Paylaş
Bugün, 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü…
Kadın haklarının ve eşitlik mücadelesinin simgesi olan bu özel günün temeli, Olympe de Gouges' un 1791'deki “Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildirgesi” ne dayanıyor. Fransız İhtilâli sonrası yayımlanan bildirgeye ek olarak Gouges' un hazırladığı kadın hakları bildirgesine, “Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildirgesi” denildi. Bildirgenin içeriğinde; kadınların sosyal, hukukî ve politik alanda erkeklerle eşit haklara sahip olmasının gereklilikleri yer alıyordu. Bildiri’ nin ilk maddesinde; “Kadın özgür doğar ve erkeklerle haklar bakımından eşittir.” deniliyordu…
Ülkemize gelince; Kadın hakları mücadelesi Osmanlı’ nın son dönemlerinde başladı. 19. yüzyılın ikinci yarısında yayınlanan kadın dergileri, kadınların eğitim ve sosyal hayattaki rolüne dair farkındalık yarattı.
1923’te, Cumhuriyet’ in kuruluşunun ardından, Mustafa Kemal Atatürk’ ün liderliğinde gerçekleştirilen reformlar; kadınların eşit yurttaşlık haklarına sahip olmaları açısından bir dönüm noktası oldu. 1924 yılında, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’ nun kabul edilmesiyle, eğitim tek sistem altında toplandı ve kadınlarla erkeklere eğitimde eşit olanaklar sunuldu. 1925 yılında Kıyafet Kanunu kabul edilerek, kadınlara hem aile içinde hem de bir birey olarak eşit haklar tanınmış oldu.
Bundan 99 yıl önce, 17 Şubat 1926’da Medeni Kanun’ un kabulü ile de, kadınlar ile erkeklerin hakları eşitlendi. Kişiler hukuku, aile, miras, eşya hukuku ilişkilerinde dinî hukuk yerine laik hukuk kabul edildi. Yasa, özellikle kadınlara tanıdığı haklar açısından, toplumun aydınlık yüzü oldu.
Kanun önünde kadın erkek eşitliğini kabul ederek kadınların ve bunun sonucu toplumun önünü açan Medenî Kanun, kadınların eşit ve özgür bireyler olarak toplumsal ve kamusal yaşamda yerini almasının başlangıcı oldu.
Kadınlara;
Hakkı tanındı.
Mustafa Kemal Atatürk’ ün, 5 Aralık 1934’te Seçim Kanunu’ nda değişiklik yaparak kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmasını sağlaması, kadınların toplumsal hayatın her alanında aktif olarak yer almasının önünü açmış oldu. 5 Aralık tarihi de, zamanla, “Dünya Kadın Hakları Günü” olarak anılmaya başlandı ve kadınların eğitim, sağlık, iş yaşamı ve siyasetteki haklarının güçlendirilmesi için bir sembol haline geldi.
Atatürk devrimlerinin en önemlilerinden biri de hiç kuşkusuz kadınlara tanınan seçme ve seçilme hakkı idi. Bu hakkın tanınmasından sonra, 8 Şubat 1935’te ilk kez milletvekilliği seçimlerine katılan Türk kadınları, parlamentoda 17 sandalye kazandı. O dönemin koşulları göz önüne alındığında, oldukça önemli bir başarıydı bu. 1936’da boşalan milletvekillikleri için yapılan ara seçimde; Hatice Özgener, Çankırı’ dan milletvekili seçildi. Böylece TBMM’ nin 5. Dönemi’ nde, Meclis’ te 18 kadın parlamenter görev yapmış oldu.
Türkiye’ de kadınlara siyasal hakların tanınması, dünya genelindeki kadın hareketlerine kıyasla öncü bir adım olmuştu. Türkiye’ nin ardından birçok ülke, kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıdı. Fransa, bu hakkı 1944’te kadınlara sunarken, Japonya 1945’te kadınların oy kullanma hakkını tanıdı. İtalya’ da kadınlar 1946’da seçme ve seçilme hakkına kavuştu. Yunanistan, 1952’de bu hakkı tanırken, İsviçre’ de kadınlar 1971’e kadar beklemek zorunda kaldılar. Bu tarihsel süreç, kadınların eşitlik mücadelesinin her ülkede farklı koşullarda ve zamanlarda nasıl zorluklarla kazanıldığının göstergesi….
1934 yılından günümüze kadar, Türk Kadınları; eğitimden sağlığa, yasama - yürütme ve yargıdan iş dünyasına, siyasetten ekonomiye, sanattan spora kadar hayatın her alanında başarıyla görev aldılar ve almaya da devam ediyorlar.
1945’te Birleşmiş Milletler’ in kuruluşuyla birlikte, kadın hakları, uluslararası bir mesele haline geldi. 1979’da kabul edilen, Türkiye’ nin de tarafı olduğu, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (The Committee on the Elimination of Discrimination against Women - CEDAW), kadın haklarını hukukî temelde koruyan önemli bir adım oldu.
Kadın hakları, adalet ve eşitliğin temelini oluşturuyor Ancak bu haklar, tarih boyunca; cinsiyet temelli ayrımcılığa karşı mücadeleyle kazanılmış bulunuyor. Eğitim, seçme-seçilme, şiddetten korunma ve eşit ücret gibi haklar yalnızca bireylerin değil, devletlerin de sorumluluğunda. Kadın hakları, aslında, toplumsal refah ve sürdürülebilir gelişim için bir gereklilik…
Kadın haklarının hâlâ pek çok alanda geri planda kalması, bu konudaki mücadeleyi görünür kılmayı zorunlu hale getiriyor. “Dünya Kadın Hakları Günü”; kadın haklarının önemine dikkat çekmek, toplumsal cinsiyet eşitliğini desteklemek ve kadınların karşılaştığı ayrımcılık, şiddet ve eşitsizlik gibi sorunlarla ilgili farkındalık yaratmak açısından önemli bir fırsat sunuyor bizlere. Ayrıca; çağdaş, demokratik, ileri bir toplum için kadınların güçlendirilmeleri, etkinlik alanlarının genişletilmesi, eğitim – istihdam – sağlık – siyaset - hukuk vb. alanlarda eşit fırsat ve olanaklardan yararlanmalarının sağlanması adına büyük önem taşıyor.
Zaman ilerledikçe, kadın hakları teorik olarak artırılsa da, uygulama alanında kısıtlar yaşanıyor. Birçok kadın, eşlerinden ve ailesinden korktuğu için hukukî alanda hakkını arayamıyor, birçok kadın gençliğini yaşayamadan erken yaşta evlendiriliyor ve birçok kadın yakınları tarafından öldürülüyor Dünyada, her 60 dakikada 5 kadın ölüyor…
Özgürlük mücadelesi veremeden hayatını kaybeden kadınlar var! Bu özgürlük mücadelesi; sosyal haklarının peşine düşen, özgürlük meşalesini sabırla yakmak isteyen, eşi ile boşanıp kendine yeni hayat kurmaya çalışan, sevmediği insana hayır dediği için can veren, eve dönerken tanımadığı tarafından bıçaklanan ve daha bilmediğimiz birçok canice canına kast edilmiş kadınların mücadelesi…
Ne demişti Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk: “Ben, saygıdeğer hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, tersine pek çok yönlerde onların üstüne çıkacak bilgi ve kültürle donanacaklarına asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle inananlardanım.”
Bu yüzden, ne bugün ne de yarın; mücadeleden vazgeçmeyelim, haklarımızdan feragat etmeyelim… .
Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…
Paylaş