Aziz Devrimci

Aziz Devrimci

atdevrimci@gmail.com

Kelimelerin kokusu yok...

“Kelimelerin kokusu yok... Bu yüzden bazen gerçeği saklamak onlar için çok kolay olur.” (Aziz Devrimci/Aşk pişirmek)

Haberin Devamı

Kelimeler koksaydı ne yapardık acaba? Garip bir soru olduğunun farkındayım... Söylenmeyin lütfen. “Savaşın kokusu burnumuzun dibine kadar gelmiş, sen de çıkmış yok efenim ya kelimeler koksaydı falan diye, fantezi yapıyorsun... Durduk yere aklımızı işgal etme lütfen.” Kızdınız... Bu cevabınızda ısınan bir metalin veya aşırı yüklenmiş bir motorun yaydığı kokuyu aldım. Aman kısa devre yapmayın, şalteriniz atmasın. O halde soruyu şöyle sorayım... Savaşı koklayabildiğinize göre demek ki kokusu var diyebilir miyiz? Tamam... Siz mecazen söylemiş olabilirsiniz ama savaşın kokusu fiilen de yok mu sanki... Ölümü koklarsınız her şeyden önce... Kükürt, barut ve soğuk metal kokusu havada asılı kalır... Ve siz her nefes aldığınızda genziniz yanar. Korktunuz değil mi? Sahne canlanınca kokuyu sizin gibi ben de aldım... Ürktüm açıkçası. Bildiğimiz ve öğrendiğimiz her şeyin, zihnimizin arka odalarında gizlenmiş bir kokusu mutlaka vardır. Yağmur sonrası yayılan petrikor kokusu; hakikat, vicdan ve toprak... Paslanmış metal, çürümüş leş, kötü kokuyu bastırmak için sıkılmış parfümün bayatlamış kokusu; ihanet, nefret, yalan. Bu kötü kelimeleri okuyunca kokularıyla birlikte içinizi kararttı değil mi? Şöyle bir şey olsa mesela... Sevdiceğiniz size “Seni seviyorum” dediğinde önce hakikat için petrikor, sevgi için Isparta gülü kokusu yayılsaydı... Ne hoş olurdu. Keşke ağzımız değil de ağzımızdan çıkan kelimeler koksa... Müsterih olmaz mıydık?

Haberin Devamı

MEŞE KOKAN ‘CIVIKLI’ LEZZETİ

Kelimelerin kokusu yok...

KELİMELERİN kokusu yok dedik ama meşe odunuyla pişen “Develi cıvıklısı”nın kokusu sizi mest edecek. Hele hele meşe kabuğunun kokusu pideye sirayet ediyor ki aidiyet ve güven aşılayan en kadim insani duyguya kapılıyorsunuz. Duygunun adı “lezzet” tabii ki... Siz de çok iyi bilirsiniz; Anadolu’daki her güzel yemeğin tadında mutlaka meşe vardır. En sevdiğim pide türü; Kayseri’nin Develi ilçesine has “Develi cıvıklısı.” En sevdiğim pideci ise Şaşmaz Sanayii, Bahçekapı, 10. Sokak’taki Hayati Usta’nın 25 yıl önce açtığı “Develi Pidecisi.” Yıllar önce yemiş ve yazmıştım. Tadı hep damağımda kaldı... Bilin bakalım neden... Şimdiye kadar daha iyisini yiyemedim de ondan. Hayati Usta’nın efsane pidesini tattırmak için geçenlerde pide tutkunu eski dostum Haluk’u götürdüm. O da benle hemfikir oldu. Lezzetin tarifi çok zor... Muhakkak gitmelisiniz.

Haberin Devamı

TADI MAZİDEN KOKUSU CEBECİ’DEN ‘BİZİM KÖFTECİ’


Kelimelerin kokusu yok...

Kelimelerin kokusu yok...
CEBECİ Yeni Ankara Sokak 29 numara zemin katta 1955 yılında kurulan “Bizim Köfteci”yi kime söylesem “Aaaa bilmiyor muydun, bir de işin bu... Ne ayıp, kimse duymasın” dedi. Hakikaten de öyle... Ayıp yani. Neyse ki, kadim dostum Muammer’in eski mahallesiymiş beraber gittik. Cebeci birçok eski mahallenin aksine, halen Ankara’nın kendisi gibi kokuyor. Bizim Köfteci’nin köftesinin kokusu da öyle. Köftenin tadı da Ankaralı... Çok çok eskiden üst kat komşumuz Zeren Teyze yapıp tam da okul çıkışına denk getirir, kapıyı çalardı. Hem köftenin, hem de eski zamanların tadının aynısıydı. Bizim köfteyi Serap Abla pişirdi, üçüncü kuşak baba Fikret Boztoprak ve dördüncü kuşak oğul Ömer geri kalan işlere koşturuyor. “Fazla yemem” dedi neredeyse boşalmış tabağı da yiyecekti Muammer. Siz de benim gibi ayıplanmak istemiyorsanız ilk fırsatta gidin. Yediğinizde, yeniden Ankaralı olacaksınız.

Haberin Devamı

BAKLAVANIN GERÇEK BABASI NECİP ‘BABA’

Kelimelerin kokusu yok...

BAKLAVA yemeye Kutlugün Caddesi’nde, 1959 kuruluş tarihli, Cebeci’nin “Necip Baba”sına gittik... Muammer’in alaycı bakışlarla söylediği “Sen burayı da bilmezsin” cümlesi boynumu büktü iyice. Öğrenmenin yaşı yok, öğrendik işte diyerek, geçiştirmeye çalışsam da kâr etmedi... “Taaa bizim Çayyolu’ndan buraya baklava börek almaya geliyorlar, sen bilmiyorsun” deyip, bir de pis bir gülüş attı. Baklavacıya girince sustu Allah’tan. Kurucu Necip Baba’nın torunu, üçüncü kuşaktan Fatih Bey karşıladı. Dedesinden miras esnaflık kültürünü fazlasıyla hissettim, sohbet iyice demlendi... Çevremdeki baklava tutkunları ile kendimden biliyorum... Yağ ve şeker oranı tam da Ankaralıların sevdiği kıvamda. Anlayacağınız, baklavanın tadı da Ankara... Bülbülyuvasına bayıldım… Baklava Antep’i aratmayacak nitelikte. Laz böreği için bile gidilir... Gidin de ağzınızın tadı yerine gelsin.

Yazarın Tüm Yazıları