Paylaş
Aşk; bir nevi başkaldırı olabilir mi? Biraz düşünelim isterseniz. Yukarıda alıntıladığım cümlenin ilginizi çekeceğini düşünüyorum. İnsanın kendi hayatındaki sıradanlığını “kader” olmaktan çıkarıp anlatılmaya değer bir efsaneye dönüştürme biçimini ne güzel özetliyor... Cioran’ın o karamsar ama bir o kadar da büyüleyici gerçekçiliği geldi aklıma; hani insan kendi yıkımını bile bir sanat eseri gibi kurguladığında, o yıkımın yıkıcılığı azalır ya... Bazıları için hayat, içine atlanılan bir çukur değil, üzerinde saatlerce konuşulacak, süslenecek ve en nihayetinde -narsisizmle- sahiplenilecek bir sahneye dönüşüyor. Kendi hikâyesine âşık olanlar, isyanın getirdiği o “yıkma” arzusundan vazgeçip, “koruma” içgüdüsüyle hareket ediyorlar. Zira isyan edersen, hikâyeni bozarsın; ama ona âşık olursan, kusurlarıyla birlikte onu ebedileştirirsin. Arabeskin trajedisi; “Ya benimsin ya kara toprağın” meselesi yani... Burada hikâye bir “paylaşım” olmaktan çıkıp bir “tüketim” nesnesine dönüşüyor. Sevdiğini, fikrini veya yaşam biçimini, kendi hikâyesinin vazgeçilmez bir dekoru haline getiren insan, o konforu kaybederse hikâyesinin çökeceğinden korkar. Dolayısıyla o dayatma, aslında bir “varoluşu koruma” içgüdüsü değil, narsistik bir “yıkım” tehdidine dönüşür. Bu da bir tür “kendi hikâyesine âşık olma” hastalığı. Kendi hikâyesini “doğru” ilan edip, geri kalan her şeyi ona uyumlu hale getirmeye çabalıyor. Dünyayı kurtarmaya çalışırken aslında dünyayı kendine benzetmek ve onu kendi kısıtlı algı çerçevesine hapsederek bir anlamda teşhir ediyor. Belki de sorun hikâyeye âşık olmakta değil; hikâyenin tek gerçek olduğuna inanmaktadır. Ne dersiniz?
MESAFE SAHNEDE ‘AYAKTAKIMI ARASINDA MÜZİKALİ’

GİRİŞTE anlatmaya çalıştığım “Kendi hikâyesine âşık” olan insanların; sahnede görebileceğiniz oyunu da var. Maksim Gorki’nin “En Diptekiler” eserinden uyarlanmış oyunda; çeşitli nedenlerle tutunamayan, toplum kurallarına uyamayan insanların sığındığı dehlizde geçen hikâyesi anlatılıyor. Luka, insanın kendi acizliğinden kurtulmak için bulduğu; kendi hikâyesine âşık olanların ve bu aşkı devam ettirebilmek için ihtiyaç duydukları “kutsal yalanları” onlara sunan usta anlatıcıdır. Satin, zihnin bedene kurduğu tahakkümde “gerçeği görmenin” getirdiği o ağır yükü taşımayı seçen taraftır. O, illüzyondan vazgeçmiştir ama bu vazgeçiş onu daha “özgür” mü kılar, yoksa sadece daha “çıplak” mı? Cevabı merak ediyorsanız... Öncü Alper’in uyarlayarak yönettiği oyunu “Yakın Tiyatro”nun deneyimli oyuncuları sahnelemiş. 12 Haziran Cuma (Yarın) günü saat 20.00’de Koru Metro çıkışındaki Ema Asmabahçe Çarşısı’nda “Mesafe Sahne”de izleyebilirsiniz... Ve hatta izlemelisiniz.
BARCELONA ŞİİR FESTİVALİ VE ‘ADNAN ÖZER’

DENİZ mahsullü Paella’yı gömdün... Patatas Bravas (soslu patates) yedin. Sangria-mangria, içtin ferahladın. Barselona Belediyesi’nin onur konuğuydun... Gözümüz yok Adnan abi. Yediğin içtiğin senin olsun... Sen gördüklerini anlat dedim. “Salon şahaneydi” dedi. Bin küsur kişilik tarihi salon ağzına kadar doluydu dedi ve sesi titredi. Zira İstanbul’da hatır gönülle izleyici toplanıyor. Üzücü elbette... “Bozkıra Veda” şiirinde “Bozkıra çıkınca sorar insan, neden, neden Tanrı bize karşı böyle meraksız... Bir toz bulutudur bozkırında insan...” diyor, Adnan abi. Türkiye’de yeterince tanınmasa da; yurt dışında en tanınmış Türk şairlerinin arasında. Yurt dışında ülkemizi temsil etiği için “Milli şair” dedim, çok gururlandı. Ben de gururlandım elbet... Zira benim her zaman örnek aldığım; “Yaşam editörüm.”
RENKLİ DÜŞLER SOFRASI ‘PASTABOREA’

ŞAHANE bir artizan makarna ve iki şahane kadın Eda Özen ile Birce Karaca. Çocuklarına market raflarından endüstriyel ürün yedirmemek için kolları sıvamışlar. Önce kendi çocukları için sağlıklı içeriklerle makarna hazırlamışlar sonra da herkese. Bitki özlü renklerle elde ettikleri renkli düş dünyasını başta çocuklara sevdirmişler ardından ergenler ve yetişkinler müptelası olmuş. Herhangi bir katkı ve aroma kullanmıyorlar. Makarnayı kendi elleriyle hazırlıyorlar, geleneksel yöntemle kurutup kendi elleriyle paketliyorlar. Grasso organikten Vakur Tüz bana makarnayı anlatırken... “Ada bayılıyor” dedi. Vakur’un her şeye burun kıvıran sevgili kızı Ada sevdiyse eminim herkes sever. Grasso organik ve @pastaborea Instagram hesabından ulaşabilirsiniz.
Paylaş