Aziz Devrimci

Aziz Devrimci

atdevrimci@gmail.com

Yüzsüzleşiyoruz...

“İnsanlar farkında olmadan kendilerini sürekli güvende hissedebilecekleri duyguların eteğine sığınıyorlar.” (Aziz Devrimci/Aşk Pişirmek)

Haberin Devamı

Kendimizle ilgili ciddi sıkıntılarımız var... Garip garip bakmayın öyle... Var işte. Duygularımızı ifade edemiyoruz mesela... Düşünce, duygu ve dil bir bütün olarak kullanılabildiğinde ifade başarılı olur. Dilimizi olması gerektiği gibi kullanamıyoruz; çünkü yeterince bilmiyoruz. İçinizden “kendi adına konuş” diyerek sıyrılabileceğinizi düşünmeyin. Hiç kimseyi tenzih etmiyorum... Kişisel algılayabilirsiniz. Ve hatta fazlasıyla üzerinize alının... Korkun, ürkün ve her zaman yaptığınız gibi kaçın kendinizden, kaçabilirseniz tabii ki. Sıkıntımız da burada işte... Kaçtığımızı sanıyoruz. Adı üstünde “Sanrı...” Sözlük anlamı; “Kişinin aksini gösteren açık kanıtlara rağmen gerçek dışı, mantık dışı ve inatçı yanlış inançlara körü körüne inanması durumudur.” Bilirsiniz mutlaka “Hezeyan” da deniyor. “Lastik gümlemesini, bomba sanıp inanmak” gibisinden durumlarda öne çıkıyor. Verdiğim basit örneğe aldanmayın lütfen; çok daha vahim sanrılar var. Üşenmeyip düşünürseniz ne demek istediğimi anlarsınız. Sanrı, evham değildir, sakın ola karıştırmayın... Evham şüphe içerir, sanrı ise sanılan fikre düşünmeden inanmaktır. Aşkı, sevgi, korkuyu, saygı, sorumluluğu, zorunluluk gibi hissediyoruz. Kibirli olmayı; karakter, egoyu; prensip sanmak gibi sanrılarımız da var. İçgüdüsel olarak güven hissi doğal bir güdü; güvende olma arzusuyla tanımadığımız duygulara çöreklenmek de neyin nesi Allah aşkına. Aslına bakarsanız sanrılarla yaşadığımız bir hayat var. Kendimizle yeterince tanışmaya meyilli değiliz. İstemeden de olsa yüzleşmek zorunda kaldığımızda “Ahh yakalandım hadi gerçeği bulalım” demiyoruz... Ne yapıyoruz sizce? Yüzsüzleşiyoruz.

Haberin Devamı

ANKARA’YA DEĞER KATANLAR...

Yüzsüzleşiyoruz...

ÇOK sevdiğim ressam ağabeyim Habib Aydoğdu davetiye yolladı. Geçen cumartesi günü Eskişehir Yolu, Bilkent kavşağına açılan Çankaya Belediyesi “Atatürk Sanat Merkezi”ne ilk kez gittim. Karanfil Dergi’nin 1. yıl dönümü sebebiyle Ankara’ya değer katan sanatçılara verdiği ödül töreni ile akabinde Mert Fırat’ın müzikli “Elden Ele” seyirlik oyununu izledim. Şahane bir salonda, şahane sanatçıları izleyebilmek hakikatten şahane hissettirdi. Ressam Habib Aydoğdu ile şair Ahmet Telli’nin ödüle layık görülmesi beni çok sevindirdi. İkisi de Ankara’da yaşayan gerçek Ankara tutkunu ağabeylerim. Babası Ankaralı, kendisi Modalı Buket Uzuner ve bir dönem Ankara’da yaşayan Zülfü Livaneli de Ankara’ya değer katan diğer sanatçılar olarak ödüle layık görüldü. Ödül töreninden sonra Mert Fırat’ın şiir ve edebiyatla birlikte yüreklere seslendiği performansı, hem Ankara’ya hem de Atatürk Sanat Merkezi'ne çok yakıştı, hayran kaldım.

Haberin Devamı

GÜL KOKULU CEYDA ‘MEZE CE’

Yüzsüzleşiyoruz...

Yüzsüzleşiyoruz...

HER fırsatta geleneksel yemeklere karşı olan zaafımı dile getirmeye çalışıyorum. Yeni neslin klasik dediği... İsminden, pişirme yöntemine, sunumuna kadar geleneksel olan yani... Şimdikilerin birkaç aylık kurslardan öğrendikleriyle hazırladıkları yemeklerden bahsetmiyorum... Eskilerin el alma yöntemiyle birbirlerine bulaştırdığı gerçek el lezzetiyle pişirilenlerdi kastım. Öyle bir lezzet ki asla tarif ve taklit edilemiyor. Yürek güzelliğinin yüzle birlikte ellere yansıdığı maneviyattan bahsediyorum. Sevgili arkadaşım Aslı önerdi... Oran Çarşı’da Gül anne ile Ceyda kızın hikâyesinden ve geleneksel el lezzetinden çok etkilendim. Anne evde pişiriyor, kızı dükkânda sunuyor. Lahana dolması özlediğim lezzetteydi. Tam da olması gerektiği gibi “İstanbul” kokuyordu, bayıldım. Ceyda ile Gül annenin ellerinden pişenler İstanbul’la birlikte emin olun gül de kokuyor. Koklamaya gitmelisiniz.

Haberin Devamı

FONCE’DE TADIM ETKİNLİĞİ

Yüzsüzleşiyoruz...

ANKARA ile özdeş Şair Necdet Evliyagil’in Filistin Caddesi’ndeki evinde kurulan “Fonce Restoran” ile genç şef İlayda Balta’nın nefis yemeklerinin resmen müptelası olduk. Mekânın nostaljisi ile İlayda Şef’in el mahareti bir araya gelince inanılmaz bir enerji çıkıyor ortaya. Geçtiğimiz hafta Fransa’nın “Champagne” bölgesinde üretilen köpüklü, beyaz üzüm sularının tadımı için babamın da yakın dostu Necdet Evliyagil’in oğlu, sevgili dostum Sarp’la birlikte eski evlerine gittik. Üzüm suyu tadımcısı Ümit Turan, Champagne bölgesi üzümlerinin ayıklanmasından, sıkımına, gazlanmasına kadar detaylıca anlattı. Bizler de İlayda Şef’in hazırladığı şahane yemekler eşliğiyle köpüklü beyaz üzüm sularını tadımladık. Hollandez soslu karidesin yanındaki enginar şahaneydi. Farklı bir pişirme tekniği kullanmış, enginar enginardan da lezizdi. Ördek tandırı önceden yemiştim ama yine nefisti. Tiramisu tam bir baş tacıydı. Sevgili Sarp’la birlikte hayran kaldık. Siz de gidin çook seveceksiniz.

Yazarın Tüm Yazıları