GeriBarbaros Tapan Bağımsız olmayı hayat öğretti
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bağımsız olmayı hayat öğretti

En iyi kadın oyuncu dalında Oscar kazanan ilk siyahi oyuncu olan Halle Berry, hem güzelliği hem de yeteneği ile Hollywood’un ‘A listesi’nde değişmez bir yer edindi. Barbaros Tapan, yıldız oyuncuyla New York’ta buluştu,  hem son filmi “John Wick”i hem de özel hayatını konuştu.

Bağımsız olmayı hayat öğretti

“John Wick Chapter 3 – Parabellum” 16 Mayıs’ta gösterime girecek. Bu film için yaptığınız fiziksel hazırlıklar ve köpeklerle olan eğitim sürecinizi konuşarak başlayalım mı röportaja?

- Tabii... Kariyerimde en sert ve titiz fiziksel hazırlık dönemini “John Wick”te yaşadım diyebilirim. Judo, aikido, kung fu’nun yanı sıra profesyonel şekilde silah kullanmayı da öğrendim. 6 ay boyunca günde 8 saat dövüş eğitimi aldım, sonrasında atış poligonunda silahla çalışmalar yaptım. Günü 2-3 saat süren köpek eğitimleri ile tamamladım.

Köpeklerle eğitim süreci nasıl geçti?

- Harikaydı... Zaten benim 2 köpeğim var. Tam bir hayvanseverim.

Filmde de 2 köpeğiniz vardı, role hazırlanırken yine 2 köpekle mi çalıştınız?

- Hayır 5 köpekle... Köpeklerin de dublörü var çünkü... Bazı köpeklerin yüzleri güzel, onları yakın çekimlerde kullandık, diğer köpekleri de aksiyon sahnelerinde...

52 YAŞINDAYIM AMA GÜÇLÜYÜM

52 yaşındasınız. Böylesine fiziksel güç gerektiren roller artık zor gelmiyor mu?

- 52’den kurtulmam mümkün değil, değil mi! Bu numara bana mutlaka hatırlatılmalı... Ne yaparsak yapalım yaşımız üzerimize yapışık kalacak. Soruya dönersem, hayır hiç de zor gelmiyor. O yüzden yönetmenimiz Chad Stahelski’yi aradım ve bu rolü ne kadar çok istediğimi söyledim. Benden başka oyuncu seçmesine şans tanımadım. Çünkü güçlüyüm, çünkü yaş odaklı insanlara aksini göstermek istedim. Ve “şu yaştasın, bu yaştasın” diye numaralarla tanımlanmaktan yoruldum.

40’lı yaşlardan sonra benim vücudum çok daha ağırlaştı, spor yapsam da eski sonuçları almamaya başladım. Sizi böyle görünce sormak istedim...

- Benim vücudum da aynı tepkileri vermiyor. Farklı çalışma yöntemleri ile en verimli sonucu almayı deniyorum. Gençken her şey çok daha kolay. Aynı sonuçlara sahip olmak istiyorsan önceden 20 dakika yaptığın egzersizi şimdi 40 dakika yapacaksın...

Siz zaten her yaşta fittiniz gerçi...

- Çünkü hayatım boyunca spor yaptım. Her zaman atletik ve aktif bir insandım.

Cimnastik ile başladım, farklı sporlarla devam ettim. Spor her zaman hayatımın en önemli parçalarından biri oldu.

GERÇEK HAYATTA YARDIMIMA KOŞACAK KİMSEM YOK

“John Wick” filmlerinin fanı olduğunuzu söylediniz. Rol arkadaşınız Keanu Reeves ile çalışmak nasıldı?

- Evet, ilk iki filmin çok büyük hayranıydım. Tanıdığım tüm kadınlar John Wick hayranı aslında. Aksiyon filmi olsa da özü oldukça duygusal. Köpeğini ve karısını kaybetmiş bir adamın öç alması. Kadınlar bütün şiddetin, bütün kavganın arkasındaki duygularla bağlantı kurabiliyor.

Keanu’ya gelirsem, provalarda ne kadar çok çalıştığını gördüm. Tüm aksiyon sahnelerini kendisi yapıyor. Günümüzde özel tekniklerle işin yarısını oyuncu, yarısını bilgisayar yapabiliyor ama bizde her şey organik...

Biraz daha açalım. Anlatır mısınız Keanu’yu... Hollywood’un en gizemli oyuncularından biri sonuçta...

- Az konuşan bir adam. Hem filmlerinde hem gerçek hayatında az konuşuyor. İş ahlakı çok yüksek. Keanu’yu kendime benzettim aslında. İkimiz de sete herkesten önce gidip en son ayrıldık. İkimiz de sahnelerimize hazırlıklı geldik, ikimiz de sakatlansak bile çekimleri aksatmadık. İşimize bakış açımız aynı...

Filmde ne zaman “yardım” diye bağırsanız 2 köpeğiniz anında yanınıza geliyordu. Peki gerçek hayatta yardımınıza ilk kimler koşuyor?

- Hiç kimse! Kimse yok! Kendime güvenmeyi ve bağımsız olmayı öğrendim. Daha doğrusu hayat öğretti. Hiç kimse yok derken, var tabii ama herkes gelip geçici. Kaç kişi hayat boyu yanımızda? O yüzden kendi kendimin ilacı olmayı öğrendim.

Bu derece herkesten bağımsız yaşamak sağlıklı mı?

- Benim için sağlıklı. O yüzden hâlâ buradayım. Hayatım milyon parçaya ayrılabilirdi. Her şeyin üstesinden o filozofiyle geldim. Benim için başka seçenek yoktu.

Bağımsız olmayı hayat öğretti

BABAM ALKOLİKTİ EVDE ŞİDDET VARDI

Her ne kadar kendi kendine yeten bir insan olsanız da hayatınızda iz bırakan birileri mutlaka olmuştur. Yanılıyor muyum?

- Beşinci sınıf öğretmenim. Bir değil birkaç kere hayatıma damga vurdu.

Biraz ondan bahseder misiniz?

- Çocukluğumun en hassas dönemiydi. Aile hayatım yolunda değildi. Babam alkolikti. Evimizde çok fazla şiddet vardı. Ben evde korkak, ürkek bir kediden farklı değildim. Annemin görevlerini yerine getiremediği zamanlarda o devreye girdi. Çünkü kendi de şiddet mağduruydu. Beni günde 3-4 saat de olsa evdeki korkunç ortamdan uzaklaştıran, benimle konuşan, müzelere götüren, hayatımı kurtaran, beni iyi şeylere sevk eden kişi o oldu.

ANNE OLMAK İÇİN İYİ Kİ 40 YAŞINI BEKLEMİŞİM

Proje konusunda çok seçici olduğunuzu düşünüyorum. İki çocuğunuz olmasının bunda etkisi var mı?

- Annelik, hayatımdaki en önemli şey. Listenin başında çocuklarım olur. 40 yaşında anne oldum. Eğer 40 yaşına kadar beklediysem anne olmak için, onları yalnız bırakıp neden işe gideyim? Onlar küçükken çok az çalıştım. Şimdi günün çoğunu okulda geçiriyorlar. Artık vaktim var, dolayısıyla işime döndüm. Sırada beni heyecanlandıran projeler var. Kendi filmimi yöneteceğim.

Numaraları sevmiyorsunuz, onu anladım ama sormadan geçemeyeceğim. 40 yaşına kadar anne olmayı beklemek doğru verilmiş bir karar mı yoksa keşke daha önce doğursaydım dediniz mi?

- Hayır demedim! Kesinlikle doğru bir karardı. 20’li yaşlarda anne olsaydım ne yapacağımı bilemezdim. Ben de büyüyordum, ben de öğreniyordum. Şimdi ise iyi bir anne olduğumu düşünüyorum. İyi ki beklemişim.

İlk yönetmenlik deneyiminiz mi olacak?

- Evet. Filmin adı “Bruised”... Bir kadın MMA dövüşçüsü hakkında. Hayatta kalmak için dövüşmekten başka şansı olmayan, oğlunu çok seven bir kadın. Ben de çocuklarına çok düşkün bir anne olduğum için hikaye ile her kademesinde bağlantı kurabildim.

İlk yönetmenlik denemenizde kendinizi yakın bulduğunuz bir tarz var mı?

- Oyuncularıyla işbirliği yapmayan bir yönetmen olmayacağım, orası kesin. Yönetmenlik zor iş. İnsanları kontrol etmek, her durumun üstesinden gelmek, tüm seti hem yaratıcı hem teknik olarak yönetmek kolay değil. Ama doğru kişileri işe alırsan, onların bilgisine ve deneyimine güvenirsen, işler daha kolay ilerler.

Sizi etkileyen yönetmenler kimler?

- Warren Beatty her zaman fikrine danıştığım biridir. Susanne Bier, kadın olarak sektörde kendi tarzını yaratan bir yönetmen. Mark Foster ve David O. Russell kendime yakın bulduğum diğer iki isim.

İzlemekten bıkmadığınız favori filmleriniz hangileri?

- “Kramer Kramer’e Karşı”... Anne ve baba olmayı ve arada sıkışan çocuğu o filmle anladım. Meryl Streep ve Dustin Hoffman’a o filmde âşık oldum. Daha yeni kızıma izlettim. Kızım 11 yaşında, boşanmış bir ailenin çocuğu... Zorluklar yaşamadık mı! Yaşadık. O filmi izleyerek anne ve babanın da neler yaşadığını anlamasını istedim. Maalesef her zaman her şeyin çözümü olmuyor. Sevgi olsa da büyükler olaylara farklı bakıyor. O yüzden izlettim. İçinde bulunduğumuz durumu daha iyi anladı.

Yeni “James Bond” filmi geliyor. Yarın arayıp filmde olmanızı teklif etseler, ne dersiniz?

- Yarın ararlarsa “olmaz” derim. Önce “Bruised”i çekeceğim, sonra “Sofia”yı... Bond kalbime çok yakın bir film, yapımcılarımız ile hâlâ arkadaşım ama...

 ÇALIŞMADIĞIMDA SADECE ANNEYİM

 ◊ Peki Halle Berry çalışmadığı sıradan bir günde neler yapar?

- Sabah 05.30’da kalkarım. Kahvaltı hazırlayıp çocuklarımı uyandırırım. İkisi farklı okullara gittiği için bir gün birini, ertesi gün diğerini dönüşümlü olarak okula bırakırım. Ardından spora giderim. İş toplantılarımı yaparım. Çocuklar okuldan gelince benim pişirdiğim yemeği yesinler isterim, o yüzden yemek pişiririm. Okuldan sırayla onları alırım, okul sonrası aktiviteleri tamamladıktan sonra eve döneriz. Akşam yemeği yenir ve ödevler yapılır. Çalışmıyorsam sadece anneyim. Çocukların neye ihtiyacı varsa onları yaparım.

Bağımsız olmayı hayat öğretti

ÖNCEKİ HAYATIMDA FAS VE HİNDİSTAN’DAYDIM

Çok güzel bir kadınsınız. Tarzınızı nasıl tanımlarsınız? Mücevherler sizin de en yakın arkadaşlarınız mı mesela?

- Değil... Takı seviyorum ama kullandığımı söyleyemem. Dolabıma baksan her tarzdan takı dolu ama takmıyorum bile. Tarzımı nasıl tanımlarım... Minimal!

Favori mutfağınızı sorsam...

- Hint mutfağı...

Peki favori lokasyon ya da seyahat etmekten en çok zevk aldığınız yer...

- Fas... Oradayken kendimi oraya aitmiş gibi hissediyorum. Hindistan’da da aynı şeyi hissettim. Yemeklerini ve insanlarını seviyorum. Bir de Paris... Herkes gibi benim de favorilerimden ve hep öyle kalacak. Notre Dame yanarken kalbim parçalandı...

Fas ve Hindistan’da kendinizi oralı gibi hissetmeniz çok ilginç...

- Bence de... Daha önce oralardaydım. Derine inmeyeceğim! Bu bağlantıyı başka türlü anlatamam.

Önceki yaşamınızda mı yani?

- Evet! Detaya girmeyeceğim...

Bağımsız olmayı hayat öğretti

BİR KATİLİN KAFA YAPISINA  GİREMEM

“John Wick”te şiddet sahnesi çok fazla... Rol de olsa birini öldürürken nasıl hissediyorsunuz kendinizi? Katili oynarken katilin kafa yapısına girmek mi gerekiyor mesela?

- Bir filmde bebeğimi çöpe attım ben. O kafa yapısına girmem mümkün mü!

Bence değil...

- Ama artist olarak girmiş gibi görünmem mümkün... Seks, şiddet ya da herhangi bir sahnede benim için önemli olan performans... Eğer oyuncuysak her türlü kişiliğe hayat verebilmeliyiz. İsteyen karakterin kafa yapısına girer, isteyen girmiş gibi yapar. Günün sonunda önemli olan nasıl yansıttığın...

 

X

İyi insanlar aslında o kadar da iyi değil

The Crown”un üçüncü ve dördüncü sezonlarında ‘Camilla Parker Bowles’ rolünde izlediğimiz Emerald Fennell’in yönettiği “Promising Young Woman” filmi, 5 dalda Oscar’a aday gösterildi. Kadınların uğradığı taciz, tecavüz, zorbalık gibi karanlık konuları kara komedi tarzında işleyen filmde başrolü Carey Mulligan üstlendi. Tecavüze uğrayan en iyi arkadaşının intikamını alan Cassie’yi canlandıran Mulligan, performansıyla ‘en iyi kadın oyuncu’ kategorisinde Oscar’a aday oldu. Barbaros Tapan, daha önce de “An Education” filmiyle bu ödüle aday gösterilen oyuncuyla görüntülü olarak konuştu...

◊ Nereden bağlanıyorsunuz?

- İngiltere’deyim. West Country’de, evimdeyim.

◊ Son iki yılın en çok konuşulan konularından biri, kadınların yaşadığı zorbalık ve tacizler. Yönetmen ve senaryo yazarınız Emerald Fennell’ın bu konuyu seçmesinde “Me Too” hareketinin etkisi oldu mu?

- Evet! Bence çok zamanlı bir film. Yönetmenimiz Emerald “Me Too” hareketine destek verenlerden. Ve nihayet insanlar yaşadıkları korkunç deneyimleri anlattı. Filmde yaşadıklarına rağmen hayata devam edebilen kadınların cesaretinden büyük ölçüde ilham aldığımızı düşünüyorum. Hikaye pek çok yönden daha derinlere uzanıyor. Amacımız da zaten kültürümüzün biraz daha yıkıcı, gri alanda kalmış ve üzerine düşülmeyen kısımlarını ortaya çıkarmaktı. Filmde yer alan adamlar kötü adamlar olduklarını düşünmüyor. Hiçbiri yanlış bir şey yaptığını düşünmüyor.

◊ Evet, filmde klasik kötü adamlar yok. Yanlış yaptığını düşünmeyen insanlar gayet güzel tasvir edilmiş...

- Evet... Ayrıca filmin bir diğer güzel yanı, içinde ahlaki eğitim olmaması. İyi insan olduklarını düşünen, iyi insan olduğu söylenen insanlar ellerine fırsat geçince kötü şeyler yapabiliyor. Aslında o kadar da iyi değiller yani. Filmin içinde yaşananların çoğu insanlara tanıdık geliyor. Hayatımızda olan pek çok şey sadece farklı açıdan gösteriliyor.

◊ Hikâyede kadınların suçlandığı, erkeklerin mazur görüldüğü sahneler var. Neden toplumda tolerans erkeklerden yana sizce? Neler yapılmalı bu zihniyeti değiştirmek için?

Yazının Devamını Oku

OSCAR HEYECANI

93. Akademi Ödülleri, bu sene pandemide gerçekleşen birçok ödül töreninin aksine sanal olmayacak. Akademi, adayların 25 Nisan gecesi gerçekleşecek törene bizzat katılmasını istedi. Yani kazananlar Oscar’larını törende alacak. Törene katılamayan kazananların ödüllerini ise kendilerine ulaştırılmak üzere Akademi kabul edecek.

Union Tren İstasyonu
1939’da inşa edilen tren istasyonunda birçok ikonik filmin sahneleri çekildi. “The Dark Knight Rises”, “Blade Runner”, “Pearl Harbor”, “Catch Me If You Can”, “Charlie’s Angel” bu filmlerden bazıları...

Kıyafet konusunda uyarılar yapılıyor
Bu sene yapılan sanal törenlere evlerinden katılan bazı oyuncuların kostüm kurallarına uymadığı ve spor kıyafetlerle yer aldıklarını görmüştük.
Akademi, bu konuda hassas. İşi şansa bırakmıyor. Konuklara, törene uygun giyinmeleri için çağrı yapıldı.
Tüm adayların gündelik kıyafetlerden kaçınmaları gerektiğinin altı çizildi...

Yazının Devamını Oku

Bollywood yıldızlarının Hollywood’a ihtiyacı yok

Miss World 2000’de Dünya Güzeli seçilen Priyanka Chopra, Hindistan’ın en çok kazanan ve en popüler yıldızlarından biriyken Bollywood’dan Hollywood’a transfer oldu. Chopra, kısa süre önce yayımlanan “Unfinished” adlı ilk kitabında çocukluğunu, şöhrete ulaşmasını ve hayatındaki dönüm noktalarını anlattı. Barbaros Tapan, son olarak dijital platformda yayınlanan “Beyaz Kaplan” filminde rol alan oyuncuyla görüntülü olarak konuştu.

Nereden bağlanıyorsunuz?

- Londra’dayım. Neredeyse 1 yıldır buradayım. Sony için çektiğim filmi yeni bitirdim. Amazon için bir TV projesine başlıyorum. İkisi de Londra’da çekiliyor.

Gerçekten inanılmaz. Diğer her yerde Covid-19 salgını sebebiyle çekimler ertelendi ya da iptal edildi, Londra’da ise her şey devam etti...

- Yalan söylemeyeceğim, gerçekten korkutucu... Salgın döneminde iki film bitirdim. Her gün test oluyoruz. Set ekibinin maske takma zorunluluğu var. Ve ekip oyuncularla mesafeyi korumaya dikkat ediyor. Çünkü sahneleri çekmek için maskelerimizi çıkaran bizleriz. Herkes son derece duyarlı.

Geçtiğimiz haftalarda sosyal medya hesabınızda 17 yaşındaki halinizi paylaştınız. O fotoğrafa baktığınızda aklınızdan neler geçiyor? Zamanı geri alabilsek, o genç kadına neler tavsiye edersiniz?

- Her şeyden önce o fotoğrafa baktığımda “Kahretsin ne kadar zayıftım! O bel nereye gitti?” diyorum. (Gülüyor) O genç kadına ne söylerdim... Miss Hindistan güzellik yarışmasına katılan yarışmacılardan biriydim. Maalesef çok ciddiye alıyordum. Genç Priyanka’ya vereceğim tek tavsiye, “Bu, dünyanın sonu değil” olurdu. “Bu baskıyı omuzlarından kaldır, çıktığın yolculuğun tadını çıkarmaya odaklan” derdim. Sanırım şu anda o duygulara ulaştım.

Yazının Devamını Oku

Ben hep küçük yaşadım

Göçebe hayat tarzını seçen insanların hikayesini konu alan “Nomadland”, Venedik ve Toronto film festivallerinin ardından geçen ay Altın Küre’de de “en iyi film” ödülünü kazandı. Jessica Bruder’ın 2017 yılında yayımlanan “Nomadland: Surviving America in the Twenty-First Century” kitabından uyarlanan filmde minibüste yaşayan Fern karakterini iki Oscar’lı yıldız Frances McDormand canlandırdı. Barbaros Tapan, ünlü oyuncuyla görüntülü olarak konuştu.

Nereden bağlanıyorsunuz?

- Kuzey Kaliforniya.

San Francisco mu?

- Evet, San Francisco’ya yakın. Güney Kaliforniya’da yaşamıyorum, orada sadece çalışıyorum.

Bana göre “Nomadland” sinematik yılı kurtaran filmlerden biri oldu. Hem film hem de siz Oscar’a aday gösterildiniz, tebrik ederim. Kırsal alanda yaşayan gerçekten güçlü kadınlara birçok kez hayat verdiniz. Bu kadınların özünü nasıl bu kadar iyi yansıtıyorsunuz? Illinois’da doğdunuz, daha sonra Pensilvanya’ya taşındınız. Büyüdüğünüz yerin etkisi olabilir mi? Ya da ailenizin?

- İşçi sınıfı bir aileden geliyorum. Ailem çoğunlukla kırsal alanlarda ve küçük sanayi şehirlerinde yaşadı. Büyürken tanıdığım ve beni büyüten insanları temsil ediyorum.

Yazının Devamını Oku

Kadın cesaretinin hikayesi

“The Crown” dizisiyle yıldızı parlayan Vanessa Kirby, bebeklerinin ölümüyle derin bir depresyona giren Martha ile Sean’ın (Shia LaBeouf) trajik hikayesini anlatan “Pieces of a Woman” filmindeki performansıyla da büyük ses getirdi. Barbaros Tapan, Oscar ve Altın Küre dahil çok sayıda ödüle aday gösterilen ünlü yıldızla görüntülü olarak konuştu. Kirby, Londra’dan bağlandı.

“Pieces of a Woman”daki muhteşem performansınızla ödül sezonundaki “en iyi kadın oyuncu” adaylıklarınıza Oscar adaylığı da eklendi. Tebrik ederim. Filme geçmeden önce, hayatınızı değiştiren ‘Prenses Margaret’ rolü ve dünya çapında fenomen hale gelen “The Crown” dizisinden bahsetmek istiyorum...

- “The Crown”, ilk sezonumuzda dizinin Altın Küre kazandığını hatırlıyorum. Claire’nin (Foy) sete gelişini hiç unutmuyorum. İkinci sezonu çekiyorduk, sete gelirken yanında ödülünü de getirdi. Tüm ekip ödüle dokunduk. (Gülüyor) Bizim için aşırı çılgın bir andı.

Diziye gelecek tepkileri, beğenip beğenilmeyeceğini bilmeden çekmeye başlamıştık. “Annem izler, babam izlerken uyur herhalde” diyordum. Hiçbir şeyi tahmin edemiyorduk. Aslında bu kadar bilinmeyenin içinde olmak, işi daha masum yapıyordu. Sonuç ne olursa olsun ben karakterimi oynamaktan zevk alıyordum. Margaret benden çok daha havalı, çok daha zeki bir kadın. Onu oynayabilme şansına sahip olduğum için mutluydum.

Dizi başladı ve insanlar gerçekten sevdi. Bu sevgi bizim için oldukça şoke ediciydi aslında. İşte bu yüzden Claire ödülüyle geldiğinde “Aman Tanrım, insanlar dizimizi gerçekten sevdi, vay canına!” demiştik...

Margaret rolünü sizden devralan Helena Bonham Carter ile hiç konuştunuz mu?

- Evet, ara sıra mesajlaşıyoruz. “Merhaba Marg. Nasılsın?” diyoruz. (Gülüyor)

TARİF EDİLEMEYECEK KADAR

Yazının Devamını Oku

Canın sağ olsun Avni

ABD’nin Florida eyaletinde bulunan Miami Hard Rock Stadı’ndaki müsabakada kazanan taraf, unvanın şu anki sahibi Canelo Alvarez oldu. 29 yaşındaki Avni Yıldırım, 4’üncü raunda çıkamadı ve maçı bırakmak zorunda kaldı.

Avni Yıldırım-Saul Canelo Alvarez WBC (Dünya Boks Konseyi) süper orta sıklet şampiyonluk maçını izlemek için iki hafta önce Miami’ye gittim...

Miami’de otele gider gitmez korona testi oldum, 5 gün boyunca otelde karantinada kaldım...

Maç günü Miami polisi eşliğinde Hard Rock Stadyumu’na oldukça havalı bir giriş yaptık...

Organizasyon rüya gibiydi. DJ, havai fişekler, canlı müzik, danslar...

Boks sporunun en büyük yıldızı, 30 yaşındaki Meksikalı Saul Canelo Alvarez, Kolombiyalı müzisyen J Balvin’in canlı performansıyla ringe çıktı.

Ön koltukları 8 ila 10 bin dolardan satılan maçın ünlü konukları arasında top model Adriana Lima, Nusret, ünlü şef Guy Fieri de vardı.

200 ülkede canlı yayınlanan maçta Türk bayrağımızı ringe ben taşıdım... Sonuç istediğimiz gibi olmadı lakin Canelo karşısında o ringe adım atabilmek bile büyük başarı.

Yazının Devamını Oku

Ted’de olmayan tek şey Ego

Apple TV Plus’ta yayınlanan “Ted Lasso” sezonun en iyi komedi dizilerinden biri. Dizi, şimdiye kadar yapılmış en iyi spor şovlarından biri olarak da adından söz ettiriyor. Kansas’ta Amerikan futbolu koçluğu yaparken İngiltere’de profesyonel bir futbol takımına koçluk yapmak üzere işe alınan aşırı iyimser Ted’in öyküsünü anlatan yapım, Altın Küre ve Eleştirmenlerin Seçimi Ödülleri’nde ödül kazdı. Dizinin yaratıcısı ve başrol oyuncusu Jason Sudeikis ile görüntülü konuştum. Aktör görüşmeye Los Angeles’tan bağlandı.

Yazıyorsunuz, yaratıyorsunuz, oynuyorsunuz... Bu verimliliğin sırrı nedir?

- Kendi tavsiyelerimi uygulamak. UCLA basketbol koçu John Wooden, “Ne kadar çok çalışırsan, o kadar şanslı olursun” demişti. Çok çalışmak, atletizm zamanımdan kalan bir şey. Çok çalışmak zorundaydım, çünkü her zaman bunun için bana bağıran bir adam vardı.

“Ne kadar çok çalışırsan, o kadar şanslı olursun...”

- Kesinlikle... İşimi “alçakgönüllülük, neşe, bir başkasının hikayesi için araç olma fırsatı ve bununla birlikte gelen sorumluluğu anlayarak üstlenmek” olarak görüyorum.

Çok çalıştığımın farkında bile değilim, çünkü yapmayı gerçekten sevdiğim işi yapıyorum. Ayrıca bedava yapmıyorum! (Gülüyor) Bakmam gereken çocuklarım var.

ÇOCUKSU BİR MUCİZE VE SONSUZ İYİMSERLİK

Yazının Devamını Oku

67 yaşında süper model oldum artık zamanı gelmişti

Barbaros Tapan, Tesla ve SpaceX’in sahibi Elon Musk’ın model, diyetisyen ve yazar annesi Maye Musk ile görüntülü konuştu. Maye Musk, oğlu için şöyle dedi: “Çok çalışıyor. Başarıları için mutluyuz. Onun yerinde olmadığımız için de mutluyuz. Çünkü Elon olmak, baskı altında olmak demek.”

Nereden bağlanıyorsunuz?

- Los Angeles’tayım. Yakında New York’a taşınacağım.

Elon Musk, Tosca Musk ve Kimbal Musk... Üç başarılı isim. Çocuklarınızla ne sıklıkta görüşüyorsunuz?

- Tosca, “Gabriel’s Inferno” filminin çekimleri için İtalya’ya gitti. Çok yoğun çalışıyor. Ama İtalya’ya gitmeden önce bana, çocuklarına, Elon ve Elon’un çocuklarına büyük bir yemek daveti verdi. Kimbal’ı çok sık görüyorum. Los Angeles’a ziyarete geliyor ya da ben Boulder’a (Colorado) gidiyorum onu görmek için. Noel’de üç çocuğum ve 12 torunumla bir aradaydık. Birlikte olmak beni çok mutlu etti.

New York’a taşınacağınızı söylediniz. Neden Los Angeles’tan ayrılıyorsunuz?

- 13 yıl New York’ta yaşadım. Sonra kızım Tosca’ya ikiz bebekleri için yardım etmeye geldim. Bebekleri tüp bebek tedavisiyle doğurdu ve yardımcı olacak bir erkek yoktu yanında. Gerçi şimdiye kadar yardımcı olan bir erkek hiç görmedim. Ben evliyken kocam “Yemek yap” derdi. “Ama bebek var” derdim. “Bebek olsa da benim için hâlâ yemek pişirmek zorundasın” derdi. İlginçti. Kızıma bebekler konusunda yardım etmeye geldim. Kızım LA’de kalmamı isteyince New York’taki dairemi sattım ve ona yakın bir ev aldım. 8 yıldır Los Angeles’tayım.

Kızım şimdi Atlanta-Georgia’ya taşındı, çünkü Atlanta filmler için harika vergi indirimleri yapıyor. Ayrıca ekibi, kazandıkları parayla Atlanta’dan ev satın alabilir. Buna karşın Kaliforniya çok pahalı. Kaliforniya’da ev almaya kimsenin parası yetmiyor. Elon Teksas’a, Kimbal Colorado’ya taşındı. Benim burada ne işim var? New York’a dönmeye karar verdim. Modellik için daha uygun bir şehir. Ayrıca Avrupa’ya daha yakın.

ÇOCUKLARIMIN İSTEDİKLERİNİ YAPMALARINA İZİN VERDİM

Yazının Devamını Oku

Ödülü öğrendiğimde gözyaşlarına boğuldum

Sinema efsanesi ve iklim aktivisti Jane Fonda, bugün yapılacak Altın Küre Ödül Töreni’nde Cecil B. DeMille Ödülü’nü alacak. 83 yaşındaki sanatçıyla görüntülü olarak konuştum. “Ajansım bana bu ödülü alacağımı söylediğinde gözyaşlarına boğuldum, çok şaşırdım ve derinden etkilendim” diyen Fonda, güzelliğinin ve enerjisinin sırrını da açıkladı: “9 saat uyuyorum, egzersiz yapıyorum ve iyi besleniyorum.”

Pazar günü (bugün) Altın Küre Ödül Töreni’nde Cecil B. DeMille Ödülü’nü alacaksınız. Tebrik ederim...

- Teşekkür ederim, büyük onur duydum.

Ödül konuşmanızı yaparken, dünya genelinde sizi izleyecek insanlara iletmek istediğiniz mesaj nedir?

- Öncelikle şunu söyleyeyim; ajansım bana bu ödülü alacağımı söylediğinde gözyaşlarına boğuldum, çok şaşırdım ve derinden etkilendim.

Konuşmamla ne iletmek isterim... Sanatın önemini... Kargaşa, kaos ve bölünme zamanlarında sanat çok önemlidir. Kabul konuşmamda bunu vurgulayacağım. Bu yıl aday gösterilen birçok filmin, Kuzey Amerika’nın karşılaştığı krizleri anlamamıza yardımcı olduğunu düşünüyorum.

Covid salgını, artan iklim krizi, ırk ayrımı, adaletsizlik ve beyaz ırk üstünlüğü krizi... Bu sene birçok film bu krizlerin varlığını ve etkilerini anlamamıza yardımcı oluyor. O filmlerden bahsedeceğim ve sanatın önemi hakkında konuşacağım.

Ayrıca Joe Biden’ın seçimi kazanmasıyla umutlarımızın yeniden yeşerdiğini hissediyorum. Bu seçim için çok çalıştık. Biden, ezici bir çoğunlukla seçildi. Siyahi toplumumuz ve gençlerimizin başarısıdır Biden’ın kazanması. İklim sorununa önem veren ilk başkanımız. Konuşmamda bu konulara değineceğim.

Yazının Devamını Oku

Barış için dövüş

Dev organizasyon, 27 Şubat Cumartesi’yi 28 Şubat Pazar’a bağlayan gece, Türkiye saati ile 03.00’te start alacak. Avni Yıldırım ile Canelo Alvarez’i karşı karşıya getirecek ana maçın pazar sabahı 06.00 civarında başlaması bekleniyor.

Geçtiğimiz pazartesi günü yılın boks maçını izlemek için Miami’ye gittim.

“Yılın maçı” diyorum, çünkü dünyanın en iyi boksörü Canelo Alvarez, sahip olduğu dünya şampiyonluğu unvanını sporcumuz Avni Yıldırım’a karşı savunacak.

Maçın bir diğer özelliği de Hristiyan aleminin lideri Papa Francis’in dikkatini çekmesi...

Scholas Occurrentes, Papa’nın 2001 yılında Arjantin’de kurduğu vakıf.

Dünya barışını güçlendirmek ve teşvik etmek için kurulan vakıf, Canelo-Yıldırım maçını “Barış için dövüş” etkinliği olarak tanımladı.

100 milyon dolarlık organizasyon

Canelo, San Diego’dan özel jetiyle Miami’ye geldi. Üzerinde pijamaları ve etten bir duvar eşliğinde otele giriş yaptı.

Yazının Devamını Oku

Türkiye Kaşıkçı davasında doğru tarafta yer aldı

Oscar’lı yönetmen Bryan Fogel, “The Dissident” belgeselinde gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetini işledi. Fogel’ın gösterdiği çarpıcı detaylar, dünya kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu cinayetin hikayesini gözler önüne seriyor. Dijital olarak vizyona giren filmin detaylarını Bryan Fogel’la görüntülü olarak konuştum. Belgesel için ülkemizde 8 ay kalan yönetmen, “Büyük bir Türkiye sevgisi, büyük bir İstanbul sevgisiyle Amerika’ya döndüm” dedi.

Cesaretiniz ve bu muazzam belgesel film için sizi tebrik ederim. İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve birçok Türk yetkiliyi belgeselde görüyoruz. Türk yetkililerinin güvenini nasıl kazandınız? Onları konuşmaya nasıl ikna ettiniz?

- Güven inşa etmek uzun bir süreçti. Ve Barbaros sen de Türk olduğun için muhtemelen biliyorsun. Türkler, telefonla, e-postayla ya da mesajlaşma yoluyla iş yapmıyor.

Evet...

- Gerçekten kişisel bir ilişki kurmak gerekiyor. Gidip buluşmak, kahve ve çay içmek, birebir tanışmak gerekiyor. Cemal Kaşıkçı cinayetinden 1 ay sonra Türkiye’deydim. Kasım ortasıydı. 8 aydan fazla süre İstanbul’dan Ankara’ya gidip geldim. Gerçekten güvene dayalı ilişkiler kurdum ve nihayetinde bu ilişkileri arkadaşlıklara dönüştürdüm. Türk hükümeti ve yetkililer hikayelerini anlatmak istedi.

Kendimi tanıttığımda, Cemal Kaşıkçı cinayetinin hikayesini otantik bir şekilde anlatmak için orada olduğumdan emin olmak istediklerini biliyordum.

Ben de Cemal Kaşıkçı cinayetinin hikayesini gerçek anlamda anlatmak için Türkiye’deydim. Ve bu işi yaparken, haftalar, aylar geçerken çok fazla güven oluştu ve sonuçta yetkililer hükümetin resmi tutanağını, polis görüntülerini, adli tıp raporlarını verdiler. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sesini ve görüntüsünü kullanmama izin verdiler. Başsavcı İrfan Fidan konuştu. Türk hükümetine bu hikâyeyi anlatabilmem için bilgi ve kanıt sağladıkları için müteşekkirim.

Yazının Devamını Oku

FREE BRITNEY HAREKETİ

Son dönemde dikkat çeken “Framing Britney Spears” belgeselinde, bir nevi şöhretin bedelini izledim.

Dünyaca ünlü yıldız Britney Spears’ın ruh sağlığının nasıl yerle bir olduğunu gösteren etkileyici bir belgeseldi.
Justin Timberlake’e yıllar sonra özür dilettiren bir yapım...
En basit tabiriyle açıklarsam belgesel, Britney Spears’ın 26 yaşında şöhretinin zirvesindeyken hayatı ve kariyeri hakkındaki tüm karar hakkını kaybedip babası Jamie Spears’ın himayesi altına girmesini ve sonrasında başlayan hayran hareketi “Free Britney”i anlatıyor.

Himaye ya da koruma altına girmek ne demek?

Kaliforniya kanunlarına göre kendisine bakmaya ve maddi varlığını yönetmeye uygun olmadığını düşündüğü yetişkinlere mahkeme, bakım için kişi ya da kuruluş atayabiliyor.

Koruma altına alınan kişinin yasal olarak kendi şahsiyeti olmadığı kabul ediliyor. Kendisi adına sözleşme ya da iş anlaşması yapamaz, karar veremez, parasını harcayamaz, çalışıp çalışmayacağına karar veremez.

Yazının Devamını Oku

Manipülasyon ustası iki karakter

Zendaya ve John David Washington, “Malcolm & Marie” filminde buluştu. İki oyuncu, haklarında merak edilenleri ve başrolünü paylaştıkları filmi Barbaros Tapan’a anlattı. Görüntülü görüşmeye Zendaya Atlanta’dan, John David Washington ise Los Angeles’tan bağlandı.

Babanız Denzel Washington’un dünyanın büyük sinema yıldızlarından biri olduğunu ilk ne zaman fark ettiniz?

John David Washington: Babamın yıldız olduğunun her zaman farkındaydım. 5 yaşındayken, onu sahnede ilk gördüğümde o bir yıldızdı, o bir sihirbazdı. Gerçek hayatta öyle davranmıyordu. Sahnede başka bir adam vardı. “Malcolm X” filminden sonra hayatımız daha da değişti. Yanımızda çalışan güvenlik sayısını artırmıştı babam. Sokakta insanlar “Malcolm X” tişörtleri giyiyor, şapkaları takıyordu. Babamın resimleri insanların üstündeydi. İlk yurtdışı seyahatimizde sadece Amerika’da değil, her yerde tanındığını anladım. 8 yaşında, İtalya’ya gitmiştik. Gittiğimiz her yerde babamı tanıyordu. İngilizce konuşmuyorlardı ama babamı biliyorlardı.

“Malcolm & Marie” filmindeki karakteriniz Malcolm, LA Times sinema eleştirmeninin filmi hakkındaki yazısını sabırsızlıkla bekliyor. Siz kendi performansınızı kritik eder misiniz?

- Benim en acımasız eleştirmenim yine benim. Ekranda kendimi izleyemiyorum, yaptığım hiçbir şeyi beğenmiyorum... Oynadığım her sahneyi en ince detayına kadar parçalara ayırıyorum. “Bunu neden yaptım”, “Bitti, kariyerim bitti!” gibi duygularla boğuşuyorum. İşimle ilgili her şeyde süper hassasım.

Peki babanız? Performansınızı yorumlar mı?

- Evet. Ama daha çok annemle tartışırım. Bazen sesli senaryo okuması yapıyorum annemle. Egzersiz mahiyetinde. Okumada bile rolde değilsem hemen anlar. “Anne sadece egzersiz yapıyorum” deyince... “Egzersiz bile yaparken bilmediğini ya da rolde olmadığını kabul et” der. “Kendine dürüst ol, bilmemenin nasıl hissettirdiğini anlamaya çalış” der. O yüzden daha çok anneme giderim iyi olup olmadığını sormak için.

Yazının Devamını Oku

Super Bowl devre arası şovunun maliyeti

Amerikan Futbol Ligi (NFL), genellikle devre arası şovları hakkında bilgi vermez. Hatta şovun detaylarını sır gibi saklar. Açıklamaz, etrafta dolanan bilgileri doğrulamaz.

“Devre arası şovu için sanatçılara ne kadar ödeniyor?” da hep merak konusu olur.

2016 yılında NFL “Sanatçılara ödeme yapmıyoruz, sadece masrafları karşılıyoruz” açıklamasını yaptı.

Evet, sanatçılara devre arası şovları için hiçbir ücret ödenmiyor. NFL sadece masraflar için bir bütçe veriyor.

The Weeknd’in menejeri Wassim Slaiby, bu yıl sanatçının 13 dakikalık devre arası şovu için cebinden 7 milyon dolar harcadığını açıkladı.

Super Bowl’un organizasyonunda çalışan şirketler de masrafları denetleyecek. Hemen sonrasında sadece masraflar için ödeme yapacak.

Rakamlarla Super Bowl

Super Bowl, devre arası şovu bir şarkıcı için çıkılabilecek en büyük sahne. O yüzden ücret sanatçıların umrunda bile olmuyor.

Geçen sene Jennifer Lopez ve Shakira şovunun 13 milyon dolara mal olduğu söyleniyor.

Yazının Devamını Oku

Borat, Trump’ın aşırı versiyonu

Komedyen, yazar, yapımcı. Yaşayan en iyi 30 komedyen arasında gösteriliyor. Yarattığı ‘Borat’ karakteri efsane oldu. Son olarak “The Trial of the Chicago 7” filminde Abbie Hoffman’ı canlandırarak Altın Küre ve SAG adaylığı kazandı... Barbaros Tapan, ünlü komedyen Sacha Baron Cohen ile görüntülü konuştu. Geçen yıl “Borat”ın devam filmini yapan Cohen, gerçek kişilerle çekim yaparken yaşadığı zorlukları Kelebek okurları için anlattı.

◊ “Borat”ın devam filmini çektiniz. “Borat 2” gerçekten cesaret işi. Komedi ve hiciv bir tarafa, hayretler içinde izlediğim birçok sahne var. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’nin mitingini bastınız (CPAC/Conservative Political Action Conference-Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı). Trump’ın avukatı eski New York valisi Rudy Giuliani ile röportaj sahneleri kurgu değil, gerçek. “Borat” çekilmesi çok zor bir iş. Biraz anlatır mısınız?
- Sabah 4’te, 5’te kalkıp çekimlere başladığım, çekimi bitirdikten sonra gecenin bir vakti tekrar yazım aşamasına gittiğim, günde 4-5 saatlik uykuyla 1 sene çalıştığım bir iş... “Borat”ta diğer filmlere göre çok daha fazla diyalog var. Çünkü herhangi birinin size soracağı soruya tam olarak hazır olmanız gerekiyor. Normal bir filmde oyuncuyken, günde iki-üç sayfalık diyaloğa hazırlık yapıyorsun. Borat olarak ise bir günde 100 sayfalık diyaloğa hazırlanıyorsun.
◊ Karşınızdaki gerçek kişilerin neler söyleyebileceğini düşünüp her varsayım üzerine ayrı diyalog yazıyorsunuz yani...
- Evet... Ayrıca icat ettiğimiz ülke hakkında her şeyi bilmem gerekiyor. Borat hakkında her şeyi bilmem, ailesi hakkında, tanıdıkları hakkında ve Kazakistan’ın kurguladığımız versiyonunda hükümetteki herkes hakkında her şeyi bilmem gerekiyor.
Nasıl koktuğum bile önemli. Ağır kokuyorum ki insanlar farklı bir medeniyetten biriyle karşı karşıya olduklarını anlasınlar. İnsanların etrafımda durması çok çok zor, çünkü koku iğrenç! (Gülüyor) Bu filmin şimdiye kadarki en zor oyunculuk mücadelem olduğunu söylemeliyim. Bir sahnede 125 saat karakterde kaldım.
◊ Hangi sahnede?
- İki adamla aynı evde yaşadığım sahne... 5 gün boyunca 125 saat Borat olarak onlarla yaşadım.

Yazının Devamını Oku

Hollywood’un çirkin yüzü

Hollywood... Eğlence sektörünün merkezi...

Bu sektörde çalışanların hayallerinin son durağı.

Bir rüya. Ya da Me Too hareketine, Times Up hareketine, katı yasal yaptırımlara rağmen bir türlü skandalları bitmeyen çirkin bir dünya...

Bugün ikinci kısımdan bahsedeceğim.

Hollywood’un göz kamaştıran, parlak ışıklarının arkasında yaşananlardan.

Yeni yılın henüz ilk ayında Hollywood merkezli çirkin iddialar okuduk yine.

Armie Hammer’ın ifşa edilen mesajları ve kendisine yöneltilen cannibalism (yamyamlık) suçlamaları...

Aktör kendisi hakkında yapılan duygusal ve fiziksel taciz suçlamalarından sonra çekimlerine başlayacağı iki büyük projeden çıkarıldı.

Başrollerini

Yazının Devamını Oku

“MusIc” bir rüyaydı

Dünyaca ünlü oyuncu Kate Hudson, Hollywood’un efsane ismi Goldie Hawn ile aktör-müzisyen Bill Hudson’ın kızı. Ancak babasından tamamen kopuk büyümüş. Oyuncu, röportajımızda bu konuyla ilgili “İlgi görmemek ve terk edilme hissi bana oldukça yakın duygular” dedi. Barbaros Tapan, son olarak popçu Sia’nın yazıp yönettiği müzikal film “Music”te rol alan güzel yıldızla görüntülü konuştu...

 Anneniz Goldie Hawn’a benzetiliyor musunuz?

- Sanırım dışarıdan bakınca insanlar enerjimizi benzetiyor. Aile üyelerimizin birbirimize benzediğimizi söyleyeceğini düşünmüyorum. Bence çok farklıyız. Bir elmanın iki yarısı gibi olduğumuz da oluyor. Ama aslında, Tanrıya şükür, çok farklıyız. Annemin çocukları için istediği de kendi bireysel kişiliklerimizle mutlu olmamızdı zaten. Annem insanlara çekici geliyor, çünkü doğal ve ışık saçan bir yapısı var. Kendi genç, ruhu genç... Her zaman yeni şeyleri deneyimleme, yeni şeyler yapma ve yeni şeyler görme arzusu var. Ben öyle değilim. Annem bir hayalperest ve ben onu öyle seviyorum.

Annenizin verdiği en iyi tavsiye neydi?

- Herkes iyi tavsiye ister, öyle değil mi... (Gülüyor) Bizim ailede ise hepimiz kendi seçimlerimizi ve hatalarımızı yapıyoruz, sonucunu yaşıyoruz. Yetiştirilme şeklimde sevdiğim şeylerden biri, yüksek beklenti içinde olmamak. Hayatımı istediğim gibi yaşayabilmek için destek gördüm ve asla hata yapmamalıyım diye hissetmedim. Annem ve Kurt (Russell) kendi hatalarında bize açıktı. Bu açıklık büyürken  kimliğimizin bir parçasıydı. O yüzden önemli bir şeyler olması zorunluluğunu ya da ulaşılmaz beklentileri karşılama zorunluluğunu hiçbir zaman hissetmedim. “Kendi yolumu çizmem”, annemin bana her zaman söylediği ve öğrettiği şeydi. Hayatımı kazanmak ve bağımsız olmak benim için önemliydi. Bu özelikleri onun tarafından yetiştirildiğim ve onu izlediğim için annemden aldığımı düşünüyorum.

BABAMI SEVİYORUM ESKİYE GÖRE İYİLEŞTİM

Her zaman Goldie Hawn ve Kurt Russell’ın kızı olarak görüldünüz. Babanız Bill Hudson ile sahip olamadığınız baba-kız ilişkisinin üzerinizdeki etkileri ne yönde oldu?

- İlgi görmemek ve terk edilme hissi bana oldukça yakın ve değerli duygular. Artık yetişkin bir kadınım. Bu tecrübeyi yaşarken başa çıkmayı da öğreniyorsun. Seni nasıl etkilediğine bakıyorsun, farklı şeyler deniyorsun. Hayatındaki şeyleri yeniden şekillendiriyorsun. Babamı seviyorum. Eskiye göre iyileştim. Bu deneyimlerle yaşadıkça başa çıkıyorsun. Şanslıydım, harika bir anne ve sıcacık bir yuva yaratan üvey babayla büyüdüm. Ama bu, ihmal ve terk edilme duygusunun belli bir kapasitede etki etmediği anlamına gelmiyor.

Yazının Devamını Oku

Tüm dünyayı şoke etmek istiyorum

“Bir Türk boksör olarak kimse bana şans vermiyor. Miami’de kendimden öte bir ulusu temsil edeceğim.

Türkiye’yi temsil edeceğim.
Öyle bir performans sergileyeceğim ki... Tüm dünya şoke olsun istiyorum.”
Bu sözler, boksun süper yıldızı Canelo Alvarez’e karşı 27 Şubat’ta Miami’de ringe çıkacak olan Avni Yıldırım’a ait.


Boksta imkansız diye bir şey yok

Yazının Devamını Oku

İlişkiler artık daha hızlı daha ucuz

BBC ve Hulu ortak yapımı “Normal People”, genç yazar Sally Rooney’in aynı isimli çok satan romanından televizyona uyarlandı. İlk defa âşık olmanın güzelliğini ve acımasızlığını, yaşanan içsel yolculukları samimi, etkileyici ve yalın dille portreleyen dizi, 2020’nin en beğenilen işlerindendi. Barbaros Tapan, dizinin başrol oyuncuları Paul Mescal ve Daisy Edgar-Jones ile görüntülü olarak konuştu.


“Normal People” 2020’nin en beğenilen dizilerinden biri oldu. Samimi ve olağanüstü bir aşk hikayesi. Karakteriniz Connell ile başlayalım. İnanılmaz hassas bir karakter. Onu o kadar güzel portrelediniz ki, geçen sene Emmy adaylığı kazandınız...

Paul Mescal: Connell, iç dünyasında inanılmaz derecede üzgün biri. Böyle karakterleri oynamak kolay değil ama senaryo o kadar güzel yazılmıştı ki, sözler duyguyu geçirebilmek için çok dikkatlice yerleştirilmişti. İyi bir senaryonun oyuncunun hayatını kolaylaştırdığını düşünüyorum. Ama yazılanların yanı sıra karaktere karşı empati kurmak da gerekiyor. Dizinin sonlarına doğru Connell’ın düşünme şekline ve kafa yapısına daha iyi adapte olduğumu düşünüyorum.

Connell duygusal çatışmalar yaşayan bir genç. Arkadaş ortamındaki Connell ile sevdiği kızın yanındaki Connell’ı ele alalım... Bu derinlikteki çatışmaları tasvir ederken nelere dikkat ettiniz?

- Kitabı ilk okuduğumda, senin de söylediğin gibi her iki Connell’ı da oynamak ve bu iki durumun birbiriyle iç içe olması büyük bir fırsat diye düşündüm. İnsanoğlunun bu versiyonu, televizyonda gördüğümüz klişelerden ziyade hayatın kendine daha yakın. Öyle değil mi?

Kesinlikle... Dizide izlediğimiz Galler futbolunun sizin de hayatınızın büyük bir parçası olduğunu okudum...

- Galler futbolunu büyük bir izleyici kitlesine gösterdiğimiz için ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Evet, büyürken hayatımın en büyük parçası Galler futboluydu. Yapmak istediğim iş, futbol oynamaktı aslında...

Yazının Devamını Oku

Pandemi ödül sezonu başlıyor

Normal bir yılda olsak bu tarihlerde Altın Küre Ödülleri çoktan verilmiş, SAG’in eli kulağında, Oscar adayları da açıklanmak üzere olacaktı.

Maalesef anormal bir yılı geride bıraktık. 2021 de 2020’den farklı değil şimdilik...

Salgın nedeniyle ödül törenleri ertelendi.

Akademi, filmlerin başvuru tarihini 31 Aralık’tan 28 Şubat’a çekti. Yani Ocak 2020-Aralık 2020 yerine, Ocak 2020-Şubat 2021 dönemindeki filmler yarışabilecek.

Adaylık yarışı 14 aylık dönemi kapsayacak.

Önümüzdeki yıl ise doğal olarak kısalacak ve 10 aylık dönemdeki filmleri kapsayacak...

Bu sene Oscar’da “en iyi film” kategorisine yarışmaya şimdilik 170 film uygun görüldü. Rekor sayı...

Pandemiden dolayı bu yıla mahsus dijital platformlardaki filmler ve VOD (Video on Demand) dijital olarak vizyona sokulan filmler de yarışabiliyor...

Keza belgesel ve uluslararası kategorilere de rekor sayıda başvuru var.

Yazının Devamını Oku