Haydi parklara, oyun seyretmeye!

Yaz mevsiminin son akşamlarında açık alanda seyircisiyle buluşan oyunlar sizi bekliyor. Bu hafta iki eğlenceli oyun dikkat çekiyor. Biri Bursa’da, Nilüfer Balat Kent Ormanı’nda; diğeri İstanbul Kadıköy’de, Selamiçeşme Özgürlük Parkı’nda. DOT ise Kemerburgaz Kent Ormanı’nın ortasına sahne kuruyor.

SHIRLEY’NİN ÖZGÜRLÜK YOLCULUĞU
SHIRLEY VALENTINE - KOMEDIATÜRKHaydi parklara, oyun seyretmeye
Tanıdık ama çoğu kez görmezden gelinen bir kadın öyküsü. Orta yaşlı, ‘sıradan’ bir ev kadını Shirley Valentine. Kendisini çocuklarına, ondan beklenen ev içi sorumluluklara adamış, mutfağının duvarlarına sıkışmış bir kadın… Ama şimdi özgürleşme, kendini bulma, kendisini iyi hissettiren şeylerin peşine düşme zamanı. Dertlerini, hayallerini mutfak duvarlarının dışına taşırmanın tam sırası. Shirley’nin monoton hayatı, duvar dışındaki tek arkadaşının ona bir Bodrum tatili hediye etmesiyle yeni bir evreye geçecek. Sumru Yavrucuk’un yetkin oyunculuğuyla ayağa kaldırdığı bu eğlenceli öykü, kadınlara “Kendinizi hatırlayın!” dedirten cinsten. Bu akşam 21.00’de Bursa, Nilüfer Balat Kent Ormanı’nda. 105 dakika; tam 20, indirimli 15 lira.

DOKUZ YAŞINDAN BÜYÜK HERKESE
FİL - TİYATRO BEREZEHaydi parklara, oyun seyretmeye
Firuze Engin, Elif Temuçin ve Erkan Uyanıksoy’un küçük ve üretken topluluğu BeReZe, izleyicisini hayal kırıklığına uğratmayan ekiplerden.

‘Fil’ oyunuysa Danimarkalı tiyatro ekibi Teatergruppen Batida ile gerçekleştirdikleri, biraz fazla büyük hayalleri olan bir sihirbazla, ona biraz fazla âşık olan yardımcısının hüzünlü öyküsü. Hikâye anlatıcılığı ve fiziksel tiyatroyu harmanlayarak sahnedeler. 31 Ağustos Pazartesi, 21.00’de Kadıköy Selamiçeşme Özgürlük Parkı’nda. 45 dakika, 25 lira.

DOT ormanda nefes alacakHaydi parklara, oyun seyretmeye

Pandemiden en sert etkilenen, krizi aşmalarına yardımcı olacak bir destek bulamayan tiyatro cephesinden tek bir güzel haber bile büyük moral veriyor. DOT’un “Tiyatroyu ormanda yapacağız” duyurusu son günlerin en çarpıcı havadisi oldu. Kemerburgaz Kent Ormanı’na, doğanın tam ortasına kuruyorlar sahnelerini. Eylülde açılacak yeni tiyatro alanını haftanın iki günü de Kumbaracı50 ile paylaşacaklarını duymak haberi taçlandırıyor. Üstelik burası tiyatronun bol ilhamlı bir buluşma noktası olacak.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Şehrin tiyatrosuna çok yakışan bir oyun

Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği ‘Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin’ İstanbul’a, bu şehrin kadınlarına eşsiz bir armağandı. Oyun şimdi bir Şehir Tiyatroları prodüksiyonu olarak kente yeniden karışıyor…



İki yaşındaki kızıma, doğduğu gün hastaneden gösterdiğim ilk İstanbul parçası, ağaçlarla kaplı bir park olmuştu. Kızım bu şehrin eski bir semtinde büyüyor. Bu şehrin eğri büğrü sokaklarında koşacak, gülecek, sarhoş olup ağlayacak, âşık olacak, kendini denizin kıyısına atmak isteyecek, devasa binaların arasında yıldızları bulmaya çalışacak. Benim denizin ucunda çay içtiğim Beşiktaş’taki eski çay bahçesini, kapılarında büyüdüğüm, öğrendiğim Emek Sineması’nı eski AKM’yi, Kemancı’yı hiç bilmeyecek. Belki doğduğunda ona gösterdiğim park bile durmayacak yerinde. Ama büyüdükçe, İstanbul onun o da İstanbul’un bir parçası olacak. “Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin” diyeceğim ona. Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun bu şehre, bu şehrin kadınlarına eşsiz armağanı olan oyununun adını ödünç alarak…

İstanbul’dan daha güzel üç kadının anlattığı bu oyunu bu şehri içinde hisseden herkes izlesin istemişimdir hep. Şimdi çok daha geniş kitlelere erişebilecek şekilde, şehrin gözbebeği tiyatrosunda, İstanbul Şehir Tiyatroları sahnelerinde anlatıyor kendi öykülerini ve kendi İstanbullarını; Melis, Başak ve Ayfer. Kız, anne ve anneanne…

Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği; BAM İstanbul prodüksiyonu olarak üç sezon oynayan, Melis Öz, Başak Kıvılcım Ertanoğlu ve Ayfer Dönmez’in aklımızdan kolay kolay çıkmayacak nefis performanslarıyla izlediğimiz oyunu; üç başka iyi oyuncu Yeliz Şatıroğlu, Esin Umulu ve Şebnem Köstem devraldı. Şehir Tiyatroları da bu oyunla kapılarını kuşağının dikkat çekici ve üretken kalemlerinden Mahmutyazıcıoğlu’na açmakla kalmadı bir yandan da bizatihi bu şehre, bu şehrin kadınlarına dair bir oyunla, şehrin tiyatrosuna taptaze bir soluk getirmiş oldu.

Yazının Devamını Oku

Ekranda alternatif bir festival var!

İlki geçen sene gerçekleşen İstanbul Fringe Festival, bu yıl çevrimiçi mecralar üzerinden seyirciyle buluşuyor. İtalya’dan Tayvan’a uzanan 15 etkinliği yarın akşama kadar YouTube üzerinden takip edebilirsiniz.


1947’de Uluslararası Edinburgh Festivali’nin ‘davetsiz misafirleri’ tarafından bir ‘kenarda’ sahnelenen gösteriler, zaman içinde dünyanın en prestijli tiyatro festivallerinden Edinburgh Fringe Festivali’ne dönüşmüştü. Dünyanın farklı şehirlerinde Fringe festivalleri sürerken, bizde de geçen sene farklı disiplinlerden sekiz kişiden oluşan bir ekip “Neden böyle bir platformu biz de İstanbul’da kurmuyoruz?” diyerek yola çıkmıştı. Böylece İstanbul’un farklı sahneleri, 2019 Eylül’de 10 gün boyunca Türkiye’den ve dünyadan 22 ekibin tiyatro, dans ve performans disiplinlerindeki alternatif işlerine ev sahipliği yapmıştı.

İşlerin büyük kısmı dans performansı

Ekip bu sene pandemi koşullarına rağmen Istanbul Fringe Festival’den vazgeçmedi, etkinlikleri, bazısı canlı olarak yayımlanacak şekilde çevrimiçi mecralara taşıdı. Geçen cuma açılışı yapılan festival, yarın akşama kadar YouTube, Zoom, WhatsApp ve diğer sosyal medya mecralarından ücretsiz takip edilebilecek.Fringe, isminin hakkını vererek bizleri belki de hiç duymadığımız, rastlamadığımız ekiplerin güncel işleriyle buluşturan bir platform. İtalya, Romanya, Belçika, İngiltere, Hollanda, Fransa, Rusya, Almanya, Tayvan ve Türkiye’den toplam 15 işi (büyük bir kısmı dans performansı olmak üzere) evinizden izleyebilirsiniz.

Üstelik ilk günden itibaren programın tamamı İstanbul Fringe’in YouTube kanalına yüklendiği için zamanlamanızı kendiniz ayarlayabilirsiniz.

Ayrıca yine YouTube üzerinden festival kapsamındaki atölyeleri takip edebilirsiniz. Etkinlikler ücretsiz lakin topluluklara bu zor dönemde destek olmak isterseniz ‘Fringe Destek Fonu’nu ziyaret etmeyi unutmayın. Böylece sahneye düzenli olarak bir daha ne zaman çıkabilecekleri belli olmayan küçük ve bağımsız topluluklara minik bir can suyu verebilir ve festivalin sürdürülebilirliğine katkı sunabilirsiniz.

Destek biletleri almak için: tiyatrolar.com.tr/istanbulfringeonline

Yazının Devamını Oku

Balat’ta bir ‘insan müzesi’ var!

‘Monologlar Müzesi’ projesi, pandemi koşullarına uygun önlemlerle yeniden başlıyor. ‘Balat’, ‘Kadın’ ve ‘Yalnızlık’ temalı monologlar sizi adeta birer insan müzesine davet ediyor.

İstanbul’un köklü semtlerinden Balat’ta dört sezondur süren ‘Monologlar Müzesi’ ziyaretçileriyle yeniden buluşuyor. Eski bir binanın yedi ayrı odasında, yedi hikâye, yedi oyuncu tarafından anlatılıyor. 15’er dakikalık monologlar serisinin cuma akşamı izleyebileceğiniz ilkinin konusu Balat’ın kendisi.
Maskenizi teslim aldıktan sonra (her odaya maksimum dört izleyici alınacak) görmek istediğiniz oyunun odasına geçeceksiniz. Aynı anda farklı odalarda sahnelenen yedi monolog arasında dolaşmak serbest. Ya da tamamladığınız oyundan çıkıp az sonra yeniden başlayacak oyunlardan bir diğerini izleyebilirsiniz. Her oyun arka arkaya dört kez sahneleniyor.
‘Balat’ oyunları, bu mahallenin tarihinden, dokusundan, kültüründen doğmuş hikâyeler. Odalarda Batur Belirdi, Haydar Köyel, Erol Babaoğlu, Burcu Halaçoğlu, Melis Öz, Ece Özdikici, Tuğçe Şahin bekliyor sizi. Her biri yetkin, oyun ve sahne hâkimiyeti tam olan oyuncular.

Hijyen kuralları uygulanıyor

Her bir monoloğun yazarı ve yönetmeni de yine son dönem yerli oyun üretiminde emek veren farklı isimler. Proje tasarımı A. Sami Özbudak’a ait olan ‘Monologlar Müzesi’ 26 ve 27 Eylül’de de ‘Kadın’ ve ardından ‘Yalnızlık’ başlıklı serilerle sürecek.

Balat Mürselpaşa Caddesi’ndeki mekânda hijyen kurallarının titizlikle uygulandığını söylememe gerek bile yok. Müze mantığıyla sizi monologlar arasında dolaştıracak projeye sadece ‘havanız’ değişsin diye değil, pandemi koşullarında tüm tedbirlerini özenle alan tiyatroculara destek olmak için de gidin.

25 Eylül Cuma saat 20.30’da Mürselpaşa Cad. No: 163’te. 60 lira.

TİYATROMUZ GÖZ GÖRE GÖRE ERİYOR

Yazının Devamını Oku

Sahnede ‘yanyana’ gelme zamanı!

Pandemi sürecinde sahne açamadıkları için büyük yara alan tiyatrolar, dayanışma motivasyonuyla hareket eden organizasyonlarla nefes almaya çalışıyor. Eylül sonuna kadar sürecek ‘Sahnede Yeniden Buluşuyoruz’ o soluklardan biri.

An Yapım’ın organize ettiği, Uniq İstanbul’un mekânı tiyatro topluluklarına ücretsiz olarak açtığı ‘Sahnede Yeniden Buluşuyoruz’, açılışını geçen pazartesi Levent Üzümcü Tiyatrosu&İzmir Halk Tiyatrosu ortak yapımı ‘Aziz Nesin Kabare’ ile yapmıştı.

Tiyatroların pandemi nedeniyle çok ciddi zorluklardan geçtiği, seyirciyle arasına uzun aylar ve bilgisayar ekranlarının girdiği karantina döneminin sonunda, yola ‘yanyana’ (evet, manifestolarında bu sözcüğü özellikle bitişik yazmışlar) gelmek arzusuyla çıkan bir etkinlik ‘Sahnede Yeniden Buluşuyoruz’.

Uniq İstanbul Açık Hava Sahnesi’nde, COVID-19’a uygun tedbirlerle hazırlanan 400 seyirci kapasiteli seyir alanını dolduracak izleyicileri, hem popüler hem de daha bağımsız ve politik çizgide giden oyunlardan oluşan bir seçki bekliyor.

Cüzi miktarda prodüksiyon bedeli

Topluluklardan (bu kalem için maalesef sponsor bulunamamış) cüzi miktarda prodüksiyon bedeli kesiliyor, bunun dışındaki tüm masraflar organizasyon tarafından üstleniliyor.

Manifestolarında “Tiyatronun iyileştirici ve birleştirici gücüyle her şeye rağmen perdeyi birlikte açıyoruz. Hayat tek başına zordur. Dünya zorludur. Tiyatroda ‘yanyana’ olalım, sahnede ‘yeniden’ buluşalım” diyerek umutlu olmaya, birlikte kalmaya davet ediyorlar.

Genco Erkal’ın kült eseri, DasDas’ın yenisi ‘Westend’den Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu’nun ‘Yangınlar’ına, Moda Sahnesi’nin yeni oyunu ‘Babamı Kim Öldürdü’ye uzanan seçki 30 Eylül’e kadar sürecek.

Kişisel önerilerimi de sıralayayım:

Yazının Devamını Oku

Bu yıldız başka yıldız!

Eşine az rastlanır türde bir kukla oynatıcısı olan Nazmi Sinan Mıhçı kaprisli mi kaprisli, bilmiş mi bilmiş kuklasıyla sahneyi paylaşıyor. ‘Bir Yıldız Batıyor’ ‘çok kişilikli’ tek kişilik, pek eğlenceli bir gösteri...

Tiyatro topluluklarının uzun süre sahnelerden uzak kaldıkları pandemi süreci şimdilerde seyircinin geçen sezonlarda kaçırdığı oyunları görmek için bir tür ‘açık hava’ fırsatına dönüştü.

Son iki senenin en eğlenceli ve yaratıcı işlerinden biriydi ‘Bir Yıldız Batıyor’. Nazmi Sinan Mıhçı eşine çok sık rastlamadığımız türde bir kukla oynatıcısı olarak karşımızda bu oyunda.

Orkun Yeşim’in yönettiği, 3kulak yapımı olan oyun bilhassa üniversite hayatı 1990’ların sonuna denk gelip 2000’ler boyunca da hayat gailesi içinde debelenen kuşağa çok iyi gelecek türde bir gösteri. Karakterlerimiz; yeşil tulumu içindeki Gökhan Sayın ve ona oyun boyu eşlik edecek olan, turuncular içindeki el kuklası. Mıhçı tek kişilikmiş gibi görülen bu ‘çok kişilikli’ oyunda iki ayrı karakterle birden sahnede. Kukla deyip geçmeyin; kendisi zor bir kişiliğe sahip... Şöhret, ödüller, radyo programları falan derken bir süre sonra boğuluyor. Kendini bulma yolunda tek kişilik deneysel oyunlardan yogaya, veganlıktan inzivaya çekilmeye ve hatta aile dizimi terapilerine başvurmadığı yol kalmıyor. 90 dakikanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız.10 Eylül Perşembe, 21.00’de Kadıköy Selamiçeşme Özgürlük Parkı’nda. Biletler 25 lira.

HAFTANIN BEŞ OYUNU

Josef Bieder’in Yıldızının Parladığı An (Aksesuvarcı)-İstanbul Devlet Tiyatrosu: Usta oyuncu Ali İpin’in sahneyi Özge Özdemir’le paylaştığı oyun, mesleğine tutkuyla bağlı bir aksesuarcının tek geceliğine seyirci karşısında tüm maharetini sergileyişinin eğlenceli öyküsü... Bu akşam 20.00’de, Üsküdar Tekel Sahnesi’nde.

Basit Bir Ev Kazası-Baba Sahne: Günay Karacaoğlu’nun yetkin oyunculuğuyla tek kişilik bir kadın öyküsü. Songül’ün yaşadıklarını kara mizah atmosferinde izleyip pek çok yerde kendimizi göreceğiz... 6 Eylül Pazar 21.00’de, KüçükÇiftlik Park’ta.

Dansöz-Mek’an: Sezen Keser’in akılda kalıcı bir performansla sahneye taşıdığı Dansöz Meryem’in karanlık hikâyesi ataerkiyle, şiddetle, iktidarla bir tür kişisel hesaplaşma... 6 Eylül Pazar 20.30’da, Ankara Cer Modern Açık Hava’da.

Aziz Nesin Kabare-İzmir Halk Tiyatrosu&Levent Üzümcü Tiyatrosu:

Yazının Devamını Oku

Ay doğarken gece çağıracaklar bizi!

Altıdan Sonra Tiyatro’nun ‘Hayalet Kumpanya’sının marifetli oyuncu hayaletleri, endişeyle kaplı bu günlerde seyirciyi neşeyle sarsıyor. “Biraz hayal biraz gerçek çünkü ölüm yok, çünkü hayat düşlerde!” diyorlar...


Senelerce birlikte tiyatro yapmanın getirdiği içten duygularla bezeli müzikli bir gösteri. “Sanat varsa ölüm olamaz ki zaten” dedirten, içinden hayat fışkıran bir oyun: ‘Hayalet Kumpanya’. Bağımsız tiyatro sahnemizin önde gelen topluluklarından Altıdan Sonra Tiyatro’nun 20’nci yaş hediyesi.

İçinizi kıpır kıpır edecek

45 sene önce bilinmeyen (!) bir nedenle yanan (Yönetmen Yiğit Sertdemir’in dediği gibi “Çünkü bizde tiyatro yakmak bir gelenektir”) ve o gün provaya geç kalan suflöz kız dışında tüm kadronun öldüğü bir kumpanyanın genel provasındayız. O genç suflöz şimdi yaşlı bir kadındır ve her sene yangının yıldönümünde tiyatroya gelir, son provayı tekrar yaşar. İşte bu neşeli kumpanyanın Çehov’un dört eserinin (‘Bir Evlenme Teklifi’, ‘Ayı’, ‘Tütünün Zararları’, ‘Sayfiyede Yaz’) birbirine örüldüğü oyunun provası başlar.

“Ay doğarken gece çağıracaklar bizi/Sözcükler müzikler bitmeyen hikâyeler (...)” Daha bu dizelerden içinizi kıpır kıpır edecek bir ‘kumpanya oyunu’ sahneleyeceklerinin sinyalini veriyor ekip. Oyunun grotesk havası kostümden makyaja, ses ve beden kullanımından gösterinin hareket düzenine ölçülü bir şekilde dağıtılmış. Koro olarak seslendirdikleri eğlenceli şarkılar da cabası. İzlediğimiz esasen bir genel prova ve haliyle oyunun halihazırdaki yüksek ritmi ‘ekip içi’ şakalarla iyice katlanıyor. ‘Ayı’ oyunundaki ‘canlı tablolar’ oyuncuların platformun altından sahne üstüne çevik geçişleri akılda kalıcı.

Hem Çehov’un metinlerinin komedisini sergilemesi hem de tiyatronun bir arada olma hissini anımsatıp, hayata ve sanata dair umudu diriltmesiyle hayli başarılı bir iş. Oyundan çıktığımda hissettiğim tek eksiklik canlı müzik olmuştu. Endişeyle sarmalandığımız bu dönemde bizi neşeyle sarsacak bir oyun ‘Hayalet Kumpanya’.

HAYALET KUMPANYA Altıdan Sonra Tiyatro

Yazının Devamını Oku

Oyunlar, yıldızlar ve ay sizi bekliyor

İstanbul’un açık hava sahneleri sezondan seçkileri ağırlamaya devam ediyor. Bu hafta yıldızların altında izleyebileceğiniz üç oyun önerisi...

Bu kadına deli mi demeli şimdi?
BİR DELİNİN GÜNCESİ BİTEATRAL“Ömrünün büyük bir kısmını akıl hastanesinde geçiren kadın, günün birinde beklenmedik bir anda salıverilir… Her anlamda sistemle doğuştan sorunu olan bu kadın, akıl hastanesinden çıkar çıkmaz cehenneme dönmüş bir dünyanın ortasında buluverir kendini. Gerçeği algılayana kadar olan olur ve o eşsiz deliliğin refleksiyle bütün okları üzerine çekmeyi başarır…” Güne sıradan bir kadın olarak başlamak bile yeterli ekibin üstteki cümlelerle anlattığı oyunun tanıdık gelmesi için. Ayşe Lebriz Berkem’in yetkin oyunculuğu ve Aslı Erdoğan’ın leziz kalemini buluşturan bir performans. Bu sene odağına kadın hikâyelerini alan Müzede Sahne programından…

15 Ağustos Cumartesi, 19.00Sabancı Müzesi, Fıstıklı Teras Ana Sahne, 60 dk. Tam 80, öğrenci 40 lira

Sıradan telaşlardan sapınca… SIFIR TELAŞ TİYATROPERESTSezon yarıda kalınca sesini yeterince duyuramamış oyunlardan. Onur Özaydın’ın yazıp yönettiği tek kişilik oyun, bir dizi sorumlulukla boğuşarak hayata tutunmaya çalışan sıradan bir adamın tanıdık, hüzünlü ve aynı zamanda eğlenceli öyküsü. Dedesinin hastalığı nedeniyle rutin koşturmacasından çıkıp Gelibolu’ya giden Yamaç burada kendisini bir radyoda program yaparken bulur ve hayat ritminde değişiklikler belirir. Doğu Akal’ın rejisiyle…

19 Ağustos Çarşamba, 21.00
HANN Sahne, Teras
85 dk.

Yazının Devamını Oku

Yaz bitmeden gel...

Sezon, mesafeli açık hava etkinlikleriyle sürüyor, seyircisinden aylarca ayrı düşen toplulukların bir kısmı da bu organizasyonlarda kendine yer buluyor. Bu hafta da mesafeyi gözeterek dış mekânlarda izleyebileceğiniz üç iyi oyun önerimiz var.

SAVAŞTAN DÖNEN BİR ASKER
KAPILARIN DIŞINDA - YOLCU TİYATROYolcu Tiyatro’dan tiyatro tarihinin en sert savaş karşıtı metinlerinden biri. Nasyonal sosyalizm ve savaş karşıtı Wolfgang Borchert’in yazdığı oyuna, özgün bir yorum. Ekip, ruhsal ve fiziksel yaralarla savaştan dönen bir askerin mücadelesinin ve hiçbir şeyi eskisi gibi bulamamasının hikâyesini sahneliyor. Ersin Umut Güler’in yönettiği bu güçlü oyunu; Cenk Dost Verdi, Pervin Bağdat, Burak Üzen ve Emre Sancar taşıyor sahneye. Rehavete kapılır gibi hissettiğimiz anlarda, bizi sakınmadan dürtecek, çimdikleyecek bir oyun. Zorla silah altına alınmış gencecik bir adamın kaleminden çıkmış bir metin, o metne getirilen titiz bir yorum...

9 Ağustos Pazar, 21.00
Selamiçeşme Özgürlük Parkı
85 dakika
22 lira

TEREDDÜTSÜZ BİR TAVSİYE

Yazının Devamını Oku

Sezon açık havada devam ediyor

Pandemi nedeniyle sezonu erken kapatan tiyatrolar, sayıları şimdilik kısıtlı olsa da açık hava etkinlikleriyle yeniden seyirciyle buluşuyor. Topluluklarla dayanışma göstermek, yalnız olmadıklarını hissettirmek, özlediğimiz sahnelere kavuşmak için bu oyunlar bulunmaz fırsat...

ENERJİSİ FAZLASIYLA YÜKSEK
WESTEND/BATININ SONU - DASDAS

Çağdaş Alman oyun yazınının iyi kalemlerinden Moritz Rinke’nin Türkiye’de sahnelenen ikinci oyunu ‘Westend’ seyirciyle sezon başında buluşmuştu. Tuğsal Moğul’un yönettiği oyun, Avrupa’nın göbeğinden üst orta sınıf karakterlerin gündelik hallerini ve iç dünyalarını ironik bir dille önümüze seriyor. Evren Bingöl, Gün Koper, Mert Fırat, Naz Çağla Irmak, Tülin Özen ve Pervin Bağdat’tan oluşan yetkin oyuncu kadrosuyla seyirciyi bir an boşa çıkarmayan, enerjisi fazlasıyla yüksek bir oyun ‘Westend’. Oyunun mülteci meselesinden günümüzün ‘beğenilme’ takıntısına uzanan çok katmanlı düşünsel dünyası ‘koşturmacası bol’ rejide kayboluyor gibi olsa da ‘Westend’, her birimizin güncel çelişkilerini kara mizah diliyle anlatarak seyirciyi yakalamayı başarıyor.5 Ağustos Çarşamba, 20.30.
DasDas Açık Hava.
110 dk
Tam 90, öğrenci 75 lira.

KÖYDEN KENTE MACERALAR...SEVGİLİ ARSIZ ÖLÜM/DİRMİT - TİYATRO HEMHAL

Son yılların, dilden dile dolaşmayı en çok hak eden oyunlarından. Latife Tekin’in; yereli müthiş bir evrensellikle ve büyülü gerçekçi bir tonda anlattığı, Türkçenin kıymetli eserlerinden ‘Sevgili Arsız Ölüm’, Nezaket Erden ve Hakan Emre Ünal’ın ellerinde ince ince işlenmiş sahne uyarlamasıyla seyirci karşısında.

Yazının Devamını Oku

Kendine ait bir masal

Hareket Atölyesi Topluluğu’ndan yaşları 30-75 arasındaki sekiz kadın, ‘Külkedisi’ masalını belleklerindeki yerinden çıkarıp sahnede baştan sona tekrar yazıyorlar. ‘Kül Kadın’ı izledikten sonra insanın şu tatlı sloganı atası geliyor: “Sindirella gitme baloya, 8 Mart’ta haydi alana!”


Külkedisi Masalı’nı nasıl bilirsiniz? Kötü üvey anne, daha da kötü iki üvey kız kardeş, masala ismini veren çilekeş ‘Külkedisi’, yakışıklı prens, hızır gibi yetişen peri... Sonra balkabağı, camdan ayakkabı teki ve ‘mutlu son’... Masal klişelerinin işlediği; masum kızın yakışıklı prensle tüm kötülere rağmen buluşup evlendiği bir hikâye. 

Performans sahnesinde 20 yılı deviren Hareket Atölyesi Topluluğu ‘Kül Kadın’da (2013-2016 seneleri arasında sahnelenmişti) ‘Külkedisi’nin kendi beden hafızalarında ve zihinlerinde bıraktığı tortuları çıkarıp masalı yeniden yazıyor. Yaşları 30-75 arasındaki kadınların üretimi olan bir hareket tiyatrosu bu. Proje için masala dair hafızalarında yer etmiş imgelerin yanı sıra İstanbul’un ‘Külkedisi semtleri’ dedikleri Balat, Cibali, Zekeriyaköy, Kocamustafapaşa, Erenköy, Beyoğlu, Kadıköy, Başakşehir, Kurtuluş, Gazi Mahallesi ve Heybeliada’dan farklı yaşlardaki insanlarla ‘Külkedisi’ üzerine yaptıkları röportajları da kullanmışlar.

Daha gerçek, daha boyutlu

Sekiz kadın parçalayıp yeniden, kendi dilleriyle aktardıkları masal üzerine düşünürken en büyük kılavuzlarıysa kadınlara ‘vahşi ruhu’ her daim hatırlatan ‘Kurtlarla Koşan Kadınlar’ın yazarı Clarissa P. Estes olmuş.

Bedenlerini bir kırkayak gibi birleştirerek başlıyorlar öyküye. Ve boş sahne üstünde bir dizi malzemeyle hareket, ses ve röportajların dış sesini de kullanarak bu masalı -yeniden- anlatmaya başlıyorlar. Bedenleri ve sesleri dışında kullandıkları malzemeler; taslar, mercimek, hamur, kül, yer bezleri ve tıpkı masal kahramanları gibi iki boyutlu olan, askılarındaki kostümlerden oluşuyor. Leyla Okan’ın etkileyici ‘kostüm’ tasarımları bir yandan da ‘kâğıt bebek giydirme’ oyununa yaptığı göndermeyle de çarpıcı bir etki yaratıyor. Röportajlardan sahneye taşınan ‘Külkedisi’ fikirleriyse ayrıca eğlenceli: “Bu dönemin cahil, kokoş kızları”, “Her prens gibi kolpa olduğunu düşünüyorum”, “Bence ‘Külkedisi’ masalı bir kendini beğendirme çabası”...

Bedenin hafızasına yoğunlaşıp kadınlık durumunu klasik bir masal üzerinden okuyan ve bedenin hatırladıklarını yine bedenlerinin hareketiyle dışarı çıkaran kadınlar var karşımızda. Kadının üzerine doğumdan itibaren (hatta doğumdan önce) biçilen ‘elbiseyi’ çıkarıp onun biçimsizliğini sergileyen kadınlar. ‘Kül Kadın’ın kadınları şüphesiz masallardakilerden çok daha gerçek, çok daha boyutlu, zihinlerini, kaslarını, gözlerini, seslerini kullanan, yaşayan, hareket eden kadınlar. Güzel kadınlar. İnsanın oyun bittikten sonra şu tatlı sloganı atası geliyor: “Sindirella gitme baloya, 8 Mart’ta haydi alana!”

Kadının üzerine doğumdan itibaren biçilen

Yazının Devamını Oku

Babalar ve oğulları

Bir oğulun despot babayla yüzleşme öyküsü ‘Tato/Baba’. Polonya’da yazılan metin Türkiye’ye hiç yabancı olmayan bir hikâyeyi eğlenceli bir sahnelemeyle anlatıyor.

Polonyalı bir yazarın elinden çıkma ama buralarda geçtiğine emin olabileceğiniz bir öykü: ‘Tato/Baba’. Galata Perform’un 2017’de prömiyer yapan oyununu bugünlerde topluluğun YouTube kanalından izleyebilirsiniz. Açılışta bir cenaze sahnesi var. Ahşap bir tabutun içinde yatmakta olan baba ve etrafını saran ailesi… Öndeyse genç bir adam: “Babaları sevmeyiz, çünkü yoklar…”

Eğlencesi bol...

Franio’nun babasından niye çekindiğini az sonra tabuttan çıkıp hikâyeye karışacak babasıyla birlikte anlatmasıyla başlıyor oyun. Doğumundan erken çocukluk dönemine, ilkgençlik yıllarından babanın hasta düştüğü ana kadar Franio’nun zihnindeki dönemeçleri takip ediyoruz. Anne, erkek ve kız kardeş ama asıl olarak babanın bu hikâyedeki rollerini onun gözünden izletiyor oyun bize.

Komedi formunda ama meseleyi, ağırlığından uzaklaşmadan, aile mefhumuna da dokundurarak aktarıyor. Oğlu üzerinde bir ‘erkeklik’ baskısı kuran, tahmin edileceği gibi karısıyla da baskının hâkim olduğu bir ‘ilişki’ye sahip bir erkek var bu hareketli ve eğlencesi bol oyunun merkezinde. Sahnenin ortasında, hikâyenin her bölümüne adını veren başlıkların yazılı olduğu tahtaların yerleştirilmesiyle tamamlanan bir tabut yer alıyor. Tabut, Franio’nun doğum sahnesinden ev içi anlara ve nihayet hastalık ve ölüm anına kadar işlevsel bir kullanıma hizmet ediyor. Anne-baba ve oğul karakterlerinin dışında kalan dört oyuncuysa kâh öykülerin yan kişileri kâh evin dekoru (bir kova ya da bir karpuz hatta bir küf parçası) olarak oyunu kuruyor.

Keskin performanslar

Polonyalı yazar Artur Palyga imzalı oyunun yönetmenliğini Yeşim Özsoy yapıyor. Oyuncular dar alanda oyunun grotesk diline uygun, keskin hatları olan performanslar sergiliyor. Oğul Franio’da Erdem Kaynarca da rahat ve yetkin bir oyunculuk çıkarıyor ama anne rolündeki Özge Korkmaz’ın (metnin ona açtığı alanların da etkisi olsa gerek) bir parça daha öne çıktığını söylemek gerekir. ‘Tato/Baba’, bize hiç yabancı gelmeyecek bir ataerkil düzenin eleştirisi.

TATO/BABAGalata PerformYazan: Artur Palyga

Yazının Devamını Oku

Yeni nesil ses tiyatroları

Pandemi süreci radyo tiyatrolarını anımsatan yeni nesil ses tiyatrosu örneklerini doğurdu. ‘Yarın Konuşuruz’ ve ‘K’nın Sesi’ karantinayı odağına alan ve dinleyicisini oyunu zihninde canlandırmaya davet eden iki ses tiyatrosu.

Pandemi döneminin çok erken günlerinden itibaren Türkiye’den ve dünyadan tiyatrocular, hikâyelerini yeni formlarla aktarmak için yollar açtı. Zoom, WhatsApp, YouTube gibi pek çok güncel iletişim kanalı oyunun türlü haline sahne oldu, oluyor. Bu hafta bahsedeceğim iki oyun içinse bilgisayar ya da telefonun ekranına değil, hoparlöre (ya da daha güzeli kulaklığa) ihtiyacınız var. Radyo tiyatrosu duygusuyla podcast veya internet sitesi üzerindeki ses kayıtlarını takip ederek dinleyebileceğiniz bu iki oyun sadece form olarak değil, içerik olarak da karantina-pandemi sürecine özgü işler. Ve her ikisi de güncel hallerimizi oyunlaştırırken oyun kişilerinin özel hayatları aracılığıyla olan bitene dair politik tavrını eksik etmiyor.

Talk Tomorrow (Yarın Konuşuruz)

Aylin salgına ABD’de, sevgilisiyse Türkiye’de yakalanmıştır. Salgının ilk günlerinden itibaren 200 güne yayılan bir süre boyunca neredeyse tek iletişimleri birbirlerine bıraktıkları sesli mesajlar olur. Tek tük karşılıklı konuşsalar da biz -hemen hepsi Aylin’inkiler olmak üzere- birkaç gün aralıklarla birbirine eklenen ses kayıtları üzerinden bu ilişkinin seyrini takip ediyoruz. Bu esas olarak, yabancı bir ülkede sıkışıp kalmış ve hayli zor bir deneyim geçiren Aylin’in hikâyesi. Çoğu ses kaydı birkaç dakika uzunluğunda. Canınız istediğinde kesip sonra devam edebileceğiniz, dilerseniz tek seferde tamamını dinleyebileceğiniz bir format. New York’ta yaşayan Yunan yönetmen Lyto Triantafyllidou’nun yazdığı oyunu Buket Gülbeyaz, Aykut Yılmaz, Ariya Toprak ve Nick Chris seslendiriyor. Oyun Türkçe ve Yunanca olarak hazırlanmış.
www.talktomorrow.net/turkish

Buket Gülbeyaz

K’nın Sesi

Bir ses tiyatrosu serisi... Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’ndan Duygu Dalyanoğlu’yla akademisyen Özlem Aslan’ın projesi, kulaklıkla dinlemenizi tavsiye ettikleri kısa oyunlardan oluşuyor. Radyo tiyatrosu deneyimini aratmayacak şekilde üç boyutlu, titiz bir ses tasarımıyla sunulan hikâyelerde ‘kadınların, kuirlerin, kız kardeşlerin’ karantina kıskacından sızan sesleri yer alıyor. Serinin ilk oyunu ‘Ellerim Gözlerim Oldu’, ‘ev içi emeği görülmez kılınan’ kadınların karantinada yaşadıkları yoğun süreç üzerine bir iş. Monolog formundaki oyunları her hafta BGST Tiyatro’dan farklı bir oyuncu seslendirecek. Her oyunun ardından, uzmanlar ya da aktivistlerle oyunlardaki temalar üzerine yapılmış söyleşiler de dinlenebilecek. Spotify/K’nın Sesi

Yazının Devamını Oku

İki benzemez erkekten çok tanıdık haller

Kumbaracı50 yapımı ‘He-Go’ sezonda kaçırdıysanız ekranda izlemekten çok zevk alacağınız bir oyun. Halil Babür, Alican Yücesoy ve Ayşegül Uraz’ın çok iyi oyunculuklarıyla...


Sahnelerin henüz kapalı olduğu bu dönem, geçmiş sezonların akılda kalıcı oyunlarından kaçırdıklarımızı -en azından bir kısmını- görmek için bir nevi fırsat. Bu hafta dikkatinizi çekmek istediğim oyun Kumbaracı50 yapımı ‘He-Go’. Tiyatrolar.tv internet sitesinde izleyebileceğiniz bu üç kişilik, tek mekânda geçen, Halil Babür’ün yazıp Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyun, ayrı dünyaların insanı iki benzemez genç adamın, anbean aynı vücutta birleşmelerinin öyküsü. Sosyal medya ve şöhret ilişkisinin, sanal kimliklerimizle yarattığımız dünyalarımızın gündelik akışımızda hatırı sayılır bir alan kapladığı bir zamana isabetle denk düşen bir iş, ‘He-Go’. 

Nitelikli, sınıfsal ve kültürel tespitler

Hikâye, ‘az ünlü’ oyuncu Çetin ile kenar mahalle delikanlısı Ersin’i, Çetin’in evinde bir araya getiriyor. Sahnede çok iyi oyunculuk performanslarıyla Alican Yücesoy, Halil Babür ve sürpriz bir köşeden seyirciye (daha doğrusu eski kocası Çetin’e) seslenen Ayşegül Uraz (Saffet) var. Gerçekçi bir tasarımla, incelikle hazırlanmış bir ev dekorunun içinde sürüyor hikâye, ki sahne tasarımı oyunun etkisini arttıracak başarıda. Başlarda hayli ağır akan oyun, Ersin’in girişiyle ritmini buluyor. Oyun metninin alameti farikası da Babür’ün kaleminden çıkan nitelikli sınıfsal, kültürel tespitlerde. Öte yandan adımlarından elini cebine atışına, boynunu kırıp hafif dalgacı bir gülüşle konuşmasından yarı mahcup yarı bıçkın hallerine; rol yapmaktan uzak, fazlasıyla gerçek bir mahalle delikanlısı sunuyor seyirciye Babür. Ersin’in, ona kibarca tepeden bakan Çetin’i alt ettiği anlar hele, seyircinin içinin yağlarını eritecek cinsten. O bıçkın, biraz da ‘tehlikeli’ gibi görünen delikanlıyla pek bilmiş, entelektüel ve az da olsa ünlü oyuncunun ortak yönleri beklenenden de fazla çıkacak. Fikri, eğlenceli diyalogları, üç oyuncunun da yetkin performansları, karakterlerin birbirine dönüşümünü ince ince işlemesi, güncel eleştirisi ve politik söylemiyle son derece kıymetli ve dikkate değer bir oyun.

HOLLANDA FESTİVALİ TAM KARŞINIZDA

Tiyatro, dans, müzik, film ve söyleşi içerikleriyle Hollanda Festivali bu sene pandemiden dolayı internet ortamına taşındı. 11 Haziran’da başlayan ve dünyanın pek çok ülkesinden, farklı disiplinlerden sanatçıları ağırlayan festivali, 21 Haziran Pazar akşamına kadar takip edebilirsiniz. Festival programından oyun ve dans kayıtları, video klipler, podcast’ler, canlı tartışmalar ücretsiz olarak izlenebiliyor.

www.hollandfestival.nl

Yazının Devamını Oku

Shakespeare Shakespeare olalı böyle macera görmedi!

Fiziksel Tiyatro Araştırmaları’nın elinden çıkan ‘Şatonun Altında’, son yılların en etkileyici işlerinden. İnternet üzerinden izlemeye açılan oyunda iki kadın çamaşırcı, Macbeth’in ve aslında insanlığın ‘ölümüne’ iktidar hırsını tiye alıyor. ◊ Bahar ÇUHADAR / bahar.cuhadar@hurriyet.com.tr

Son yılların en çarpıcı işlerinden biri olarak aklımıza kazınan ‘Şatonun Altında’yı sahnelenirken kaçırdıysanız tiyatrolar.tv’deki özel kaydından izleyin. Fiziksel Tiyatro Araştırmaları’nın prömiyerini 2016’da yapan bu iki kişilik oyunu, içinden zekâ, beceri, yetenek, buluş, komiklik ve kan (!) taşan hayli etkileyici bir çalışma. Oyun, Shakespeare’in ‘Macbeth’inden yola çıkan, karakterlerin iğneleyici bir dille ifade ettiği gibi, bir tür ‘tarih okuması’ aynı zamanda.

Stilleri harmanlıyor

Shakespeare’in bu güçlü tragedyasını, Macbeth’in şatosunun altında yaşayan iki kadın çamaşırcının gözünden, ‘edepsiz’ dillerinden ve bedenlerinden bize ulaşan; eğlencesi, ironisi bol bir anlatımla dinliyoruz. Yaptıkları sadece Macbeth çiftinin sinsi oyunlarıyla dalga geçmek değil, insanlık tarihine yayılan ölümüne iktidar hırsını sınırsızca tiye almak. Önlerindeki leğenleri, kumaşları ve ‘çirkin’ bedenlerini araç haline getirip seyirciyi de kışkırtan bir dil kullanıyorlar.

Güray Dinçol’un yönetimindeki ekip, Pınar Akkuzu ve Gülden Arsal’ın son derece ilham verici beden ve ses kullanımıyla ayağa kaldırdığı oyunu “Clown (soytarı), fiziksel hikâye anlatıcılığı, maske oyunculuğu, bufon, grotesk oyunculuk gibi farklı stilleri harmanlayan bir deneme” olarak tanımlıyor.

Sadece ‘Macbeth’e değil, kendi dünyalarımıza da Mai ve Po’nun gözünden bakmak için bu çevrimiçi tiyatro yayını fırsatını kaçırmayın.

Şehir Tiyatroları’nda ‘Romeo ve Juliet’

İBB Şehir Tiyatroları YouTube kanalı üzerinden seyircilerle ‘salonda’ buluşmaya devam ediyor. Yarın 15.00’te, 2011 yapımı Shakespeare klasiği ‘Romeo ve Juliet’i izleyebilirsiniz. Kemal Başar’ın yönettiği oyunda ana rolleri Mert Turak, Ece Özdikici, Levend Yılmaz ve Hikmet Körmükçü paylaşıyor. Kurumun YouTube kanalındaki ‘Salondan Yayın’ üstbaşlıklı videolarını takibe alıp tiyatro oyuncusu, yönetmen, yazar ve akademisyenlerin atölye ve söyleşilerini de dinleyebilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Bu oyunlarda siz de oyuncusunuz

Tiyatro sahnelerinin kapalı olduğu süreç toplulukların ‘dijital tiyatro’ deneyimlerini çeşitlendirdikleri oyunlarla devam ediyor. Bu hafta bahsedeceğim iki oyun da seyirciyi oyunun bir parçası haline getiriyor. ◊ Bahar ÇUHADAR/bahar.cuhadar@hurriyet.com.tr

REPLİKLERİNİZ ALTYAZILARDAA Corner In The World ekibinden Onur Karaoğlu’nun tasarladığı ‘Altyazıları Yüksek Sesle Oku’ 13 bölümlük bir ‘video diyalog’ serisi. Yazının başına oturduğumda ilk dört bölüm YouTube’da yayındaydı, 11 Haziran’a dek tüm bölümler tamamlanmış olacak. Her gün 12.00’de A Corner in the World’ün Instagram, Facebook hesapları ve internet sitesinde yeni bir bölüm yayımlanıyor. ‘Seyirci/oyuncu’ya düşen, altyazıyla sunulan ‘replikler’le ekrandaki oyuncuya eşlik etmek. Kendinizi dağılma sürecindeki bir kumpanyanın sancılı atmosferinin bir parçası olarak bulacaksınız. İşin yaratmayı başardığı canlı bir duygu var: Bir süre sonra kendinizi tonlamanıza, duruşunuza dikkat ederken yakalayabilirsiniz.

‘ÜTOPYA’YA YOLCULUK!

Map to Utopia ekibi tasarladıkları oyunun ‘test uçuşu’nu Zoom’da yaptı.
Map to Utopia, Platform Tiyatro (Mark Levitas, Ceren Ercan) ve Bonn’daki fringe ensemble’dan Frank Heuel’in iki senedir çalıştığı bir dijital tiyatro projesi. İlk adım Yeldeğirmeni’nde gezici bir AR (artırılmış gerçeklik) deneyimiyle gerçekleştirilmiş. Devamında katılımcıların birer hikâye anlatıcısına dönüştüğü bir ‘oyunsal tiyatro’ kurgulamışlar. Heuel’in yönettiği; Deniz Celiloğlu, Elif Ürse, Okan Urun, David Fischer ve Laila Nielsen’ın rol aldığı oyunda 20 katılımcı Zoom’da yerimizi aldık. Uygulamanın farklı odalarında dolaştığımız, kâh oyuncuları izlediğimiz kâh bilmeceleri çözüp telefonlarımızdaki özel app’i kullandığımız bir oyunda bulduk kendimizi. Kent hayatlarımız ve lokal dayanışma ihtiyacımızı düşündüren içeriği bir yana, kurguladığı yenilikçi yapıyla da ‘dijital tiyatro’nun olasılıklarına dair zihin açıcı bir iş. Ekimde Alman oyuncularla Bonn’da, kasımda Türkiyeli oyuncularla İstanbul’da sahnelenecek. Takipte kalın!

Yazının Devamını Oku

Karantinadan taze çıkan oyunlar

Korona sürecinde tiyatro mekânları kapandı ama tiyatrocular üretime, yeni üretim biçimleri üzerine düşünmeye devam ediyor. Farklı ekipler, karantina boyunca pek çok dijital oyuna imza attı. Gözünüzden kaçmaması gerekenler burada... ◊ Bahar ÇUHADAR / bahar.cuhadar@hurriyet.com.tr

DİJİTAL MONOLOGLAR / MONOLOGLAR MÜZESİ Sezonda Balat Monologlar Müzesi projesiyle bir dizi oyun üreten ekip şimdi yepyeni ve dijital monologlarla Instagram’da ve YouTube’da. Başak Kıvılcım Ertanoğlu’nun yazıp uzaktan yönettiği iki ayrı oyun, karantina ortamında iki ayrı kadının ‘sanal randevu macerasını’ paylaşıyor bizimle. Tuğba Yarbay ‘Date Night’, Duygu Pelit ‘Hit Night’ adlı oyunlarla iki farklı ‘date’e (buluşmaya) çağırıyor bizi. Projenin üçüncü oyunu olan, Fatma Onat’ın yazıp Barış Gönenen’in yönettiği ‘Ah’ta ise Deniz Türkali’yi Instagram’da canlı izleyebilirsiniz. Pazartesi 21.00’de...
Instagram: @monologlarmuzesi

EVDE / BAM İSTANBULKarantina günlerinin ilk özgün ve yerli ‘dijital oyun’ örneği olan ‘Evde’ serisinde yedinci oyuna gelindi. Henüz izlemediyseniz Murat Mahmutyazıcıoğlu ve Emre Yüksel’in yazdığı, Bam İstanbul’un Instagram hesabında canlı yayımlanan, kimisi tek kimisi iki kişilik mini oyunlarını seyredin. Her birinde bizden, içten bir şeyler var…
Instagram: @bamistanbul

HER GÜNE BİR VAKA / BGSTHaftanın günlerinin ismini taşıyan yedi kadın, yedi COVID-19 halini oynuyor. Sevilay Saral’ın yazdığı, rejisini Aysel Yıldırım’ın yaptığı oyunlarda yedi ayrı meslek ve profilden yedi kadın kendi öykülerini anlatıyor. Kâh kendileriyle dalga geçerek kâh olan biteni iğneleyerek… Bugünlerin kaydını tiyatroyla tutan bir seri
YouTube/BGST Tiyatro

YEDİ YEDİ YEDİ YEDİ / B PLANIB Planı’nın karantina günlerine özel serisinden üç film yayımlandı. Tiyatro oyuncularının çektiği ‘kısa film’lerin ilki ‘21 Gün’de, sevgilisinden ayrılmanın bunalımını yaşayan bir karakteri izliyor, ikinci film ‘148,3 km’de uzaktaki iki kardeşin telefon konuşmasına misafir oluyoruz. Üçüncü film ‘35 Yıl Evvel’de ise emekli olan bir kadının yeni hayatı anlatılıyor.

Yazının Devamını Oku

Hane halkı ekran başına, oyun başlıyor!

Klasikler, kolajlar, bir daha asla tekrarı olamayacak türden işler... Bu hafta listemizde, bayram boyunca maaile izleyebileceğiniz dört oyun var.

Şekspir Müzikali
Oyun Atölyesi
Haluk Bilginer şarkı söylediği anda içinizde bir şeyler kıpırdamaya başlayacak, “Keşke şu an salonda olsaydım!” diyeceksiniz! Oyun Atölyesi’nin 2009 yapımı müzikali bir erkeğin doğumdan ölüme yaşamını yedi ayrı dönemde, Shakespeare’in söyledikleriyle, Tolga Çebi’nin özgün müzikleriyle anlatıyor. Haluk Bilginer’i izlemek ayrı, oyunun ‘soykarısı’ dört kadın oyuncuyu takip etmek ayrı bir heyecan veriyor. Sahnenin gerisinde canlı müziği icra eden ve seyirciyi farklı türler arasında bir küçük yolculuğa çıkaran müzisyenlerse ayrı güzel. Kemal Aydoğan’ın rejisiyle, eğlenceli bir iş. 110 dakika. tiyatrolar.com.tr/tiyatro/7-sekspir-muzikali

Keşanlı Ali Destanı
Eskişehir B.B. Şehir Tiyatroları
Türkiye tiyatrosunun bir numaralı klasiği diyebileceğimiz ‘Keşanlı Ali Destanı’nı Eskişehir Belediye Tiyatrosu yorumuyla, Kazım Akşar yönetiminde izleyebilirsiniz. Haldun Taner’in 60 yıl önce kaleme aldığı incelikli eseri bugün hâlâ, günümüz Türkiye’si için taptaze eleştiriler sunuyor. 2011 yapımı oyun; kalabalık kadrosu, müzikleri, koreografisiyle epik tiyatroya şık bir örnek... 130 dakika. youtube.com/watch?v=Z5wYawBvk2Q&feature=youtu.be

Nâzım’a Armağanİstanbul Tiyatro FestivaliTekrarı olmayacak türde bir buluşma... Sahnede, dillerinde ve bedenlerinde Nâzım’ın dizeleriyle; Yıldız Kenter, Ayla Algan, Zeliha Berksoy, Jülide Kural, Zuhal Olcay, Tilbe Saran, Sema Moritz, Zeynep Tanbay, Işık Yenersu ve Genco Erkal var. Tasarımını ve rejisini Genco Erkal’ın, müzik direktörlüğünü Selim Atakan’ın üstlendiği bu özel proje, Nâzım Hikmet’in doğumunun 100’üncü yılı sebebiyle 13’üncü Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nin açılış gösterisi olarak Rumeli Hisarı’nda sahnelenmişti. O gece orada tüyleri diken diken olanlardan değilsek de bugün ekrandan izleme şansımız var. 95 dakika. youtube.com/watch?v=rkAtA2y6pBA&t=4357s

Yeni Dünya - Bir Uzay Macerası

Yazının Devamını Oku

Bir cenazede en fazla ne olabilir ki!

‘Cambazın Cenazesi’ bir ihtiyarın cenazesi öncesi ve sonrasında yaşanacak 24 saat boyunca, kendi halindeki kasabanın adeta renkli röntgenini çeken, eğlenceli bir iş...


Kendi halinde şirin bir kasabadan ihtiyar bir simanın cenazesi ne kadar enteresan olabilir ki? Vefat anı, ilk şok, taziyeler ve cenaze hazırlıkları... Teselliler, iyi dilekler ve herkesin kendi hayatına dağılması... Şimdi gelin, Firuze Engin’in ‘buraya ait olana’ hem düşünsel hem duygusal anlamda incelikle hâkim olan kaleminden bakalım böyle bir cenazeye...

Müteahhitlerin parsellediği zeytinlikler içinde bir kasaba

Engin’in yazdığı, Doğu Yaşar Akal’ın dinamik bir rejiyle ayağa kaldırdığı; Ayşe Gülerman, Gökhan Kum ve Mesut Özsoy’un hikâyenin ve rejinin içine neşeli bir kıvraklıkla yerleştiği ‘Cambazın Cenazesi’ne buyurun!

Dağ ve deniz arasında, zeytinlikler, bostanlar içindeki Yapıldak kasabasındayız. Ailesine ve toprağına düşkünlüğü, kasabasına hizmetleriyle bilinen; inancı kadar rakıyla ve türkülerle de arası iyi olan, ‘Cambaz’ lakaplı, iki yetişkin çocuk babası, biri yolda üç torun dedesi Rasim İsmet bir gece kalp krizi geçirip ölür.

Cenaze öncesi ve sonrasında yaşanacak 24 saat boyunca, bu kendi halindeki kasabanın adeta renkli röntgenini çıkarır oyun. Sakinleri arasındaki küçük çekişmeleriyle hayli tanıdık burası. Bir yönüyle daha tanıdık: Müteahhitlerce bir kısmı çoktan parsellenip ‘doğal ve güvenlikli’ sitelerle örülmüş, keşfedilmemiş güzellikleriyle turizm yatırımları için bir cazibe merkezi...

Üç başarılı oyuncu, sade ve kullanışlı bir tasarım...

Üç oyuncu; kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuk, varlıklı, yoksul bir dizi karakteri ve aralarındaki ilişkiyi, eğlenceli bir akışla sunuyor bize. Üç parça platform ve mekânı betimleyen animasyonların yansıtıldığı üç fon perdesinden oluşan sade ve kullanışlı bir tasarımın içinde izliyoruz oyunu. Üç oyuncu da oyunun hem anlatıcıları hem aralarında dönüştürdükleri karakterlerin oyuncuları hem de ortam seslerinin yaratıcıları olarak çok başarılı. ‘Taziye sırası’ sahnesi kesinlikle başı çeker!

Yazının Devamını Oku

Antigone ruhlu bir kadın: Zabel

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST), ‘Zabel’le bizi kadın hakları savunucusu, Ermeni yazar Zabel Yesayan’ın hayatına davet ediyor. Yesayan’ın taşıdığı ‘Antigone ruhunu’ ve ömrüne yayılan mücadelesini izlerken etkilenmemek mümkün değil.BAHAR ÇUHADARbahar.cuhadar@hurriyet.com.tr

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu, ‘Muhsin Bey’in Son Hamlet’inde modern Türk tiyatrosunun temelini inşa eden Ermeni tiyatro emekçilerinin adeta hasır altı edilen tarihiyle karşılaştırmıştı bizi. Topluluğun 2017 martında prömiyer yapan oyunları ‘Zabel’ ise bizi Ermeni aydın, yazar, kadın hakları savunucusu Zabel Yesayan’ın hayatında bir gezintiye davet ediyor.

Modern Türkiye’nin her alanında müthiş emekleri olmasına rağmen isimleri dillendirilmeyen sayısız Ermeni aydınından biri Zabel Yesayan. Onun yazdıklarının,  hatıralarının rehberliğinde Aysel Yıldırım ve Duygu Dalyanoğlu tarafından kaleme alınmış oyunda; ‘mücadele’nin Zabel’in zihninde daha küçücük bir çocukken filizlenen bir yaşam biçimi olduğunu görüyor, Zabel’in anıları onu Sovyetler’deki hücresinde ziyaret ettikçe bu inatçı ve cesur kadının hayatını öğreniyoruz…

1938 yılında; yazıları ve fikirleriyle devrim karşıtlığı, Ermeni milliyetçiliği ve Fransız casusluğu yapmak, Stalin’e muhalefet etmek gibi suçlamalarla Sovyetler’de tutuklanmış halde çıkıyor Zabel karşımıza ilkin. Sorgu memuru kadınla puslu gri bir havadaki konuşmalarının arasına Zabel’in rengarenk anıları karışıyor. 1878’in şubatında, fonda Osmanlı-Rus Savaşı’nın habercisi top sesleri, Üsküdar’da dünyaya geldiği andan itibaren Zabel’in hak savunucusu bir yazar, bir entelektüel olarak adım adım inşa ettiği hayatına konuk oluyoruz. Sıcak tonlardaki renklerle boyalı fon perdesi, gölge efektleri/ışık tasarımı ve özgün müziklerinin sağladığı yumuşak geçişlerle seyirciyi, soğuk hücreden Zabel’in geçmişine doğru yormadan, dağıtmadan götürüp getiriyor reji…

Zabel’in ilk sinyallerini çocukken verdiği duruşunun bütün ömrüne nasıl yayıldığını, İstanbullu bir Ermeni olarak kadınların baskın olduğu aile hayatını, yakın Müslüman arkadaşıyla ilişkisini, yazarlığa attığı ilk adımları, lise çağındaki kızı Sofi üzerinden kendi çekirdek ailesiyle ilişkilerini takip ediyoruz. Hayatı İstanbul’dan Paris’e (Paris’teki öğrencilik yıllarına yer vermese de oyun…), Adana’ya ve Yerevan’a uzanan Zabel’in, içinden geçtiği dönemlerde yazılarıyla, eylemleriyle, fikirleriyle aldığı aktif siyasi pozisyonu aktarıyor oyun. 1909’daki Adana Katliamı sonrasında, Birinci Dünya Savaşı arefesinde ve Ermeni aydınların tutuklandığı 24 Nisan 1915 gününde yaşadıklarına tanık oluyoruz.

‘Zabel’ sadece tarihimizin güçlü bir kadın figürünü sahneye taşımasıyla değil, oyuncuların tamamının ve sahne arkası ekibinin büyük çoğunluğunun kadın olmasıyla da bir ‘kadın oyunu’. Oyun, Zabel Yeseyan’ın içinde taşıdığı ‘Antigone ruhunu’ ve dönemin siyasi çatışmalarını sahneye taşırken konu ettiği her bir anın mizahını ve sıcak insani duygularını da seyirciye geçirmekte zorlanmıyor. Dahası, başta Zabel rolünde Aysel Yıldırım olmak üzere altı kadın oyuncu, dönüşümlü olarak üstlendikleri rollerde çok iyiler.

Yazının Devamını Oku