Paylaş
Yoorum kelimesi Antep ağzında; sevginin, samimiyetle yürekten çıkış şeklidir... Hörmet etmek ise; insana duyulan sevgi ve saygının kutsal sayıldığının Antep ağzıyla dile gelişi, davranışa bürünüşüdür. Melodik Antep ağzının insanı ferahlatan tınısı hem güven hem mistik bir serüven hissi verirken; her kelimenin leziz bir yemeğin lokması gibi insan ruhunu da yücelterek doyurması, sadece Antep’te hissedilebilen bir duygu olmalı. Ve bana göre Gaziantep; Anadolu’nun sanat, zanaat ve kültür başkenti sayılmalı. Zira kültür ve geleneklerini sürdürme konusunda attığı adımları, hayata geçirdiği projeleri diğer Anadolu şehirlerinin de örnek alması gerektiği aşikâr. Ve hatta bazı girişimlerinin İstanbul, Ankara ve İzmir gibi üç büyük şehrimize de ilham kaynağı olması, ülkemizin gelecekteki kazanımları açısından önemli. GastroAntep’in 11’cisi Kültür Yolu ile birlikteliğinin 3’üncüsünde yine nefis bir organizasyon, şahane bir ağırlama ve yürekleri hoş eden sıcak yakınlık vardı. Başta Bakan Hanım “Fatma Şahin” olmak üzere, İletişim Daire Başkanı Hüseyin Akay, Basın Müdürü Didem Açar ve bizi bir an olsun yalnız bırakmayan sevgili Burçin Eroğlu ile Pınar Çaylak’ın Antep’e yakışır içten samimiyetlerine teşekkür ederim. Ve bu samimiyetlerine dayanarak onlar adına “Buyur gel yoorum, hörmet edek...” diyorum.
MUTFAK SANATLARI MERKEZİ’NİN ‘DOĞA’SI VAR...

EŞSİZ... Emsalsiz bir mutfak sanatları merkezi... Her şeyin hikâyesiyle, geleneğiyle, mevsimiyle, içeriği ve sunumuyla olması gerektiği gibi işlendiği bir doğası var. Bu geniş mutfağın başında da “Doğa Usta”sı var. Doğa Çitçi 2017 yılında kurulan Mutfak Sanatları Merkezi’nin (MSM) doğasını ve geleneğini yaratan, yüreğini koyan ve hepimizin yüreğine Antep mutfağını sokan, eli lezzetli geleneksel usta aşçıbaşısı. Emin olun “güzelleme” yapmıyorum... Bunu kendisine de söyledim; “Böylesi mükemmelini beklemiyordum” dedim. Yediğim her şey gerçek tadında, özenle ve ustalıkla hazırlanmıştı. Önce yemeğin aslına saygı duyulmalı ki misafirin beğenisi hak edilsin. Gerçek mutfağımızı unutmak üzere olduğumuz bir dönemdeyken Antep’in Mutfak Sanatları Merkezi ve Doğa Usta yüreğime su serptiler. Yukarıda bahsettiğim üç büyük şehrin Antep’i örnek alması gerektiği girişimlerin başında MSM var. Antep’in yüzünü ağartan bu mutfağa uğramayı zorunluluk kabul edin. İlk fırsatta gidin ve abartmadığımı gözlerinizle görün... Kendi ağzınızla tadın...

BÜTÜNLÜĞÜN, BÜTÜNLEŞMENİN MUCİZESİ ‘MOZAİK’

GAZİANTEP’in mozaik’in de hem de dünyanın başkenti olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Dünyanın en büyüğü sayılan “Zeugma Mozaik Müzesi” bunun en büyük kanıtı. 1800 yıllık mozaik eserlerin şimdilik gün yüzüne çıkarılanların sergilendiği müzede; sanat eserlerinin üç boyutlu derinliği sizleri adeta geçmişin büyüsüyle sarmalıyor, nefesinizi kesiyor. Benim nefesimi kesen bir başka şey de memleketim Nusaybin’den çıkarılan mozaiklerin de müzede sergilenmesi oldu. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin (GBB) beni içten etkileyen diğer projesi Jale Tekinalp Yücel Mozaik Kültür Sanat Merkezi oldu. Bey Mahallesi’ndeki tarihi binada mozaik sanatı eğitimi verilmesi; sanatın çeşitliliğinin insan zekâsını geliştirdiği, ruhunu yumuşattığı düşünüldüğünde geleceğin Antep’i için umut veriyor. Merkezin koordinatörü sevgili Gülçin Sökücü’nün büyük bir özveriyle hazırladığı çalıştayların ülkenin her köşesinden büyük ilgi görmesi sevindirici. Mozaikten “Antep lahmacun” ve “Balcan kebabı” işleyip tescil ettiren sevgili Gülçin’e ve mozaik sanatına destek olmak için (ruhunuza da iyi gelir) zaman ayırıp çalıştaylarına katılmanızı öneririm.

KUTSAL VE TANRISAL GÜÇ ‘FIRAT VEYA EUPHRATES’

RUMKALE’nin süslediği Fırat’ta gezintiye çıktık... Nehir durgun ama mağrur akıyordu... Binlerce yıllık yaşam tecrübesinin inşirahını taşıyan ermiş insan rahatlığı vardı üzerinde. Yeryüzünün kurulduğunu müjdeleyen kutsal bir yalvaç... Tanrının çölde yaşam sürsün diye yolladığı kanatsız bir melek de olabilirdi... Mucizesi uçsuz bucaksız kurak bir çölün içinde yaşam olmaktı belki... İçinde barındırdığı sükûneti; balıklarına, yosunlarına ve yamacında akıntıya gölgesi vuran ağaçlarına vermişti. Yemek yemeden önce GBB’nin Rumkale mevkiinde kurduğu restoran “Cam Teras”tan bakmıştım Fırat’a ama o sanki yukarı doğru içime akıyordu... Sükûneti ruhuma değdi, dinginleştim.
HAVARA KİTAP, KAHVE VE YEMEK EVİ

GELENEKSEL Gaziantep evlerinin inşa edilmesinde kullanılan taşın ismidir; “Havara.” Yeraltından çıkarıldığında yumuşak ve beyazdır... Havayla temas ettikçe zamanla sertleşerek koyulaşır. Şimdilerde GBB’nin kurduğu bir restoranda ismi yaşatılan Havara Kitap Kafe; diğer şehirler tarafından örnek alınması gereken bir başka girişim. Hurda demir, tahta, kap kacak ve daha sayamadığım birçok materyalin bu şahane mekânın dekorasyonunda kullanılarak geri dönüşümünün sağlanması çok yaratıcı ve çevreci bir fikir. Restorandaki aşçı, servis ve çalışan diğer pozisyonların tamamının kadınlardan oluşması adeta içimi ferahlattı. Aşçı başı ve restoranın yöneticisi “Esra Göğüş”; “Antep evlerinde yedikleriniz kadar lezzetli ve doğal... Geleneksel yemeklerimizi mutlaka tatmalı ve bize destek olmalısınız” derken ses tonu duyguluydu. Astarlı sütlaç ikram ettiler, heceleyerek yazıyorum; ba-yıl-dım.
GELENEKSEL ANTEP KAHVALTISI ‘KATMER’

UNUTMAYALIM... Katmerin yanında süt de var. Antep’e geldiğimin ilk sabahında otelin kahvaltısını bırakıp, sevgili mihmandarımız Burçin Eroğlu’nun tavsiyesiyle Katmerci Zekeriya Usta’ya yürüdüm. Antep çarşı içinde ara sokakta 1925 yılında kurulmuş. Sipariş ettiğinizde maharetli ellerle hamuru açılan içine sahan kaymağı, fıstık, şeker ve şerbet konularak kapatıldıktan sonra odun fırınında pişirilen Antep katmeri; hem karnınızı ve özellikle de ruhunuzu doyuruyor... Güne neşeyle başlıyorsunuz.
Paylaş