Paylaş
Eskiden birbirimize anlatacak çok şeyimiz olurdu... Hatırlar mısınız? Ben annemi hatırlıyorum mesela. Karşı apartmandaki komşu, anneme kahveye gelirdi... Öğlene kadar susmazlardı... Sohbet esnasında bazen sesleri yükselir, bazen de fısıldaşırlardı. Bu durum ilgimi çekmişti... Çok sonra farkına vardım ki, biz çocukların duymamızı istediklerini (filancanın oğlu/kızı sınıf birincisi vs.) yüksek sesle... Duymamamız gerekenleri (falancanın kocası vs...) sessizce söylerlerdi. O zamanlar tüm hikâyeler ciddiye alınırdı... Dert sadece komşunun değil, neredeyse tüm mahallenin sayılıyordu. Öğlen yemeğinden sonra da bir başka komşunun evine beş çayına gidilirdi. Gizlice dinlemeye başlamıştım... Merakla hem de. Hikâyeler hep vardı... Herkesin hikâyesi dünyanın sonu gibiydi. Ah ah bu olsa rahatlayacağım... Off off şu bitse huzurum geri gelecek... Bu cümleleri kurarlarken bir de derin derin iç çekiyorlardı. Ne yazık ki, hikâye de dert de bir türlü bitmezdi. Biri biterken hemen arkasından başkası başlıyordu... Annemler de hep kahve ve çay fasıllarında konuşuyor, yorumluyor, el ele verip çare arıyorlardı. Peki ya bugün nasıl dersiniz? Hiç kimsenin konuşacak komşusu da arkadaşı da yok artık... Psikoloğu varsa, ne âlâ... Ya kankisi ya da takipçisi var... Kötü uydurulmuş masallar anlatıyorlar, biri diğerine... Sosyal medyalar bu uydurma masallar için biçilmiş kaftan. Herkes de inanmış gibi yapıyor ya... Yersen. Bana sorarsanız yaşınızdan, başınızdan, cebinizdekinden utanmayın... Kendi hikâyenizi gerçekten yaşayın... Ruhunuzun kahramanı olacaksınız... Bu da size yeter!
SANATIN ŞAHANE GENÇLERİ

YENİ yıl için karma ve solo sergiler başladı. Ankara’nın seçkin galerileri ilgili sanatseverleri ağırlarken sanata ve sanatçıya artan talepler yüreğimi ferahlatıyor. Ben bu hafta gençlerin çoğunlukta olduğu Şehit Mustafa Doğan Caddesi’ndeki “Mira Koldaş Art Gallery”de düzenlenen ve 35 sanatçının eserlerinin gösterildiği yeni yıl temalı resim ve heykel sergisini izlemeye gittim. İyi ki de gitmişim. Gençlerin pozitif enerjisi ve sanat tutkuları, içimde filizlenmekte tereddütlü sanatsal umudu tetikledi diyebilirim. Gençlerin, güncel hayatın bilindik (mutsuzluk, arayış, depresyon) sorunlarından sıyrılıp, sanatın şefkatli duygularına yaslanmış olmaları şahane olmuş. Kendi içsel yolculuklarına farkındalıkla tutunmaları sanatlarını daha da geliştirmek için çok iyi fırsat. Bu yolculukta onlara eşlik eden sevgili Mira Koldaş’a teşekkür etmemiz gerek. Sanatın şahane gençlerine gidin, destek olun.
AYŞENUR’UN EŞSİZ ‘PAZAR’I


GEÇENLERDE Piyade Sokak’tan aşağı doğru salınıyordum ki; Pazar’ı gördüm. Bildiğimiz pazar değildi, kenarda köşede küçücük bir dükkânın ismiydi; “Pazar Bakery.” Biraz da ilerlemiştim ancak merakıma yenilip geri döndüm. İçeri girdiğimde o küçücük dediğim dükkân nasıl da büyütülmüş... Ayşenur ve Hüseyin çiftinin mahareti elbette... Kocaman hayallerini küçücük dükkâna sığdırmak böyle bir şey olsa gerek diye geçirdim içimden... Hamura dokunurken, Ayşenur’un gözündeki o parlak bakışlardan etkilenmemek mümkün değil... Nasıl da naif bir ruhla çalışıyorlar ikisi de... Çay bardakları, kap kacak, yerdeki mozaik... Öylesine doğal ve samimi ki daracık yere 5 kişi girdiğinde fark etmiyorsunuz bile... Yer olmazsa bir kenara bağdaş kurasınız geliyor. “Ispanaklı kiş” hayatımda yediğim en şahane kişti dersem inanın... Foccacia ve Ciabatta’dan yaptığı sandviçler müthiş. Bence bir an önce gidin.
MUCHAS GRACIAS! ‘LA TAQUERIA’

TACO sevmeyen var mı diye sormayacağım, zira tadını bilen seviyordur... Bilmeyen de yerse mutlaka sevecektir. Bizim ekmek arası veya dürümün Meksikalı hali denebilir... Mısırdan hazırlanan yuvarlak küçük lavaşların içine istediğinizi koyup gömebiliyorsunuz. Farklı soslar ve bol acıyla of of of... Vallahi ağzım sulandı sabah sabah... Her neyse geçen gün Mesnevi Sokak’ta rastladım “La Taqueria”ya. İspanyolca’da “Meksika Sokak yemekleri satılan lokanta ya da takocu tezgâhı manası” var... Güler yüzlü bir ekibin oluşu bana cesaret verdi oturdum. Benim ikizler bayılıyorlar takoya hem onlar için denemiş olurum fikri de vardı. Birria (yahni) taco denedim, nefisti. Yanındaki sos ve atıştırmalıklara da bayıldım doğrusu. Kurucusu sevgili Emre ile tanıştım gerçek ve otantik taco yaptıklarını söyledi. Her şeyi kendi mutfaklarında hazırlıyorlar. Bu cuma günü saat 19.00 - 00.00 arası Tunalı Walker’s Cafe’de “Lamb al Pastor” yani Meksika döneri pişirecekler... Ben gideceğim, siz de gelin, bayılalım.
Paylaş