Oturarak muhalefet olmaz bu emek yoğun bir siyaset

CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel her an her yerde. Bir gün Soma’da madencilerle bir gün Yatağan’da eyleme destekte bir gün komisyonla cezaevi incelemesinde bir gün Yırca’da köylülerle kesilen zeytin ağaçları nöbetinde. Adı özellikle Soma ile bütünleşen kimileri tarafından Soma’nın kahramanı olarak adlandırılan Özel ile Manisa’da hem bu enerjisini hem de son gelişmeleri konuştuk...

Oturarak muhalefet olmaz bu emek yoğun bir siyaset

Her an her yerde görüyoruz sizi. Son zamanların milletvekili profili dışına çıktınız... Özellikle Soma’da bu çok ön plana çıktı. Soma ile ilk faciadan önce adınız gündeme gelmişti. Dedikleriniz hep doğru çıkıyor. Ne hissediyorsunuz?


Soma çok büyük bir talihsizlik. Bir sürü şeyi görünür kıldı. Yerin 7 kat dibinde bir sürü insanın hak ihlali, emek sömürüsü yaşanıyor. Aslında bunların hepsi konuşuluyordu, ama Soma ile görünür oldu. İş güvenliği, işçi sağlığının tehlikede olması... Bunları hep bir milletvekili olarak gündeme getiriyordum zaten. Mesela Soma faciasından önce 11 soru önergem var. Ama zaten onlara yeterli cevap alamadığım için standart denetim yolları yetersiz diye, bir araştırma komisyonu kurulmasını önermiştim. Faciadan 6 ay önce önerdim, 15 gün önce meclis gündemine geldi. AKP milletvekili çıkıp ‘Gerek yok böyle bir şeye. Madenler güvenilir’ dediği ve 15 gün sonra da bizim dediğimiz çıktığı için haklı çıkmanın dayanılmaz ıstırabı içindeyim ben. Kimileri Soma kahramanı diyor, ama kahraman olmayı kabul etmiyorum. Öncesinde de sonrasında da bir milletvekilinin vermesi gereken emeği veriyorum bu işe. Keşke haklı çıkmasaydım. Hala da her an gerçekleşebilecek birçok şey var. Maalesef Türkiye’de faciadan, kazadan ölmeden söylenen sözün değerini, muhalefetin değerini kavrayamıyor insanlar. Belki yarın başka konuda haklı çıkacağım ama orada da yine bir sürü insan üzülecek.

Oturarak muhalefet olmaz bu emek yoğun bir siyaset

Ankara’da oturan muhalefet yapamaz

Ankara’da çok sık durmuyorsunuz. Hep böyle mobil, sorunların tam içinde mi yaşıyorsunuz?


Manisa’da bir sürü tarihi olan geçmişi olan okulları, sadece ideolojik yaklaşımla imam hatip yapıyorlar. Bunları söylüyoruz, ama belki 20 sene sonra görülecek bunlar. Şöyle de bir durum var; Muhalefetin etkin olabilmesi için görünür olması lazım, görünür kılınması için dikkatlerin o yöne dönmesi gerekiyor. Soma bu açıdan bazı şeyleri görünür kıldı. Milletvekili olduğumdan beri CHP İnsan Hakları İhlalleri ve Cezaevleri İnceleme Komisyonu’ndayım. Mesela bugüne kadar 176 tane cezaevi ziyareti yaptık. Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve Muğla Milletvekili Nurettin Demir ile. Sonradan Erzincan Milletvekili Muharrem Işık da eklendi. Şimdiye kadar 100’den fazla rapor yazdık. Bunlardan iki tanesi kitaplaştı. Bizim muhalefet anlayışımız evde ya da mecliste oturmak değil. Benim Ankara’da bir evim yok. Manisa’da oturuyorum. Ankara’da misafirhanede kalıyorum. Meclis 3 günse, 2 gün kalıyorum. Ankara’da kalmaktan nefret ediyorum. Ankara’da muhalefet olanakları tıkanmış durumda. Ankara’da oturan muhalefet yapamaz. Bölgenizde bir şey yapacaksanız da böyle merkezde oturup, il binasına, ilçelere gidip olmuyor. Ben il binasına haftada 20 dakika uğruyorum. İlçelere gittiğimde de yarım saat kalıyorum. Ondan sonra sokağa çıkıp, köye, kahvelere ziyaretlere gidiyorum. Mümkün olduğu kadar vatandaşa temas ederek... Üzümcünün sorunu üzüm bağının arasında anlatırsa bir karşılığı oluyor. Manisa’nın tüm beldelerinde evde ve örgütlerin fiziki binalarının dışında hareketli bir muhalefet yolu izliyorum.

Oturarak muhalefet olmaz bu emek yoğun bir siyaset

Amaç vatandaşın yanında olmak

Sadece bölgeniz değil komisyonlarla Türkiye’nin her yerine de gidiyorsunuz... Bu siyaset anlayışınızı nasıl tarif edersiniz?


Türkiye’de 170 cezaevi ziyareti yaptık. Binlerce şeye tanık olduk. Gezi olaylarında bayrakçıyı da bulduk. Bu bir emek yoğun siyaset. Siirt’te baraj kapakları açılıp, ölenlerin olduğu yerde, siren çaldı köylüler kaçmadı iddiasını da çürüten benim. Bu yerinde, aktif hareketli muhalefet anlayışı. Amaç doğruya doğru, yanlışa yanlış demek. Vatandaşın yanında olmak. Türkiye’de ses getiren ilk işimiz de yine Pozantı Cezaevi idi. Orayı kapattıran heyetteydim. “Üç gün geç gidin” dediler. Reddettik. Gittik çocuklara tecavüzü ortaya çıkardık. Aliağa’da süngerli oda yine ziyaretlerimiz sırasında ortaya çıktı.

Oturarak muhalefet olmaz bu emek yoğun bir siyaset


Dengeyi nasıl sağlıyorsunuz? Siyasi ranta çevirmeden...


Kendi ilinde olunca da orada oluyorsun. Hem Yırca’da, hem Soma’da sürekli bulunuyorum. Son cenaze çıkana kadar Soma’daydım. Daha sonra da meclisten Torba Yasa çıkana kadar Soma’dan hiç ayrılmadım. Binden fazla madencide telefonum var. Kuş uçsa haberim oluyor. Ben de hemen ulaşıyorum. Madencilerle aramızda bir güven ilişkisi var. Çünkü ben onları hiç kandırmadım. Gücümün yetmeyeceği şeyi söylemedim. Aktif muhalefet anlayışıyla yapmamız gerekeni yapıyoruz. Gerisini kamuoyunun takdirine bırakıyoruz. Soma’da CHP açısından istismar etmeden muhalefet yapıldı. İnsanlar bunu anlıyor.


Soma’da son durum nedir?


Soma’daki sıkıntı şu... Türkiye’nin yapmış olduğu kötü doğalgaz anlaşmasından dolayı yakarak elektrik üretilmesi gerekiyor. Soma kömürüne ihtiyaç var. Bir santral var. İkincisi yapılıyor. Yırca’daki kavga da oradan çıkıyor. Soma’nın kömürüne ihtiyaç var. Ayrıca bu hükümet üzerinde “paraya çevrilemez” yazan sosyal yardım kömürleri de Soma’dan. Bütün Türkiye’nin sosyal yardım vakıflarının dağıttığı kömür Soma’dan çıkıyor. Bu yüzden çıkarılmasını istiyorlar. İşin kötüsü Somalı işçiler de maden ocaklarındaki o kömüre muhtaç. Onlar eskiden tütünde, üzümde, pamukta çalışıyorlardı. Tarım bitti. Tarımın işçileri de patronları da madenlerin işçileri oldu. Dayı başı terimi de aslında tarım terimidir. Madene taşınmış... Madene mahkum, ucuz ve eğitimsiz işçi var. En büyük sıkıntı orada.

Oturarak muhalefet olmaz bu emek yoğun bir siyaset

Bir günde 6 şehir

Kendi hayatınıza, ailenize nasıl vakit ayırıyorsunuz peki?


Arabada ve uçakta uyuyorum. Kızım İpek 14 yaşında. Milletvekili olduğumdan beri sadece geçen sene üç gün tatil yaptık ailece. Emek yoğun milletvekilliği zor oluyor. . Bana benzeyen milletvekilleri CHP’de çok var. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun da desteklediği bir anlayış. Gittiğimiz her yerden bilgi ister, kendisine veririz. Görüşmek ister görüştürürüz. Bu tip yaptığımız işleri takip eder. Parti içi tartışmalara girmemeye çalışıyorum. O büyük enerji alıyor. Bir sürü ihbar geliyor, nerede haksızlık hukuksuzluk varsa beni arıyorlar. Paratoner gibi çekiyorum. Ama tabii insan aileyle geçirilemeyen bu zamanların zaman zaman geri gelmeyeceğini düşünüyor. Belki siyaset bu yüzden ileri yaşlarda yapılıyordur. Ama benim yaptığım siyaset de geç yaşta yapılmaz. Aynı anda 6 ilde olduğum oluyor. Bir sabah bir yerde uyanıyorum akşama kadar bir bakıyorum farklı gelişmeler olmuş 5-6 il değiştirmişim.

X

Üretim üssü gibi

İZMİR’de Foça Açık Ceza İnfaz Kurumu 7.532 dönümün üzerinde araziye kurulu olan cezaevinde 38 işkolunda faaliyet gösteriliyor.

Geçen hafta itibariyle 703 hükümlünün bulunduğu cezaevinde sağlık ve yaşlılık durumu dışında kalan 550 hükümlü farklı birimlerde sigortalı olarak çalışıyor. Bunlardan 200’ü İzmir’de adliye ve hakimevinde yemekhane, restoran, otel, çay ocağı, kafeteryalar, fotokopi gibi birimlerde hizmet sağlıyor. İşgücünden faydalanılan hükümlülerin bir bölümü de Jandarma, Deniz Kuvvetleri, Komando Okulu gruplar halinde temizlik işlerinde görev yaparken Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı mezarların temizliğini de yine mahkumlar gerçekleştiriyor.


YÜKSEK DUVARLAR YOK
Katkı içermeyen ürünlerinin satıldığı noktaların önünde kuyruklar oluşan cezaevi, kapılarını Hürriyet’e açtı. Foça Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda, mahkumların kaçmaması için kalın yüksek duvarlar yok. Tahliyelerine çok az zaman kalanlar ya da sağlık sebebiyle çalışamayanlar, çevre temizliği ve bakım onarım işleriyle meşgul oluyor. Çalışmak isteyip eli işe yatkın olanlar da, meslek sahibi olmaları için hayvancılık, tarım, mandıra, fırın, demir ve mobilya gibi iş kollarına yönlendiriliyor. Cezaevinde bakliyat, çay, şeker gibi malzemeler dışındaki ihtiyaçların neredeyse tamamı üretimle karşılanıyor. Süt üretiminin yanı sıra yetiştirilen hayvanlarla kurumun et ihtiyacı temin ediliyor. Kurban Bayramı’nda küçükbaş hayvan satışı ve kesiminden gelir elde edilirken, açık tarım ve sera tarımıyla domates, patlıcan, fasulye, biber, kavun ve karpuz yetiştirilerek kurum bünyesinde tüketiliyor


Yazının Devamını Oku

Günahsız mahkumlar

Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun ardından ikinci durağımız Şakran. Burada çocuk cezaevinin aksine biraz daha daha ağır bir hava hakim... Sohbetlere kimi zaman gözyaşı karışıyor.

ŞAKRAN Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda konuştuğumuz kadınların neredeyse tamamı yeni bir yasal düzenleme ve af istiyor. Çoğu daha önce gündeme gelen düzenlemelerden faydalanamamış. “Çoluğumuza çocuğumuza, torunumuza, işimize kavuşmak istiyoruz. Özgürlük istiyoruz. En azından indirim bekliyoruz” sesleri oldukça fazla.
Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda en yürek burkan anneleriyle birlikte ceza yatan küçük çocuklar. Şakran’da 37 çocuk annesiyle birlikte. Onlar da 0-6 yaş kreşinde günlerini geçiriyor. Atölyelerin hepsi dolu. Kadınlar tel kırmadan, okuma yazmaya, halk oyunları, nakış, takı, tekstil nikah şekeri, ahşap boyama, kuaförlük gibi kurslarda hem meslek ediniyor hem de dört duvar arasında geçmek bilmeyen saatleri el becerilerini geliştirerek dolduruyor. Buradaki sohbetlerin çoğunda yüzler hüzünlü.

 


17 YILI GEÇTİ
Tekstil atölyesinde sigortalı çalışan bir kadın mahkumun gözleri doluyor. “Anlatacak, konuşacak çok şey var. Ama şu dört duvar arasında geçen yılları anlatmaya bu zaman yetmez” diyor. Gözyaşlarını tutamayarak devam ediyor: “17 yıldır cezaevindeyim. 23 yaşındaydım girdiğimde. Oğlum 6 yaşındaydı. Tek başına bensiz büyüdü. Ben artık ıslah oldum. Vatan haini değilim. Yeni çıkan yasalardan ben de faydalanabilmek isterdim. Ama cezam çok. Daha 13 yılım var. Allah bir daha haram yedirmesin. Geçimimi buradan kazandığım aylık 170 lira ile sağlamaya çalışıyorum. Eşim yok. Zaten suçu bana o işletmişti. Tek başına ayakta durmaya çalışıyorum. İdare bana yardımcı oluyor. Kıyafetlerimi bazı ihtiyaçlarımı veriyorlar. Paşakapısı’ndan Kastamonu’ya, Çankırı’ya kadar birçok cezaevi gezdim. Artık affedilmek istiyorum.”


Yazının Devamını Oku

Bir ‘Leros’ masalı

Ege’de ekim-aralık arası tekne turizminin tam zamanı... Ege adaları bu mevsimde bir başka güzel. Hem Türkiye tarafındakiler hem de Yunan adaları... Bu yıl Leros’a üçüncü kez yolum düştü. Bir gulet yelkenliyle... Bu kez bir başka sevdim Leros’u. Kışa hazırlanan adada balıkçılarla uzun Anadolu sohbetleri yapabiliyor, havanın güzel olduğu saatlerde bomboş koylarda doyasıya yüzebiliyorsunuz. Leros’a bu mevsimde gitmenin tadına doyulmuyor.

Leros’a ilk kez bundan 5 yaz önce gitmiş, defalarca geri geleceğimi bilerek ayrılmıştım. Tatile çok ihtiyacım vardı, işle tatil arası bir amaç için Leros’ta bulmuştum kendimi. Leros da her Yunan adası gibi kendine has özellikleri olan bir yer. Ama daha çok dinlenmek, yüzmek ve dostluklar için biçilmiş kaftan.

 

Panteli Plajı’ndaki Psarapoula Taverna (herkesin bildiği adla Apostolis) her yaz Hürriyet EGE’ye ilan veriyordu. Bu ilk kez olan bir şeydi ve sahibinin hikâyesini merak etmemek elde değildi. Bir temmuz sabahı, feribot için aktarma istasyonlarım Bodrum ve Kos’un bunaltıcı sıcağı, kalabalığının ardından önce tenime usul usul dokunan tatlı rüzgârıyla tanıştım Leros’un. Ne sıcak ne serindi. Kos’tan yola çıktığım ve yaklaşık 2 saat süren feribot yolculuğunun ardından Leros Lakki Limanı’ndaydım. Otelim de Panteli’deydi. Leros’a bu ilk seyahatimde balıkçı sohbetleri, denizde yüzmek, akşamları tavernada yeme-içme dışında çok fazla keşifte bulunmamıştım. Zira sahilde güneşlenirken denize düşen yaprağın sesini duyabilecek kadar huzurlu bir adaydı, ben de keyfini çıkarmalıydım. Üstelik bir de dolunay gökteydi. Kıpırtısız denizin manzarasına doyulmuyordu. Arada sırada tekne motorları fısıldıyordu gecenin sessizliğine...

 

 

TAM BİR HUZUR ADASI

 

Feribottan parmakla sayılacak kadar az sayıda Türk turist inse de özellikle Panteli’de Türkler teknelerini demirlemiş, denizin keyfini çıkarıyordu. Leros’ta taverna sahibi, acenteci, balıkçı, taksici, market, yani neredeyse tüm esnafla dostluk kurmuştum ki bu ada zaten bu ‘kaynaşma’ tarifine fazlasıyla uyuyordu. Daha sonra Leros’a giden herkesten benzer şeyleri duyacaktım. Leros; sakin, enfes plajları, muhteşem deniz ürünleri, huzuru, manzarası, rahatsız etmeyen gece eğlenceleri ile benim bir daha gelmek için ilk sıraya yazdığım ada olacaktı. O üç günlük kısa tatilden sonra üç defa daha Leros’a geldim. Bu gelişler daha kısa süreli olsa da her defasında Leros’un yeni güzelliklerini keşfettim. Agia Marina, Alinda, Vromolithos, Panteli Kalesi, küçük balıkçı köyleri, şapelleri, her biri doyumsuz küçük koyları...

Yazının Devamını Oku

Dosyalar raflarda kalmıyor

CİNAYET Bürosu’nda görev yapan ekipler uzun süredir çözülemeyen faili meçhul cinayet dosyalarını tekrar tekrar incelemeye alıyor. Aradan yıllar geçse de gözden kaçan bir ayrıntı, ya da gelişen teknoloji unutuldu gözüken cinayetin çözümünü sağlıyor.

İzmir Emniyeti Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği yetkilileri, faili meçhul dosyalara nasıl yaklaştıklarıyla ilgili şu bilgiyi veriyor:
“Faili meçhul her dosyayı tekrar tekrar inceliyoruz. Rapora dönüştürüp, başka bir arkadaşa tekrar veriyoruz. Sonra yine başka bir arkadaşa veriyoruz. Ekip ekip dosya belirli zamanlarda inceleniyor. Bu dosyalar unutuluyor sanılmasın. En son çözülen 21 yıllık cinayet bu örneklerden biri. Yıllar sonra çözülen faili meçhul cinayetlere örnekler de var. Ciddi cinayet kuşkusu olabilecek kayıplara bakıyoruz. Kayıp Şahıslar Büro Amirliği ile çalışıyoruz. Dosyayı birlikte alıp değerlendiriyoruz.”


KAYITLARA “KAYIP” DİYE GİRMİŞTİ
4 yıl önce kayıp olarak kayıtlara geçen Hediye Gülfidan Kara cinayeti de bu çalışmalar sayesinde aydınlatıldı. Asayiş Şube Müdürlüğü Kayıp Şahıslar Büro Amirliği ekipleri, sonuçlanmamış dosyalar üzerinde yaptıkları yeniden değerlendirmeler kapsamında, ailesinin 21 Ağustos 2012’de Boğaziçi Polis Merkezi Amirliği’ne kayıp müracaatı yapılan Hediye Gülfidan Kara’nın (35) dosyasını yeniden incelemeye aldı. Cinayet Büro’ya gelen dosyada Kara’nın kaybolma öncesinde irtibatta olduğu kişiler araştırıldı. Kadının çevresindeki birçok kişiyle birlikte, o dönem cezaevinde kalan imam nikahlı kocası Rasim Semetey (37) ve cezaevindeki arkadaşlarının da ifadesine başvuruldu. Cezaevinden de bilgi alındı. O tarihlerde, 2 çocuğunun babası Semetey’in açık cezaevinden izin alarak dışarı çıktığını tespit eden polis, arkadaşlarının da çelişkili ifadeleri sonrası dikkatlerini bu yöne yoğunlaştırdı. Savcılıktan izin alınarak yapılan operasyon kapsamında, darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz gecesi özel harekat polislerinin de desteğiyle Bayraklı’da 2 ayrı adrese gidildi. Rasim Semetey ile birlikte kardeşi U.C.S. (34), annesi R.S. (60) ve cezaevinden arkadaşı E.Ç’yi (37) gözaltına aldı. Uzman ekiplerin sorguladığı şüpheliler, Kara’nın Rasim Semetey tarafından öldürüldüğünü itiraf etti.


Yazının Devamını Oku

Kamera görüntüsünün çözdüğü cinayetler

İZMİR Emniyeti Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, olay yeri ve çevresinde en çok kamera kayıtlarından faydalandıklarını anlatıyor.

Çoğu cinayet kamera görüntülerinden sürülen iz sayesinde çözülüyor. Büronun deneyimli şefleri, “Nokta kadar bir görüntü, bazen bir gölge bile faili bulmamız, cinayeti çözmemiz için yetiyor. Cinayetin işlendiği saat, birkaç kamera görüntüsünün birbiriyle ilişkilendirilmesi sonuca ulaşmamızı sağlıyor. Şüphelinin söylediği yalan kamera görüntüleriyle ortaya çıkabiliyor, olayın çözülmesinde büyük rol oynuyor” sözleriyle, görüntü değerlendirilmesinin araştırmadaki önemini vurguluyor. Bazen kilometrelerce alandan toplanan yüzlerce kamera görüntüsünü izleyen ekipler, buradaki küçücük bir ayrıntıda bir anlık bir görüntüden faile ulaşıp, cinayeti çözüyor. Cinayet Masası dedektiflerinin “İyi bir cinayetçi bulmaca çözmez. Bulmacayı yeniden yapar” kuralında kamera görüntüleri de önemli parçalardan biri...


MİMAR CİNAYETİNDEKİ AYRINTI
İzmir Alsancak’ta 27 Mayıs’ta evinde saldırıya uğrayan Ayla Coşkunlar cinayetinin çözülmesinde de kamera görüntüleri büyük rol oynadı. Mimar 68 yaşındaki Sabri Coşkunlar, bir işi için ayrıldığı evine akşam saatlerinde döndüğünde, birinci kattaki kapının ziline bastı. Kendisi gibi mimar olan 30 yıllık eşi aynı yaştaki Ayla Coşkunlar kapıyı açmayınca, anahtarıyla açmaya çalıştı. Ancak başarılı olamadı ve alt katta bulunan işyeri çalışanlarından yardım istedi. Merdivenle eve girildiğinde, Ayla Coşkunlar mutfakta kanlar içinde bulundu. Ambulansla hastaneye kaldırılan Ayla Coşkunlar, olaydan 17 gün sonra yaşam savaşını kaybetti. Olayla ilgili soruşturma başlatan İzmir Emniyeti Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, evin bulunduğu sokaktaki güvenlik kamerasınca görüntülenen zanlının, Şiho Candan olduğunu belirledi. Bölgedeki kameraları mercek altına alan polis, zanlının izlediği güzergahın krokisini çıkardı.

Buna göre otogardan Manisa’ya giden Şiho Candan’ın burada kendisi gibi boşanmış ve bir çocuğu olan sevgilisi N.N.L. ile buluştuğu, ardından da gezmek için Foça, Antalya, Bursa ve İzmir’e gittiği tespit edildi. Son olarak Foça’da kalan Şiho Candan’ın İstanbul’a, N.N.L.’nin ise Manisa’ya gittiği belirlendi. Bunun üzerine, polis önce N.N.L.’yi yakaladı. Bir süre yurt dışında da yaşayan N.N.L., sevgilisi Şiho Candan’ın kendisine altın bilezik ve künye hediye ettiğini, daha sonra da bunları bozdurup gezmeye gittiklerini, Foça’dan Manisa’ya geldikten sonra Şiho Candan’ın cinayete karıştığını haberlerden öğrendiğini, ancak polisi aramadığını söyledi. N.N.L. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.


Yazının Devamını Oku

Olay yeri incelemeyle delilden faile gitme

İZMİR Emniyeti Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri cinayetleri aydınlatma sürecinde başka birimlerden de destek alıyor.

Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü bu birimlerden biri. Son yıllarda bu birimin Türkiye’deki uygulamaları da, yabancı polisiye filmlerini andırıyor. Numaralandırılmış deliller, özel giysili ekipler, teknik laboratuvar çalışmaları... Hatta Türk polisinin titiz çalışmaları artık dizilere, filmlere bile konu oluyor.


EN KÜÇÜK İZ DEĞERLENDİRİLİYOR
Emniyet yetkilileri, olay yeri inceleme birimleri sayesinde delilden faile giden değişim sürecini uyguluyor. “Her temas bir iz bırakır” mantığı ışığında olay yerinden elde edilecek verilerle çözüme daha hızlı ulaşıyor. Cinayetlerin çözülmesinde Olay Yeri İnceleme Müdürlüğü; desteği büyük önem taşıyor. İzmir Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü gelişmiş ülkelerde kullanılan en son teknoloji ve yöntemleri kullanıyor. Müdürlük, delilden suçluya gitmede Türkiye ortalamasının üzerinde başarı yüzdesiyle dikkat çekiyor. Birimler olay yerine girdiğinde; santim santim araştırarak, sonuca götürmeyecek dedikleri eşyayı bile alıp kullanıyor. Sadece parmak izinin peşinde olmuyorlar. Olay yerinde olmayacağını düşündükleri ayrıntıların bile delil olarak işe yaradığını anlatıyorlar. Eşkal belirleme, tükürükten, saç telinden, ayakkabı izinden, minicik bir doku parçasından veriye ulaşma ile failler daha kısa sürede yakalanabiliyor. İzmir Emniyeti Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği şefleri olay yeri incelemeden alınan verilerin suçluya gitmede çok önemli olduğuna dikkat çekiyor. Bornova’da öldürülen Kenan Gümüş cinayetinde de katile böyle bir titiz çalışma sonucu ulaşıldı.


1 AY SÜREN ARAŞTIRMAYLA 
FALÇATALI KATİL BULUNDU

Yazının Devamını Oku

Kusursuz cinayet yoktur

İZMİR polisi geçen hafta 21 yıllık vahşi ve kan donduran bir cinayeti aydınlattı.

Yapılan bir ihbar ve sonrasında polisin titiz çalışması film senaryolarını aratmayan cinayetin aydınlatılmasını sağladı. F.T., eşi M.T. ile kayınbiraderi İ.A.’nın 21 yıl önce eşinden boşanıp yanlarına gelen kızları Aynur Tunçdede’yi boğarak öldürdükten sonra evlerinin bahçesine gömdükleri, ardından da topraktan çıkardıkları kemiklerini 19 yıl boyunca evlerinde koli içinde sakladıkları ortaya çıktı.

Türkiye gündemine oturdu

Cinayet Masası ekipleri bazen kısa süre içinde bazense uzun uğraşlar sonucu cinayetleri aydınlatmak için çeşitli yöntemler deniyor. Günler, aylar, yıllar süren iz sürmenin sonucu suçluya ulaşıyor. “Kusursuz cinayet yoktur” sözünü düstur eden dedektifler faili meçhul cinayetleri de aydınlığa kavuşturmak için zaman zaman tozlu raflardan çıkarıyor. Geçen hafta Türkiye gündemine oturan 21 yıllık cinayetin aydınlatılması sonrasında 2 gün İzmir Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği’nde son 1 yılın aydınlatılan cinayetlerini ve ekiplerin nasıl çalıştığını yerinde, tecrübeli polisleri dinleyerek araştırdık.

Türkiye’nin en büyük metropollerinden İzmir, 2015’te dosyaların aydınlatılmasında birinci sıraya yerleşti. Bu yıl da 59 cinayetin 59’u da ekiplerin gece gündüz çalışmasıyla çözüldü. Dedektifler tarafından 59 dosyanın tamamı aydınlatılırken, sadece birkaçının firarilerinin yakalama çalışmasının sürdüğü bilgisi verildi. “Her suçlu mutlaka delil bırakır” mantığıyla çalışan dedektifler, son yılların en yüksek yakalama rekoruna da imza attı. İzmir’de oranın yüksek olmasının destek unsurlarından birinin İzmirlilerin ihbar hatlarını kullanması. Bazı cinayetlerde İzmirlilerin duyarlılığıyla gelen ihbarların ekipler tarafından değerlendirilmesinin de başarıya ulaşmada etken olduğu bilgisi verildi. Geçen yıl 155 Hattı’na gelen ihbar sıralamasında da İzmir yine birinci sırada. Avrupa kadar yüksek seviyede olmasa da İzmir, Türkiye’de en çok 155 Hattı’nı kullanan kent konumunda.

‘Senaryolar üretiyoruz’

Yazının Devamını Oku

Geleceğin taraftarlarına tiyatroyla ulaşıyor

BIRAKIN kadın ve çocuk seyirci sayısını artırmayı, yüzde 100’e yakın erkek olan asıl seyircisini bile kaybetmek üzere Türk futbolu.

Belki de Türk futbolunun en büyük sorunlarından biri kaliteli seyirci sıkıntısı. Transferlere, hocalara milyon dolarlar ayrılıyor ama tribünler Süper Lig’de bile dolmuyor. Derbiler hariç kimse tribünlere koşmak için can atmıyor. Kulüpler de seyircisine maçlarda kırılıp dökülen tribünleri tamir etmekten başka bir yatırım yapmıyor.

 

ÖNYARGIYI SİLECEK GÖRÜNÜYOR

“İyi birey, iyi vatandaş, iyi futbolcu” ilkesini benimsemiş İzmir’in yüzakı kulüplerinden Altınordu bu yargıyı silecek gibi görünüyor. “Futbolda iyi şeyler de var” dedirtiyor. Kadınları futbolun içine çekmek için 2 yıl önce Altınordu Fikir Atölyesi’ni (ALFA) kurup projeler üreten kulüp bu kez de çocukları hedef aldı. Bir otobüsü sahneye çeviren Altınordu Çocuk Tiyatrosu, “İyi birey, iyi vatandaş, iyi futbolcu” oyunuyla binlerce öğrenciyle buluşmaya başladı.




Yazının Devamını Oku

Yaşayan yüzler

İZMİRLİ Eylem Sürer, evlilik nedeniyle çalışma hayatına ara veren kadınlardandı.

18 yıl süren birlikteliği bittikten sonra Çiğli Halk Eğitim Merkezi’nde bakır işlemeciliği ve deri ile aksesuvar yapma kurslarına gitti. Başarılı olunca eğitmenliğe yükseldi. Bir gün başvuru yapmak üzere gittiği İlçe Halk Eğitim Merkezi Müdürü’nün önerisi hayatını değiştirdi. İzmir Mask Müzesi’ne yönlendirildi. Araştırdı, emek harcadı, maskelerin gizemli dünyasına daldı. Konak Belediyesi’nin Mask Müzesi’nde 4 sene ‘Venedik Maskeleri’ eğitimi verdi.

 

AZİZ NESİN İLHAM VERDİ

Aziz Nesin’in müzede bulunan ölüm maskından yola çıkarak yüzden kalıp almaya yöneldi. İlk denemeyi kendi yüzünde yaptı, sonra da arkadaşlarının yüzünde... Ölü yüz masklarıyla ilgili araştırmalarını sürdürürken, dünyada siyasetçi, edebiyatçı ve sanatçının hem ölüm, hem de yaşam masklarının çokluğu bizdeki bu eksikliği fark ettirdi. Sürer, 3 yıl önce aklına düşen yaşayan yüzleri geleceğe taşıma düşüncesini şimdi gerçeğe dönüştürüyor. Türk edebiyatından 11 ismin Berin Taşan, Nuran Hariri, Şadan Gökovalı, Muzaffer İzgü, Hüseyin Yurttaş, Hidayet Karakuş, Efdal Sevinçli, Halim Yazıcı, Sina Akyol, Hülya Deniz Ünal, Yıldız İlhan’ın yüzlerinden kalıp alma işlemleri tamamlandı. 29 Ocak’ta İzmir Mask Müzesi’nin sergi salonunda bu yüzler bir araya gelecek. Eylem Sürer, ilk olan projenin sürekliliğini sağlayacağını, edebiyat ve 11 isimle sınırlı kalmayacağını söyledi.

 

 

ÖNCE KENDİMDE DENEDİM

Yazının Devamını Oku

301 maden şehidi için 4800 km kürek çekecek

VELİ Buğaç, Akhisar’lı bir motosiklet yarışçısı...

Geçirdiği kaza sonrası bir bacağı sakatlandı. Malulen emekli olunca şişme kanosuyla yolculuklar yapmaya başladı. Sonra bunu bir amaç uğruna gerçekleştirmeye karar verdi. Soma’daki maden faciasında arkadaşlarını kaybetmişti, çoğu da yaralı kurtulmuştu. Buğaç, bu olayı unutturmamak, farkındalık yaratmak için kürek kürek Türkiye’nin tüm kıyılarını dolaşmaya başladı. Birinci yıldönümüne denk gelen 13 Mayıs 2015’te Karşıyaka’dan üzerinde ‘301 Soma’ yazılı kanosuyla hareket etti. Fethiye’ye kadar gittiği ilk etap 23 Kasım’da Kelebekler Vadisi’nde son buldu. Veli Buğaç, ikinci etaba 13 Mayıs’ta, facianın ikinci yıldönümünde başlayacak. Bu kez Fethiye’den yola çıkıp kuzeye doğru ilerleyip İskenderun’a ulaşacak. Bunu da 4-4.5 ayda tamamlamayı planlıyor. Parkur bittiğinde kanosuyla kürek çekerek 4 bin 800 kilometre yol kat etmiş olacak. Zor şartlara rağmen çıktığı yoldan geri dönmeyen Buğaç’ın bu yolculuğu daha rahat tamamlaması için desteğe ihtiyacı var.


4 AY SÜREN HAZIRLIK

Yolculuğuna çıkmadan önce 4 ay boyunca gerekli malzemelerini toplayarak bedensel hazırlık yaptığını anlatan Veli Buğaç, yaşadığı ilginç anları, zorluklarıı şöyle aktardı: “Akhisar’lıyım. Soma’yla çok yakınız. O faciada arkadaşlarımın da aralarında olduğu 301 madencimiz hayatını kaybetti. Hiç unutmadım. Sıra dışı işler yapan biriydim, geçirdiğim motosiklet kazası sonucu bir ayağım engelli kaldı. ‘Onlar için yapabileceğim bir şey olmalı’ diye düşündüm ve geride kalanların unutulmaması için böyle bir tur planladım. 13 Mayıs 2015’te Soma faciasının birinci yıldönümünde İzmir’den yola çıktım. Didim’de ara verdim. Güvenlik güçleriyle yaşadığım bir tartışmada söylediklerim hakaret sayıldı ve kamu hizmeti cezası verildi. Okullarda 15 gün hizmet verdim. Sonra yeniden yola koyuldum.



Yazının Devamını Oku

Betona direnen Bodrum mandalini

ONLARINKİ tam bir Don Kişot hikayesi...

Bodrum’da ‘çiftçi diplomat’ olarak da bilinen 91 yaşındaki Ömer Aras kendi eliyle diktiği mandalina ağaçlarını yıllardır turizme feda etmemek için çabalıyor. Oğlu Erman’la birlikte betona karşı savaşan Aras, geçen yıl başlattıkları e-ticaret yoluyla mandalina satarak ağaçları yaşatmak için direniyor.

 

VEFA BORCUMUZ VAR

Erman Aras, hikayelerini şu sözlerle anlattı: “Babam Ömer Aras yaşıyorken göz göre göre Bodrum mandalinini ve bahçelerimizi yok olmaya mahkum etmeye kıyamadım. Herkes bahçelerini terk etti. Üreticiler turizme yenildi. Babam Bodrum’un en büyük üreticisiydi. Biz bu ürünler sayesinde okuduk, büyüdük. Vefa borcumuz var. 100 dönüm bahçeden 100 ton ürün alıyoruz. Son bir hamleyle formül geliştirdik. Ünlü Bodrum mandalinası klementini 3-6-9 kiloluk paketleyerek www.bodrummandalini. com adresinden satışa başladık. Ayrıca; Lösemili Çocuklar Vakfı, yaşlılar yurdu, huzurevleri gibi kurumlara gönderenlerin fiyatının yarısı bizden. Bu sene ürünlere greyfurt ve bergamotu da ekledik. ‘Bu yılbaşında hediyeniz Bodrum mandalini olsun’ diyoruz.”

SUÇ AĞAÇLARIN MI?

Bodrum’a gelen İtalyanların en küçük sorunlarıyla bile ilgilendiği için hem fahri konsolos yapılan, hem de İtalya Cumhurbaşkanı’ndan şövalye unvanı verilen Ömer Aras, 1960’a kadar satsuma, klementin ve portakal cinslerini de ilave ederek ağaç sayısını 4 bine çıkarttı. “Para etmiyorsa suç mandalina ağaçlarının mı?” diyen Aras, ağaçlarını korumak için nasıl direndiğini şu sözlerle aktardı: “Çiftçilik benim hayatım. Hiç vazgeçmedim. Çünkü tabiat insanı yaşatır. Biz suyu kilometrelerce öteden taşırdık bahçelerimize. Şimdi çeşmeler evlerin içinde. Ama kimse bir şey dikmiyor, üretmiyor. Yazık! Ha çocuk, ha ağaç... İkisini de emek emek büyütürsün. Çocuk bir süre sonra kendi ayakları üstünde durmayı öğrenir, yuvasını kurar.

Yazının Devamını Oku

Somalı çocuklar hayallerine uçtu

HER şey cennete yazılan bir mektupla başladı.

13 Mayıs 2014’te Soma’da 301 maden işçisi, çalıştıkları kömür madeninde hayatlarını kaybetti. Tam 1 yıl sonra, 14 Mayıs 2014’te bir çocuk babasının mezarının üzerine bir mektup bıraktı. 9 yaşındaki Betül’ün babası Ali Yüksel’e yazdığı bu mektubu bir gazeteci fark etti, fotoğrafını çekti. Hürriyet de bu mektubun izini sürdü. Somalı Betül’ün cennetteki babasına yazdığı mektubu Türkiye günlerce konuştu. THK, küçük kızın hayaline sahip çıktı. Daha sonra ‘hurriyet. com.tr’, Betül gibi babasını madende kaybeden Somalı çocuklara ulaştı. Türkiye’nin her köşesinden okurlar Somalı miniklerin hayallerini gerçekleştirmek için seferber oldu.

SUNEXPRESS’LE FRANKURT

Türk Hava Yolları ve Lufthansa’nın ortak kuruluşu SunExpress de bu yıl ilk kez gerçekleştireceği “Ben de uçuyorum” sosyal sorumluluk projesi kapsamında Soma’da hayatını kaybeden madencilerin çocuklarını Frankfurt’ta ağırladı. Yaşları tek başına geziye katılmaları uygun 22 çocuk, SunExpress’le Frankfurt’a uçtu. İlk kez yurtdışına çıkıp uçağa binen çocuklar burada müzeleri ve parkları gezdi, yeni bir kültürü tanıdı. Fotoğraflarına bakınca hepsinin yüzünün güldüğünü görmek ne güzel! Projenin Somalı çocuklarla kalmayacağını öğrenmek de bir o kadar mutlu edici... Bu yıl başlayan ve her sene düzenlenmesi amaçlanan sosyal sorumluluk projesi çerçevesinde sosyo - ekonomik durumu kötü olan, seyahat edemeyen başarılı çocuklar SunExpress’le farklı kültürleri tanıyacak, yeni yerler görecek ve uçma deneyimi kazanacak.

AMAÇ UFUKLARINI AÇMAK

SunExpress Ticaretten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Server Aydın, amaçlarının, daha önce uçağa binmemiş, seyahat etmemiş başarılı çocuklara bu imkanı sağlamak olduğunu söyledi. Aydın, “Bu projeyle çocukların ufkunu açmayı, yeni yerler keşfetmelerini, farklı kültürleri tanımalarını sağlamayı ve uçma deneyimi kazanmalarını amaçlıyoruz. En uygunu olduğunu düşündüğümüz için de Soma’dan başladık” dedi.

Yazının Devamını Oku

Bornova'nın iyilik kafesi

BARIŞ ve Ceren... Onlarla Bornova Belediyesi’nin 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde açtığı +1 Down Cafe’de tanıştık.

Barış ve Ceren kafenin down sendromlu 2 çalışanı. Tanıştığımızda kafe açılalı 1 gün olmuştu, ama sanki yıllardır bu işi yapıyor gibi özenli, dikkatli ve işlerinde usta gibiydiler. Zaten önlüklerinde de “1 kromozomun lafı mı olur?” yazıyordu. Başkan Olgun Atila’yla Büyük Park’ın içinde bir zamanlar karanlık ve izbe görünümdeyken şimdi içinden çocukların neşeli seslerinin etrafa yayıldığı +1 Down Cafe’de buluştuk. İçerisi cıvıl cıvıldı. Belki de gördüğüm en huzurlu, neşeli kafede, o saatte görevli olan Barış ve Ceren karşıladı bizi. Masamızı özenle hazırladılar, yerimize kadar oturttular. Öyle güzel buyur ettiler ki, içimden kalkmak gelmedi. Barış çok güzel kahve yapıyor, Ceren ise güler yüzüyle harika servis... Üstelik servisin yanında sevgi dolu gözleri var. Çayın, kahvenin yanında çoğu zaman unuttuğumuz görev ağırlığından uzak gülümsemeyi, saf temiz gözlerle servisi, bir de üstüne, “Kahveyi beğendiniz mi? Ellerimle yaptım. Ben çok güzel kahve yaparım” sohbetini arıyorsanız +1 Down Cafe var, sık sık uğrayın... Kapıya kadar geçirmeleri de ayrı incelikti. Bir daha, bir daha uğrayacağım. Eşi dostu, gazetedeki arkadaşları da götüreceğim. İyi Şeyler’i yazmaya başladığımdan bu yana ben de kendimi iyi hissediyorum. Gözüm hep iyi şeyler arıyor. Algıda seçicilik belki de... Hep iyi şeylere, iyi insanlara, iyi insanların iyiliklerine rastlıyor, takılı kalıyorum. İyi Şeyler’i size de tavsiye ederim! 

Türk kahvesini getirip sarıldı

Burada çalışan gençlerin Başkan Olgun Atila’yı çok sevdiği belli. Sık sık ona sarılıyor, fotoğraf çektirme yarışına giriyorlar. Bir anlamda teşekkür gibi... Çevre sakinleri de Atila’ya teşekkürlerini dile getiriyor. İzbe bir yerde artık çiçek açtığı için mutlular. Kafenin şimdiden müdavimi onlar olmuş. Gençlerle yaşadıkları sevimli diyalogları gözleri dolu dolu anlatıyorlar. Başkan Atila ise manevi değeri en büyük hizmetin bu kafe olduğunu anlatıyor. Sohbetin başında Barış, “Başkanım sana özel” diyerek kendi yaptığını söylediği Türk kahvesini getirip sarılıyor. Atila, “Buraya geldiğimde ayrılmak istemiyorum” sözleriyle anlatıyor:

Birlikte çoğaltıyoruz

“Çok farklı. Küçük, ama çok özel ve çok değerli. Çocuklarımıza, engellilerimize, kadınlarımıza ve yaşlılarımıza dokunan projeler çok değerli. +1 Down Cafe ve Dost Market benim için çok özel projeler. Bu özel projelerde halkımızdan aldığımız geri dönüşle biz de moral alıyoruz. Bu farkındalığı herkesin görmesini istiyoruz. Bazı yatırımlar var değerleri çok yüksek, ama böyle projeler kadar geri dönüşü olmuyor. Bu yoğun projenin içinde enerji kazanıyoruz. Günün yorgunluğunu unutturuyor. Bornovalılar da geliyor, mutlu olduklarını dile getiriyorlar. Biz de zaten özel günleri burada kutlamalarını, gelip vakit geçirmelerini istiyoruz. Bornova’da Kızlar Kahve’miz vardı onu yeniden hayata geçirdik, ilerleyen günlerde Çınarevi diye düşündüğümüz yaş almış büyüklerimize yönelik özel bir alan düşünüyoruz. Sosyal projelerimiz sürüyor. Dost Market gibi... Şu an 3 bin 25 haneye iyilik ulaştırıyoruz. Bu projeleri yaparken üniversitelerimizle, paydaşlarımızla birlikte yapıyoruz. Var olan problemleri azaltıyoruz, iyilikleri de birlikte çoğaltıyoruz.”

 

Yazının Devamını Oku

Polis abla bizi uzaya götür

GEÇEN hafta küçücük bir haber diğerlerinin arasında sıkışıp kalmıştı. O haber iç karartanların arasında umut ışığı gibi parladı gözüme.

“İzmir Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü, çocukların sosyalleşerek suçtan uzak durmasına katkı sağlamak amacıyla, ‘Koruyalım, Korunalım 2’ projesi kapsamında 300 çocuk ve genci Uzay Kampı Türkiye’ye götürdü. Çocuk ve Gençler Sosyal Koruma ve Destek Programı kapsamındaki etkinliğe, Toplum Destekli Polislik Şube Müdürü Zeynep Erdoğan Derse de katıldı.”

300 çocuk sevindirildi

İzmir Gaziemir’deki Ege Serbest Bölge’de yer alan Uzay Kampı Türkiye, kentin gurur duyulacak yatırımlarından biri. Zaman zaman haber için gittiğimizde bizim bile ilgimiz çeken, “Keşke çocuk olsak da burada kampa katılabilsek” dedirten bir yer. Elbette kampın belli de bir bedeli var. Zaman zaman kurumlar, sosyal sorumluluk projeleri kapsamında, katılma imkanı olmayan çocuklara kamp olanağı sağlıyor. İzmir Emniyeti’nin de yaşları 12-16 arasında değişen 300 çocuk ve genci kasım ayında kampa götürdüğünü duyunca gözlerim parladı.

Suçtan uzak tutmak için

Projeyi konuştuğumuz İzmir Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya, çalışmanın Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü’nün pek çok ayağı olan projesinin sadece biri olduğunu şöyle anlattı: “Çocuk Şube ve Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü, dezavantajlı bölgelerdeki aileleri ve çocukları tespit ediyor, çeşitli etkinliklere götürüyor, çalışmalar yapıyor. Bunlardan biri Uzay Kampı’ydı. Sinema ve tiyatroya götürmenin, tarihi ve turistik yerleri gezmenin yanı sıra Çanakkale gezisi gibi organizasyonlar da düzenleniyor. Çocukların sosyalleşerek suçtan uzak durmasına katkı sağlamak, sosyal hayatlarında farkındalık oluşturarak özgüven sağlanması ve onlarla daha iyi iletişim kurabilmek amacıyla bu proje kapsamında yüzlerce çocuk faaliyetlere katılıyor. Toplumla, hayatla, kendileriyle barışık olmaları, sosyal hayata girmeleri amaçlanıyor.” 

Yazının Devamını Oku

Kadınların yaralarına ritimle dokunacaklar

İYİLİK bulaşıcıdır... Yapıştı mı yakanıza bırakmaz peşinizi... Sizden başkalarına da geçer... Tıpkı kötülük gibi... Mutluluk, mutsuzluk gibi... Siz iyisi mi iyi olanı seçin. Dedim ya iyilik bulaşıcıdır diye...

Bu köşe başladığından bu yana, dört bir yandan iyi şeyler yağıyor üzerime. Herkes etrafında duyduğu iyi şeyleri, mutlu eden projeleri, gülümseten, gurur duyduran işleri yetiştiriyor bana. Geçen hafta bir telefon aldım. Aslında aldığım sırada pek de iyi haberlerle uğraşmıyordum. Enerjim negatif, başım kalabalıktı. Benim onca telaşıma, gergin sesime rağmen telefonun diğer ucundaki genç ses bir o kadar naifti, anlayışlıydı. Telefonda dinleyecek kadar bile çok vaktim yoktu aslında. O da bana yazdı: “Banu Hanım merhaba, İzmir Urla Barbaros köyünde yaşıyorum. Müjdat Gezen Sanat Okulu mezunuyum. İzmir’de heyecan verici projeler yapmaya çalışıyorum zaman zaman. Bu sosyal sorumluluk projemde sizin de olmanızı yürekten temenni ederim. Projenin ismi: Renklerin ritmi. Renklerin Ritmi, şiddet mağduru ve tutuklu kadınlara yönelik farkındalık yaratmak ve onların yaşam koşullarını iyileştirmeye katkıda bulunmak amacıyla tasarlanmış bir sosyal sorumluluk projesi. İzmir’de yaşayan farklı meslek gruplarından 10 kadın, Grup Laçin’in solisti perküsyon sanatçısı ve öğretmeni Teoman Dalcı’nın önderliğinde her perşembe 19:30- 21:30 saatleri arası darbuka-ritim dersi alacak. Martta düzenlenecek performans gecesine hazırlanılacak. Elde edilecek gelir şiddet mağduru ve tutuklu kadınlara destek sağlayacak. Bu gece sonrasında şiddet mağduru ve tutuklu kadınlara da özel moral gecesinde performans sergilenecek. Bu projede her kadının bir rengi var ve performans gecelerimizde her kadın seçtiği renk ile sahnede olacak.” Önce affımı diledim, “Ne zaman nerede olacağı belli olmayan bir gazeteciyim” dedim. Ama sonra içim içimi yedi. Şiddet gören ya da tutuklu kadınların sadece haberini yaptım bugüne kadar. Ama bir iz bırakmaksa amaç, böyle bir sosyal sorumluluk projesi benim de yüreğime su serpecekti... Aradım, yoklama eksiklerim olabileceğini baştan söyledim. Kadınların yaralarına dokunacak renklerin ritminde olmayı kabul ettim. Şimdi biz sıkı sıkı marttaki performansa hazırlanacağız.

 

 

KİMDİR?

Banu Ersan 32 yaşında... Barbaros köyünde doğmuş, hala orada yaşıyor. Bornova Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nda eğitim almış, Müjdat Gezen Sanat Okulu’ndan mezun olmuş. 2010’da Barbaros Köyü 1. Kültür Şenliği ve 2011’de Barbaros Köyü 2. Kültür Şenliği’ni gerçekleştirmiş. Bugüne kadar özellikle kadınlara ve insana dokunan birçok sosyal sorumluluk projesine hayat vermiş. Bu projeyle eş zamanlı olarak Barbaros Köyü Belgesel Film projesini sürdürüyor. Ve şu an orada çekilen bir filmin şive koçluğunu yapıyor.

 

PROJEDE KİMLER VAR?

Yazının Devamını Oku

Şakran’a Baro şefkati

BUNDAN yaklaşık 1.5 yıl önce kötü muamele ve işkence iddialarıyla gündeme gelen Şakran Çocuk ve Gençlik Ceza İnfaz Kurumu’ndan şikayetler bitmek bilmedi.

Adalet Bakanlığı’nın “İşkence yok” açıklaması yaptığı günlerde, İzmir Barosu da bir heyet gönderip incelemeler yaparak rapor hazırladı. 20 Kasım 2013’te, Dünya Çocuk Hakları Günü’nde açıklanan raporda, insanın kanını donduracak detaylar ortaya çıktı.

Çocuk tutuklu ve hükümlüler ile müdafi avukatların, kötü muamele yapıldığı, kurum yöneticilerinin keyfi tutum ve davranışlarda bulunduğu, hastane sevklerinin zamanında gerçekleştirilmediği, sosyal ve eğitsel faaliyetlerden yararlanmada sorunlar yaşandığı yönündeki şikayetleri üzerine hareket geçen İzmir Barosu’nun raporunda, hortumla dövülen, kendini jiletleyenin yarasına tuz basılan, müşahede odasında 3.5 ay tutulup ‘5 gün kalmıştır’ belgesi imzalatılan, müşahedenin 2 ayını yataksız geçiren, 30 gün havalandırmaya hiç çıkarılmayan, tecridin yanı sıra dayakla da eğitilen, mavi süngerlerle kaplı olduğu için adı ‘mavi oda’ olan ceza odalarıyla korkutulan, sinekli-böcekli yiyecekleri yemek zorunda kalan, istemedikleri sıkıcı faaliyetlere zorlanan gibi ayrıntılar yer aldı. Kamuoyunda günlerce süren bu iddiaların ardından İzmir Barosu ziyaretlerini sürdürdü. Kurum yönetiminde değişiklikler yapıldı. Şakran’dan artık uzun süredir olumsuz haber gelmiyor.

GEÇMİŞTE DENENMİŞTİ

İzmir Barosu Başkanı Aydın Özcan, tam aksine kurumla ilgili olumlu haberler geldiğini söyledi. Özcan, Şakran’da bulunan çocuk ve genç tutuklular için geçmişte denenen ancak sonra devam ettirilmeyen İzmir Barosu’nun projesinin tekrar hayata geçirileceğini de duyurdu. Aydın Özcan, 250 civarı çocuk ve genç bulunan Şakran Çocuk ve Gençlik İnfaz Kurumu’ndaki gelişmeleri şu sözlerle aktardı: “2008 ve 2009’da İzmir Barosu öncülüğünde çocuk ve gençlerin ağız bakımıyla ilgili çalışma yapmıştık. Cezaevi yönetimi o zaman dil bakımı çalışmasında kullanılacak kesici aletleri çocukların alıp birbirlerine ya da kendilerine zarar verebileceğini düşünüp yapılmasını istememişti.

Olumsuz bir şey yaşanmamış aksine bu çalışmanın çocuklarda olumlu etkileri de gözlenmişti. Adeta onlarla ilgilenildiği için ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Bu tür şeylere ihtiyaçları olduğunu gördük. Kendilerine değer verildiğini hissedip mutlu oldular. Şimdi bu çalışmayı 10-13 Aralık arasında yeniden başlatıyoruz. Hocalarımız çocukların ağız ve diş sağlığını kontrol edip tedavi uygularken, biz de avukat arkadaşlarımızla kontrol etme imkanı bulacağız. Baromuzun hazırladığı çarpıcı raporun ardından buraya dikkat çekildi, geçmişe göre buradan gelen şikayet ve iddialar azaldı. Baro Çocuk Hakları Merkezi yeniden inceleme talebinde bulunmuş, bu talep reddedilmişti. Ancak biz yine bu etkinlik sayesinde çocuklarla heyet olarak konuşup, kaldıkları yerleri de yeniden görmüş olacağız. Hukuksal yardım ve mevcut değerlendirmeler, görüşmeler de yapılacak.”

Yazının Devamını Oku

İlk güzel haber: Umut Evleri

FELAKET haberleri, dehşet fotoğraflar, siyasi tartışmalar... İçimizi karartan haberlerin arasında bunalmıyor muyuz? İyi şeyleri daha çok görmeye ihtiyaç duymuyor muyuz? Güzel haberlere, yeni projelere, umut veren hikayelere, gülümseten öykülere, iyi şeylere... Size güzel haberlerim var: Aklınıza gelebilecek her iyi haber artık bu köşede. İlk iyi haberimiz ise ‘Umut Evleri...’


Opr. Dr. Cüneyt Tuğrul meme kanserindeki başarılı çalışmalarının yanı sıra doktorluğun ötesinde de projelere öncülük ediyor. Meme kanseriyle mücadele eden, geçmişte mücadele etmiş ya da aday kadınların hayatlarının konforunu artıracak projeler bunlar. Sağlıkta Kalite Derneği, Umut Atölyesi, hayat kurtaran bilezikler sadece birkaçı... 
Hiç düşündünüz mü? Bulunduğu yerde radyoterapi ve kemoterapi tedavisi imkanı olmayan kadınlar büyük şehirlere geldiğinde ne yapıyor? Belki üniversite hastanelerinin bahçelerinden geçerken ya otoparkta arabasında uyuklayan ya da yere serdiği kartonda geceyi geçiren hastalara gözünüz ilişmiştir. İzmir’e geldiklerinde 40 - 60 gün süren bu tedavi sürecini eğer bir yakınları yoksa, hele maddi imkanları da yetersizse, çaresiz hastane bahçelerinde geçiriyorlar.
Opr. Dr. Cüneyt Tuğrul ve meme kanserini yenmiş hastası Emine Uçar, onlara ev sıcaklığını yaşatmak için kolları sıvadı. Kısa sürede hayata geçirmeyi planladıkları Umut Evleri’nin ilki Balçova’da olacak. Bir sonrakileri ise Alsancak ve Bornova’da planlıyorlar. Opr. Dr. Tuğrul imece usulü katkıların başladığı Umut Evleri’ne destek için yapılacak etkinlikleri de anlattı. Belki sizin de aklınıza küçük bir katkı gelir...


UMUT ATÖLYESİ’YLE BAŞLADI

Yazının Devamını Oku

Çözüm reçetesi

Göçmen dosyası - 4

İZMİRLİ Avukat Taner Kılıç bugünlerde farkındalığın arttığı mülteci sorunuyla ilgili uzun yıllardır çalışıyor. Kılıç; 2000-2006 arası İzmir’de bulunan Mülteci Der’in ilk gönüllü koordinatörlüğünü yürüttü. Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) Türkiye Şubesi kurucularından ve halen Yönetim Kurulu Başkanı olan Kılıç, İzmir Barosu’nda Göç ve İltica Komisyonu’nda da çalışmalar yapıyor. Göçmen Dosyası’nın son bölümünde görüşlerini sorduğumuz Taner Kılıç, DHA Bodrum muhabiri Nilüfer Demir’in dünyayı sarsan unutulmaz fotoğrafı ile ilgili de ilginç tespitlerde bulundu. Kılıç, Türkiye’nin ve dünyanın yaşadığı göçmen krizi konusunda önemli saptamalar yaparak, çözüm reçetesini anlattı.
• Mülteci sorununun İzmir’de artmasıyla mı bu alan ilgi duydunuz? Bugüne kadar ilk gönüllü koordinatörlüğünü yürüttüğünüz dernek, mültecilere hangi konularda destek oldu ve olmaya devam ediyor?
- Mülteci Der’in ilk gönüllü koordinatörlüğü sorumluluğunu 2000-2006 arasında yürüttüm. Uluslararası Af Örgütü 2000’lerin başında bu konuda bana İngiltere ve İsviçre’de eğitimler vermişti. Ancak Mülteci Der’in İzmir’de kurulmasında elbette o tarihlerde yaşanan göç ve iltica akınının artmasının büyük rolü bulunmakta. Dernek büyük oranda bireysel hukuki yardım / danışmanlık, lobi ve kampanya faaliyetleri yürütüyor.
• İzmir Barosu’nda da bu konuda çalışmalarınız bulunuyor. Anlatır mısınız?
- İzmir Barosu nezdinde 3 yıl kadar önce ‘Göç ve İltica Komisyonu’nu kurduk. En önemli fonksiyon baroların yürütmekte olduğu ‘Adli Yardım’ mekanizmasının göç ve iltica alanında mağdur ve hukuki yardıma ihtiyacı olan yabancılar/sığınmacılar için kullanılmasını sağlamaktı. İzmir Barosu’na kayıtlı 80 kadar avukata 3 ayrı eğitim verdik ve adli yardım kapsamında bu avukatlar bu alandan gelen talepler doğrultusunda görevlendiriliyorlar. Ayrıca Ege ve Marmara illerinin tüm baroları ile Türkiye’de bu alanda bazı önemli şehir barolarını davet ettik, eğitimler verdik. Bir tanesinde Hollanda Mülteci Konseyi ve Hollanda’da göç alanını yürüten birimlerle bir çalışma gerçekleştirdik. Bu alanda Türkiye’de öncü Baroyuz dersem, sanırım diğer barolara pek haksızlık etmiş olmam.
• Türkiye Şubesi’nin yönetim kurulu başkanlığını yaptığınız Af Örgütü dünyada pek çok insan hakları ihlallerine dikkat çekiyor, ancak son zamanlarda en çok rapor yayınlanan, açıklama yapılan konuların başında Türkiye’deki göçmen ve mülteci sorunları geliyor. Yayınladığınız raporların, çalışmalarınızın ülkelerin politikalarını değiştirebildiğini küçücük de olsa dikkat çekebildiğinizi düşünüyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

Can değil ölüm yeleği

Göçmen Dosyası - 3

DÜNYA göçmen trajedilerine ağlarken, binlercesi hala sokaklarda deniz yoluyla Yunan adaları üzerinden üçüncü ülkelere geçmek için bekliyor. Aylan Kurdi’nin hafızalara kazınan fotoğrafı bile savaştan kaçan çoğunluğu Suriyeli göçmenleri bu yoldan geri çevirmezken kaçışın merkez noktalarından İzmir Basmane’de “Umut Yolculuğu” hazırlıklarının yine yapıldığı görüldü.
Umut yolculuğuna çıkanların sembollerinden biri haline gelen can yeleklerini de Basmane’deki dükkanlarda hala görmek mümkün. Bu can yeleklerinin fiyatları 35 ile 100 lira arasında değişiyor. Kullanılmış olanları ise 20 liraya kadar bulunabiliyor. Basmane’nin ara sokaklarında bazı kuru temizlemecilerde önceki denemelerden kalıp, temizlenmiş yelekler asılı dururken, internet kafelerin önünde bile işportaya düşmüş can yelekleri dikkat çekiyor. Kimi göçmenlerde ve dükkanlardaki suda kolay bulunmak için fosforlu, neon renklerde olması gerekirken koyu renk can yelekleri de merak uyandırıyor.
Bir giysi mağazasında konuştuğumuz can yeleği satan esnaf uçurum fiyat farkı ile ilgili şu açıklamayı yapıyor: “35 lira olanlar suda 4 saat batmadan koruyor. 100 lira olanlar ise 20 saate kadar taşıyabiliyor. Sahil güvenliğin dikkatini çekmesin diye koyu renk yelek tercih ediliyor. Biz satarken pahalı olanların daha güvenli olduğunu vurguluyoruz ama onlar ucuz olanları tercih ediyor.”

UYARILARA RAĞMEN

Bu can yeleklerinin çoğunlukla sahte olduğu belirtilip uyarılıyor. Uzmanlar merdiven altı üretilen can yeleklerinin hayat kurtarmak bir yana içindeki malzemeler nedeniyle kısa sürede küçük bir çocuğu dahi batıracak nitelikte olduğunu belirtip uyarıda bulunuyor.

35 LİRALIK YELEĞİN MALZEMESİ

Yazının Devamını Oku

Kaçakçılık sektörünün bir parçası; "İnsan ticareti"

Göçmen Dosyası - 2

HER gün yüzlerce kaçak göçmen deniz yoluyla ve insanlık dışı şartlarda kaçmaya çalışırken ya hayatını kaybediyor ya da canını zor kurtarıyor. Göçmen facialarının en büyük sorumlusu ise insan kaçakçıları. İzmir Emniyeti Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü verilerine göre, trafiğin en çok yaşandığı bölgelerin başında Ege geliyor. Ege’yi İstanbul ve Mersin izliyor. Emniyet yetkilileri, göçmen kaçakçılarının hangi yöntem ve yollarla umuda yolculuğa çıkan çaresiz insanları Türkiye’ye sokup kıyı illerine getirdiklerini anlattı.

BASMANE ÜS OLDU
Yetkililer, Basmane’nin üs haline geldiği belirtirken, terör örgütünün göçmen kaçakçısı suç örgütleriyle işbirliği yaparak, çaresiz insanları aldattıklarını ve bu faaliyetlerden finans sağladığının da altını çizdi. İzmir Emniyeti’nin raporlarına da giren tespitlerde şu bilgiler dikkat çekiyor:
“Suriye sınırlarımızda bulunan Hatay, Mardin, Kilis, Şanlıurfa ve Gaziantep illerinden giriş yapmış Suriyeliler; Adana, Adıyaman, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Mersin, Osmaniye, Şanlıurfa’ya sığınmacı olarak yerleştirilmiş olup, Avrupa’ya gitmek amacıyla organizatörler tarafından İzmir, İstanbul ve Mersin’e götürülüyor. Buradan Ege kıyılarına getirilen göçmenler, bot ve benzeri deniz taşıtları ile Yunanistan (Kos, Samos, Simi, Midilli, Rodos, Sakız) ve İtalya’ya bağlı adalara ya da tur amaçlı kullanılan yatlarla turist görünümü verilerek direkt olarak Yunanistan ve İtalya’ya götürülüyor. Ancak birçoğunun hayali daha başlamadan denizde sonlanıyor.”

YÖNTEM DEĞİŞTİRİYORLAREmniyet’ten alınan bilgilere göre göçmen kaçakçıları teknolojiyi kullanıp yöntem değişikliğine de gidiyor. Önceleri sürat tekneleri, motor yatlar, gezi yatları ile yaptıkları kaçış planlarını artık şişme botlarla değiştirdiler. Bunun nedeni ise tekneyi kullanacak bir kaptana ihtiyaç olmasıydı. Bu da yakalanma ve kaçakçıların ceza alma riski demekti. Özellikle geçen yıldan bu yana kaçakçılar şişme botlarla umut yolcularını taşımaya başladı. Ancak bunlar da risk taşıyordu. Batma tehlikesi ve daha çok ölüm onları ilgilendirmiyordu. Bu yöntemin risksiz olması önemliydi. Böylece kaçakçılar artık motor yatlar ve balıkçı tekneleri yerine kaptana gerek olmayan zodyak botları kullanmaya başladı. Bu botların fark edilmesi ve yakalanma riski daha az gibi gözükse de ölüm ve kaza riskini artırdı. Şişme bot yöntemindeki son yenilik ise internet üzerinden sipariş verilmesi oldu. Böylece karada dikkat çekilmiyor, bot taşıma sıkıntısı yaşanmıyordu.

Yazının Devamını Oku