Paylaş
“Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.” Franz Kafka’nın kült kitabı “Dönüşüm”den (Die Verwandlung) yaptığım alıntıyı, kitabı okuyanlar hatırlamıştır. Dünya edebiyatının belki de en sarsıcı, en “pat diye” konuya giren açılış cümlesidir bu. Hiçbir açıklama, hazırlık veya yumuşatma gereği duymadan bizi o meşhur absürt gerçekliğin içine hapseder. Ürkütücü değil mi? Bir sabah uyanıyorsunuz ve siz siz değilsiniz... Aslında sizsiniz ancak gövdeniz siz değil... Abuk bir durum yani... Gregor Samsa’nın yerinde olmak istemediğinize eminim. Kim ister ki? Hele ki böcek yani... Iıııyyy... “Aaaa ne münasebet canım, sensin böcek... Ben asla böcek olmam” dediniz. Böcek olmak değersizliğin sembolü gibi bir şey... Nasıl da kibirliyiz ama... Ben olsam olsam sere serpe panter, aslan, unicorn, ejderha olurum. Kuğu, flamingo, tavus kuşu vs. olmak isteyenler de olur mutlaka... Yerinde olur musunuz? Sorusunu yanıtladık işte. Bize ne ondan, Gregor’u kendi böcekliği ile baş başa bırakalım, debelenip dursun. Ve hatta ben de uzatmadan yazıyı bitireyim. Nasılsa herkes seçimini yaptı, değil mi? Üşenmezseniz, bence şunu da yapın... Oturduğunuz yerde arkanıza yaslanıp derin nefes alın, bir süre içinizde tutun... Gözlerinizi yumun ve başkalaşımı hayal edin. Düşündüğünüz sahne belirdiğinde nefesinizi yavaşça bırakın. Metamorfozun en belirgin örneği kelebeklerdir... Ve herkes bilir ki “kelebekler özgürdür...” Ya bizler? Neydik... Ne olduk, ne olacağız?
ZÜLFÜ LİVANELİ KÜLTÜR MERKEZİ

BAŞKALAŞIM, insanın iç dünyasının zenginleşmesiyle mümkündür. Bunun için sanata bakışımızı gözden geçirmemiz ve hatta yeniden ele almamız gerekir. Bizim mahallede (Hilal Mahallesi) açılalı epey oldu, ancak ben yeni gidebildim. Aslına bakarsanız insanın yaşadığı yerde komşusunun bir kültür ve sanat merkezi oluşunun önemini kavramış değiliz. Kültür ve Sanat etkinlikleri konusunda pek duyarlı olmadığımız gibi çoğumuzun mahalleye kültür merkezi yerine AVM’yi tercih edeceği aşikâr dersem; lütfen itiraz edip kendinizi kandırmayın. Her neyse konumuz o değil zaten. Konumuz 13 Şubat’ta “Zülfü Livaneli Kültür ve Sanat Merkezi”nde başlayan “Turan Erol Sanat Ödülleri” sergisi. 400 sanatçının başvurduğu ancak 34 genç sanatçının sergilenmeye layık görüldüğü ve 5 Mart’a kadar sürecek sergiyi büyük bir keyifle izledim. Gençlerin her şeye ve elbette bizlere rağmen sanata olan ilgilerini canlı tutması geleceğimizin aydınlanması açısından önemsenmeli. Toplumsal dönüşüm için, “Her mahallenin sanat merkezine ihtiyacı olacak...” duyurulur.
ANTAKYA MUTFAĞI ‘BANDOORA’

BİZ Ankaralılar, Antakya’nın geleneksel mutfağına alıştık ve çok çok sevdik. Hem hazır el emeği yemekler hem de atıştırmalıklar, mezeler açısından zengin olması bize eşsiz bir keyif sunuyor. Geçenlerde Antakyalı sanat galericisi Mira Koldaş, “Ayrancı Ansera’nın terasında yeni açılan Bandoora’ya gidelim” dedi. Öve öve bitiremedi. Ben de iştahlandım. Planladık ve gittik. Ansera’nın terasını ilk defa gördüm. Nefis bir manzarası var. Arapça olan Bandoora’nın Türkçe anlamı domatese düşkünüm zaten. Butik restoranın, çeri domates tadında ferahlatıcı bir küçüklüğü var, çok çok huzurlu. Muhammara, humus, patlıcan mezesi önden lezzetin işaretçileri oldu. Mira Koldaş, keşkek (herise) yaptırmış, tadına doyamadık. Kıyma kebabı ve kaz başı (bonfile parçaları) abartısız şahaneydi. Tam da Antakya usulüydü. Yakın zamanda kapanan Ayrancı’daki “Dafne”de yiyenler Bandoora’nın lezzetini tahmin ederler. Gidin, deneyin, seversiniz.
KAHVENİN ‘A4’ KAPISI

A4 kahve dükkânlarını seviyorum. İsminin anlamını bilmiyordum bu sefer sordum; “ODTÜ A4 kapısında açıldık ilk kez. O kapının numarası bizim de prensibimiz oldu” dedi Aykut. Sevgili Aykut Altıntaş, A4 Kahve’nin kurucularından biri. Her şeyden önemlisi bir iş ahlâkı var. Hem Ankaralı, hem Ankara’yı seviyor hem de işine saygı duyuyor. Babası Sinan abi de öyle. Ümitköy şubesi yapılırken gittiğimde üstü başı toz toprak... Usta başı sandım, Aykut, “babam Mimar Sinan” demişti. Çok etkilenmiştim, el ele tutuşmak ve işini önemsemek böyle bir şey olmalı diye düşündüm. Sadelik ve yaptığı işi iyi yapma çabası öylesine değerli ki; yerine bir şey koyamıyorsunuz. Zamanla anlıyorsunuz, göğsünüz kabarıyor. Ümitköy’deki A4 Kahve’de önce ince belli bardakta çay içtim, ardından Türk kahvesi yanında mango ve Hindistan cevizli tatlı yedim. Finalde de geleneksel sahlep içtim. Evet, afiyet oldu... Size de tavsiye ederim.
Paylaş