‘(H)iç’ huzur...

“Sadece dünyanın ve kendisinin hiçliğini idrak eden, o sonsuz güzelliği görür. Sakin, dingin, kendi kendine yeten ve kendisinin ötesine bakmadan aydınlanan bir fanilik güzeldir.” (Byung Chul Han–Zen Budizm Felsefesi)

Haberin Devamı

(H)iç huzurun, mutlulukla ya da tam tersi; mutluluğun iç huzurla ilgisinin olduğunu düşünüyoruz ki; ikisi de çok doğru. İç huzurumuzu elde etmek için farklı yöntemler denerken, sadece kendi mutluluğumuzu en öne koyarak, en kolay ve göz alıcı rotalara kapılıyor, hırslarımızın kılavuzluğunda yanlış yolda olabileceğimiz “hiç” aklımıza gelmiyor. Büyükçe bir ev, iyi bir araba, güzel-yakışıklı bir sevgili veya karı-koca, uzak diyarlara seyahat edebilme yetisi, bolca kıyafet, güzel yemekler vesaire istekler işte(hiç yani..). Kısacası konforlu bir yaşama ulaştıklarında mutlulukla birlikte iç huzuru da elde edeceği gibi kesinleşmiş yargılar var. “Paranın mutlulukla bir ilgisi olmalı” varsayımını eksik buluyorum. Eksiğin ne olduğu konusunda karar vermekte zorlanıyor, arzularımızın tetiklediği eksiklerin gerçekçi olduğunu sanıyor olabiliriz. Manevi yönümüzün ihtiyaç duyduğu ulvi bir şeylerin eksikliği hep vardı; onu arıyoruz gibi hislere “hiç” kapılmıyor muyuz? Sevdiklerine zaman ayırmanın, karnını doyurabilmenin, sağlıklı bir beden ve ruha sahip olmanın, kendiyle ve dünyayla barışık olmanın, ego ve hırslardan arınmış, olabildiğince doğal ve beklentisiz bir yaşamla iç huzuru elde ettiğine inananlar “hiç” mi yok? Mutluluk bu kadar ucuz ve “hiç” aslında, nedense zorlaştırmak için her şeyi yapıyorduk. Sadece biraz istek gerekliydi... Yaşama isteği, yanına biraz sevgi, biraz merhamet ve biraz da kanaat yeterliydi...

‘(H)iç’ huzur...

‘CALLEBAUT’

Haberin Devamı

Kuvertür(yüksek oranda kakao ve yağı içeren çikolata türü) çikolata üreticisi “Callebaut” 1911 yılında Belçika’nın “Lebbeke” kasabasında kurulduğundan günümüze kadar aynı lezzet ve özeni göstermekle bilinir. Kakaoyu “tüm-kavurma”(kabuklarıyla kavurma) geleneksel yöntemini yüz yılı aşkın süredir uygulayan “Callebaut”; bu kavurma tekniğiyle kakao kabuğu içindeki tüm aroma ile aromatik yağların korunmasına izin verir ve bunları tamamen çikolatada serbest bırakır. Butik ve kaliteli çikolata üreticilerinin tercih ettiği “Callebaut” çikolatasının; özgün, etkileyici ve mutluluk salgılayan aromasına tutkumuz da bundan kaynaklanıyor.

‘(H)iç’ huzur...

SEVİNÇ(Lİ) ÇİKOLATACI ‘LOYA’

“Sevinç Bozkaya” çikolata tutkunu Giresunlu bir kadın girişimci. Çikolata sevgisine kendi kültür ve geleneklerinden esinlendiği Lazca “tatlı” anlamına gelen “Loya” ile isimlendirmesi nefis bir uyum yaratmış. Bu tutkusunu birlikte hayata geçirdiği, Belçikalı “Callebaut” markasının eğitim ve denetimiyle butik çikolata üretiyor. Birlikte çalıştığı çikolata şefi “Sercan Çankaya” ile oluşturdukları çikolata serilerinin isimleri de Lazca. Yüz ve Çehre anlamına gelen “Mira”, Boncuk’un Lazca karşılığı “Moni” ile ismini duyduğunuzda kokusundan Türkçe karşılığının papatya olduğunu anlayacağınız “Loresima” çikolata serileri isimleri gibi çekici. Çukurambar, Kızılırmak caddesindeki “Chocolate Loya”nın içinde çikolata yapmak isteyen gerek amatör gerekse profesyonel eğitimlerin verildiği bir de “Loya Akademi” var.

‘(H)iç’ huzur...

BELÇİKA ÇİKOLATALI ‘WAFFLE’

Haberin Devamı

Aslen Belçikalı hamur tatlısı “Waffle”ı sevmeyen neredeyse tanımıyorum. Eritilmiş çikolata, krem şanti ve mevsim meyveleriyle hazırlanan türüne “Brüksel usulü” deniyor. Loya’da tattığım waffle, üzerindeki “Callebaut” çikolata ayrıcalığıyla şahaneydi. Mutlaka gidin, tatmadan farkı anlayamazsınız.

‘(H)iç’ huzur...

EFSANE KEBAPÇI ‘SELÇUK USTA’

Çikolatadan kebaba sert bir geçiş olduğunu düşünseniz de kebap ve çikolatanın pişirme yöntemlerinin gelenek ve kültürle lezzetlendiğinin altını çizmem gerek. Yukarıda bahsettiğim yüz yıllık “Callebaut” çikolatasının geleneksel kavurma yöntemiyle lezzetini koruduğunu düşündüğümüzde, bizdeki kebabın da geleneğine has hazırlanış ve pişirim yönteminin öneminin lezzete katkısını kavramış oluruz. Büyükesat-Bağlar Caddesi’ndeki “Efsane Kebapçı” Selçuk Usta’ya gittiğinizde mutfakta elindeki devasa zırhla neredeyse 47 yıldır kebap zırhlayan Selçuk’un babası “Ahmet Usta”yla karşılaşırsınız. “Esas maharet et’i zırhlarken ezmek değil, kesmek” sözünü söyledikten sonra nefes alıp işine devam etti. Şimdiki ustaların et’i makineden geçirdikten sonra zırhı şov için kullandıklarını söylerken üzgün yüz ifadesi dikkat çekiciydi. Etin içinden iyice ayıkladığı sinirlerin yorgunluğu olsa da verdiği lezzetten mest olan kebap tutkunlarının mutluluğu ile dinleniyor Ahmet Usta. El lezzetini büyük annesinden aldığını, bu lezzetli elin şimdide Oğlu Selçuk Usta’ya geçtiğini ondan daha iyi olduğunu belirtmesi, geleneksel ve alçakgönüllü bir yaklaşımdı. Efsane kebapçı Selçuk Usta’nın kebabına da, babası Ahmet Usta’ya da bayıldım. Her cuma günü gelinin elinden Urfa işi çiğ köfte var. Bu cuma gidip ayrıca bayılacağım. Buyurun siz de bayılın.

Yazarın Tüm Yazıları