Yeniden... hep yeniden...

“Yaşadığımız ömür boyunca kaç defa hayal kırıklığı yaşadık, kaç defa düştük, kaç defa yeniden ayağa kalktık düşünsenize bir? İnsanoğlu böyledir çünkü defalarca yıkılsa da yeniden ayağa kalkmak zorundadır.” (Gabriel Garcia Marquez)

Haberin Devamı

Bedenimiz ne kadar sağlıklı olursa olsun, hayatla yaptığımız mücadelede bizi düşüren de ayağa kaldıran da ruhumuzun sağlığı aslında. Hayatı keşfederken öğrendiklerimiz ya da öğrendiğimizi sandığımız deneyimlerle yol alıyoruz. Yürüdüğümüz yolun fiziki yapısı elverişli olsa bile, yola uyum sağlamak ya da sağlayamamak ruhumuzun yolla kurduğu dengeye bağlı oluyor. Duygu bütünlüğü kurduğumuzu düşündüğümüz yaşamın, değişken hallerini veya büyüyen sorunlarını yaşamın acımasızlığı diye yorumlarken, yaşamın aslında tüm doğallığıyla sürdüğünü göz ardı ediyor ve tüm kabahati yürüdüğümüz yolun fiziki yapısına yüklüyoruz. Esasında büyüyen de değişen de bizleriz. Duygularımıza şekil veren iyi ya da kötü deneyimlerin ruh halimizi soktuğu durumlarda düşüp yeniden kalktığımızda, bedenimizin de ruhumuzun da yönetiminin biz de olduğunu unutmamalıyız. Düşerken yürüdüğümüz yolun zorluğundan veya başkalarının çelme takmış olabileceğinden şikâyet ederken, kalktığımızda ise sadece beden gücünü kullandığımızı sanıyoruz. Oysa ki düştüğümüzde ruhumuzun gücüyle kalktığımız gibi, ruhumuzun güçsüzlüğüyle tepetaklak olduğumuzu da kabullenmeliyiz. Ön yargılardan kurtulun. Hayatı sürekli ertelemek, yargılamak, yürüdüğünüz yolda yükünüzü ağırlaştırır. Değişimden korkmayın. Mükemmel olmaya çalışmayın. Herkesi memnun edemezsiniz. Ruhunuzu dinginleştirin ki zenginleşsin. Ve asla ama asla kendinizden şüphe etmeyin. Yoksa düşersiniz...

Yeniden... hep yeniden...

KÜÇÜK HAMUR İŞİ ‘MAKARON’

Haberin Devamı

“Maccarone” İtalyancada “küçük hamur işi” anlamına geliyor. Her ne kadar Fransız tatlısı olarak bilinse de ilk olarak Venedik manastırlarında üretildiği söyleniyor. Yapılmaya henüz başlandığında sadesi, yani; beze(şekerle çırpılmış yumurta akı), badem unu ve tereyağlı krema dolgusuyla yapılan bu minik hamur işleri, şimdilerde farklı “ganaj” dolgularla damaklara büyük keyifler veriyor. Değişik meyve, çikolata ve süt kreması kullanılarak yapılan ganajların, makaronlara verdiği rengârenk görünüm gerek estetik gerekse iştah açıcılık anlamında tahrik edici güzellikte. Ankara’da birçok yerde sıkça rastlamaya başladığımız makaron ve çeşitlerinin hayatımıza iyice girdiğini de görüyorum. Ayrancı-Tirebolu Sokak’taki “Aduja Artisanal Chocolate” ve sevgili şef Derin’in el yapımı çikolatadaki maharetini biliyorum. Çikolata yapımına gösterdiği özenin aynısını lezzetli makaronlarına da yansıtmış. Ağız tadını bilen müdavimlerinin taze taze tükettiği makaronlar günlük olarak sınırlı sayıda üretiliyor. Mesleğinde bir türlü öğrenmekten vazgeçmeyen ve sürekli kendini geliştiren sevgili Derin, “Gerçek makaron, dışı hafif çıtır, içi yumuşacık, kırılgan ve ağızda eriyip gitmelidir” derken, vitrine yerleştirdiklerini görenler kapışmış, nefis makaronlar bir anda eriyip gitmişti. Gidin, siz de eriyeceksiniz... Ama keyiften.

Yeniden... hep yeniden...

‘COCOHEN’ TADIN LÜTFEN

Haberin Devamı

Tatlıların kavanozda olmasına bayılıyorum. Görünce içim bir hoş oluyor. Hem estetik hem de hijyen açısından bana ayrıca güven veriyor. Kavanozdaki tatlıyı yediğiniz zaman bitirmek zorunda da kalmıyorsunuz. Kapağı kapatıp bir dahaki tatlı krizine kadar dolapta güvenle saklayabiliyorsunuz. Birlik Mahallesi’ndeki romantik tatlı dükkânı “Pone”nin nefis kavanoz tatlılarını daha önce de yazmıştım. Sevgili şef Banu Nakas’ın ısrarla kavanozlayıp asla vazgeçmediği lezzet ve kalite tutkusu bugünlerde karşılığını almış görünüyor. Pone’nin kavanozlanmış tatlılarına kapılmış bir dolu müptelayla karşılaşıyorum. Özellikle benim de henüz tatmadığım, Hindistan cevizi ve Belçika çikolatası ile yapılan “cocohen” adeta “alemin kralıyım” diye göz kırpıyor. Kavanoz tatlıları kraliçesi sevgili Banu Hanım’ın sihirli elleriyle lezzetlenen cocohen’i tattığınızda “lütfen cocohen” demeniz kaçınılmaz olacak.
Yeniden... hep yeniden...
DERE TEPE TENCERE

Haberin Devamı

Geleneksel yemeklerin gittikçe unutulduğu, pişirilse bile özünden uzaklaşıldığı günler yaşıyoruz. Şehirler, kasabalar, köyler büyüdükçe, ulaşım kolaylaştıkça, mantar gibi türeyen marketler her yere girdikçe, yemek pişirme alışkanlıkları da ne yazık ki değişiyor, yozlaşıyor. Buradan yola çıkarak yıllardır hayalini kurduğum geleneksel yemeklerin özünün kaybolmadığı diyarları keşfe çıkmak için şimdilik küçük ama başlangıç için iyi bir adım atmaya başlıyorum. Elimden geldiğince dere tepe dolaşıp tencerenin özünü bulmaya çalışacağım. Deneyimli kameraman arkadaşım İzzettin Baran’la birlikte yemeğin özüyle piştiği tencerelerin olduğu hikâyeleri kaydedeceğiz. Sevgili arkadaşım aynı zamanda da sosyal medya editörüm Yıldız Özer’in yöneteceği ve yakında YouTube’da yayına başlayacak “Aziz Devrimci ile Aşk Pişirmek” kanalında “Dere Tepe Tencere” başlığıyla gerçek geleneklerle pişen yemek ve insan hikâyelerini bulacaksınız. Abone olursanız, dere tepe vız gelir, hep birlikte tencereyi de buluruz.

Yazarın Tüm Yazıları