"Ayşegül Domaniç Yelçe" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşegül Domaniç Yelçe" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşegül Domaniç Yelçe

Dünyaya umut dağıtmaya gelmiş bir adam

Merhabalar sevgili okurlar.

Dün her zamanki gibi internet üzerinden gazetem Hürriyet’i okurken, Hindistan’ın bir köyünde kolları ve bacakları olmayan bir kız bebek doğduğuna dair bir habere rastladım. Bebeğin, “Tetra-Amelia Sendromu” olarak da bilinen, “otozomal resesif konjenital bozukluk” ile doğması sonucunda kollarının ve bacaklarının olmadığı belirtiliyor; bu bozukluğun dışında bebeğin son derece sağlıklı olduğu söyleniyordu. 

Çok nadir görülen Tetra-Amelia Sendromu, bebeğin kol ve bacak olmadan doğmasına neden olan; iskelet, yüz, baş, kalp, akciğerler, sinir sistemi veya genital bölgede diğer malformasyonlara da yol açabilen genetik bir hastalık. Sendromun tüm vakaları için belirlenmiş tek bir neden henüz yok; ancak hastalığın WNT3 genindeki bir mutasyon yoluyla oluştuğuna dair birçok vakaya rastlanmış bulunuyor. WNT3 geni hamilelikte uzuvların ve diğer vücut sistemlerinin gelişimi için önemli bir proteinin üretilmesinden sorumlu. Eğer bu gende bir değişiklik meydana gelirse protein üretilmiyor ve bu durum kol ve bacakların yokluğuna, aynı zamanda, gelişme eksikliği ile ilgili diğer malformasyonlara neden oluyor.

Okuduğum haber bana, varlığından üç beş yıl kadar önce haberdar olduğum, Tetra-Amelia Sendromlu Motivasyon Uzmanı Nick Vujicic’i anımsattı.

Vujicic, 1982 yılında Yugoslav göçmeni olan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Otobiyografisine göre anne ve babası onu kabul etmek istemediler. Ama sonunda bebeklerinin durumunu kabullendiler ve bunu Tanrı’nın oğulları için yaptığı bir plan olarak görmeyi başardılar. 

Nick Vujicic’in malformasyona uğramış ayaklarının parmakları birbirine yapışıktı. Bu yüzden, ayaklarını el gibi kullanabilmek amacıyla bir operasyon geçirdi. Ameliyatın ardından elektrikli tekerlekli sandalye kullanabilmeye başladı. Ancak sekiz yaşındayken okulda kendisiyle alay edildiği için intihara teşebbüs etti. On yaşında da kendini suya atıp boğulmak istedi, fakat ailesini çok sevdiği için bunu gerçekleştiremedi. Kısa sürede günlük işlerini tek başına yapmayı öğrendi, vücudunda bulunan iki ayak parmağıyla kalem tutup yazı yazmaya başladı. Bilgisayar ve mobil telefon kullanmayı, davul çalmayı, saçını taramayı ve tıraş olmayı öğrendi. Yedinci sınıftayken okul birliğine üye oldu. 

Nick on yedi yaşındayken annesi ona bir makale okuttu. Söz konusu makale engelleri olan fakat buna rağmen hiç pes etmeyen bir adam hakkındaydı. Bu yazıyı okuduktan sonra hayata bakış açısı değişen ve engellerini benimseyen delikanlı, kilisede umut verici konuşmalar yapmaya başladı.  

Buluğ çağında ve ilk gençlik yıllarında yaşıtları tarafından aşağılanan Nick, her şeye rağmen, kendini kanıtlayabilmeyi başardı. 21 yaşında Griffith Üniversitesi’nden çift ana dal yaparak (İşletme ile Muhasebe ve Finansal Planlama) mezun oldu. 2005 yılında uluslararası kâr gütmeyen bir organizasyon olan “Life Without Limbs” (Uzuvsuz Hayat) Derneği’ ni kurdu. 2007’de ise “Attitude is Altitude” (Tavrınla Yüksel) adlı, motive edici konuşmalar yapma amaçlı, bir şirket kurdu. 2010 yılında “The Butterfly Circus” (Kelebek Sirki) adlı kısa bir filmde oynayan Nick, Method Fest Bağımsız Film Festivali'nde kısa film dalında en iyi aktör unvanı ile onurlandırıldı. 2011 yılında “Attitude is Altitude” Şirketi tarafından Nick’in seslendirdiği bir single ve müzik videosu yayınlandı. 

Nick’in ilk kitabı, Life Without Limits: Inspiration for Ridiculously Good Life (Sınırsız Yaşam: Delicesine Güzel Bir Hayat İçin İlham) 2010 yılında basıldı ve 30’dan fazla dile çevrildi. 

25 ülkede konferanslar veren bu olağanüstü adam, insanlara ilham veren konuşmalar yapmayı ve yeni kitaplar yazmayı sürdürüyor. Konuşmalarında pes etmemek gerektiğini; umut ve pozitif düşüncenin hayata tutunmanın en önemli kuralı olduğunu vurguluyor. Evli ve bir çocuk sahibi olan Nick “Ben mutluyum ve hayatı yaşamayı seviyorum.” diyebiliyor. Kim bilir, belki de ailesinin düşündüğü gibi, dünyaya kolsuz ve bacaksız olarak gelmiş oluşunun bir nedeni vardı: Ve bu neden Dünyaya, onun aracılığıyla, umut dağıtmaktı…

Yazımı Nick’in konuşmalarından aldığım bir paragrafla tamamlamak istiyorum:

“Yaşadığınız sürece düştüğünüz zamanlar olabilir. Peki düştüğünüz zaman ne yapıyorsunuz? Tekrar ayağa kalkıyorsunuz… Ama bazen düştüğünüz vakit kendinizde ayağa kalkacak gücü bulamıyor olabilirsiniz. Umudunuzun olduğunu düşünüyor musunuz? Size yüz üstü düştüğümü ve kollarımın ve bacaklarımın olmadığını söylüyorum. Bu şartlarda benim ayağa kalkmam imkânsız olmalı, ama değil… Düştüğüm zaman yüz kere de olsa kalkmayı deneyeceğim; yüz kere başaramasam da yeniden, yeniden deneyeceğim. Bilmek istediğim sadece bunun “bir son” olmadığı. Önemli olan nasıl başladığınız değil, nasıl bitirdiğiniz… Güçlü bitireceğinize inanacaksınız. İşte o zaman kalkma gücünü bulacaksınız kendinizde...”    

 

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz günler dileği ile…

 

X