Paylaş
İlke Vakfı; Türkiye’ nin ihtiyaç duyduğu alanlarda bilgi, politika ve strateji üretmek, karar alıcılara yol gösterecek araştırmalar yapmak ve gelecek için gerekli birikimin oluşmasına katkı sağlamak amacıyla 2010 yılında kurulmuş olan bir çatı kuruluş. İlke Vakfı’ nın eğitim, iş ahlâkı, sivil toplum, hukuk ve yönetim alanlarında şimdiye kadar gerçekleştirmiş olduğu çalışmalarla, hem kamuda hem de sivil alanda önemli katkılar sağlanmış bulunuyor.
Vakıf, amacı doğrultunda; politika notları, analiz raporları, araştırma raporları ve yıllık alan izleme raporları gibi yayın türleri hazırlıyor.
Yeni Ufuklar bloğunda yazan bir psikoloğa göre; “Her toplumsal hareket ve her kurum, insan davranışlarının altında yatan derin psikolojik süreçleri anlamaya yönelik güçlü bir yansımadır. Toplumların dinamikleri, insanların bilinçli ve bilinçsiz zihinlerinde neler olup bittiğini keşfetmek için birer pencere gibidir. Bu perspektiften bakıldığında, bazı toplumsal yapılar yalnızca belirli bir misyonu yerine getiren organizasyonlar olmakla kalmazlar; aynı zamanda insanın kendini, kimliğini ve toplumu nasıl algıladığını sorgulayan birer aynadırlar.
İlke Vakfı da, toplumsal anlamda sadece bir organizasyon değil; aynı zamanda bireylerin içsel dünyalarını, kimliklerini ve toplumla olan ilişkilerini şekillendiren güçlü bir psikolojik yapı olarak çıkıyor karşımıza. Bilişsel, duygusal ve sosyal psikoloji perspektifinden bakıldığında; Vakıf, bireylerin toplumsal dünyada daha bilinçli, empatik ve sorumluluk sahibi olarak hareket etmelerini sağlayan bir etkiye sahip.
Bilişsel psikoloji, insanların dünyayı nasıl algıladığını, bilgiyi nasıl işlediğini ve bu bilgiyi nasıl davranışa dönüştürdüğünü anlamaya çalışır. İlke Vakfı’ nın misyonu, eğitim, kültür ve sosyal hizmet gibi toplumsal alanlarda insanlara rehberlik etmeyi amaçlamakla birlikte; bu misyonun temelinde, insanların düşünsel yapılarında bir değişim yaratma arzusu yatıyor. İnsanlar, toplumsal normları ve değerleri içselleştirerek kendilerini bir topluluk olarak tanımlıyorlar. İlke Vakfı’ nın etkinlikleri de, bireylerin zihinsel yapılarında bir değişim yaratmaya yönelik eğilimler gösteriyor.
Vakfın insanlara sunduğu eğitimsel fırsatlar, toplumsal sorumluluklar ve kültürel değerlerle ilgili programlar; bireylerin dünyayı anlamlandırma biçimlerini şekillendiren bilişsel süreçleri etkiliyor. İnsanlar, öğrenilen bilgileri anlamlandırırken geçmiş deneyimlerini ve toplumsal kimliklerini göz önünde bulunduruyorlar. Bu bağlamda, İlke Vakfı; insanın dünya görüşünü genişletmek, daha âdil ve bilinçli bir toplum oluşturmak için bireylerin bilişsel yapılarında değişim yaratmayı hedefliyor. Bu da, onların toplumsal olayları ve kendi kimliklerini nasıl kavrayacaklarını derinlemesine etkileyebiliyor.
Sosyal psikoloji ise, bireylerin toplumsal etkileşimler sırasında nasıl davrandığını ve toplumsal normlarla nasıl şekillendiğini inceler. İlke Vakfı, sosyal adalet ve toplumsal sorumluluk gibi değerleri benimseyerek insanları bir araya getiriyor ve toplumsal etkileşimi geliştiriyor. Toplumda adaletin, eşitliğin ve bilinçli bireylerin oluşturduğu bir düzenin sağlanması için, bireylerin davranışları üzerinde önemli bir etki yaratıyor.
İlke Akademi ise, "Önce genç, Önde Genç" mottosu ile, 2022 yılında; İstanbul-Pendik’ te iş insanı Mehmet Gülle tarafından, İlke Akademi Eğitim ve Kültür Vakfı’ nın bir parçası olarak kuruldu. Öncü ve özgün bir yaklaşımla ortaya çıkan Akademi, eğitim ve kültür alanında gençleri desteklemeyi amaçlayan bir kuruluş. İlke Akademi gençlerin eğitim ve kültür alanındaki potansiyellerini keşfetmelerine, geliştirmelerine ve en üst seviyeye taşımalarına olanak tanıyarak; onları, bireysel ve toplumsal olarak güçlendiren bir eğitim ve rehberlik merkezi olmayı amaçlıyor.
İlke Vakfı’ nın sunduğu fırsatlar; yalnızca toplumsal düzeyde değil, bireysel anlamda da önemli bir psikolojik dönüşüm yaratabiliyor. Bu dönüşüm; bireylerin kimliklerini sorgulamalarını, duygusal zekâlarını geliştirmelerini ve toplumsal rolleri hakkında daha bilinçli kararlar almalarını sağlıyor.
İlke Vakfı Sosyal Veri Projesi kapsamında yürütülen Türkiye Sağlık Araştırması, Sağlık İstatistikleri Yıllığı ve Dünya Sağlık Örgütü raporlarından derlenen veriler; tütünle mücadelenin bireysel farkındalık çabası olmanın ötesine geçerek, önleyici kamu sağlığı stratejilerinin odağına yerleştirilmesinin kritik önemini ortaya koyuyor.
Üretimden çok tüketim karnesiyle öne çıkan Tablo’ nun 2022 yılı verileri; Türkiye’nin, günlük tütün kullanımında OECD (The Organisation for Economic Co-operation and Development | Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) ülkeleri arasında ilk sıraya yerleştiğini gösteriyor. Dünya genelinde birçok ülke tütünden ekonomik katma değer üretmeye devam ederken, Türkiye’ de 15 yaş ve üzeri nüfusta tütün kullananların oranı %28,3’ e ulaşarak, OECD ortalamasını yaklaşık ikiye katlıyor. Bir zamanlar Şark tipi tütün üretiminde güçlü bir konuma sahip olan Türkiye, bugün üretimden çok yüksek tüketim oranlarıyla gündeme geliyor.
Tütün Endüstrisi Devleri içmiyor, Türkiye içiyor… Dünya tütün piyasasına yön veren ülkeler, üretimin ve finansın merkezi olsalar da tüketim karnesinde Türkiye’ nin gerisinde kalıyorlar. Sigara üretiminin büyük ölçüde çok uluslu şirketler tarafından yapıldığı Türkiye’ de, tütün tüketimi yaygın bir alışkanlık haline geliyor. Teknolojik dönüşümün öncüsü Japonya veya Avrupa’ nın üretim üssü konumundaki Polonya gibi ülkelerde dahi, toplumlar; "Türk gibi" içmiyorlar. Türkiye’ de kişi başına düşen günlük ortalama 17,8 adetlik tüketim miktarı, ülkemizi en yoğun içici kitlesine sahip ülke konumuna taşıyor.
Politika başarısı ile tüketim oranı çelişiyor. Türkiye, dumansız hava sahası ve sağlık uyarıları konusunda olumlu politika çıktıları üretiyor olmasına karşın; vergilendirme politikaları ve tütün mamullerinin erişilebilir fiyatları, tüketim oranlarının yüksek seyretmesine zemin hazırlıyor. Küresel standart kabul edilen bir paket sigaranın Türkiye’ de 2,18 dolara satılması, Türkiye' yi sigaranın en ucuz olduğu 93. ülke yaparken; bu durum, bağımlılığı ekonomik olarak sürdürülebilir kılıyor. Türkiye, tütün tüketim düzeyi bakımından denetleyici kapasitenin zayıf kaldığı ülkelerle benzer bir görünüm sergiliyor.
Tütün kullanımının halk sağlığı üzerindeki etkisi, özellikle akciğer kanseri ve ölüm istatistiklerinde kendini gösteriyor. Türkiye’ de tütünle ilişkili kanserlerin görülme sıklığı dünya ortalamasının üzerinde seyrederken; 2024 yılı projeksiyonları her 7 ölümden birinin solunum sistemi hastalıklarıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu tablo, tütünle mücadelede daha kararlı ve denetim gücü yüksek kamusal stratejilerin hayata geçirilmesini zorunlu kılıyor.
Ben de, eşini on beş yıl önce tütünle ilişkili akciğer kanseri nedeniyle kaybetmiş bir kadın ve o günden bugüne kızını sigaradan vazgeçirmeye çalışan bir anne olarak; aynen böyle düşünüyorum.
Umarım, tütünle mücadelede daha kararlı ve denetim gücü yüksek kamusal stratejiler, çok yakın bir zamanda hayata geçirilmiş olur…
Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…
Paylaş