkında son zamanlarda yapılan çok güzel bir belgesel var, onu izledim. Onun hayal edebilmek için hakkında yazılmış “Simply Halston” adlı bir kitabı okudum. Çin’e yaptığı iş seyahatindeki harika görüntülerine ulaştık, hepsini izledim.

Halston’ın en çok hangi özellikleri sizi etkiledi?

- Halston moda konusunda çok bilgili bir adamdı. Ne yaptığını iyi biliyordu ve işinde çok tutkuluydu. Halston, yaşadığı dönemin en ünlü insanlarından biri. O zamanlar herkes Halston tarafından yapılmış bir şey giymek istiyordu. Kadınlar için şapkalar yaparak kariyerine başladı. Jacqueline Kennedy’nin meşhur hap kutusu şapkasının tasarımcısı Halston’dı...

Her neyse Halston büyüleyici bir insan, büyüleyici bir karakter ve galiba ona biraz âşık oldum. Orta Amerika’da küçük bir kasabadan Chicago’ya ve oradan da New York’a moda tasarımcısı olma hayalini gerçekleştirmek için gelen bir adamın hikayesini anlattık. Sanırım ilk başlarda Halston tuhafiyeciydi. Tuhafiyecilikten başlayıp moda imparatorluğuna uzanan ilginç bir hikâye...

TEKRAR OBI WAN-KENOBI’Yİ OYNAMAK HEYECAN VERİCİ

Yazının Devamını Oku

Benim bağımlılığım işim

“Sound of Metal” filminde duyma yetisini kaybeden punk-metal davulcusu Ruben’i canlandıran Riz Ahmed, başarılı performansıyla ilk Oscar adaylığını kazandı. ‘En iyi erkek oyuncu’ dalında Oscar’a aday gösterilen ilk Müslüman olan İngiliz rap’çi ve aktörle görüntülü olarak “Sound of Metal”i konuştuk.

Koronavirüsün yarattığı tahribatla ilgili yaptığınız şarkıyla başlayalım mı sohbete?

- Karantinanın en başlarında yazdığım bir şarkı. Adı “I Miss You”. Covid yüzünden yakın bir akrabamı, ardından ikinci akrabamı kaybettikten sonra yaptım bu şarkıyı. Zaman geçtikçe daha iyi anlıyorum ki, yaptıklarımın çoğunu, içimde yaşadığım duyguları dışarı atmak için yapıyorum.

Aynı şey “Sound of Metal” için de geçerli. Böyle bir film yapmak, planlarım arasında yoktu. Davul (drum) çalmak, Amerikan işaret dilini öğrenmek... Hangi yöne gideceğini bilmediğimiz şeylerdi ama ben çoğu kişisel birçok sebepten kendimi bir meydan okumaya atmak istedim. Bahsettiğin rap şarkısını da kişisel nedenlerle yazdım.

Müziğim ticari bir girişim değil. Çok büyük kitlelere ulaşması gibi bir endişem yok. Yaptığım müzikle aradığım şey geniş kitlesel bir bağlantı değil. İnsanlara hafifçe dokunacak derin bir bağlantı arıyorum. Müziğimle ve sözlerimle bağlantı kurabilen insanları biliyorum. Müziğimin onlara derinden dokunduğunu da biliyorum. Benim için gerçekten iyileştirici olan şey, kaybettiklerimi ifade edebilmekti. Ve sonrasında insanlar kaybettikleri sevdikleri hakkında bana yazdı. Bence iyileşmenin en iyi yolu, kötü bir deneyim yaşarken yalnız olmadığını bilmektir.

BENİM DE BİR BAĞIMLILIĞIM OLDUĞUNU FARK ETTİM

Bağımlılık, bir duyunun kaybedilmesi, davul çalmak, müzik gibi konular ayrı ayrı çok önemli. “Sound of Metal”e hazırlanırken böyle büyük konuları nasıl ilişkilendirdiniz?

- İşaret dili de var...

Yazının Devamını Oku

“Nusret artık benim değil Türkiye’nin markası, sahip çıkmak lazım”

Nusr-Et’in Los Angeles şubesinin açılışının, dünya yıldızlarıyla dolu film galalarından farkı yoktu.25 yıldır Los Angeles’ta yaşıyorum, böyle ses getiren, bu kadar çok konuşulan başka bir açılış görmedim.Geçen perşembe günü Nusr-Et fenomeni, Beverly Hills’in göbeğinde fırtınalar estirdi. Meşhur Canon Dr.’da 300 kişi içeri girmek için sıra beklerken, bir o kadar insan Nusr-Et yazısının önünde poz verebilmek için yarışıyordu. Nusret’in çalışırken uzaktan fotoğrafını çekenleri saymıyorum bile...Nusr-Et’in Los Angeles şubesi, birçok detayı içinde barındırıyor.Hollywood efsanelerinin fotoğraflarıyla dekore edilmiş sanat köşesi şahane. Ama esas ilgiyi Nusret’in büyük fotoğrafı önüne koyulan koltuk çekiyor. Los Angeles’ın ikonik Hollywood yazısı gibi Nusret koltuğu da ziyaretçi akınına uğrayacak nokta olarak tasarlanmış.Nusret Gökçe, bir anlamda Türkiye’nin gönüllü kültür ve turizm elçiliğini de yapıyor. Dört kıtadaki restoranları, açılmayı bekleyen lokasyonları ve restoran zincirine kattığı oteliyle dünyaca tanınan bir şef olmayı başaran Nusret Gökçe ile dev Hollywood yazısı önünde buluştum.Şef, Bostancı Kasaplar Çarşısı’ndan Beverly Hills’e uzanan çalışma hayatını anlattı...

Hollywood’un kalbindeyiz. Her şefin restoran açmayı hayal ettiği bir şehir Los Angeles. Nusr-Et dünyaca ünlü isimlerin tercih ettiği markalar arasında ve artık o isimler sadece yemekten ziyade seni görmek için de buraya geliyor...
- Evet, herkes onları görmeye gidiyor. Onlar beni görmeye geliyor.
Geçen gün Jason Statham buradaydı. Markanın dünya yıldızları tarafından tercih edilmesinin sebebi nedir sence?
- Jason Statham’ın sevgisi çok doğaldı. Sanki 3-5 senedir tanışıyormuşuz gibi samimiydi. Jason Statham gibi sinema dünyasından, spor dünyasından, iş dünyasından gelen çok fazla misafirimiz var. Gelen her misafirimize samimi bir ortam yaratıyoruz. İlk defa gelmiş olsalar dahi daha önce tanışıyormuşuz hissi oluyor. Kendilerini evlerinde gibi rahat hissediyorlar. Bu benim sıcakkanlılığımdan olabilir, belki de markadan ya da atmosferden kaynaklıdır.



Yazının Devamını Oku

Her şey iyiyse yaş farkı yönetilebilir

Grammy’de 16 ödülü, 47 adaylığı var. Madonna, Michael Jackson, Céline Dion, Barbra Streisand, Whitney Houston, Andrea Bocelli, Michael Bublé gibi dev sanatçıların albümlerinin arkasındaki isim de o. Yolanda Hadid, Linda Thompson ve Katharine McPhee ile yaptığı evliliklerle magazinin gündemine oturan David Foster, özel hayatındaki iniş çıkışlara rağmen müzik dünyasında hep en iyiler arasında yer almayı başarmış biri. Barbaros Tapan, dünyanın en iyi besteci, aranjör ve müzik prodüktörleri arasına adını altın harflerle yazdıran “Hit Adam” lakaplı David Foster ile görüntülü konuştu.

◊ Katharine McPhee ile evliliğiniz magazin basınının en sevdiği konular arasında. Herkes bir şeyler söylüyor, yazıyor. Siz neler söylemek istersiniz hayatınızın bu dönemi ve Katharine ile ilgili?

- Katharine ile evlenmek ikimiz için de çok beklenmedik bir şeydi. Bu konuda ikimiz de pek konuşmuyoruz. Bunu daha önce söyledim, tekrar söyleyeceğim... Herhangi bir evlilikte sizi alaşağı edecek, mahvedebilecek birçok etken var. Coğrafyadan finansal konulara, üvey çocuklardan sadakatsizliğe kadar. Büyük yaş farkı da bunlardan biri. Ama eğer her şey iyiyse, yaş farkı kolayca yönetebileceğiniz bir şey. Şimdiye kadar biz bunu başardık ki bu harika. Katharine çok olgun. Yaşlı bir ruh. Ve kulağa klişe geleceğini biliyorum ama tek taraflı bir ilişki değil, birbirimizden çok şey öğreniyoruz.

◊ Eşiniz Katharine’in Megan Markle ile aynı liseye gittiğini okudum. Hatta lise müzikalinde birlikte rol almışlar. Megan ve Prens Harry de artık Los Angeles’ta yaşıyor. Aranızdaki arkadaşlıktan biraz bahseder misiniz?

- Harry ve Megan, mücadele ettikleri konularda çok açık ama kendi hayatlarında gözlerden uzak, sakin yaşamayı seven insanlar. Kendilerini iyilik yapmaya adamışlar. Sakıncası yoksa özel hayatları hakkında konuşmayacağım. Sadece şunu söyleyebilirim; ikisi de harika insanlar.

BİRÇOK YAZAR, JUSTIN BIEBER’A ŞARKI YAZMAYA UĞRAŞMA HATASINI YAPIYOR

◊ Müzikten bahsedelim, sizce yaratıcılık ya da ilham günün birinde bitebilir mi?

- Benim ilham kaynağım, iş sorumluluğuyla geliyor. Mesela bugün şarkı bestelemem gerekiyorsa, piyanonun başına oturur yaparım. Şu anda birkaç müzikal üzerine çalışıyorum. Perşembe ve cumaları söz yazarlarıyla çalışmam gerektiğini biliyorum. Onlarla çalışırken harika bir şey bulabiliriz ya da bulamayabiliriz. “İlham gelsin, güzel şeyler yaratayım” diyerek geceleri yatakta yatıp ilham gelmesini beklemiyorum.

Yazının Devamını Oku

Chloe Zhao’ya ülkesinden yasak

Sanal olarak düzenlenen Altın Küre ve BAFTA’dan sonra geçen pazar günü sanal olmayan Oscar ödül töreni izlemek güzeldi.

Roosevelt ve Biltmore Otel’de düzenlenen klasik Oscar Ödül Törenleri’nden ilham alınarak dekore edilen tarihi Union Tren İstasyonu’daki tören Oscar tarihinin en çeşitli töreni olarak tarihe geçti.
Oscar’daki ‘çok beyaz’ tartışmalarından sonra kadın ve siyah üyelerin sayısını artırmak için kolları sıvayan akademi son 2-3 yıldır bu konuda taviz vermemiş, farklı kültürlerden ve coğrafyalardan agresif şekilde üye almıştı...
Akademinin söz verdiği değişim bu seneki törene de yansıdı.
Oscar tarihinde kadın ve siyah aday rekoru kırıldı.




Yazının Devamını Oku

Hilesiz ve saf bir kızım

“Fight Club”, “Zodiac” gibi başyapıtların yaratıcısı David Fincher, “Mank” filmine imza attı. Film,Yurttaş Kane’in senaristi Herman Markievch'in senaryoyu yazım aşamasını anlatıyor Barbaros Tapan, “Mank”te canlandırdığı Marion Davies rolüyle, bu gece yarısı gerçekleşecek Oscar’da ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ dalında aday gösterilen Amanda Seyfried ile görüntülü konuştu. Seyfried, “Art niyetsiz, samimi, hilesiz ve saf bir kızım. Marion dışa dönük bir kadındı. İstediğinin olmasını sağlayabiliyordu. Onunla ilişki kuramam” dedi.

◊ 1940’ların kadın aktrislerine baktığımızda kendine güvenen, güçlü, çekici performansların yanı sıra hayat tarzlarının da aynı olduğunu görüyoruz... Siz ne düşünüyorsunuz?
- Bu aktrisleri rollerinden, filmlerinden tanıyoruz. Ama aslında hayatın kendinden daha büyük bir etkiye sahiplerdi. Çok güçlü kişiliklerdi ve insanların onları fark etmesini sağlayacak şekilde yaşıyorlardı.

◊ Onların hayatın kendinden bile daha büyük kişilikleri hakkında neler söylersiniz?
- Aman Tanrım... Katharine Hepburn mesela... Çok özgüvenli ve herhangi bir erkeği alt edebileceğini biliyordu. Gerçek şu ki, şimdi ben de o güce sahip olduğumu biliyorum. 35 yılımı aldı fark etmem ama sorun değil... En azından bu seviyeye geldim.

Yazının Devamını Oku

Muhammed hepimize insanlık dersi verdi

Dramatik ve zor karakterlerin başarılı ismi Jodie Foster, profesyonel kariyerine 3 yaşında başladı. 56 yıllık kariyerine birçok başarı sığdıran iki Oscar ödüllü oyuncuyla son filmi “The Mauritanian”ı (Moritanyalı) konuşmak için görüntülü olarak bir araya geldik. Foster, görüşmeye Los Angeles’tan bağlandı.

Neden bu filmin bir parçası olmak istediğinizi merak ediyorum açıkçası. Çünkü nadir film yapıyorsunuz. Rolü seçerken sizi neler etkiler? Belirli kriterleriniz var mı... Yönetmenin kim olduğu, senaryonun yazım şekli, hikaye, oyuncu kadrosu gibi?

- Benim için anlam ifade eden, bana anlamlı gelen bir şey olmalı. Ve bu anlamlı gelen şeyin ne olduğunu, neden anlamlı geldiğini asla açıklayamıyorum. Bu filmi kabul etme sebebim ise oldukça açık. Çünkü mutlaka ve mutlaka anlatılması gereken bir hikayeydi Muhammed’in olağanüstü yolculuğu. Korku ve işkenceyle geçirdiği dönem... Her şeye rağmen inanılmaz derecede insancıl, sevgi dolu, şefkatli, neşeli, sadık bir kişi olması... Bu hikayeyi daha çok kişi bilmeliydi. “Hotel Artemis” bu filmden önce oyuncu olarak yer aldığım son filmdi. Bir tür suç filmiydi. Filmde bana anlamlı gelen o kadar çok şey vardı ki... O karakteri oynamak istedim. Ama bana anlamlı gelen şeyi sana ya da başkalarına anlatabilmem çok zor. Açıklayamam...

Korkunç bir yılı geride bıraktık. Hâlâ da koronavirüsle savaş halindeyiz. Siz nasıl geçirdiniz karantinayı? Karantinaya kolay adapte olan mı, yoksa nefret eden tarafta mısınız?

- Evet, korkunç bir yıldı. En zor kısmı, birçok insanın gerçekten acı çektiğini görmekti. Benim ise güzel bir evim var, ailem yanımda. Okumayı seven ve kendi alanında yaşayan bir insanım zaten. Şikayet edemem...İnsanların yaşadıklarını izlemek ve bu konuda hiçbir şey yapamamak çok zordu. Aynı durumda olmayanlar, onların yaşadıkları zorlukları asla anlayamayacak. Bu süreç hepimizi etkiledi ve iz bıraktı. Yaralandık ve umarım bu yaralar bizi daha iyi insanlar yapar.

EVDE FİLM İZLEMEKTEN YORULDUM

Yazının Devamını Oku

İyi insanlar aslında o kadar da iyi değil

The Crown”un üçüncü ve dördüncü sezonlarında ‘Camilla Parker Bowles’ rolünde izlediğimiz Emerald Fennell’in yönettiği “Promising Young Woman” filmi, 5 dalda Oscar’a aday gösterildi. Kadınların uğradığı taciz, tecavüz, zorbalık gibi karanlık konuları kara komedi tarzında işleyen filmde başrolü Carey Mulligan üstlendi. Tecavüze uğrayan en iyi arkadaşının intikamını alan Cassie’yi canlandıran Mulligan, performansıyla ‘en iyi kadın oyuncu’ kategorisinde Oscar’a aday oldu. Barbaros Tapan, daha önce de “An Education” filmiyle bu ödüle aday gösterilen oyuncuyla görüntülü olarak konuştu...

◊ Nereden bağlanıyorsunuz?

- İngiltere’deyim. West Country’de, evimdeyim.

◊ Son iki yılın en çok konuşulan konularından biri, kadınların yaşadığı zorbalık ve tacizler. Yönetmen ve senaryo yazarınız Emerald Fennell’ın bu konuyu seçmesinde “Me Too” hareketinin etkisi oldu mu?

- Evet! Bence çok zamanlı bir film. Yönetmenimiz Emerald “Me Too” hareketine destek verenlerden. Ve nihayet insanlar yaşadıkları korkunç deneyimleri anlattı. Filmde yaşadıklarına rağmen hayata devam edebilen kadınların cesaretinden büyük ölçüde ilham aldığımızı düşünüyorum. Hikaye pek çok yönden daha derinlere uzanıyor. Amacımız da zaten kültürümüzün biraz daha yıkıcı, gri alanda kalmış ve üzerine düşülmeyen kısımlarını ortaya çıkarmaktı. Filmde yer alan adamlar kötü adamlar olduklarını düşünmüyor. Hiçbiri yanlış bir şey yaptığını düşünmüyor.

◊ Evet, filmde klasik kötü adamlar yok. Yanlış yaptığını düşünmeyen insanlar gayet güzel tasvir edilmiş...

- Evet... Ayrıca filmin bir diğer güzel yanı, içinde ahlaki eğitim olmaması. İyi insan olduklarını düşünen, iyi insan olduğu söylenen insanlar ellerine fırsat geçince kötü şeyler yapabiliyor. Aslında o kadar da iyi değiller yani. Filmin içinde yaşananların çoğu insanlara tanıdık geliyor. Hayatımızda olan pek çok şey sadece farklı açıdan gösteriliyor.

◊ Hikâyede kadınların suçlandığı, erkeklerin mazur görüldüğü sahneler var. Neden toplumda tolerans erkeklerden yana sizce? Neler yapılmalı bu zihniyeti değiştirmek için?

Yazının Devamını Oku

OSCAR HEYECANI

93. Akademi Ödülleri, bu sene pandemide gerçekleşen birçok ödül töreninin aksine sanal olmayacak. Akademi, adayların 25 Nisan gecesi gerçekleşecek törene bizzat katılmasını istedi. Yani kazananlar Oscar’larını törende alacak. Törene katılamayan kazananların ödüllerini ise kendilerine ulaştırılmak üzere Akademi kabul edecek.

Union Tren İstasyonu
1939’da inşa edilen tren istasyonunda birçok ikonik filmin sahneleri çekildi. “The Dark Knight Rises”, “Blade Runner”, “Pearl Harbor”, “Catch Me If You Can”, “Charlie’s Angel” bu filmlerden bazıları...

Kıyafet konusunda uyarılar yapılıyor
Bu sene yapılan sanal törenlere evlerinden katılan bazı oyuncuların kostüm kurallarına uymadığı ve spor kıyafetlerle yer aldıklarını görmüştük.
Akademi, bu konuda hassas. İşi şansa bırakmıyor. Konuklara, törene uygun giyinmeleri için çağrı yapıldı.
Tüm adayların gündelik kıyafetlerden kaçınmaları gerektiğinin altı çizildi...

Yazının Devamını Oku

Bollywood yıldızlarının Hollywood’a ihtiyacı yok

Miss World 2000’de Dünya Güzeli seçilen Priyanka Chopra, Hindistan’ın en çok kazanan ve en popüler yıldızlarından biriyken Bollywood’dan Hollywood’a transfer oldu. Chopra, kısa süre önce yayımlanan “Unfinished” adlı ilk kitabında çocukluğunu, şöhrete ulaşmasını ve hayatındaki dönüm noktalarını anlattı. Barbaros Tapan, son olarak dijital platformda yayınlanan “Beyaz Kaplan” filminde rol alan oyuncuyla görüntülü olarak konuştu.

Nereden bağlanıyorsunuz?

- Londra’dayım. Neredeyse 1 yıldır buradayım. Sony için çektiğim filmi yeni bitirdim. Amazon için bir TV projesine başlıyorum. İkisi de Londra’da çekiliyor.

Gerçekten inanılmaz. Diğer her yerde Covid-19 salgını sebebiyle çekimler ertelendi ya da iptal edildi, Londra’da ise her şey devam etti...

- Yalan söylemeyeceğim, gerçekten korkutucu... Salgın döneminde iki film bitirdim. Her gün test oluyoruz. Set ekibinin maske takma zorunluluğu var. Ve ekip oyuncularla mesafeyi korumaya dikkat ediyor. Çünkü sahneleri çekmek için maskelerimizi çıkaran bizleriz. Herkes son derece duyarlı.

Geçtiğimiz haftalarda sosyal medya hesabınızda 17 yaşındaki halinizi paylaştınız. O fotoğrafa baktığınızda aklınızdan neler geçiyor? Zamanı geri alabilsek, o genç kadına neler tavsiye edersiniz?

- Her şeyden önce o fotoğrafa baktığımda “Kahretsin ne kadar zayıftım! O bel nereye gitti?” diyorum. (Gülüyor) O genç kadına ne söylerdim... Miss Hindistan güzellik yarışmasına katılan yarışmacılardan biriydim. Maalesef çok ciddiye alıyordum. Genç Priyanka’ya vereceğim tek tavsiye, “Bu, dünyanın sonu değil” olurdu. “Bu baskıyı omuzlarından kaldır, çıktığın yolculuğun tadını çıkarmaya odaklan” derdim. Sanırım şu anda o duygulara ulaştım.

Yazının Devamını Oku

Ben hep küçük yaşadım

Göçebe hayat tarzını seçen insanların hikayesini konu alan “Nomadland”, Venedik ve Toronto film festivallerinin ardından geçen ay Altın Küre’de de “en iyi film” ödülünü kazandı. Jessica Bruder’ın 2017 yılında yayımlanan “Nomadland: Surviving America in the Twenty-First Century” kitabından uyarlanan filmde minibüste yaşayan Fern karakterini iki Oscar’lı yıldız Frances McDormand canlandırdı. Barbaros Tapan, ünlü oyuncuyla görüntülü olarak konuştu.

Nereden bağlanıyorsunuz?

- Kuzey Kaliforniya.

San Francisco mu?

- Evet, San Francisco’ya yakın. Güney Kaliforniya’da yaşamıyorum, orada sadece çalışıyorum.

Bana göre “Nomadland” sinematik yılı kurtaran filmlerden biri oldu. Hem film hem de siz Oscar’a aday gösterildiniz, tebrik ederim. Kırsal alanda yaşayan gerçekten güçlü kadınlara birçok kez hayat verdiniz. Bu kadınların özünü nasıl bu kadar iyi yansıtıyorsunuz? Illinois’da doğdunuz, daha sonra Pensilvanya’ya taşındınız. Büyüdüğünüz yerin etkisi olabilir mi? Ya da ailenizin?

- İşçi sınıfı bir aileden geliyorum. Ailem çoğunlukla kırsal alanlarda ve küçük sanayi şehirlerinde yaşadı. Büyürken tanıdığım ve beni büyüten insanları temsil ediyorum.

Yazının Devamını Oku

Kadın cesaretinin hikayesi

“The Crown” dizisiyle yıldızı parlayan Vanessa Kirby, bebeklerinin ölümüyle derin bir depresyona giren Martha ile Sean’ın (Shia LaBeouf) trajik hikayesini anlatan “Pieces of a Woman” filmindeki performansıyla da büyük ses getirdi. Barbaros Tapan, Oscar ve Altın Küre dahil çok sayıda ödüle aday gösterilen ünlü yıldızla görüntülü olarak konuştu. Kirby, Londra’dan bağlandı.

“Pieces of a Woman”daki muhteşem performansınızla ödül sezonundaki “en iyi kadın oyuncu” adaylıklarınıza Oscar adaylığı da eklendi. Tebrik ederim. Filme geçmeden önce, hayatınızı değiştiren ‘Prenses Margaret’ rolü ve dünya çapında fenomen hale gelen “The Crown” dizisinden bahsetmek istiyorum...

- “The Crown”, ilk sezonumuzda dizinin Altın Küre kazandığını hatırlıyorum. Claire’nin (Foy) sete gelişini hiç unutmuyorum. İkinci sezonu çekiyorduk, sete gelirken yanında ödülünü de getirdi. Tüm ekip ödüle dokunduk. (Gülüyor) Bizim için aşırı çılgın bir andı.

Diziye gelecek tepkileri, beğenip beğenilmeyeceğini bilmeden çekmeye başlamıştık. “Annem izler, babam izlerken uyur herhalde” diyordum. Hiçbir şeyi tahmin edemiyorduk. Aslında bu kadar bilinmeyenin içinde olmak, işi daha masum yapıyordu. Sonuç ne olursa olsun ben karakterimi oynamaktan zevk alıyordum. Margaret benden çok daha havalı, çok daha zeki bir kadın. Onu oynayabilme şansına sahip olduğum için mutluydum.

Dizi başladı ve insanlar gerçekten sevdi. Bu sevgi bizim için oldukça şoke ediciydi aslında. İşte bu yüzden Claire ödülüyle geldiğinde “Aman Tanrım, insanlar dizimizi gerçekten sevdi, vay canına!” demiştik...

Margaret rolünü sizden devralan Helena Bonham Carter ile hiç konuştunuz mu?

- Evet, ara sıra mesajlaşıyoruz. “Merhaba Marg. Nasılsın?” diyoruz. (Gülüyor)

TARİF EDİLEMEYECEK KADAR

Yazının Devamını Oku

Canın sağ olsun Avni

ABD’nin Florida eyaletinde bulunan Miami Hard Rock Stadı’ndaki müsabakada kazanan taraf, unvanın şu anki sahibi Canelo Alvarez oldu. 29 yaşındaki Avni Yıldırım, 4’üncü raunda çıkamadı ve maçı bırakmak zorunda kaldı.

Avni Yıldırım-Saul Canelo Alvarez WBC (Dünya Boks Konseyi) süper orta sıklet şampiyonluk maçını izlemek için iki hafta önce Miami’ye gittim...

Miami’de otele gider gitmez korona testi oldum, 5 gün boyunca otelde karantinada kaldım...

Maç günü Miami polisi eşliğinde Hard Rock Stadyumu’na oldukça havalı bir giriş yaptık...

Organizasyon rüya gibiydi. DJ, havai fişekler, canlı müzik, danslar...

Boks sporunun en büyük yıldızı, 30 yaşındaki Meksikalı Saul Canelo Alvarez, Kolombiyalı müzisyen J Balvin’in canlı performansıyla ringe çıktı.

Ön koltukları 8 ila 10 bin dolardan satılan maçın ünlü konukları arasında top model Adriana Lima, Nusret, ünlü şef Guy Fieri de vardı.

200 ülkede canlı yayınlanan maçta Türk bayrağımızı ringe ben taşıdım... Sonuç istediğimiz gibi olmadı lakin Canelo karşısında o ringe adım atabilmek bile büyük başarı.

Yazının Devamını Oku

Ted’de olmayan tek şey Ego

Apple TV Plus’ta yayınlanan “Ted Lasso” sezonun en iyi komedi dizilerinden biri. Dizi, şimdiye kadar yapılmış en iyi spor şovlarından biri olarak da adından söz ettiriyor. Kansas’ta Amerikan futbolu koçluğu yaparken İngiltere’de profesyonel bir futbol takımına koçluk yapmak üzere işe alınan aşırı iyimser Ted’in öyküsünü anlatan yapım, Altın Küre ve Eleştirmenlerin Seçimi Ödülleri’nde ödül kazdı. Dizinin yaratıcısı ve başrol oyuncusu Jason Sudeikis ile görüntülü konuştum. Aktör görüşmeye Los Angeles’tan bağlandı.

Yazıyorsunuz, yaratıyorsunuz, oynuyorsunuz... Bu verimliliğin sırrı nedir?

- Kendi tavsiyelerimi uygulamak. UCLA basketbol koçu John Wooden, “Ne kadar çok çalışırsan, o kadar şanslı olursun” demişti. Çok çalışmak, atletizm zamanımdan kalan bir şey. Çok çalışmak zorundaydım, çünkü her zaman bunun için bana bağıran bir adam vardı.

“Ne kadar çok çalışırsan, o kadar şanslı olursun...”

- Kesinlikle... İşimi “alçakgönüllülük, neşe, bir başkasının hikayesi için araç olma fırsatı ve bununla birlikte gelen sorumluluğu anlayarak üstlenmek” olarak görüyorum.

Çok çalıştığımın farkında bile değilim, çünkü yapmayı gerçekten sevdiğim işi yapıyorum. Ayrıca bedava yapmıyorum! (Gülüyor) Bakmam gereken çocuklarım var.

ÇOCUKSU BİR MUCİZE VE SONSUZ İYİMSERLİK

Yazının Devamını Oku

67 yaşında süper model oldum artık zamanı gelmişti

Barbaros Tapan, Tesla ve SpaceX’in sahibi Elon Musk’ın model, diyetisyen ve yazar annesi Maye Musk ile görüntülü konuştu. Maye Musk, oğlu için şöyle dedi: “Çok çalışıyor. Başarıları için mutluyuz. Onun yerinde olmadığımız için de mutluyuz. Çünkü Elon olmak, baskı altında olmak demek.”

Nereden bağlanıyorsunuz?

- Los Angeles’tayım. Yakında New York’a taşınacağım.

Elon Musk, Tosca Musk ve Kimbal Musk... Üç başarılı isim. Çocuklarınızla ne sıklıkta görüşüyorsunuz?

- Tosca, “Gabriel’s Inferno” filminin çekimleri için İtalya’ya gitti. Çok yoğun çalışıyor. Ama İtalya’ya gitmeden önce bana, çocuklarına, Elon ve Elon’un çocuklarına büyük bir yemek daveti verdi. Kimbal’ı çok sık görüyorum. Los Angeles’a ziyarete geliyor ya da ben Boulder’a (Colorado) gidiyorum onu görmek için. Noel’de üç çocuğum ve 12 torunumla bir aradaydık. Birlikte olmak beni çok mutlu etti.

New York’a taşınacağınızı söylediniz. Neden Los Angeles’tan ayrılıyorsunuz?

- 13 yıl New York’ta yaşadım. Sonra kızım Tosca’ya ikiz bebekleri için yardım etmeye geldim. Bebekleri tüp bebek tedavisiyle doğurdu ve yardımcı olacak bir erkek yoktu yanında. Gerçi şimdiye kadar yardımcı olan bir erkek hiç görmedim. Ben evliyken kocam “Yemek yap” derdi. “Ama bebek var” derdim. “Bebek olsa da benim için hâlâ yemek pişirmek zorundasın” derdi. İlginçti. Kızıma bebekler konusunda yardım etmeye geldim. Kızım LA’de kalmamı isteyince New York’taki dairemi sattım ve ona yakın bir ev aldım. 8 yıldır Los Angeles’tayım.

Kızım şimdi Atlanta-Georgia’ya taşındı, çünkü Atlanta filmler için harika vergi indirimleri yapıyor. Ayrıca ekibi, kazandıkları parayla Atlanta’dan ev satın alabilir. Buna karşın Kaliforniya çok pahalı. Kaliforniya’da ev almaya kimsenin parası yetmiyor. Elon Teksas’a, Kimbal Colorado’ya taşındı. Benim burada ne işim var? New York’a dönmeye karar verdim. Modellik için daha uygun bir şehir. Ayrıca Avrupa’ya daha yakın.

ÇOCUKLARIMIN İSTEDİKLERİNİ YAPMALARINA İZİN VERDİM

Yazının Devamını Oku