"Barbaros Tapan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Barbaros Tapan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Barbaros Tapan

BelgravIa bir zamanlar bataklıktı

6 sezon süren “Downton Abbey” dizisinin yaratıcısı Julian Fellowes’ın 2016’da yayımlanan romanı “Belgravia” televizyona uyarlandı. Romanla aynı adı taşıyan 6 bölümlük mini dizi, Viktorya döneminden skandal ve sırlarla dolu bir öyküyü konu alıyor. Barbaros Tapan, karantina günlerinde izlenebilecek bu yeni diziyi başrol oyuncuları Alice Eve, Tamsin Greig ve Philip Glenister ile konuştu.

BelgravIa bir zamanlar bataklıktı

Philip Glenister

 İngiltere’de başarıdan utanıyoruz

 ◊ Dizide herkesin bir sırrı var. Sırlar, ilişkiler bir tarafa, dizide sınıf sistemi de sorgulanıyor. Bu deneyim size neler öğretti?

- Sınıf sistemiyle ilgili düşüncem hep şu yönde oldu: Eğer deniz aşırı ülkelerde yatırımları olan süper zengin insanlar grubuna dahil değilseniz... Benimki gibi, seninki gibi bir işiniz varsa ve çalışıyorsanız, işçi grubuna dahilsiniz demektir. Bakış açım hep bu yönde oldu. Bu bakış açısıyla sınıf sistemine karşı öfkemi sınırlandırabildim. İşin özüne tekrar dönersem; eğer yaşamak için çalışmak zorundaysanız hepimiz bir çeşit işçi sınıfıyız. Böyle işte.

Dizi 1840’lı yılların İngiltere’sinde geçiyor. O dönemdeki erkeklerin rolü hakkında neler öğrendiniz?

- O dönemden günümüze bir şeyler değişti mi, emin değilim. Amerika başarıyı kucaklamak, takdir etmek ve yüceltmekte çok iyi. İngiltere’de ise hâlâ başarıdan utanıyoruz. Amerika’daki gibi takdir edemiyoruz.

 OYUNCULUK KADERİMDİ

 ◊ Julian Fellowes’ın bir önceki dizisi dünya çapında başarılı oldu ve 6 sezon sürdü. Bu projeyi kabul ederken, “Downton Abbey”nin başarısını göz önünde bulundurdunuz mu?

- Dürüst olmak gerekirse hayır. Çünkü “Downton Abbey”nin başarısı bu dizi için bir kıstas değil. Zaten bir projeyi seçerken sonuçları tahmin etmek pek mümkün olmuyor. Tahmin edebiliyor olsaydık, hepimiz başarılı olacak işleri seçerdik.

Bu teklifi kabul ettim, çünkü Julian’ın yazımını seviyorum. Projenin arkasındaki isimler önemli. Sevdiğim oyuncu arkadaşım Tamsin de bu projenin bir parçasıydı. Ben de iyi projelerde yer almak isteyen bir oyuncuyum. Direkt olarak sonucu düşünmedim ama başarılı olmasını istiyorum tabii ki.

Babanız yönetmen, erkek kardeşiniz de oyuncu. Sizin bu mesleği seçmenizde onların etkisi oldu mu?

- Erkek kardeşim çok genç yaşlardan itibaren oyuncu olmak istiyordu. Açıkçası benim aklımdan geçen bir meslek değildi. Profesyonel tenisçi olup deli gibi para kazanmayı, erken yaşta emekli olup Monte Carlo’da yaşamayı hayal ediyordum. Bu hayalim gerçekleşmedi.Sonra babam gibi kamera arkasında çalışmayı düşündüm. Yönetmenlik değil, yapımcılık daha çok ilgimi çekiyordu. Ama oyunculuk da okul yıllarımdan itibaren her zaman zevk aldığım bir şeydi. 12 yaşındayken okul oyununda Oliver Twist rolünü kapmıştım.Sonra drama okulunun seçmelerine katıldım ve kazandım. Babama okula kabul edildiğimi söyleyemedim, çünkü evde iki oyuncu olmasını istemiyordu.Bir pazar günü kardeşim babama “Phil’in sana söyleyecekleri var” dedi. Kardeşimin konuyu açmasıyla drama okuluna kabul edildiğimi söyleyebildim.Beklediğim gibi tepkisi  “Sen de mi? Hayır!” oldu. Hangi okula kabul edildiğimi sordu, “Central School of Drama” deyince inanamadı. Sıradan bir okula kabul edildiğimi zannetmişti.Şimdi emekli oldu, çalışmıyor ama kariyerimin başında bana verdiği fırsatlar oldu. Oyuncu olmam biraz kaderdi yani.

 Alice Eve

 Susan’a hayranım

 ◊ “Belgravia” ilginç bir dizi. Canlandırdığınız karakter de oldukça hırslı. Sizin kendi içinizdeki hırs durumu nasıl? Karakteriniz kadar hırslı mısınız?

- Kadının hırslı olması ayıpmış gibi, “hırs” tarih boyunca kadınlar için kullanıldığında kirli, kötü bir kelime ama erkekler için kullanıldığında oldukça sıradan ve normal bir tanımlama olarak algılandı. Evet, ben de canlandırdığım Susan Trenchard karakteri gibi kendimi hırslı buluyorum ve ona hayranım. Çünkü hırs oldukça insani bir duygu...

“Belgravia”nın yaratıcısı Julian Fellowes’ın 6 sezon süren fenomen dizisi “Downton Abbey”nin fanı mıydınız? “Belgravia”yı ilk duyduğunuzda aklınızdan neler geçti?

- “Downton Abbey” olağanüstü bir diziydi. “Belgravia” gibi karanlık değil, aksine rahatlatıcı bir işti. “Downton Abbey” 20’nci yüzyılın başlarında geçiyordu, “Belgravia” ise Viktorya döneminde geçiyor. Bizim dizide daha çok skandal var.

O dönemin kostümlerini
sevdiniz mi?

- Sevdim aslında. Vücuda kalıp gibi oturan özel elbiseler hepsi. Korseden dolayı dik durmak zorundasın. Şimdilerde hepimiz rahat kıyafetlerimizle kendimizi salarak oturuyoruz. 1840’larda pek mümkün değilmiş rahat oturmak. Korse dimdik oturtuyor çünkü. Açıkçası öyle dimdik otururken kendimi çok kadınsı ve çekici hissettim...

BelgravIa bir zamanlar bataklıktı

38 YAŞINDAYIM ÇOCUK İSTİYORUM

Hem Los Angeles’ta, hem Londra’da yaşadığınızı okudum...

- Evet. Los Angeles oyuncuların şehri. Bizim yaşamamız için en ideal yer. Gerçi Londra da inanılmaz derecede üretken bir şehir oldu. “Belgravia”yı çekerken Londra’da kaldım. Londra’ya âşığım ama beni Los Angeles mutlu ediyor. Kaliforniya dünyanın en güzel yerlerinden biri. Yaşamaktan mutlu olduğum yer orası.

Dizi entrika ve sırlarla dolu. Sizin karakterinizi ele alalım. Sınıf atlamak için üst sınıftan bir adamla romantik ilişkiye girip bebek yapmayı planlıyor. Yani o adamı kullanmak istiyor. Sizce sınıf farkı kadınlar için ne kadar önemli?

- Susan Trenchard’ın yapmak istediği birçok şey var ama ne çocuğu var ne de toplumsal bir statüye sahip... Zeki kadınlar istedikleri şeyleri elde edemediklerinde sıkılıyorlar. Sıkılınca yaşadıkları hayata öfke duyuyorlar. Çünkü daha iyisini hak ettiklerini düşünüyorlar.

Dizide değinilen bir konu da kısırlık... Günümüzde bile bu konuda hor görülen, suçlanan kadınlar var...

- Farkındayım. Hem de çok farkındayım. 38 yaşındayım. Henüz çocuğum yok ama istiyorum. Kariyer odaklı, çocuğu olmayan birçok arkadaşım var. Bu işte bana ilk söylenen şey “Kariyerine öncelik ver” oldu. Ben de öyle yaptım. Ama kadın istediğini seçebilmeli. Herkes istediğini yapmakta özgür olmalı.

YAŞLI GÖRÜNMEK KÖTÜ DEĞİL

“Aile” denince ilk ne geliyor gözünüzün önüne?

- Aynı masada yemek yiyen ve birbirini seven insanlar...

38 yaşında olduğunuzu söylediniz. Kadın oyuncuların yaş almasını dezavantaj olarak görenler var. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz yaş ve rol seçimleri arasındaki bağlantıyı?

- Kendimden örnek verirsem; 20’li yaşlarım biraz ağır çekim ilerledi. Ana kahraman ya da kötü karakter rollerini oynayamadım. Yine de geçimimi sağlayacak kadar para kazandığım için mutluydum. Yaş aldıkça kendimi ifade edebileceğim roller almaya başladım.
O yüzden yaşlanmak kamera karşısında yaşlı görünmek hiç umurumda değil. Genel tabunun aksine bana göre oyuncu için yaşlı görünmek kötü bir şey değil, aksine oldukça iyi. Çünkü bir şeyler yaşamış, mücadele etmiş, görmüş geçirmiş karakterleri oynama şansınız oluyor.

 Tamsin Greig

 Bir tarihi yok

 ◊ ‘Belgravia’ aslında bir bölgenin adı. Londra’nın bu kısmı hakkında neler biliyordunuz? Dizinin geçtiği coğrafya size ne ifade ediyor?

- Londra’da büyüdüm ve Belgravia denince kafamda canlanan şey, orada yaşayamayacak olduğumdu. Çünkü orada ya çok zenginler ya da yabancı elçiler yaşıyordu. Bu arada Belgravia, “Belgravia”dan önce yoktu.

BelgravIa bir zamanlar bataklıktı

Nasıl yani?

- Orası bataklık doldurularak inşa edilen bir bölge. Bu yüzden altında saklı bir tarih yok. Şimdi bizim için bir tarihi var. “Belgravia” adıyla romanlar yazıldı, diziler çekildi. Ama o zamanlar yeni yaratılmış bir yerleşim bölgesiydi. Öncesi yoktu.

Dizinin yaratıcısı Julian Fellowes, çekimlere başlamadan sizlerle buluşup karakterlere ilişkin detaylar verdi mi?

- Julian aynı anda birçok projeyle ilgilenen meşgul bir adam. Birebir çok vakit geçiremedik. 2016’da çıkardığı aynı adlı romanını tüm sorularıma cevap verecek kaynak olarak kullandım.

Nasıl bir yöntem izlediniz?

- Romandaki öğeleri çapraz referans yöntemiyle senaryoyla karşılaştırdım. Bu yöntemle hem daha iyi fikir ediniyorsun hem daha geniş perspektife ve ayrıntıya sahip oluyorsun.

 

X