Aziz Devrimci

Aziz Devrimci

atdevrimci@gmail.com

Körü körüne...

“Her bunalım, kişinin daha önce inandığı şeye inanmamasıyla başlar...” (Emil Cioran)

Haberin Devamı

YAŞADIĞIMIZ dünyada “hayal kırıklığı” deyince merkeze kimi koymak gerek sizce? Hep bir ağızdan ve seslice “İnsaaan” diye bağırdığınızı duydum cidden... Başka hangi canlıyı koyabiliriz... Düşünün biraz... Ağaçlar, çiçekler, kuşlar hayal kırıklığı yaşar mı sizce... Güneş, toprak, yıldızlar ve gökyüzü hüsrana uğrar mı hiç... Bu canlıların duyguları yok mu sanıyorsunuz? Tabi ki var... Bulutlar önüne geçtiğinde güneşin hüzünlenmediği ne malum? Bulutlar buharlaştığında gülümseyen yüzüyle yeniden ısıtacağının farkında çünkü... Bunu bilerek yaşadığı için karalar bağlamıyor, duruşu değişmiyor... Biz insanlar yazın kışı, kışın da yazı yaşamak istiyoruz. Üstelik bunu dönüştürmek için doğayı bile kurcalıyoruz... Bu durumda yeryüzünün en “güvenilmez” canlısı kim diye de sorsam eminim ki cevap değişmeyecek, sanki biz cevaplayanlar insan değilmişiz gibi yine “İnsaaan” diye bağıracağız... Nasıl da biliyoruz kendimizi... Bu aslında bir tür kendini tenzih etmek değil midir? Biz hariç diğer insanlar güvenilmez oluyor bizce... En yakın arkadaşımıza güvenmediğimizde, aslında kendimize duyduğumuz güvensizliği örtmeye çalışırız. Hakikatten kaçarak gerçeklerle yüzleşmek kaba tabirle zorumuza gidiyor... Neden mi? İnancımızı kaybederiz diye korkuyoruz... İnanmasak da inanıyor gibi gözükmekle müsterih oluyoruz... Acaba gerçekten inandığımız bir şey kaldı mı? Yoksa sadece ‘inanıyor gibi yapmak’ mı kaldı elimizde? Özgüvenimiz de bir planımız da yok. Düşünmenin cesaret istediği bir çağdayız. Gözlerimizi bilinçle açmak yerine, karanlığa razı geliyor; “körü körüne” bir hayatın içinde debeleniyoruz.

Haberin Devamı

GÖZLERİ, YÜREĞİ VE BURGERİ ŞAHANE ‘CEREN TUNALI’

Körü körüne...

Körü körüne...

İÇGÜDÜSEL bir his olsa gerek... Kadınların olduğu yere girdiğimde cenneti fark ediyorum... Her şeyin derli toplu ve temiz hali, anne evini çağrıştırıyor, güvende hissediyorum. “Jeremy Gourmet”, hamburger restoranını önceden biliyordum. Bir türlü fırsat bulup uğrayamamıştım. Geçenlerde yeni taşındığım eve çok yakın olduğunu fark edip hemen gittim... Burgerin tadını alınca kızdım kendime. 5 yıldır Rabindranath Tagore Caddesi’ndeki (Eski 4. Cadde) “Jeremy”nin Ankara’nın en iyisi olduğunu keşfedememeyi kendime yakıştıramadım. Hele hele Ceren Tunalı gibi işini aşkla yapan bir kadının el ve yürek lezzetinden mahrum kalmak da ayrı bir şanssızlık oldu benim için. Geç oldu ama güzel oldu. Sadece kadınların çalıştığı “Jeremy”nin ismi, sevgili Ceren’in arkadaşlarının “Jeren” seslenişinden türemiş. Restoranda burgerler için kullanılan tüm soslar, ekmek ve yan ürünlerin hepsi “Jeremy”deki kadınların elinden çıkıyor. Detayları çok önemseyen Ceren Tunalı diğer burgerciler gibi teneke kaplarda değil; gerçek, şık tabaklar ve çatal bıçakla servis ediyor. Haliyle iştahınız da katlanıyor... Mutlaka gitmelisiniz.

Haberin Devamı

PASTACILIĞIN SON ALAYLISI  ‘AYDIN KIRMAÇ’

Körü körüne...

Körü körüne...

GELENEKSEL Pastaneler o kadar azaldı ki, birkaç yıl içinde mevcutlar da kapatacak diye ürküyorum açıkçası. Ağzının tadını bilen Ankaralılar “Palet Pastanesi”ni mutlaka bilirler. Ben Kuleli Sokak’tayken Filistin Caddesi’ndeki Palet’e her gün mutlaka uğrardım. Ankara’da en nefis kahvaltı, en nefis pastalar, poğaçalar için Palet Pastanesi ilk tercih edilenlerdendi. Endişelenmeyin, halen varlar elbette. Şimdilerde “La Palette” ismiyle gerçek pastane ve pastacılığı sürdürüyorlar. Geçen gün Koru Mahallesi Söğüt Sokak’taki “La Palette”ye gittim. Çekirdekten yetişen tanıdığım son alaylı pasta ustası Aydın Kırmaç’la tanıştım. “Tamı tamına 38 yıldır severek ve isteyerek imalat yapıyorum” dedi. Bu işe sevdalıyım demese de gözlerinden okudum. Yanına yetiştirebileceği onun gibi sevdalı kimseyi bulamadığı için tek başına çalışıyor. “Hiç yorulmuyorum” derken geleneksel pastacılığı sürdürüyor olmanın gururu vardı ses tonunda. Nefis elmalı kurabiyesi, paskalya çöreği, milföy ve efsane Alman pastasını tattığınızda Aydın ağabeye benim gibi hayranlık duyacaksınız. Bu arada salonu idare eden İkbal Abla’nın demlediği çay şahaneydi. Bir tiryaki olarak Ankara’nın en güzel çayı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Koru'ya kadar gitmeye değer.

Yazarın Tüm Yazıları