Aziz Devrimci

Aziz Devrimci

atdevrimci@gmail.com

Muamma...

“Eğer hür olmak istiyorsan, başkasına ait olan bir şeye ne bir arzu duymalısın ne de nefret beslemelisin; aksi halde esir olmak kaçınılmazdır.” (Epiktetos)

Haberin Devamı

Şeytanın en etkili olduğu coğrafyalarda topraklar çoğunlukla kuraktır... Çünkü kurutmuştur insan. Hasetle, fitneyle ve nefretle... Rüzgâr yok oldu, bulut çekildi, yağmur kayboldu... Önce nefesi sonra da bereketi buharlaştı toprağın. İnsanların ruhu da öyle. Asırlardır var olan insan mecali, önce merhametinden sonra da vicdanından ayrıldı... Etraf aydınlık olsa bile karanlığın verdiği korkuydu hissedilen... Gün ışığında karanlığı yaşıyordu insanlar... Gün ışığı zifiriydi. Ay ve güneşe rağmen gölge de yıldızlar da kayboldu... Ne kehribar ne de za’faran kokusu yoktu. Koku sadece küflenmiş, bayat kan, taze ihanet ve sinsice bekleyen ölümdü. Sonsuzluğu bu dünya ile ahirette birlikte isteyen ölümlülerin; ölümü kabullenmeyen gururuyla, kibri de geldi... Kuraklaşan topraklarda hüküm sürmek için fırsat kollayan şeytanla birlikte peyda oldular. Beraberlerinde insan kılığında; çıyanlar, akrepler ve yılanlar da sahneye çıktı. Her doğru insan ve sadık hayvan fesatın kol gezdiği topraklarda barınamadı... Fikren müphemdi, kalben tükendi, ruhen öldü insan... Kendini beğendi, her şeyin üstünde gördü. Sapıttı, sapkınlaştı. İyi insanların kızgın güneşin yakıcı sıcağında sığınabilecekleri gölgeyi, suyu haince istila eden şeytan ve yardakçılarına güçleri yetmedi. Merhametli insanın kolaylıkla eriyip tükendiği böylesi yaşama tutunmak; güç istedi, maskeli sinsilik ve elbette şeytanla iş birliği istedi. Şeytana uydular ve esiri oldular... Olmayanlar uymadı ancak sırra kadem bastılar... Gittiler mi? Dönüştüler mi? Orası muamma...

Haberin Devamı

MESAFE SAHNE  YAKÎN TİYATRO

Muamma...

“TİYATRO bir ışıktır. Biz de o ışıkla aramızdaki mesafeyi belirleyerek olgunlaşmak istiyoruz...” Tiyatronun “manifesto” niteliğindeki tanıtım yazısının son cümlesiydi yukarıda okuduğunuz... Yakîn Tiyatro’nun internet sitesinde tamamını okumanızı öneririm. Hoşuma gitti... Aslında manifestoda yazılanların çoğunu sevdim. Esasen ben tiyatroyu çok seviyorum... Kulisin tozunu yutmuş eski bir tiyatrocu olarak tiyatrocuları da çok seviyorum elbette... Atmosferi çok farklıdır. İnsanın kendiyle ve hayatıyla yüzleşmesi; bir nevi içsel muhakeme denilebilir. Perde açıldığında seyircinin hissettiği çarpıntı sahnedeki oyuncuyla ahenge girer. Bazen hayatın göremediğimiz yanlarını keşfederiz. Bazen de içimize farkında olmadan gizlediğimiz karanlık yönlerimizle (kendimize olan inancımızı-saygımızı yitirmeden) tanışırız ansızın. Koru Mahallesi’nde, Ema Asma Bahçe Çarşısı’ndaki “Mesafe Sahne”ye Bernard Shaw’ın kitabından uyarlayan sevgili Emre Şamdan’ın yönettiği “Kırgınlar Evi”nin premier’ine gittim. Oyun şahane, oyuncular mükemmeldi... Nasıl da özlemişim. Hem kendi iç dünyanıza hem tiyatroya destek olmak için. Siz de gidin. Lütfen gidin...

Haberin Devamı

ORİJİNAL VİYANA ŞİNİTZEL EVİ  ‘WIENER SCHNITZELHAUS’

Muamma...
Muamma...

GEÇENLERDE Birlik Mahallesi, 485. Sokak’tan geçerken okuduğum tabelaya “en sevdiklerimden” dedim... “Orijinal Viyana Şinitzel Evi” yazıyordu. Vakit kaybetmeden gittim. İçeri girince, şinitzeli ve yanındaki mezeleri hazırlayan doğma büyüme Viyanalı, Türk şef Sara Özlem Tolu’nun olumlu enerjisiyle sarmalandım. Şinitzeli pişiren Alman ortağı Michael ve yardımcısı Alişan da öyleydi... Şef Sara’nın servise bakan sevgili kızı Melike ile arkadaşı Elanur’un yaydıkları çiçek bakışları yüreğimi ferahlattı. Tam da aradığım gibi butik bir aile işletmesi ile karşılaşmanın mutluluğuyla iştahım da açıldı. Meğerse orijinal şinitzel tavuktan değil dana kontrfileden olurmuş. Yanında Avusturya usulü kızılcık marmelatı, patates salatası ve alkolsüz buğday birası olmalıymış... Rus salatası, sirkeli salatalık, havuç tarator ve elmalı strudel de nefisti. Hem yiyeceklerin hem de ekibin tadı damağımda kaldı. Tavuk şinitzeli tatmaya da gideceğim. Uzun soluklu olmasını dilediğim, Ankara’ya yepyeni bir soluk geldi. Samimiyetle tavsiye ediyorum.

Haberin Devamı

KIZILCAHAMAM ‘SOĞUKSU RESTORAN’

Muamma...

ESKİ dostum Alp Kazanoğlu eskiden sık sık gittiğimiz ancak uzun zamandır uğramadığımız “Kızılcahamam”a gitmeyi teklif edince ikiletmedim. Epeydir gitmediğim için Haber Koordinatörü’müz sevgili Murat Yılmaz’a “nerede yiyelim” diye sordum. O da belediyenin özel kalemi sevgili Osman Karaaslan’a yönlendirdi. Soğuksu Milli Parkı’nda Kızılcahamam Belediyesi’ne ait “Soğuksu Restoran”da buluştuk. Doğanın içinde doğayla uyumlu, keyifli ve leziz yemekleri olan bir mekân beklemiyordum açıkçası. Belediyenin verdiği güven de eklenince iyice yayıldık. Kendi evimizdeymiş hissine kapıldık. “Sultan kebabı” nefisti. Kızılcahamam’a has köftesi, sos ve tereyağında ekmeği yanında yoğurt, iç pilav servis ediliyor. Ankara’dan Kızılcahamam 60-70 dakikalık yol... Değer mi derseniz? Fazlasıyla değiyor.

 

Yazarın Tüm Yazıları