Ayşegül Domaniç Yelçe

Ayşegül Domaniç Yelçe

yelcester@gmail.com

İklim değişikliğini önlemek, hepimizin ortak sorumluluğu

Merhabalar sevgili okurlar.

Haberin Devamı

“İklim krizi uzak bir geleceğin sorunu değil; kapımızdaki kuraklık, sel baskınları ve yangınlarla bizzat yaşadığımız bir gerçeklik.” Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar* Konferansı (COP)** ise pek çok tartışma ile birlikte iklim müzakereleri için önemli bir durak. Bu konferans, BM sistemindeki dönüşümlü ev sahipliği mekanizması uyarınca, 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’ da gerçekleşecek.

Her yıl dünyanın farklı bir bölgesinde düzenlenen ve sıklıkla “iklim zirvesi” olarak bahsedilen COP toplantıları; UNFCCC (The United Nations Framework Convention on Climate Change - Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi)’ nin en yüksek karar alma organı. Söz konusu sözleşmenin amacı; iklim değişikliği ile küresel mücadele için bir çerçeve sunmak ve takip edecek iklim anlaşmalarının temelini atmak.

Haberin Devamı

COP’ lar özünde ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelede uzlaşı yoluyla ortak kararlar aldığı uluslararası bir müzakere platformu.

UNFCCC çatısı altında yürütülen resmi müzakerelerde küresel sıcaklık artışının sınırlandırılması hedeflenirken, aynı zamanda; iklim değişikliğine uyum politikalarının geliştirilmesi, iklim finansmanı, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme gibi başlıklar da ele alınıyor.

Bu konferanslarda yapılan anlaşmalar ve alınan kararlar, ülkelerin ulusal iklim politikalarını doğrudan etkiliyor. Devletlerin yanı sıra; sivil toplum kuruluşları, özel sektör, bilim dünyası ve yerel yönetimler de sürecin sağlıklı ve etkili işlemesine önemli katkı sunuyorlar.

COP, yalnızca birkaç haftalık bir zirve olarak görülmemesi gereken bir toplantı. Otuz yılı aşkın süredir devam eden bu süreç; her yıl bir öncekinin üzerine inşa edilen, yıl içerisinde teknik toplantılarla adeta kilometre taşları döşenerek ilerleyen uzun soluklu bir müzakere ve iş birliği yolculuğu. Her toplantı, bir sonrakine bayrağı devreden bir hazırlık aşaması niteliği taşıyor. Bu nedenle doğru hazırlık yapmak, güçlü bir koordinasyon sağlamak ve sürecin dinamiklerini iyi anlamak; gerçek ve kalıcı etki yaratmanın en temel anahtarları.

Haberin Devamı

COP31'vin Antalya' da yapılacak olması, Türkiye’nin iklim politikaları için önemli bir adım. Sivil toplumun katılımı bu noktada kritik önem taşıyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 31 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü" kapsamında gitmiş olduğu New York’ ta, Türkevi' nde sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile Sıfır Atık ve COP31 konulu bir toplantıya katıldı. Bakan Kurum, burada yaptığı konuşmada çevre meselesinin artık insanlığın geleceği ile ilgili bir mesele olduğunu belirterek; “İklim krizi bir ihtimal değildir, bir uyarı değildir, bir senaryo hiç değildir. İklim krizi, şu anda yaşadığımız gerçeğin ta kendisidir.” dedi.

Haberin Devamı

Bakan Kurum, aşırı hava olaylarının sıklığının son 50 yılda katlanarak arttığına dikkat çekerek, “Her yıl milyarlarca ton atık üretiyoruz. Bunun önemli bir kısmını da doğaya kontrolsüz şekilde bırakıyoruz. Artık mesele sadece çevre değildir. Mesele ekonomi, gıda güvenliği, su güvenliği ve toplumsal istikrardır. Bu bir çevre krizi değil, bir sistem krizidir.” şeklinde konuştu.

Türkiye’ nin tecrübesini küresel ölçekte büyütmenin zamanının geldiğini ve dünyanın artık COP31 konusunda sonuç görmek istediğini belirten Kurum, sözlerini; "Bu nedenle biz COP31’i klasik bir zirve olarak kurgulamıyoruz. Biz COP31’i bir kırılma anı olarak görüyoruz. Ve bu kırılmanın adı şudur: Uygulama." diyerek tamamladı.

Haberin Devamı

İklim Haber; her hafta Yeşil Mutabakat, fosil yakıt ve yenilenebilir enerji sektörleri ile yeşil iyileşme çerçevesinde yaşanan gelişmeleri bir araya getirip okuyucularına sunan bir haber bülteni.

İşte, İklim Haber’ e göre geçtiğimiz iki hafta içinde yaşananlar ve olumlu-olumsuz gelimeler:

İran’ daki savaşın çevresel etkileri giderek büyüyor. Çatışma ve Çevre Gözlemevi (CEOBS - Conflict and Environment Observatory), savaşın ilk 10 (gününde çevresel risk taşıyan 300’ ün üzerinde olay tespit etmiş bulunuyor. Uzmanlara göre saldırılar sonucu ortaya çıkan kirleticiler, özellikle toprakta ve su kaynaklarında uzun süre kalıcı olabilecek kirliliğe yol açabiliyor. Ağır metallerin ve ‘‘sonsuz kimyasallar’’ olarak bilinen PFAS gibi maddelerin ortaya çıkması, hem ekosistemler hem de halk sağlığı için uzun vadeli riskler barındırıyor.

Haberin Devamı

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Ankara’da Avrupa Birliği Delegasyonu ve üye ülkelerin büyükelçilerine, Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği sürecine ilişkin bilgi verdi. Bakan Kurum, COP31 sürecinde güçlü bir Avrupa ortaklığının kaçınılmaz olduğunu ifade etti ve “Türkiye’ nin en büyük ticaret ortağı olan AB ile ilişkilerimizi temiz enerji, yeşil dönüşüm ve iklim iş birliği konuları başta olmak üzere tüm alanlarda yaygınlaştırmayı hedefliyoruz” dedi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2024 yılına ilişkin seragazı emisyonu verilerini açıkladı. Bu dönemde, toplam emisyonlarda karbondioksit eşdeğeri olarak en büyük payı %71,8 ile enerji kaynaklı emisyonlar alırken, bunu sırasıyla %12,9 ile endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı, %12,6 ile tarım, %2,6 ile atık sektörü takip etti. Kişi başı toplam seragazı emisyonu 1990’da 4,2 ton karbondioksit eşdeğeriyken 2023’te 6,5 ton ve 2024’te 6,8 ton karbondioksit eşdeğeri olarak hesaplandı. Böylece 2024’te toplam seragazı emisyonu bir önceki yıla göre %5,3 artarak 584,5 milyon ton karbondioksit eşdeğeri oldu.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, plastik çatal, bıçak, tabak ve pipet gibi doğayı zehirleyen ürünlerin piyasaya arzını yasaklamayı hedefleyen bir yönetmelik taslağını görüşe açtı. Bakanlığın adımının önemini vurgulayan Greenpeace, yönetmeliğin plastik krizine karşı gerçek bir çözüm olması için üretim yasağını ve genişletilmiş üretici sorumluluğunu da içermesi gerektiğini söyledi. Bakanlığın sunduğu yönetmelik taslağına görüşleri sunmak için son tarih 3 Nisan. Greenpeace, yönetmeliğe “üretim yasağı” ve “genişletilmiş üretici sorumluluğu” maddelerinin eklenmesi talebini içeren görüşünü hazırladı.

IQAir’ in 2025 Dünya Hava Kalitesi Raporu’ na göre Türkiye’ nin 2024’te 15.3 olan PM2.5 değeri 19.2’ye yükseldi. Bu yükseliş, 143 ülkeyi içeren listede 2024’ te havası en kirli 67. ülke olan Türkiye’yi 39. sıraya taşıdı. Avrupa’da ölçüm yapılan yerleşimler arasında hava kirliliğinin en yüksek olduğu 10 yerden 5’i de Türkiye’de. Avrupa sıralamasında Iğdır havası en kirli şehir olurken, onu Buca (İzmir) takip etti. 4. sırada, Gödekli (Iğdır), 6. sırada Konya ve 9. sırada Düzce hava kirliliğinin en yüksek olduğu yerler arasında öne çıktı. Bu, Türkiye’ deki 3 milyondan fazla insanın Avrupa’ nın en kirli havasını soluduğu anlamına geliyor. Yanı sıra Türkiye, Avrupa’da hava kirliliği en yüksek 4. ülke oldu. İlk üç sırada Bosna-Hersek, Kuzey Makedonya, Sırbistan yer aldı.

Dünya Meteoroloji Örgütü, gezegenin rekor düzeyde bir enerji dengesizliğiyle mücadele ettiğini, bu durumun ise okyanusları benzeri görülmemiş seviyelerde ısıttığını, hava olaylarını daha aşırı hale getirdiğini ve sağlık ile gıda tedarikini tehdit ettiğini belirtti. Birleşmiş Milletler organı, 2015 ile 2025 yılları arasındaki dönemin ölçülen en sıcak 11 yıl olduğunu teyit etti. Ancak çok daha karamsar olan mesaj, insanların yeryüzünde hissettiği sıcaklık artışının, geniş Dünya sisteminde daha hızlı biriken ısının yalnızca %1’ini oluşturduğuydu. Bu fazlalığın %90’ından fazlası, geçtiğimiz yıl tarihinin en yüksek ısısına ulaşan okyanuslar tarafından emiliyor. Okyanus ısınma hızı ise, son 20 yılda, önceki 45 yılın ortalamasına kıyasla iki kattan fazla arttı.

Görüldüğü gibi durum pek iç açıcı değil. Ancak, İklim değişikliğini önlemek, yalnızca hükümetlerin ve büyük kuruluşların sorumluluğu değil; bireyler olarak da bu konuda önemli adımlar atabiliriz İşte bireysel düzeyde alabileceğiniz bazı önlemler:

Enerji tüketimini azaltabiliriz: Örneğin, basit adımlarla, elektrik tasarrufu yapabiliriz:

  • LED ampuller kullanarak enerji verimliliğini artırabiliriz.
  • Aydınlatma ve elektronik cihazları kullanmadığınız zaman kapatmak.

Sürdürülebilir Ulaşım Seçenekleri: Özel araç kullanımı, sera gazı emisyonlarının artmasına neden oluyor. Bunun yerine, toplu taşıma, bisiklet veya yürüyüş gibi daha sürdürülebilir ulaşım yöntemlerini tercih edebiliriz.

Atık Yönetimi: Atık üretimini azaltmak, iklim değişikliğiyle mücadelede kritik bir rol oynuyor. Geri dönüşüm yapmak, atıkları ayırmak ve mümkünse plastik kullanımını en aza indirmek, bireysel olarak atabileceğimiz önemli adımlardan.

Yerel ve Organik Ürünleri Tercih Edebiliriz: Yerel üreticilerden ve organik ürünlerden alışveriş yapmak, tarımda kullanılan kimyasalların ve taşımacılığın yarattığı çevresel etkileri azaltmaya yardımcı oluyor; ayrıca yerel ürünler, daha az kaynak tüketiyor.

Su Tasarrufu: Su kullanımı da iklim değişikliğiyle ilişkili önemli bir faktör. Su tüketimini azaltmak için aşağıdaki önlemleri alabiliriz:

  • Duş sürelerini kısaltmak
  • Süzgeçli musluklar kullanmak
  • Atağa su tasarrufu sağlayan cihazlar almak
  • Musluklardan akan suyun tazyikini azaltmak

Unutulmamalıyız ki, bireysel düzeyde atılan bu adımlar, zamanla toplumsal bir değişim yaratacak ve iklim değişikliğiyle etkin bir şekilde mücadele etmemize katkı verecek. İklim değişikliğini önlemek, hepimizin ortak sorumluluğu. Ancak herkesin küçük değişiklikler yapması ile, büyük etkilere ulaşmak mümkün olabilir.

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazarın Tüm Yazıları