Aziz Devrimci

Aziz Devrimci

atdevrimci@gmail.com

Tanrı öyle istedi (mi)

“İnsan her şeyden sorumludur ama bundan haberi yoktur.”- Fyodor Dostoyevski

Haberin Devamı

Yaşam hepimizi zorluyor... Bir dakika. Yanlış oldu. Hangimiz yaşamı zorlamıyoruz ki... Doğrusu ne sizce? Yaşam mı bizi zorluyor, biz mi yaşamı? Eğri falan oturmadan, direkt doğruyu konuşalım... Ne dersiniz? Hoşunuza gitmediğini biliyorum. Bu tartışmadan sorunsuz çıkamayacağınızı da siz biliyorsunuz. Ucu tamamen size dokunuyor çünkü... Sadece size değil, hepimizin en derinlerine kadar uzanıyor. “Aaaa neymiş o en derinlerimize kadar...” demeyin lütfen. Artistliğin lüzumu yok. En azından sorununuzu tespit ederken dürüst olun. İçten içe kızdığınızı ve söylendiğinizi duyuyorum. Sakin olun lütfen. Derin nefes alın. Birkaç saniye içinizde tutun ya da on’a kadar sayın. Sonra yavaş yavaş nefesinizi bırakın. Hâlâ kendinize gelemediyseniz nefes egzersizini bir daha tekrarlayın... Şimdi söyleyin bakalım. Yaşamı kim kurguluyor? Aklınıza ilk geleni anladım... Sakın Tanrı’yı bulaştırmayın. Kendi yaşamınızı kendiniz kurguluyorsunuz tabii ki. Şehrinize, evinize, işinize, arabanıza, kıyafetlerinize, zevklerinize, tutkularınıza tamamen kendiniz karar veriyorsunuz. Yaptığınız ilk şey kendinize bir suç ortağı bulmak olmasın lütfen... Geleneksel insan davranış biçimi işte... Önce “Tanrı öyle istedi” diye başlayan mazeretler silsilesi; “şansım yaver gitmedi”, “nazar değdi” ya da “hep sorunlarla karşılaştım” bahaneleriyle kendini telkin etmeyen neredeyse yok gibi. Sorunun yükünü başkalarının sırtına yükleyince rahatlayacağını sanmak sizce de acımasızlık değil mi? Sorun da bu işte... Rahatlamayacaksınız; zira sorun sizsiniz. Kendinizle çelişiyor, çekişiyor ve inatlaşıyorsunuz. Zamanla sorunu sırtına yükleyeceğiniz Tanrı dâhil, hiç kimseniz kalmayacak.

Haberin Devamı

ÖZGÜR AKLIN SOYUT İSYANI ‘ZAFER GENÇAYDIN’

Tanrı öyle istedi (mi)

YUKARIDAKİ yazıyı düşünürken aklımda hep sanat vardı. İnsan neden herhangi bir sanat dalı yerine yaşamı yolundan çıkarıp oyunmuş gibi didikleyip kurcalar ki? Kendi iç dünyasındaki aksaklıkları, sorunları güncel yaşamına yansıttığında; sadece kendini değil yakın çevresini, yaşadığı toplumu ve hatta dünyayı etkileyebiliyor. Oysaki sanat: İnsanın kontrol edemediği içsel güdülerini yumuşatarak açığa çıkarmanın en güzel yolu değil midir? Sanat üretmek insanın estetik duygularını şekillendirmekten ziyade hayatla kurduğu iletişimin de en güçlü yöntemidir. Sanat; insanın içinde barındırdığı kötücül duyguları çiçeklendirebildiği bir nevi özgürlük, bağımsızlık ve “Zafer Gençaydın” duygusudur da diyebilirim. Son zamanlarda izlediğim en şahane sergiydi Zafer Gençaydın’ın “Özgür aklın soyut isyanı.” Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Kültür Sanat Merkezi’nde 20 Ocak’ta başladı. Serginin direktör ve küratörü “Fahri Özdemir” ile tasarımcısı “İnanç Adavit” ve elbette ki Çankaya Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’ne teşekkür ediyorum. Sergiyi 1 Mart’a kadar ziyaret edebilirsiniz.

Haberin Devamı

‘-FARUK, GENE BEN...’ BİHRAT MAVİTAN

Tanrı öyle istedi (mi)

SİYAH Beyaz Galeri'yi sevmemin en önemli nedenlerinin başında; kurucu Faruk Sade’nin sanatçılarla kurduğu o şahane bağın kökündeki samimi duygulardan kaynaklanan hava var. O havanın günümüze kadar ulaşmış olması ve hâlen solunuyor olabilmesi ne büyük bir ayrıcalık. Kolay elde edilemeyen bu soluğun kıymetini bilmek gerek. Şimdilerde o eşsiz duyguyu yeni nesle taşıyan kızı Sera Sade’nin de babasıyla aynı samimi duyguları taşıdığını belirtmeliyim. Şubat’ın 4’ünde 42’nci yılını kutlayacak galeride yine kurulduğu ilk gün olduğu gibi yine “Bihrat Mavitan” sergisi var. Faruk Sade’yle olan dostluğunu fazlasıyla hissettiren sanatçı 42 yıla varan dostluğun vefasıyla sesleniyor: -Faruk, gene ben...” 20’nci solo sergisini gerçekleştiren Bihrat Mavitan’ın Siyah Beyaz Galeri'deki sergisini kaçırmamalısınız. Geçmişle, geçmemişi mukayese edebileceğiniz nefis bir bakış açısı var... Gidin bakın, değişeceksiniz. Sergi 14 Şubat’a kadar ziyaret edilebilir.

Haberin Devamı

GUAVA ÇİKOLATA

Tanrı öyle istedi (mi)

BURASI çok özel bir yer. Özel olmasının sebebi de kolay aslında... En sevdiğim türden aile işletmesi. Yüreği güzel bir çiftin el ele kurup ele ele birlikte çalışıp, ürettiği ve bana göre dünyanın en güzel yiyeceği “çikolata”nın dükkânı. Büklüm Sokak No: 88’deki Duygu-Seçkin çiftinin çikolatacısını epeydir yazmayı düşünüyordum ancak fırsat bulamamıştım. Daha doğrusu namı bayağı yayılmış ancak yapımına ara verdikleri “profiterol” yapmalarını bekledim. Sheraton Ankara’ya vitrin koyunca yoğunlaştılar ve haliyle artık profiterol yapımına da son vermişler. Olsun dedim kendime... Ben de guavalı çikolata denerim. Sevgili Duygu yanına kahve de yapınca kendimden geçtim. Karı koca çok şekerler pardon çikolata gibiler... Mutlaka gitmelisiniz.

 

Yazarın Tüm Yazıları