60’lı yaşlarda ‘süper ego’ yok oluyor

Barbaros Tapan bu kez Hollywood’un en önemli aktörlerinden Tom Hanks’le görüştü. 62 yaşındaki Oscar’lı yıldız, Orlando’da gerçekleşen buluşmada hem yıllar içinde yaşadığı değişimi anlattı hem de yeni projelerinden bahsetti. Tom Hanks, politikaya girip girmeyeceği konusuna da açıklık getirdi.

60’lı yaşlarda ‘süper ego’ yok oluyor

2020 projelerinize şöyle bir baktım da hem yapımcı hem de oyuncu olarak çok yoğun bir takviminiz var...

- Evet.

Projeleriniz içinde en çok ilgimi çeken, “A Man Called Ove” oldu. Filmin orijinali İsveç yapımı. Siz şimdi adaptasyonunu yapıyorsunuz. Hangi aşamadasınız?

- Kitap tam bir başyapıt. Keza film de öyle. Kim ortaya çıkıp bu iki eserin altında bir iş yapmak ister? Ben değil... Bay Ove evrensel bir karakter. Çoğunluğu temsil ediyor. Japonya’da bir yapımcı “The Man Called Ove”un Japon versiyonunu yapıyorsa şaşırmam. O kadar evrensel bir hikaye.

Mesela filmde bir an var; Bay Ove kadına araba kullanmayı öğretirken, zor gelse de başarabileceğini şöyle açıklıyor: “Savaşın parçaladığı bir ülkeden kaçmayı başardın, bu ülkeye geldin, yeni bir dil öğrendin, çocuklarını doğduğun büyüdüğün yerden uzakta büyütüyorsun. Araba kullanmayı mı öğrenemeyeceksin?” Bu durum, günümüz Amerika’sına çevrilmeli. Ama nasıl?

Şimdi ben kitabı okuyup, orijinal filmi izleyip detaya inecek, senaryoyu temelini değiştirmeden Amerikan kültürüne uyarlayabilecek insanları arıyorum. Çünkü İsveç’teki ev sistemi, sağlık sistemi Amerika’da yok. İçimden bir ses, Ove’un mahallesinde yaşadıklarını filmin DNA’sını bozmadan başka bir ülkeye taşıyana kadar üzerinde çalışmamı söylüyor.

Ne sıklıkla içinizden gelen sesi dinlersiniz?

- Umarım sıklıkla dinliyorumdur... Dinlerken bazen proaktif olmalıyız, yani ileriye dönük düşünmeliyiz. Bazen çenemizi kapatıp, derinlemesine dinlemeliyiz. Bazen de her şeye açık olup içimizden gelen sese kulak vermeliyiz...

62 yaşındayım. Yeni jenerasyon insanoğullarının varlığından yarı sorumluyum. Yani çocuklarım var. Onlar için her yönden daha iyi biri olmak istiyorum.

20’lerimde kim olduğumu bilmiyordum. 30’larımda kendimi göstermeye çalıştım. 40’larımda kendimi keşfedip, daha iyi tanıyıp yeniden yapılandırmaya çalıştım. 50’lerde daha ağırbaşlı oldum. 60’larda aslında önemli zannettiğim şeylerin düşündüğüm kadar önemli olmadığının farkına vardım.

Şimdi artık... Nasıl adlandırırsan adlandır, süper ego ya da her neyse o yok oluyor. Arka koltuğa oturup hayatın akışına kendini bırakmak gerektiğini anlıyorsun. Hayatla daha iyi anlaşıyorsun. İçinden gelen sesi dinleyip aynı zamanda profesyonel sorumluluklarını daha kolay yerine getiriyorsun.

60’lı yaşlarda ‘süper ego’ yok oluyor

BAZEN BAZI İNSANLARA KATLANAMIYORSUN

Profesyonel sorumluluk demişken; 60’lı yaşlarında kendini daha iyi tanıyan bir adam olarak Tom Hanks’in sorumlulukları neler?

- Özgün, orijinal, samimi bir hayat sürmek... Bu evrende adil olmak, diğer insanlarla empati kurabilmek için limitlerimi test etmek... Neden? Çünkü tanınan biriyim. İnsanların oturma odalarında yıllardır varım. Benim işim bu duruma saygı duymak ve onları anlamaya çalışmak.

Saklamaya gerek yok, bazı zamanlar bazı yönlerden bu sorumluluktan kaçmak istiyorum. Çünkü bazen bazı insanlara katlanamıyorsun. İnsanlar apar topar, anında seni tanımlayabiliyor. Ama benim inandığım; ne kadar empati verirsen o kadar geri alacağın. Psikolojik bir oyun. Bazı koşullarda sonuna kadar gerçekleri söylemek lazım. Bazı koşullarda ise sadece yeterince söylemek...

Güvendiğiniz, her durumda “katlanabileceğiniz” arkadaşlarınız var mı?

- Evet, var. Küçük bir arkadaş grubum var. Benim işimde sürekli başka ülkelerde, en az 3-4 ay süren yoğun set ortamlarında yaşıyorsun. O yüzden bir araya gelmemiz kolay değil. Ama bir araya gelmek için uğraş verdiğim, zaman ayırdığım 6-7 kişi var. Etrafımda 800 kişiye ihtiyacım yok. Doğru insanlarla ne kadar uzak kalırsam kalayım bıraktığım yerden devam edebiliyorum.

SÜREKLİ GİZEMLİ BİR VARLIĞIN ARAYIŞINDAYIM

Hep bir arayıştayız. İyi bir arkadaş, para, aşk... Sürekli bir şeylerin peşindeyiz. Size bakıyorum; mutlu bir evliliğiniz var, kariyerinizde başarılısınız, maddi olarak hiçbir sorununuz yok. Nedir bu mutlu hayatın formülü?

- Çok ruhani olmadan cevap vermem gerekirse... Sevdiğim insanlarla kurduğum bağlantı, bir çeşit sonsuzluğun tanımı benim için. İnsanın dünyadaki yerini düşündükçe vardığım nokta hep aynı oluyor. Evrenimizin sorumlu insanlara ihtiyacı var. Sorumlu insanoğlu benim için daha yüksek ve ulvi bir varlık. Gandhi ile ilgili bir hikaye duydum. Konuşmalarının birinde “Tanrı aşk diye düşünürdüm, yaşadıkça aşk Tanrıdır anladım” demiş.
Şahsen insanoğlu için duyduğum en iyi açıklamalardan biri hâlâ budur. Sevgi, saygı, ilgi ve bağ...

Dindar olmadığınız sonucunu da çıkarıyorum bu dediklerinizden...

- Aslında çok dindarım. Ben de herkes gibi sürekli gizemli bir varlığın arayışındayım. Görmediğimiz o gizemli varlığı kucaklamak, ona bağlı olmak, o varlıktan istemek ve dilemek bile bir gaye, bir amaç hissi veriyor.

20 Temmuz’da insanoğlunun Ay’a ayak basışının 50’nci yıldönümü kutlandı. Siz özel bir şey yaptınız mı?

- Çok fazla davet geldi ama o tarihlerde ülke dışında olduğum için katılamadım. Yapabildiğim tek şey Air and Space dergisine yazdığım giriş yazısı oldu.

Nelerden bahsettiniz o yazıda?

- Apollo 11’in yanı sıra çok az bahsedilen, hatta adı bile unutulan Apollo 10 uçuşundan bahsettim. Çünkü benim için en az Apollo 11 kadar önemli bir uçuştu. Ay’a iniş dışında Apollo 11’in provası mahiyetindeydi. İnsanlara hatırlatmak istedim.

Stüdyoda sırtımı çalışanlara döndüm kimseyi görmek istemedim

En son Şerif Woody’nin sesi olarak “Oyuncak Hikayesi 4” filminde yer aldınız. Dördüncü kez seslendiriyorsunuz Woody’yi. Bu karaktere sizi bu kadar bağlayan şey nedir?

- Seslendirme, disiplin ve bağlılık gerektiriyor. Böyle bir işi yaparken dikkat dağınıklığı kabul edilemez. Aktör olarak film çekerken kostüm giyiyorum, kamera önünde vücudumla, mimiklerimle rol yapıyorum. Görünüyorum yani. Konuşsam da konuşmasam da kamera önünde performans sergiliyorum. Woody’yi hayata geçirirken ise fiziksel olarak stüdyoya kapanıp başımı mikrofondan çevirmeden konuşuyorum. Kayıt sırasında yaptığın tek şey sesini yükseltmek ve alçaltmak. Ses ile karakteri duygusal olarak başka diyarlara getirmek.

Şöyle de bir durum var: Ne zaman “Oyuncak Hikayesi” için kayda başlasam, bir an önce bitmesi için günleri sayarım. Çünkü hem psikolojik, hem duygusal hem de fiziksel olarak güçten düşüren bir süreç. Bu son filmde kayıtların sonuna doğru seslendirme yaparken sırtımı çalışanlara döndüm. Kimseyi görmek istemedim. Göz teması bile kurmak istemedim.

Neden...

- Bu filmde bir çeşit bireysel içine kapanıklık ve utangaçlık yaşadım, sırtı dönük kayıt yapmak istedim. Keşke her kayıtta aynı şeyi yapsaymışım.

Dünyanın en büyük aktörlerinden biri, seslendirme yaparken içe kapanma durumunu yaşayabiliyor yani.

- Mikrofon başında kendimizi en çok tatmin edecek sesleri çıkarmaya çalışıyoruz değil mi? Seslendirme yaparken aynı diyaloğu her duyguda söylemeye çalışıyorsun. Üstüne bir de zaman sınırlaması koyuyorlar.

Ben de son “Oyuncak Hikayesi” filminde hem kendi yaratıcı dürtülerimi hem de yapımcıları tatmin etmek için aynı cümleyi 40’ın üzerinde farklı yorumla söyledim. Düşünsene senaryodaki her cümleyi 40 farklı yorumda söylemeyi... Yani seslendirme yapmak hiç kolay bir iş değil.

60’lı yaşlarda ‘süper ego’ yok oluyor

OKULDA ‘YENİ ÇOCUK’ OLMAYI SEVERDİM

Tom Hanks’in çocukluğuna dönelim biraz. Okula gitmeyi sever miydiniz?

- Okula gitmekten hiçbir zaman çekinmedim. Okula girişlerim yarış arabası gibi 80 mil hızla olurdu. Arkadaş edinme problemi yaşamazdım. Şimdi işimden dolayı farklı yerlerdeyim ama çocukken de çok fazla taşındım. Bir sürü yeni okula gittim. Nedense her okulda “yeni çocuk” olmayı severdim. Yeni çocuk olarak olan biteni gözlemlemek, kendime en yakın bir ya da iki kişiyi aramak hoşuma giderdi.

Şimdi daha zor galiba öğrenci olmak. Siz ne düşünüyorsunuz?

- Birilerinin çocuklara okulda sevildiklerini ve güvende olduklarını anlatması lazım. Çocukların okulda kendileri olabileceği onlara öğretilmeli. Olmadıkları gibi görünmelerine, numara yapmalarına gerek yok. Evlerinde sorunları olabilir, kendileriyle sorunları olabilir, toplum içinde sorunları olabilir ama okula geldiklerinde güvende olduklarını ve sevildiklerini hissetmeli çocuklar. Bu aşamayı aştıktan sonra her şey daha kolay olur gibime geliyor.

 

 

 

 

X

Barış için dövüş

Dev organizasyon, 27 Şubat Cumartesi’yi 28 Şubat Pazar’a bağlayan gece, Türkiye saati ile 03.00’te start alacak. Avni Yıldırım ile Canelo Alvarez’i karşı karşıya getirecek ana maçın pazar sabahı 06.00 civarında başlaması bekleniyor.

Geçtiğimiz pazartesi günü yılın boks maçını izlemek için Miami’ye gittim.

“Yılın maçı” diyorum, çünkü dünyanın en iyi boksörü Canelo Alvarez, sahip olduğu dünya şampiyonluğu unvanını sporcumuz Avni Yıldırım’a karşı savunacak.

Maçın bir diğer özelliği de Hristiyan aleminin lideri Papa Francis’in dikkatini çekmesi...

Scholas Occurrentes, Papa’nın 2001 yılında Arjantin’de kurduğu vakıf.

Dünya barışını güçlendirmek ve teşvik etmek için kurulan vakıf, Canelo-Yıldırım maçını “Barış için dövüş” etkinliği olarak tanımladı.

100 milyon dolarlık organizasyon

Canelo, San Diego’dan özel jetiyle Miami’ye geldi. Üzerinde pijamaları ve etten bir duvar eşliğinde otele giriş yaptı.

Yazının Devamını Oku

Türkiye Kaşıkçı davasında doğru tarafta yer aldı

Oscar’lı yönetmen Bryan Fogel, “The Dissident” belgeselinde gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetini işledi. Fogel’ın gösterdiği çarpıcı detaylar, dünya kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu cinayetin hikayesini gözler önüne seriyor. Dijital olarak vizyona giren filmin detaylarını Bryan Fogel’la görüntülü olarak konuştum. Belgesel için ülkemizde 8 ay kalan yönetmen, “Büyük bir Türkiye sevgisi, büyük bir İstanbul sevgisiyle Amerika’ya döndüm” dedi.

Cesaretiniz ve bu muazzam belgesel film için sizi tebrik ederim. İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve birçok Türk yetkiliyi belgeselde görüyoruz. Türk yetkililerinin güvenini nasıl kazandınız? Onları konuşmaya nasıl ikna ettiniz?

- Güven inşa etmek uzun bir süreçti. Ve Barbaros sen de Türk olduğun için muhtemelen biliyorsun. Türkler, telefonla, e-postayla ya da mesajlaşma yoluyla iş yapmıyor.

Evet...

- Gerçekten kişisel bir ilişki kurmak gerekiyor. Gidip buluşmak, kahve ve çay içmek, birebir tanışmak gerekiyor. Cemal Kaşıkçı cinayetinden 1 ay sonra Türkiye’deydim. Kasım ortasıydı. 8 aydan fazla süre İstanbul’dan Ankara’ya gidip geldim. Gerçekten güvene dayalı ilişkiler kurdum ve nihayetinde bu ilişkileri arkadaşlıklara dönüştürdüm. Türk hükümeti ve yetkililer hikayelerini anlatmak istedi.

Kendimi tanıttığımda, Cemal Kaşıkçı cinayetinin hikayesini otantik bir şekilde anlatmak için orada olduğumdan emin olmak istediklerini biliyordum.

Ben de Cemal Kaşıkçı cinayetinin hikayesini gerçek anlamda anlatmak için Türkiye’deydim. Ve bu işi yaparken, haftalar, aylar geçerken çok fazla güven oluştu ve sonuçta yetkililer hükümetin resmi tutanağını, polis görüntülerini, adli tıp raporlarını verdiler. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sesini ve görüntüsünü kullanmama izin verdiler. Başsavcı İrfan Fidan konuştu. Türk hükümetine bu hikâyeyi anlatabilmem için bilgi ve kanıt sağladıkları için müteşekkirim.

Yazının Devamını Oku

FREE BRITNEY HAREKETİ

Son dönemde dikkat çeken “Framing Britney Spears” belgeselinde, bir nevi şöhretin bedelini izledim.

Dünyaca ünlü yıldız Britney Spears’ın ruh sağlığının nasıl yerle bir olduğunu gösteren etkileyici bir belgeseldi.
Justin Timberlake’e yıllar sonra özür dilettiren bir yapım...
En basit tabiriyle açıklarsam belgesel, Britney Spears’ın 26 yaşında şöhretinin zirvesindeyken hayatı ve kariyeri hakkındaki tüm karar hakkını kaybedip babası Jamie Spears’ın himayesi altına girmesini ve sonrasında başlayan hayran hareketi “Free Britney”i anlatıyor.

Himaye ya da koruma altına girmek ne demek?

Kaliforniya kanunlarına göre kendisine bakmaya ve maddi varlığını yönetmeye uygun olmadığını düşündüğü yetişkinlere mahkeme, bakım için kişi ya da kuruluş atayabiliyor.

Koruma altına alınan kişinin yasal olarak kendi şahsiyeti olmadığı kabul ediliyor. Kendisi adına sözleşme ya da iş anlaşması yapamaz, karar veremez, parasını harcayamaz, çalışıp çalışmayacağına karar veremez.

Yazının Devamını Oku

Manipülasyon ustası iki karakter

Zendaya ve John David Washington, “Malcolm & Marie” filminde buluştu. İki oyuncu, haklarında merak edilenleri ve başrolünü paylaştıkları filmi Barbaros Tapan’a anlattı. Görüntülü görüşmeye Zendaya Atlanta’dan, John David Washington ise Los Angeles’tan bağlandı.

Babanız Denzel Washington’un dünyanın büyük sinema yıldızlarından biri olduğunu ilk ne zaman fark ettiniz?

John David Washington: Babamın yıldız olduğunun her zaman farkındaydım. 5 yaşındayken, onu sahnede ilk gördüğümde o bir yıldızdı, o bir sihirbazdı. Gerçek hayatta öyle davranmıyordu. Sahnede başka bir adam vardı. “Malcolm X” filminden sonra hayatımız daha da değişti. Yanımızda çalışan güvenlik sayısını artırmıştı babam. Sokakta insanlar “Malcolm X” tişörtleri giyiyor, şapkaları takıyordu. Babamın resimleri insanların üstündeydi. İlk yurtdışı seyahatimizde sadece Amerika’da değil, her yerde tanındığını anladım. 8 yaşında, İtalya’ya gitmiştik. Gittiğimiz her yerde babamı tanıyordu. İngilizce konuşmuyorlardı ama babamı biliyorlardı.

“Malcolm & Marie” filmindeki karakteriniz Malcolm, LA Times sinema eleştirmeninin filmi hakkındaki yazısını sabırsızlıkla bekliyor. Siz kendi performansınızı kritik eder misiniz?

- Benim en acımasız eleştirmenim yine benim. Ekranda kendimi izleyemiyorum, yaptığım hiçbir şeyi beğenmiyorum... Oynadığım her sahneyi en ince detayına kadar parçalara ayırıyorum. “Bunu neden yaptım”, “Bitti, kariyerim bitti!” gibi duygularla boğuşuyorum. İşimle ilgili her şeyde süper hassasım.

Peki babanız? Performansınızı yorumlar mı?

- Evet. Ama daha çok annemle tartışırım. Bazen sesli senaryo okuması yapıyorum annemle. Egzersiz mahiyetinde. Okumada bile rolde değilsem hemen anlar. “Anne sadece egzersiz yapıyorum” deyince... “Egzersiz bile yaparken bilmediğini ya da rolde olmadığını kabul et” der. “Kendine dürüst ol, bilmemenin nasıl hissettirdiğini anlamaya çalış” der. O yüzden daha çok anneme giderim iyi olup olmadığını sormak için.

Yazının Devamını Oku

Super Bowl devre arası şovunun maliyeti

Amerikan Futbol Ligi (NFL), genellikle devre arası şovları hakkında bilgi vermez. Hatta şovun detaylarını sır gibi saklar. Açıklamaz, etrafta dolanan bilgileri doğrulamaz.

“Devre arası şovu için sanatçılara ne kadar ödeniyor?” da hep merak konusu olur.

2016 yılında NFL “Sanatçılara ödeme yapmıyoruz, sadece masrafları karşılıyoruz” açıklamasını yaptı.

Evet, sanatçılara devre arası şovları için hiçbir ücret ödenmiyor. NFL sadece masraflar için bir bütçe veriyor.

The Weeknd’in menejeri Wassim Slaiby, bu yıl sanatçının 13 dakikalık devre arası şovu için cebinden 7 milyon dolar harcadığını açıkladı.

Super Bowl’un organizasyonunda çalışan şirketler de masrafları denetleyecek. Hemen sonrasında sadece masraflar için ödeme yapacak.

Rakamlarla Super Bowl

Super Bowl, devre arası şovu bir şarkıcı için çıkılabilecek en büyük sahne. O yüzden ücret sanatçıların umrunda bile olmuyor.

Geçen sene Jennifer Lopez ve Shakira şovunun 13 milyon dolara mal olduğu söyleniyor.

Yazının Devamını Oku

Borat, Trump’ın aşırı versiyonu

Komedyen, yazar, yapımcı. Yaşayan en iyi 30 komedyen arasında gösteriliyor. Yarattığı ‘Borat’ karakteri efsane oldu. Son olarak “The Trial of the Chicago 7” filminde Abbie Hoffman’ı canlandırarak Altın Küre ve SAG adaylığı kazandı... Barbaros Tapan, ünlü komedyen Sacha Baron Cohen ile görüntülü konuştu. Geçen yıl “Borat”ın devam filmini yapan Cohen, gerçek kişilerle çekim yaparken yaşadığı zorlukları Kelebek okurları için anlattı.

◊ “Borat”ın devam filmini çektiniz. “Borat 2” gerçekten cesaret işi. Komedi ve hiciv bir tarafa, hayretler içinde izlediğim birçok sahne var. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’nin mitingini bastınız (CPAC/Conservative Political Action Conference-Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı). Trump’ın avukatı eski New York valisi Rudy Giuliani ile röportaj sahneleri kurgu değil, gerçek. “Borat” çekilmesi çok zor bir iş. Biraz anlatır mısınız?
- Sabah 4’te, 5’te kalkıp çekimlere başladığım, çekimi bitirdikten sonra gecenin bir vakti tekrar yazım aşamasına gittiğim, günde 4-5 saatlik uykuyla 1 sene çalıştığım bir iş... “Borat”ta diğer filmlere göre çok daha fazla diyalog var. Çünkü herhangi birinin size soracağı soruya tam olarak hazır olmanız gerekiyor. Normal bir filmde oyuncuyken, günde iki-üç sayfalık diyaloğa hazırlık yapıyorsun. Borat olarak ise bir günde 100 sayfalık diyaloğa hazırlanıyorsun.
◊ Karşınızdaki gerçek kişilerin neler söyleyebileceğini düşünüp her varsayım üzerine ayrı diyalog yazıyorsunuz yani...
- Evet... Ayrıca icat ettiğimiz ülke hakkında her şeyi bilmem gerekiyor. Borat hakkında her şeyi bilmem, ailesi hakkında, tanıdıkları hakkında ve Kazakistan’ın kurguladığımız versiyonunda hükümetteki herkes hakkında her şeyi bilmem gerekiyor.
Nasıl koktuğum bile önemli. Ağır kokuyorum ki insanlar farklı bir medeniyetten biriyle karşı karşıya olduklarını anlasınlar. İnsanların etrafımda durması çok çok zor, çünkü koku iğrenç! (Gülüyor) Bu filmin şimdiye kadarki en zor oyunculuk mücadelem olduğunu söylemeliyim. Bir sahnede 125 saat karakterde kaldım.
◊ Hangi sahnede?
- İki adamla aynı evde yaşadığım sahne... 5 gün boyunca 125 saat Borat olarak onlarla yaşadım.

Yazının Devamını Oku

Hollywood’un çirkin yüzü

Hollywood... Eğlence sektörünün merkezi...

Bu sektörde çalışanların hayallerinin son durağı.

Bir rüya. Ya da Me Too hareketine, Times Up hareketine, katı yasal yaptırımlara rağmen bir türlü skandalları bitmeyen çirkin bir dünya...

Bugün ikinci kısımdan bahsedeceğim.

Hollywood’un göz kamaştıran, parlak ışıklarının arkasında yaşananlardan.

Yeni yılın henüz ilk ayında Hollywood merkezli çirkin iddialar okuduk yine.

Armie Hammer’ın ifşa edilen mesajları ve kendisine yöneltilen cannibalism (yamyamlık) suçlamaları...

Aktör kendisi hakkında yapılan duygusal ve fiziksel taciz suçlamalarından sonra çekimlerine başlayacağı iki büyük projeden çıkarıldı.

Başrollerini

Yazının Devamını Oku

“MusIc” bir rüyaydı

Dünyaca ünlü oyuncu Kate Hudson, Hollywood’un efsane ismi Goldie Hawn ile aktör-müzisyen Bill Hudson’ın kızı. Ancak babasından tamamen kopuk büyümüş. Oyuncu, röportajımızda bu konuyla ilgili “İlgi görmemek ve terk edilme hissi bana oldukça yakın duygular” dedi. Barbaros Tapan, son olarak popçu Sia’nın yazıp yönettiği müzikal film “Music”te rol alan güzel yıldızla görüntülü konuştu...

 Anneniz Goldie Hawn’a benzetiliyor musunuz?

- Sanırım dışarıdan bakınca insanlar enerjimizi benzetiyor. Aile üyelerimizin birbirimize benzediğimizi söyleyeceğini düşünmüyorum. Bence çok farklıyız. Bir elmanın iki yarısı gibi olduğumuz da oluyor. Ama aslında, Tanrıya şükür, çok farklıyız. Annemin çocukları için istediği de kendi bireysel kişiliklerimizle mutlu olmamızdı zaten. Annem insanlara çekici geliyor, çünkü doğal ve ışık saçan bir yapısı var. Kendi genç, ruhu genç... Her zaman yeni şeyleri deneyimleme, yeni şeyler yapma ve yeni şeyler görme arzusu var. Ben öyle değilim. Annem bir hayalperest ve ben onu öyle seviyorum.

Annenizin verdiği en iyi tavsiye neydi?

- Herkes iyi tavsiye ister, öyle değil mi... (Gülüyor) Bizim ailede ise hepimiz kendi seçimlerimizi ve hatalarımızı yapıyoruz, sonucunu yaşıyoruz. Yetiştirilme şeklimde sevdiğim şeylerden biri, yüksek beklenti içinde olmamak. Hayatımı istediğim gibi yaşayabilmek için destek gördüm ve asla hata yapmamalıyım diye hissetmedim. Annem ve Kurt (Russell) kendi hatalarında bize açıktı. Bu açıklık büyürken  kimliğimizin bir parçasıydı. O yüzden önemli bir şeyler olması zorunluluğunu ya da ulaşılmaz beklentileri karşılama zorunluluğunu hiçbir zaman hissetmedim. “Kendi yolumu çizmem”, annemin bana her zaman söylediği ve öğrettiği şeydi. Hayatımı kazanmak ve bağımsız olmak benim için önemliydi. Bu özelikleri onun tarafından yetiştirildiğim ve onu izlediğim için annemden aldığımı düşünüyorum.

BABAMI SEVİYORUM ESKİYE GÖRE İYİLEŞTİM

Her zaman Goldie Hawn ve Kurt Russell’ın kızı olarak görüldünüz. Babanız Bill Hudson ile sahip olamadığınız baba-kız ilişkisinin üzerinizdeki etkileri ne yönde oldu?

- İlgi görmemek ve terk edilme hissi bana oldukça yakın ve değerli duygular. Artık yetişkin bir kadınım. Bu tecrübeyi yaşarken başa çıkmayı da öğreniyorsun. Seni nasıl etkilediğine bakıyorsun, farklı şeyler deniyorsun. Hayatındaki şeyleri yeniden şekillendiriyorsun. Babamı seviyorum. Eskiye göre iyileştim. Bu deneyimlerle yaşadıkça başa çıkıyorsun. Şanslıydım, harika bir anne ve sıcacık bir yuva yaratan üvey babayla büyüdüm. Ama bu, ihmal ve terk edilme duygusunun belli bir kapasitede etki etmediği anlamına gelmiyor.

Yazının Devamını Oku

Tüm dünyayı şoke etmek istiyorum

“Bir Türk boksör olarak kimse bana şans vermiyor. Miami’de kendimden öte bir ulusu temsil edeceğim.

Türkiye’yi temsil edeceğim.
Öyle bir performans sergileyeceğim ki... Tüm dünya şoke olsun istiyorum.”
Bu sözler, boksun süper yıldızı Canelo Alvarez’e karşı 27 Şubat’ta Miami’de ringe çıkacak olan Avni Yıldırım’a ait.


Boksta imkansız diye bir şey yok

Yazının Devamını Oku

İlişkiler artık daha hızlı daha ucuz

BBC ve Hulu ortak yapımı “Normal People”, genç yazar Sally Rooney’in aynı isimli çok satan romanından televizyona uyarlandı. İlk defa âşık olmanın güzelliğini ve acımasızlığını, yaşanan içsel yolculukları samimi, etkileyici ve yalın dille portreleyen dizi, 2020’nin en beğenilen işlerindendi. Barbaros Tapan, dizinin başrol oyuncuları Paul Mescal ve Daisy Edgar-Jones ile görüntülü olarak konuştu.


“Normal People” 2020’nin en beğenilen dizilerinden biri oldu. Samimi ve olağanüstü bir aşk hikayesi. Karakteriniz Connell ile başlayalım. İnanılmaz hassas bir karakter. Onu o kadar güzel portrelediniz ki, geçen sene Emmy adaylığı kazandınız...

Paul Mescal: Connell, iç dünyasında inanılmaz derecede üzgün biri. Böyle karakterleri oynamak kolay değil ama senaryo o kadar güzel yazılmıştı ki, sözler duyguyu geçirebilmek için çok dikkatlice yerleştirilmişti. İyi bir senaryonun oyuncunun hayatını kolaylaştırdığını düşünüyorum. Ama yazılanların yanı sıra karaktere karşı empati kurmak da gerekiyor. Dizinin sonlarına doğru Connell’ın düşünme şekline ve kafa yapısına daha iyi adapte olduğumu düşünüyorum.

Connell duygusal çatışmalar yaşayan bir genç. Arkadaş ortamındaki Connell ile sevdiği kızın yanındaki Connell’ı ele alalım... Bu derinlikteki çatışmaları tasvir ederken nelere dikkat ettiniz?

- Kitabı ilk okuduğumda, senin de söylediğin gibi her iki Connell’ı da oynamak ve bu iki durumun birbiriyle iç içe olması büyük bir fırsat diye düşündüm. İnsanoğlunun bu versiyonu, televizyonda gördüğümüz klişelerden ziyade hayatın kendine daha yakın. Öyle değil mi?

Kesinlikle... Dizide izlediğimiz Galler futbolunun sizin de hayatınızın büyük bir parçası olduğunu okudum...

- Galler futbolunu büyük bir izleyici kitlesine gösterdiğimiz için ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Evet, büyürken hayatımın en büyük parçası Galler futboluydu. Yapmak istediğim iş, futbol oynamaktı aslında...

Yazının Devamını Oku

Pandemi ödül sezonu başlıyor

Normal bir yılda olsak bu tarihlerde Altın Küre Ödülleri çoktan verilmiş, SAG’in eli kulağında, Oscar adayları da açıklanmak üzere olacaktı.

Maalesef anormal bir yılı geride bıraktık. 2021 de 2020’den farklı değil şimdilik...

Salgın nedeniyle ödül törenleri ertelendi.

Akademi, filmlerin başvuru tarihini 31 Aralık’tan 28 Şubat’a çekti. Yani Ocak 2020-Aralık 2020 yerine, Ocak 2020-Şubat 2021 dönemindeki filmler yarışabilecek.

Adaylık yarışı 14 aylık dönemi kapsayacak.

Önümüzdeki yıl ise doğal olarak kısalacak ve 10 aylık dönemdeki filmleri kapsayacak...

Bu sene Oscar’da “en iyi film” kategorisine yarışmaya şimdilik 170 film uygun görüldü. Rekor sayı...

Pandemiden dolayı bu yıla mahsus dijital platformlardaki filmler ve VOD (Video on Demand) dijital olarak vizyona sokulan filmler de yarışabiliyor...

Keza belgesel ve uluslararası kategorilere de rekor sayıda başvuru var.

Yazının Devamını Oku

Bu ilgiye hazır değildim

Dönem dizisi “Bridgerton” aralık ayında dijital platformda yayına girdi. 19’uncu yüzyılda genç kızların erkeklerle tanıştırıldığı rekabetçi evlilik pazarında herkes tarafından çok beğenilen Hastings Dükü Simon Basset karakterine Regé-Jean Page, dünya çapında şöhret oldu. Genç kızların yeni ilgi odağı haline gelen oyuncuyla görüntülü olarak hayatını değiştiren diziyi konuştuk.

Eğlenceli bir soruyla başlayalım. Dizideki gibi çevrenizdeki kadınlar ilginizi çekmek için mücadele ediyor mu?

- Hâlâ bir salgınla yaşıyoruz, o yüzden flört dünyam sadece evim ve kitaplarımdan ibaret. Ben ve kitaplarım harika vakit geçiriyoruz.

Hastings Dükü Simon Basset, Londra sosyal hayatındaki en seçkin bekar. Peki sizin sosyal hayatınız? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz dizideki gibi ortamlarda?

- Sosyal ortamlarda olmak için çaba harcayan biri değilim. Sessiz biriyim. Evcimenim. Çalışmayı seviyorum ve işimden zevk alıyorum. Bunun ötesinde her şeyi sessiz tutmaya çalışıyorum. Oldukça sade bir hayatım var.

SEKS SAHNELERİNİN DRAMATİK SAHNELERDEN FARKI YOK

Dizide rol arkadaşınız Phoebe Dynevor ile şehvetli aşk sahneleriniz var. Bu sahneleri çekmek kimi oyuncuya göre zor, kimilerine göre ise herhangi bir sahneden farkı yok. Sizin deneyiminiz nasıldı?

- O sahnelere çok çok iyi hazırlanmıştık. Cinsellik, yakın temas koordinatörleriyle çalıştık. Bu sahneler hakkında çok şey yazıldığını ve söylendiğini biliyorum. Ama bu çalışma sistemi, seks sahnelerini senaryonun diğer parçaları gibi ele almanızı sağlıyor. O sahnelerin dramatik sahnelerden farkı yok. İki karakterin arasında neler olup bittiğini anlatıyor. Senaryonun diğer sahneleri gibi bu sahnelerin de koreografisi var. Fiziksel koreografi, sahnenin planı ve prova, o sahnelerde endişelenmek yerine hikayenin bir parçası olarak görmenizi sağlıyor. Zaten Phoebe ile saatlerce bitmek bilmeyen dans provaları yapıyorduk. Provalar birini tanımanın ve yakınlık kurmanın güzel bir yolu.

Yazının Devamını Oku

Influencer’lar ve çevresel duyarlılık

Geçenlerde yemek sektöründe faaliyet gösteren iş insanı Emre Yılmaz’ın paylaşımında gördüm.

Hediye paketleri hazırlamış, “Fenomenler yerine ihtiyaç sahiplerine yolluyorum” yazmış.

Hemen aradım, “Hele ki bu dönemde pandemi sebebiyle o kadar çok ihtiyacı olan insan var ki, evlerini hediye deposuna dönüştüren fenomenlere göndermek içimden gelmedi” dedi.

O günden beri aklıma takıldı. Üzerine biraz araştırma yaptım. Gerçekten bir tüketim çılgınlığı ve bu çılgınlığı alevlendiren sanal fenomen-influencer dünyası var...

Döngü kontrolden çıkmış durumda.

Sosyal medya platformları artık mutlu anlarımızı, sosyal hayatımızı paylaştığımız platformlar olmaktan çıktı, bedavacılığı “influencer” olarak adlandıran fenomenlerle dolup taştı.

Satın almak için “yukarı kaydır” linkleri, hediye yığınları, savurgan paketlemeler, karton kutular, ambalajlar fenomen hikayelerinin ana temaları.

Sorsan hepsi doğa dostu, sorsan hepsi duyarlı...

Los Angeles’ta konuştuğum birçok influencer,

Yazının Devamını Oku

Sia:Kalbim çok kırıldı

“Titanium” (David Guetta), “Diamonds” (Rihanna), “Wild Ones” (Flo Rida), “Chandelier”, “Cheap Thrills” gibi çok sayıda hit şarkıya imza atan dünyaca ünlü Avustralyalı şarkıcı Sia, bugünlerde kendi yazıp yönettiği “Music” (Müzik) filmiyle gündemde. Kate Hudson ve Leslie Odom Jr.’ın başrolünde yer aldığı filmde otizmli genç kızı Sia’nın kliplerinde oynayarak ünlenen dansçı Maddie Ziegler canlandırdı. Ancak otizm hakları savunucuları, hastalığa sahip olmayan birinin oynatılmasına tepki göstererek filmin gösterime girmesinin iptal istedi. Sia, tartışmaların kalbini kırdığını söyledi.

◊ Geçen sene 18 yaşında iki delikanlıyı evlat edindiniz. Nasıl gidiyor annelik deneyimi?
- Sanırım annelik düşündüğümden çok daha fazlasını ifade ediyor. Öncelikle her zaman anne olmayı istediğimi fark ettim. Evlat edinmeden önce Maddie’nin (dansçı Maddie Ziegler) “bonus annesi” olmaya başladım. Sonra başkaları için de yeterince sevgim ve yerim olduğunu düşündüm, evlat edindim...
◊ Yaşça büyük çocukların evlat edinilmesi nadir görülen bir durum. Sizi tebrik ederim. Evlat edinme hikayenizi okudum ama kısaca sizden de dinlemek istiyorum, nasıl karar verdiniz?
- Kararlarımın çoğunda olduğu gibi düşünmedim, sadece yaptım. Oğlumu bir belgeselde izledim. İzlerken “Bu benim çocuğum” dedim. Onu aramaya karar verdim. Bulduk. Evlat edinmek için gittim, arkadaşını da evlat edinip edinemeyeceğimi sordu. Evimde arkadaşı için de odam vardı, hiç düşünmeden “Gelsin tabii” dedim. Nasıl olacağı hakkında hiçbir fikrim yoktu. Onlarla tanıştığım gün eve getirdim ve akşam yemeğinde aile olarak birlikteydik.
◊ Söz yazarı, senaryo yazarı ve şarkıcı Sia’dan yönetmen Sia’ya... Çektiğiniz müzik klipleri vardı, fakat film bambaşka bir dünya. Film yönetirken müzikten öğrendiklerinizden neler kattınız?
- Film çekerken ateşte vaftiz oldum diyebilirim. Müzik endüstrisine kıyasla işleri halletmek, kişileri bir araya getirmek ve program yapmak daha zordu. Ama genel olarak benzer olduğunu söyleyeceğim. Film yönetmek gerçekten sadece güvensiz insanları yönetmekle ilgili. Aslında bizler kendine güvenmeyen insanlarız. Uzun zamandır kendine güvenmeyen pop yıldızlarıyla dolu müzik dünyasında söz yazarak zaten deneyim sahibi olmuştum. Mesele sadece insan yönetimi. İçinde çalıştığım dünya, film yönetmemi sağladı diyebilirim.
◊ Birkaç gün önce Grammy Ödül Töreni’nin ertelendiği açıklandı. Pandemi, gösteri dünyasını derinden yaraladı. Eğlence dünyasının geçirdiği kötü dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yazının Devamını Oku

Nolan, Warner Bros.’u Hollywood’un geleceğini tehlikeye atmakla suçladı

Warner Bros. “Wonder Woman 1984”le başlayıp 2021 takvimindeki filmlerinin tamamını sinemalarla eşzamanlı olarak HBO Max’dan da yayınlayacağını açıkladı.

“Wonder Woman 1984”, 25 Aralık’ta HBO Max üyelerinden ekstra ücret alınmadan yayınlanmaya başladı...
Warner Bros.’un bu kararına tepki veren isimlerin başında yönetmen Christopher Nolan geldi.
Sinema deneyiminin en büyük savunucusu Nolan, Warner Bros.’un kararının “sendikalar ve sanatçılar için büyük bir tehlike işareti” olduğunu söyledi.

Bu planın, Hollywood’un sanatçılarından işçi sınıfına tüm çalışanlarına zarar vereceğini iddia etti.
Hollywood makine gibi çalışır. Sendikalar, sette çalışan elektrikçiden sadece bir-iki replik söyleyen oyuncuya kadar herkesin hakkını korur.
Nolan bu yeni yapıların yani dijital platformların ileriye dönük tehlike olacağını iddia ediyor.

Yazının Devamını Oku

Artık sınırlar yok

Disney Pixar, ilk kez bir animasyon filminde siyahi başrol karakterine yer verdi. Amerika’da Disney+ platformunda yayınlanacak “Soul” adlı yapımda caz tutkunu müzik öğretmeni Joe Gardner’ı ünlü yıldız Jamie Foxx seslendirdi. Seslendirme kadrosunda Tina Fey de rol aldı. İki oyuncuyla görüntülü olarak görüştüm. Jamie Foxx röportaja Los Angeles’tan, Tina Fey ise New York-Manhattan’dan bağlandı.

JamIe Foxx

Karantina sürecinde birçok kişiden önemli saydıkları birçok konuyu yeniden değerlendirdiklerini duydum. Sosyal hayatımızın sınırlı olduğu bu dönemden siz neler öğrendiniz?

Jamie Foxx: Ailemle geçirdiğim içten bir zaman dilimi oldu. Covid döneminde kız kardeşimi kaybettim. Bütün aile bir araya geldik ve birbirimizi gerçekten ne kadar sevdiğimizi anladık. Bu süreçte ayrıca üç film yazdım. Önceden aklıma fikirler gelirdi ama oturup geliştirmeye fırsatım olmazdı. Karantina, bana zaman ayırıp yazma fırsatı verdi. Üç projenin ikisini sattım bile.

Bu süreç, benim için derinden düşündüğüm ve kendimi sıfırladığım bir dönem oldu aynı zamanda. Bilgisayarı yeniden başlatmak gibi. Yapacak çok işimiz var, iyileştirmemiz gereken çok fazla yara var. Büyük, çok büyük görevlerle karşı karşıyayız. İnsanlığa meydan okunuyor. Bizler, insanlar boyun mu eğeceğiz, yoksa en iyisini yapmak için uğraşacak mıyız?

Ben Covid süresince insanların kötü yönlerini değil, iyi yönlerini görmeye başladım. Karşımızdaki kişilerin sevmediğimiz taraflarını görmekle o kadar meşgulüz ki, ben ve ailem tüm bunları boş verme kararı aldık. Artık sadece insanların sevdiğimiz yönlerine odaklanacağız.

Kız kardeşinizle ilgili sosyal medya paylaşımınızda “hayatını kaybetti” yerine “geçiş yaptı” demeyi tercih ettiniz. Biraz bu konu hakkında konuşmak istiyorum. “Soul” adlı yeni animasyon filminizde de “bedenin ölümü-ruhun doğuşu” konusu işleniyor...

- Kız kardeşime her baktığımda bir ışık görüyordum. Down sendromlu olmasına rağmen dünyamızı aydınlatırdı. Böyle bir kayıp olduğunda aile olarak üzülüyorsun ama bize bıraktığı keyifli zamanları düşününce ölümü farklı görüyorsun. O şimdi güzel bir yerde tam olarak burada yaptığının aynısını yapıyor, insanları güldürüp iyi hissetmelerini sağlıyor.

OYUNCAK DÜKKANINDAKİ ÇOCUK GİBİYDİM

Yazının Devamını Oku

Hayattaki en büyük arayışım: Denge

Gişe rekorları kıran ilk kadın süper kahraman filmi Wonder Woman’ın devamı “Wonder Woman 1984”, haziran ayında vizyon bulmayı planlamıştı. İlkinin 800 milyon dolarlık gişe başarısından sonra ikinci filmde 1 milyar doları aşmayı planlayan DC Comics’in en popüler karakteri, salgın nedeniyle vizyon bulamadı ve HBO Max’te kısa bir süreliğine yayınlanmaya başladı. Barbaros Tapan, başrol oyuncusu Gal Gadot’la görüntülü konuştu. Filmi bu şekilde yayınlamanın kolay bir karar olmadığını söyleyen oyuncu, evliliğini ve çocuklarını da anlattı.

◊ Bu film ya da yaşadığınız deneyimler, arzularınızın gerçekleşmesine dair perspektifinizi etkiledi mi?
- Kendi deneyimlerime göre söyleyebileceğim kadarıyla her şeyin bir bedeli var. Başarı, ödenmesi gereken bir bedelle gelir. Başarısızlığın da bir bedeli vardır. Hedef ne kadar büyükse bedel de o kadar büyüktür. Başarı büyükse, bedeli de o ölçüde büyüktür. Biz her zaman fazlasını isteyen yaratıklarız. İstediğimiz yere vardığımızda çıta daha da yükselir. Soru, ne zaman durmamız gerektiği! Konuyu filmle birlikte cevaplarsam bazen ihtiyacın olana sahipsindir. Daha fazlasını kovalamayı bırakıp sahip olduğunla mutlu ve memnun olmak da bir başarı...

◊ İki kızınız var, istedikleri her şeye sahip olabilirler. Onlara sahip olduklarıyla mutlu olmayı ve sürekli daha fazlasını istememeyi nasıl öğretiyorsunuz?
- Covid döneminde kendim ve kızlarımda tanık olduğum ve öğrendiğim şey; en büyülü anların en basit anlar olduğu. Sadelik... Tropikal bir yerde, en lüks otelde herkesin size hizmet etmesi değilmiş en büyülü anlar... Sadece evde olmakmış. Birlikte yemek pişirmek, birlikte vakit geçirmek, Monopoly oynamak... O anlar geçirdiğimiz en güzel anlardı. Salgın süresince o basit şeylere değer vermeyi daha çok öğrendik.
◊ Yoğun çalışıyorsunuz. Muazzam bir kariyeriniz var. Bir tarafta sizi bekleyen setler ve uzun çalışma saatleri diğer tarafta evde annelerini bekleyen iki kız çocuğu. Nasıl dengeliyorsunuz bu iki önemli rolü?
- Hayattaki en büyük arayışım ne biliyor musun... Denge! Birçok insan özellikle çalışan anneler bu dediğimle ilişki kurabilir çünkü bir yandan çocuklarınızla olabildiğince çok şey paylaşmak istiyorsunuz ama aynı zamanda emek vermeniz gereken bir kariyeriniz de var. Sete gitmeniz gerekiyor, çünkü insanlar seni bekliyor. “Wonder Woman”ın çekimleri 8 ay sürdü. Yorucu, uzun ve zahmetli bir çekim süreciydi. Bazı anlar var ki... Bir sabah kızım okul konserini dinlemem için onunla okuluna gitmemi istedi, “Diğer anneler gibi önce okula gelip sonra işe gidemez misin?” dedi.

Yazının Devamını Oku

Diana’nın sesi sürekli kafamda çınlıyor

Disney Channel için çektiği ilk filminde henüz 8 yaşındaydı. “Alacakaranlık” (Twilight) serisindeki Bella Swan rolüyle genç jenerasyonun ikonu oldu. “Charlie’nin Melekleri” (Charlie’s Angels) filminin çekimleri süresince İstanbul’da da kalan ünlü oyuncu Kristen Stewart, yakında Prenses Diana’yı canlandıracağı “Spencer” filminin çekimlerine başlayacak. Barbaros Tapan, şu aralar dijital platform Hulu’da yayınlanan Noel filmi “Happiest Season” ile de gündemde olan genç yıldızla görüntülü olarak görüştü.

Prenses Diana hakkında çekilecek yeni filmde (Spencer) başroldesiniz. Nasıl gidiyor Diana rolü için hazırlıklarınız?

- Her şeyden önce “The Crown”a takıntılı bir izleyici olduğumu söylemek istiyorum. Çok zekice yapılmış bir dizi.

Hazırlıklarım ne aşamada... Diana’nın röportajları ile yatıp kalkıyorum. Sesi sürekli kafamda çınlıyor. Onu içsel olarak hissedip taklit etmeden tüketiyorum. Diana’yı tanımak istiyorum, Diana’yı hissetmek istiyorum. Onun sadece fiziksel özelliklerini yansıtmak istemiyorum. O yüzden hazırlığım öncelikle duygusal yönlerle başladı. Zaten yönetmenimiz Pablo Larrain elindeki materyallerle oyuncuları eğitmekle ilgilenmeyen bir yönetmen. Pablo gerçek bir şiirsel kaşif. Onunla rüya gibi bir yolculuğa çıkmak için sabırsızlanıyorum.

Filmle ilgili neler paylaşabilirsiniz?

- Film, Diana’nın hayatındaki üç önemli güne odaklanıyor. Başka ayrıntı yok. Yeni bir bilgi yok. Film, Diana’nın hayatındaki üç günlük bir dönemin hayal edilmesi gibi. Belki de her şeyin onun için en ağır hale geldiği dönem. Ve bu gerçekten içsel bir deneyim. Belki de bu yüzden kendimi Diana’ya olabildiğince açmaya çalışıyorum.

Diana rolünü sizin oynamanız, sosyal medya üzerinde tartışmaları da beraberinde getirdi. İnsanların dedikleri sizi etkiliyor mu?

- Ben de onlar gibi hissediyorum. Yapıp yapamayacağıma karar vermeye çalışıyorum. (Gülüyor) Temelde anlıyorum aslında onları. Bir karakter yaratırken gerçekten o kişiyi anlamaya, vücuduna girmeye çalışıyorsun. Sadece kostüm giyip ya da peruk takıp karaktere girmiyorsun. Oynadığın kişi oluyorsun. Söylenenleri ciddiye almamak önemli ama Kristen olarak bakınca bile “Tanrım, oldukça önemli bir mesele, bunu mahvetmek istemiyorum!” diyorum. Sanırım bu tür gerilimleri ve dayatılan baskıları hafifleten tek şey, elimden gelenin en iyisini yapmak ve kendimi işime adamak. Sahip olduğum her şeyle rolüme bağlı olduğumu taahhüt edebilirim. Bunun ötesinde söyleyebileceğim başka bir şey yok.

Yazının Devamını Oku

Komedi isterken yine karanlık yere döndüm

Bu haftaki konuklarım 6 kez Oscar’a aday gösterilen başarılı oyuncu Amy Adams ile “Apollo 13”, “A Beautiful Mind”, “Solo: Star Wars Story” gibi klasik filmlerin yönetmeni Ron Howard. “Hillbilly Elegy” filminde bir araya gelen ikiliye projenin detaylarını sordum.

Amy Adams◊ Bugüne dek birbirinden çok farklı karakterleri canlandırdınız. Sette oynadığınız zor rolleri izlerken biz de yaşıyoruz. Sorum şu, ağır rollerden sonra etkisinden kurtulmak için uyguladığınız bir rutin var mı?

- Kural koymayı deniyorum. Komik, çünkü “Hillbilly Elegy” filmi gelmeden önce çok daha hafif bir rol oynama niyetindeydim. Komedi yapmak istiyordum mesela. “Toksik olmayan, hasarsız bir karakter bulamaz mıyım?” derken bu proje geldi. Ron (Howard) ile konuştum, kitabı okudum. Sonra “Sanırım karanlık bir yere geri gidiyoruz” dedim. Bu tür karakterler tabii ki zor oluyor. Kendimce koymaya çalıştığım kurallarım var. Mesela ara vermek. Bende iki farklı mod var. Birincisi çalışırken gerçekten işe odaklanmak, diğeri ise çalışmıyorsam kapatma tuşuma basmak. Eşim de “Ya açıksın ya da kapalısın” der. Yani hiçbir şey yapmamakta çok iyiyimdir. Bunun faydalı olduğunu düşünüyorum, çünkü gerçekten fişi çekebiliyorum.

◊ Nasıl çekiyorsunuz o fişi? Bir örnek verebilir misiniz?- Mesela telefonunu kaybeden ama bulmak için kılını kıpırdatmayan birini düşün. Ben o kişiyim. “Tamam işte, evren bana fişi çekme zamanı geldiğini söylüyor, bu bir işaret” derim ve kendimi kapatırım.

ANNE OLMAK DAHA ÖNEMLİANNE OLMAK DAHA ÖNEMLİ◊ Eşiniz Darren Le Gallo’dan bahsettiniz biraz önce. Sizin gibi büyük kariyere sahip biriyle evli olmak nasıl, anlatır mısınız biraz?

- Kızım ve kocamla yarattığım ailem, benim köküm. Beni ayakta tutan, bana amaç veren şey. Onlar her gün kalkıp işe gitmemin nedeni. Her zaman koşulsuz yanımda olanlar. Onlarsız bir şey yapmanın çok zor olacağını düşünüyorum. Çünkü bana güvende olduğumu hissettiren de onlar. Kendime meydan okuma sebeplerim de onlar, çünkü kendimi zorlamamı sağlıyorlar. Eğer başarısız olursam, yanımda olacaklarını biliyorum. Bu yüzden her şeyi onlarla denemek çok rahatlatıcı.◊ “Ailem benim köküm, beni ayakta tutan şey” diyorsunuz. Anne olmak, profesyonel iş hayatınızı nasıl etkiledi?- Anne olmak oyuncu olmaktan daha önemli bence. Yaptığım işi seviyorum ve böyle bir işe sahip olduğum için minnettarım. Ama işimi kızım için bir an bile düşünmeden bırakabilirim.PANDEMİDE AİLEM VE SEVDİKLERİM HAYATIMIN ODAK NOKTASI OLDU

◊ Covid döneminin size etkileri ne yönde oldu?

- Şahsen bu dönemde çok fazla uykusuzluk yaşadım. Eşim haberleri izlememem gerektiğini söylüyor ama haberleri takip etmeden yapamıyorum. İzlediğim her türlü olumsuzluğa rağmen umutluyum. Pandemi sonrası hayatımızı gerçekten merak ediyorum. Covid’le birlikte benim hayatım oldukça küçüldü. Aileme daha çok odaklandım. İnsanlarla daha önce hiç yapmadığım kadar iletişim kurmaya çalışıyorum. Kız kardeşlerimle, erkek kardeşlerimle, yakın arkadaşlarımla ilişkimin güçlendiğini hissediyorum. Ailem ve sevdiklerim hayatımın odak noktası haline geldi. Umarım böyle de kalır.◊ Bu dönemde fiziksel olarak daha iyi olabilmek için neler yaptınız?- Sağlıklı yaşam konusunda daha iyi olmalıyım. Üzerinde çalışmam gereken konulardan biri uyku. Korkunç bir uyku rutinim var. Televizyon izlerken kanepede uyurum. Üzerinde zaman harcayıp öğrenmem gereken bir şey uyku rutini.◊ Neredesiniz şu anda?- Los Angeles’ta prodüksiyon ofisimdeyim. Marttan beri ilk defa ofise geldim.◊ “Hillbilly Elegy” gerçek bir hikaye. Sizin oyunculuğunuz da, Glenn Close’un performansı da çok beğenildi. Sarhoşu oynamak için içki içmeye, bağımlıyı oynamak için uyuşturucu kullanmaya gerek yok. Siz “hasarlı rollerin kraliçesi” olarak bağımlı bir anneyi portrelerken nelere dikkat ettiniz?-Bu filmde bağımlılığın sonuç olarak görülmemesinden emin olmak istiyorum. Mantıklı geliyor mu söylediğim? Bağımlılığın kendisinden çok, neden olan ve körükleyen derin sorunlara dalmalıydım önce. Kendinden şüphe duyması, hayal kırıklığı, sorunlarından kaçmak için kendi kendine ilaç alması... Sonuçtan önce sebeplere gidip karakteri yarattım. Ve benim için rollerde önemli olan bir diğer şey de karaktere empatiyle yaklaşmak.◊ Gerçek ‘Bev’ ile tanıştınız mı?- Tanıştım. Cesareti, benimle tanışma ve konuşma isteği beni çok etkiledi. Çünkü hayatının bir bölümünü anlatıyoruz. Yüzleşmek onun için zor olmalı. Hayatın diğer tarafına geçmeyi başarmış ama hâlâ uğraşıyor.‘PENCEREDEKİ KADIN’DAGİZEM İÇİNDE GİZEM VAR◊ Diğer filminiz “Woman in the Window”un (Penceredeki Kadın) vizyon tarihi pandemi nedeniyle ertelendi...- Evet

.◊ Filmden bahseder misiniz?

Yazının Devamını Oku

Bu film yüzünden dizlerim ağrıdı

Yapımcı Ryan Murphy, Broadway’in “The Prom” adlı hit müzikalini eski Hollywood müzikleri ve danslarıyla renkli bir filme dönüştürdü. Filmin güçlü kadrosunda Nicole Kidman, James Corden ve Kerry Washington’ın yanı sıra Hollywood’un dev ismi Meryl Streep de yer alıyor. Kendi jenerasyonunun en iyi oyuncusu olarak anılan Streep ile görüntülü olarak görüştüm.

Neredesiniz şu anda?

- Berkshires’deyim. Boston’da, Adam McKay’ın “Don’t Look Up” filminin çekimlerindeyim.

Sağlıklı ego ile narsistlik, kendini beğenmişlik arasında ince bir çizgi var. Filmde sizin canlandırdığınız Dee Dee ile James Corden’in karakterinde bu ince çizgiyi görüyoruz. Sizin bu iki terimle ilişkinizi sorarak başlamak istiyorum. Çünkü “Büyük oyuncuların büyük egoları olur” derler...

- Şov dünyasında tanıdığım insanların çoğu yüksek egolu hatta narsist gibi görünebilir. Aslında o tavırların hepsi devasa bir güvensizliğin örtüsüdür. Birçok aktörün “Aslında çok utangaç biriyim” dediğini duymuşsundur. Yalan söylemiyorlar. Sahne onlara hayatta yapamadıkları şeyleri yapabilme fırsatı veriyor.

Dee Dee’yi oynamak nasıldı?

- Büyük bir narsisti oynamak çok eğlenceliydi. Son yıllarda Amerikan siyasi hayatına bakarsanız, narsisizm konusunda çok iyi bir örnek olduğunu görürsünüz! (Gülüyor) İlham almak için uzaklara gitmeme gerek yoktu. Hiç zor değildi. Narsistlerle dalga geçmek kolaydır. Kendileri hakkında abartılı hisleri olan bu insanlar şeffaf ve komiktirler. Dee Dee bir tür diva. Keşke ben de odaya adım attığımda varlığımı hissettirebilsem onun gibi. Maalesef öyle bir özelliğim yok. (Gülüyor)

Siz de sinemanın divasısınız!

- Kendimi çalışan bir oyuncudan başka bir şey olarak hiç düşünmedim.

Yazının Devamını Oku