Aziz Devrimci

Aziz Devrimci

atdevrimci@gmail.com

Masal bu ya...

“Bir gün yeterince büyüdüğünde yeniden masal okumaya başlayacaksın.” (Clive Staple Lewis, The Chronicles of Narnia)

Haberin Devamı

Masallarla büyüyebilmek ne büyük bir şans... Masal dünyasının gizemli kokusunu unutmadıysanız bana katılacağınızı düşünüyorum. Masalın o doğaüstü dünyasına girdiğiniz anla birlikte büyüsünün de ruhunuza işlediğini duyumsarsınız. Gözleriniz açıkken oturduğunuz yerde bedeniniz karıncalanır ve aniden görünmez olursunuz... Zihninizin arka perdesinde canlanır masallardaki dünyanız. Ruhunuz siz farkında olmadan oraya çoktan girmiştir. Ürperdiniz mi? Bedeniniz modern dünyadayken ruhunuzun masal dünyasına ışınlanması fikrinden neden ürkersiniz ki? Masal boyunca masalın kahramanları ile birlikte olup gerçeklerle yüzleşmekte zorlanır mısınız? Mesela iyi bir şey gördüğünüzü sanırken içinden kötülük çıkabiliyor... Kötü zannettikleriniz esasen iyiymiş de haberiniz yokmuş... Cennet mekânların, cehenneme yol olduğunu görüyorsunuz. İnsanların güzelliğinin tek bir sözle nasıl çirkinleştiğini gördüğünüzde hayal kırıklığı mı yaşarsınız yoksa siz de onlar gibi çirkinleşir misiniz? Zor bir sınav aslında... Herkesin ballandırarak anlatmaktan zevk aldığı, tamamen gerçek olmasa bile mümkün olduğunca gerçeğe yakın bir hikâyesi vardır mutlaka. Narnia’ya gardıroptan giren Edmund’un ihanetten duyduğu pişmanlık ve affedilme çabası, Lucy’nin doğruyu söyleyebilme cesareti... Masallarda kahramanlar hatalarından ders çıkarıyor. Gerçek hayatta ise çoğu insan hatasını saklamayı öğreniyor. Sizin gerçeğe yakın hikâyenizde ego ve hırsınız devreye giriyor ve yönünüzü değiştirebiliyor. Masalın ders çıkarma bölümünde çoğunuz kendinizi çimdikliyor, uyandırıyorsunuz. Kimse görmesin diye, bir koşu gidip günahlarınızı halının altına süpürüyor ve hemen masala geri dönüyorsunuz... Masal bu ya... Halı uçuyormuş meğerse... Günahlarınız yeniden ortalığa saçılıvermiş.

I NEED ART...‘SİBEL ÜNALAN’

Haberin Devamı

Masal bu ya...

GİRİŞ yazımda değindiğim “Bedeniniz modern dünyadayken ruhunuzun masal dünyasına ışınlanması” fikrini gözünüzde canlandıramadıysanız: Sibel Ünalan’ın sergisini gezmelisiniz. 7 Mart’ta Taurus AVM içinde yer alan Platform A Sanat Galerisi’nde başlayan “I need art” isimli sergi, 11 Nisan’da sona erecek. Sergi, ürküp pas geçtiğiniz birçok gerçekle yüzleşmenizi sağlıyor. Bana öyle oldu... Gerçek dünya ile masal ya da düşler ülkesi arasına işlediği sanatını günümüz insanının zihinsel tutarsızlığıyla şahane senkronize etmiş. Gerçekle yüzleşmenin ürkütücü değil de teskin edici tarafını yansıtmış. Sanatın, insanın duygularıyla gerçeküstü buluşması demek olduğunu anlamak için sanatçı olmaya gerek yok. Sanata bakış ile kendine ayna tutmanın arasında pek bir fark olduğunu düşünmüyorum. Sevgili Sibel Ünalan’ın manifestosunda kullandığı başlığa bayıldım. “I need art, just like i need to breathe” bilmiyorsanız, anlamını bir zahmet kendiniz bulun.

KIYIDAKİ ‘FİLİKA’

Haberin Devamı

Masal bu ya...

Masal bu ya...

YENİ gördüm ancak 21 yıldır varmış. Mesa Koru Ihlamur Caddesi’nde, kıyıda, köşede, sade ve kendi halinde bir mekân Filika pasta evi. Genelde masal dünyasında yaşayan eski dostum Muammer götürdü beni. ‘Çok iyi şeyler yapıyorlar bir bak’ deyince, yeni bir macera diye heyecanlandım ve gittik. Hava soğuk olunca aklıma ilk gelen salep oldu, onu istedim. İlk yudumda salep tadı damağıma yapışınca bayağı özendiklerini anladım. Yanına leblebi kurabiyesi çok yakışmıştı. Uyumlarına bayıldım. Su böreğini görmüştüm ve hatta püfür püfür tereyağı kokuyordu ama yiyecek zamanım yoktu. Unutmadım elbette... Birkaç gün sonra bir daha gittik. Bizim masal kahramanı menemen diye tuttursa da benim aklım börekteydi. Su böreğini maneviyatı lezzetlendirir... Sanki anne, hala ya da üst komşu Ayşe teyze pişirmiş de kendi elleriyle getirip önünüze koymuş hissiyle yedim. Karaköy böreği de öyleydi. Tereyağlı simidin lezzetine müptela olacaksınız. Bedenim modern bir pastanede olsa da ruhum sanki her şeyin henüz saf olduğu bir diyardaydı.

DOĞA DERNEĞİ’NİN ÖDÜLLÜ BELGESELİ ‘DÖNGÜ’

Haberin Devamı

Masal bu ya...

BEN yaştakiler Tunalı Hilmi Caddesi’ndeki Kavaklıdere sinemasını mutlaka hatırlar... Neler izledik neler. 16 yıl ara verdikten sonra perdelerini yeniden açmış olması beni hakikaten duygulandırdı. Doğa Derneği Başkanı sevgili Dicle Tuba Kılıç’ın zarif davetiyle, Adana Altın Koza’dan ödüllü belgesel bir zeytin hikâyesi “Döngü”yü izlemek için Kült Kavaklıdere sinemasına gittim. Yönetmenliğini “Bulut Renas Kaçan” yapmış. Masal değil, sonsuzluğun ve yaşamın sembolü “Zeytin Ağacı”nın insana rağmen hayata tutunuşunun hikâyesi. Zeytinin; tüm canlıların sürdürülebilir yaşamına katkılarını görmezden gelmek kendi varlığımızı inkâr etmek, yaşamın döngüsüne çomak sokmaktır...

Yazarın Tüm Yazıları