Çok havalıyız...

“Yaşlandıkça beş yüz liralık saatin ve otuz liralık saatin aynı şeyi gösterdiğini fark edeceksin. Bir milyonluk ve yüz binlik ev aynı yalnızlığı barındırır. Materyalist şeylerde gerçek mutluluk bulunmaz. Asıl mutluluk sevgi ve kahkahadan geçer. (Prof. Dr. Aziz Sancar)

Haberin Devamı

Havamız kime? Eş, dost ve akrabanınkinden daha pahalı ve konforlu bir arabaya binmenin, bir evde oturmanın bize verdiği üstünlük duygusunun ne kadar adil olduğu konusunu düşündünüz mü hiç? Bilgi ve görgüyle donatamadığımız kişiliğimizden elde edemediğimiz saygınlığa, parayla donatıp her yönünü teşhir ettiğimiz yaşam tarzımızla sahip olabileceğimizi düşünmek insanlık onuruna hakaret değil midir? Satın aldığımız pahalı arabanın ya da evin güvenli olduğunu bahane ederken, asıl güvenliğin trafik ya da inşaat yapım kurallarına riayet etmek olduğu bilinç ve bilgi birikimi, kurallara uymayı zül sayıp maddesel ayrıcalığı üstünlük gören havalı egomuza mı yeniliyor. Bizi toplu taşımayı kullanmaktan uzak tutan yüksek ego ve kibrimiz; şahsımıza gösterildiğini sandığımız saygının, aslında bir metal veya beton parçasına gösterildiğini neden anlamak istemez ki? Bizden daha iyi olunmasını hazmedemiyoruz değil mi? Peki bu hazımsızlık, havalı arabamızla kırmızı ışıkta durduğumuzda, arka koltukta tabletiyle oyalanan çocuğumuza gıptayla bakan, sokaklarda dilendirilirken okuldan uzaklaştırılan, savunmasız çocuklara karşı neden yok? Verdiğimiz bozukluklar hazmı mı kolaylaştırıyor? Yüreğimizin suskunluğu neden? Kanadımız yok ama havalarda yaşayabiliyoruz. Asıl muamma, yüreğimiz olmadan, insan olabiliyor muyuz? Havamız batsın da... Görelim!

Çok havalıyız...

‘GUŞGANA’

Haberin Devamı

Anadolu geliyor aklıma hemen, gelenekler geliyor, kültür ve edebiyat geliyor. İnsan çağrıştırıyor, ana, nene, lala, bibi ve onların gönül sıcaklığı ile Guşgana’da demledikleri yemeklerin kokusu yayılıyor hemen. Velhasıl; Guşgana güzel kelime! Erzurum ağzında ‘Tencere’, Beypazarı’nda tavan arasındaki, kuş yuvası gibi küçük pencereli odacıklara deniyor. Son 20 yıldır Çayyolu eski köy girişindeki kebapçıya da deniyor ‘Guşgana.’ Pişirdikleri yemeklerin geleneklere uygun yöntemlerini uygulamada hassas davranan, Ankara’daki ender yerlerden biri diyebilirim. Sevgili Mustafa, ağabeyi ve amcası ile birlikte, çalışanlar ve misafirlerinin de içinde olduğu kocaman bir tencere veya Anadolu evi tavan arası, yani kısaca ‘Guşgana.’

KUZU ÇÖP ŞİŞ

Pişirdikleri her şey özenli ve leziz ancak hazırladıkları karışık ızgara tepsisinden ısrarla göz kırpan kuzu çöp şişin sade ve mütevazı bakışlarına vurulmamak elde değildi. Terbiye edilmemiş etin, tüm doğallığıyla sadece piştiği ateşin tadıyla harmanlandığı eşsiz lezzeti es geçmek olmazdı zaten, tadına bayıldım. Çayyolu’ndaysanız mutlaka bilirsiniz, değilseniz uğrayın hakikaten değiyor.

Çok havalıyız...

BİZİM KÖFTECİ (ŞAŞMAZ)

Haberin Devamı

Özellikle öğle servislerinde bir şölen havası esiyor Bizim Köfteci’de. Hafif bir dumanla karışık ızgara kokusu, etin değişik halleri ve göz alıcı pişirimlerinin iştahı kabartan cızırdamaları, karnınızı doyurmaya geldiğiniz lokantada açlığınızı daha da körüklüyor. Şaşmaz Sanayi 1765. Sokak’taki ahşap kaplama girişli Bizim Köfteci’nin ilk ve özgün yerine gittik. İyi ki de gitmişiz diyeceğim ama ayakta duracak yer bile yoktu. 20-25 dakikada elimize geçen döner dürümlere gömülmekte haklıydık ancak açlıktan gözü dönen Savaş’ın nefes almadan dürümü iç ederken, çiğneme zahmetine katlanmayıp kısa yoldan doyuma ulaşmak istemesi enteresandı. Esas işi nefis köfte yapmak olan Bizim Köfteci’nin harlı ateşte pişen dönerini de beğendim. Bir de tavuğun lades kemiği üzerindeki etten yaptıkları ‘Ziyrat’ var, çok methettiler ama onu deneyemedim. Bir daha ki sefere onun için gideceğim. Benden önce giderseniz bana ipucu verin.

Çok havalıyız...

SON SEBAHAT VE YELDA

Haberin Devamı

Seyyar kahve renkli, kahveli minibüslerle Ankara’ya kahve kokusunu yayan Bora ve Yelda, Birlik Mahallesi’ndeki sabit yerlerinden sonra İncek Mahallesi’ne de konuşlandılar. Kahve kokusuna kapılıp, tesadüfen girdiğim dükkânda karşılaştığım sevgili Yelda’nın kahve sıcaklığındaki gülümsemesi her zamanki gibi mest ediciydi. Uzun zamandır denememi istediği, kendi elleriyle pişirip gizemli tarifini sır gibi sakladığı ‘Son Sebo’ (Ben ‘Son Sebahat’ diyorum) cheesecake denedim, şimdiye kadar denemediğime pişman olup sevgili Yelda’nın el lezzetinin hakkını verdim. Tek kelimeyle eşsiz diyebilirim. Son Sebahat için İncek’e de gidilir, Fizan’a da. Aklınızda olsun.

Yazarın Tüm Yazıları