GeriAyşegül DOMANİÇ YELÇE “Dünya Engelliler Günü”
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

“Dünya Engelliler Günü”

Merhabalar sevgili okurlar. 3 Aralık, Birleşmiş Milletler tarafından alınan karar gereğince, 1992 yılından bu yana ‘Dünya Engelliler Günü’ olarak anılıyor. Bu özel günde engellilik ve engelliler ile ilgili farkındalığı arttırmak amacıyla, dünya genelinde çeşitli organizasyonlar düzenleniyor. Ülkemizde gerçekleştirilecek etkinliklerden bazılarını sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Engelli bireylerin televizyon yayınlarına kolay erişebilmeleri için ekran ve dijital platformlarında ayrıntılı altyazı, sesli betimleme ve işaret dili seçenekli yayınlar yapan TRT, bugüne özel içeriklerini izleyici ve dinleyicilerinin beğenisine sunuyor. Türk televizyon tarihinde bir ilke imza atarak işitme engeli olmayan bireyleri işitme engelli bireylerin dünyasına davet eden TRT 2’nin yeni programı “Sessizce” de; “Engel Olma Destek Ol” kitabını yazan, Türk İşaret Dili ve Dini Kavramlar Sözlüğü’ nün hazırlanması ve yayınlanması çalışmalarına komisyon üyesi olarak katılan işitme engelli Mustafa Epik’ in hikayesi ekrana taşınıyor. “Sessizce” programının yayın saati 14:45. 

TRT 2’de yayınlanan “Yeryüzleri” programının 15:45’te ekrana gelecek olan bölümünde; çizdiği dikkat çekici figürler tuvalinden taşarak evinin duvarlarına yansıyan, resim tutkusuyla hayatına renk katan zihinsel engelli Muhammet Yalçın tanıtılıyor. TRT 1 radyolarında ise gün boyunca “3 Aralık Dünya Engelliler Günü” ne özel programlara ve engelli sporcularla yapılan röportajlara yer veriliyor. 

“Dünya Engelliler Günü” kapsamında Ankara Üniversitesi tarafından düzenlenen “Engelsiz Üniversitelerin Dünü, Bugünü, Yarını…” adlı Dünya Engelliler Günü Paneli, saat 11:00-13:00 arasında https://etkinlik.ankara.edu.tr/pages/meetings/2190953 adresli link üzerinden izlenebiliyor. Özel Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr.  Hatice Bakkaloğlu, Engelsiz Ankara Üniversitesi Koordinatörü Prof. Dr. Cevriye Ergül ve Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar'ın açılış konuşmaları ile başlayan etkinlik; Panel programı ile devam ediyor. Panel’ de; Engelsiz Üniversite Platformu Kurucusu Claire Özel “25 Yıllık Yolculuk…’, Boğaziçi Üniversitesi Görme Engelliler Teknoloji ve Eğitim Merkezi Direktörü Dr. Engin Yılmaz ‘Üniversitelerde Akademik Sağlamcılıkla Mücadele”, Engelsiz Ankara Üniversitesi Koordinatörü Prof. Dr. Cevriye Ergül “Üniversitelerde Engelsiz Üniversite Birimlerinin İşleyişi” konuları üzerine konuşuyorlar. 

İstanbul Üniversitesi Engelli Uygulama ve Araştırma Merkezi (ENUYGAR) tarafından “Dünya Engelliler Günü” kapsamında düzenlenen Panel programı, 09:00-17:30 saatleri arasında Üniversite'nin Youtube kanalından çevrimiçi (online) izlenebiliyor. ENUYGAR Merkez Müdürü Prof. Dr. Ayşe Resa Aydın, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ömer Ekmekçi ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr.  Mehmet Ak’ın açılış konuşmalarından sonra başlayacak programda;

  • Engellilerin Bilgiye Erişim Hakkı Açısından Marakeş Antlaşmasının Değerlendirilmesi
  • Temel Hak ve Hürriyetler Bağlamında Erişilebilirlik
  • İş Yaşamında ve Sosyal Yaşamda Erişilebilirlik
  • Eğitimde Erişilebilirlik ile Sağlık Hizmetlerine Erişim ve Covid-19 Sürecinde Erişilebilirlik

konuları ele alınacak.

Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü tarafından gerçekleştirilecek programda da; 

  • Görünmez Engellilik: Öğrenme Güçlüğü ve Erken Belirtileri 
  • Görünmez Engellilik: Otizm ve Erken Belirtileri
  • Görünmez Engellilik: İşitme Kaybı ve Yeni Doğan İşitme Tarama Programı
  • İşitme Kaybı ile Yaşamak
  • Günlük Hayatta Karşılaşılan Güçlükler
  • Engellilik ve Ruh Sağlığı 

konularını içeren bildiriler sunuluyor.

Yaşadığım şehir İstanbul’ un Büyükşehir Belediyesi de (İBB) 3 Aralık Dünya Engelliler Günü için özel etkinlikler gerçekleştiriyor. Bu kapsamda İstanbul’un 3 büyük kulübünün- Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray- tekerlekli sandalye basketbol takımları İBB’nin organizasyonunda bir araya geliyor. İBB Kültür Merkezleri de konserler, atölyeler ve tiyatro oyunlarına ev sahipliği yapıyor. 

İBB ayrıca, Avcılar Belediyesi ile birlikte önemli bir etkinlik daha gerçekleştiriyor. Engelli birey ve aileleri ile bir araya gelinecek organizasyonun amacı, İBB’nin yeni projesi ‘Engelli Haritası’ nın tanıtılması. Engelli bireylerin hayatını kolaylaştıracak olan bu proje sayesinde vatandaşların ihtiyaç analizleri sağlıklı şekilde yapılabilecek. Diğer yandan da olası afet durumlarında kişilere daha hızlı ulaşılabilmesi mümkün olacak.

Engelli bireylerin yaşam savaşları engelsiz bireylere kıyasla çok daha zor ve yıpratıcı. Ancak son yıllarda Devletimiz’ in, sivil toplum kuruluşlarının ve aktivistlerin çabaları ve katkıları sayesinde konu ile ilgili farkındalık oluşmaya, engellilerin önündeki engeller kaldırılmaya başlamış bulunuyor. Ben, yaşamını 25 yıldır tekerlekli sandalyede sürdürmekte olan bir birey olarak, nasıl bir yol kat ettiğimizin farkındayım. Ve yaşamaya, çok yakın bir gelecekte bizleri engelsiz bir Türkiye’nin bekliyor olacağı inancı devam ediyorum…

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

X

“Çünkü İyilik Bulaşıcı”

Merhabalar sevgili okurlar.

Komşusu açken tok yatmayı içine sindiremeyen bir ülkenin insanlarıyız biz. Ben çocukken mahallenin bakkalına uğrayıp zor durumdaki komşusunun veresiye defterindeki borçlarını ödeyen mahalle sakinleri vardı. “Sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek” şiarıyla davranan bu iyi insanlar kimdi bilmezdik. Son zamanlarda, dijital teknolojilerin sunduğu olanakların da sayesinde, bu güzel geleneğimizin Askıda Yemek uygulamaları ile mahallemizin ötesine rahatlıkla taşınabildiğine şahit oluyoruz.

Bugün size böyle bir girişimden,Toktutmak Elimizde Derneği’nden (TOKTUT) söz etmek istiyorum. Derneği kuran Boğaziçi Üniversitesi mezunu ve öğrencisi yedi gencin yolu üniversitenin kampüsünde kesişmiş. Motivasyonları zor durumda kalanları sağlıklı tutabilmek için günlük gıda gereksinimlerinin karşılanmasını sağlamak olmuş. Sıcak yemeğe ulaşamayan vatandaşların ihtiyaçları üzerine kafa yoran bu yedi genç ilk olarak 2020 bahar aylarında COVID-19 nedenli uzun eve kapanma dönemlerinde yalnız yaşayan yaşlılara sıcak yemek paylaşımı ile işe girişmişler. Mart 2020’de sivil bir oluşum olarak yola çıkan TOKTUT, bir yıl içinde dernekleşmiş, gerekli valilik izinlerini almış ve daha geniş kapsamlı bir kampanyayı hayata geçirmiş.

Kampanya kapsamında, belirlenen ihtiyaç sahiplerine pandemi standartlarına göre günlük olarak hazırlanmış ve paketlenmiş taze yemekler ulaştırılıyor. Projeye katkı sağlamak isteyenler TOKTUT web sayfasından askıya yemek bırakıyor. Etli ana yemek, pirinç pilavı, ayran, ekmek ve tatlıdan oluşan öğünler 15 gün boyunca askıda birikiyor ve askı süresi dolduğunda toplanan sayıda yemek yine 15 gün içinde gıdaya erişimde en fazla zorluk çeken gruplara öncelik verilerek düzenlenen haftalık program çerçevesinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılıyor. Dernek öncelikli grupları şöyle sıralıyor: açlık sınırındaki aileler, gelirini kaybeden işsiz bireyler, tek başına yaşayan yoksul yaşlılar, sokakta kalan evsizler, göçmen kadın ve çocuklar.

Dağıtımların ardından, yemek bırakanlara iletilen e-postada askı numaralarına karşılık gelen teslimat hakkında detaylı bilgiler veriliyor.

Dernek dağıtımların en etkin şekilde gerçekleştirebilmesi için belediyeler, muhtarlıklar, yerel sosyal yardım merkezleri, sivil toplum kuruluşları ve sosyal sorumluluk projeleri kapsamında özel sektör firmaları ile işbirliği içinde çalışıyor. Projede halen 82 ihtiyaç merkezine 6 mutfak ile hizmet verilirken; 17 belediye, 11 sivil toplum kuruluşu, 73 kurumsal destekçi, 320 gönüllü ve 5.000’in üzerinde bireysel bağışçı ile işbirliği yapılmakta.

TOKTUT yetkilileri bu kampanyaya girişirken Birleşmiş Milletler'in 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları başlığıyla ilan ettiği hayati önem taşıyan 17 küresel sorunu da incelemişler. Kampanya bu sorunlardan beşi ile yakından ilgili: Yoksulluğa Son, Açlığa Son, Eşitsizliklerin Azaltılması, Sorumlu Üretim ve Tüketim, Amaçlar için Ortaklık.

Derneğin internet sitesinde (toktut.org) çeşitli destek türlerini incelemek mümkün. Bireysel ya da toplu bağışların yanısıra STK işbirlikleri, kurumsal sosyal sorumluluk projesi, kurumsal destek, hammadde ve gıda yardımı, toktut mutfağı ve ihtiyaç merkezi önerebilir; dağıtımlar için gönüllü olabilir; lise veya üniversite öğrencisi iseniz farklı destek türlerini keşfedebilirsiniz. Ayrıca özel gün sertifikaları ve taziye yemekleri ile sevdiklerinize anlamlı bir armağan sunabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

“Şiddet” in yerine “Sevgi” yi koyamaz mıyız?

Merhabalar sevgili okurlar.

Bugün zorlu geçen bir seneyi geride bırakıyoruz. 2021, tüm dünyanın Covid pandemisi ile boğuştuğu bir yıl olarak geçecek tarihe.  

2021’le birlikte hayatımızdan çıkmasını dilediğim ilk şey, tabii ki, pandemi. Onun hemen ardından yaşamımızdan tamamen silinmesini istediğim en önemli eylem, “şiddet”. 2021 yılında, ne yazık ki, basın organlarında şiddet konulu bir habere rastlamadığımız gün hiç olmadı. Yalnızca Aralık 2021’de okuduğum haberlerden bazılarını hem hatırlamak hem sizlere de hatırlatmak istiyorum. 

“Kadına şiddet”, şiddetin en sık rastlanılan türü. Örnek vermek gerekirse;

* Konya’da ikamet eden Tunahan M. evi terk eden eşi Nuran M.’ yi takip ederek Antalya’da sokak ortasında bıçakladı. Bu saldırı sonucunda Nuran M. ağır yaralandı.

* İstanbul’da lüks bir sitenin asansöründe genç bir kıza tecavüz edilmeye çalışıldı. Neyse ki genç kız zanlı ile boğuşarak bu iğrenç girişimden kurtulmayı başardı. 

* İzmir’in Buca ilçesinde Feyzo Duran, birlikte yaşadığı Aysel Perkgün’ ü 104 bıçak darbesiyle yaraladı. 

* Bursa’da Mehmet Yıldız, boşanma aşamasındaki eşi Aygün Yıldız’ı sokak ortasında tabancayla üç el ateş ederek öldürdü. 

* Balıkesir’in Edremit ilçesinde, cezaevinden izinli olarak çıkan R.K. karısını evdeki av tüfeğiyle öldürdü.

Yazının Devamını Oku

91 üretici ve girişimci kadının kurduğu çok özel bir kooperatif

Merhabalar sevgili okurlar.

Dün kızıma alışılmışın dışında bir yılbaşı hediyesi geldi. Hediye baskı tekniği ile özel olarak üretilmiş bir şaldı. Paketin içinden bir Mardin sabunu ve geri dönüşümlü saman rengi kâğıt üzerine basılmış bir hikâye çıktı. Şalı üreten kadının hikâyesiydi bu…  

Hikâyenin sahibi, 42 yaşında Iraklı bir kadındı. Üniversite eğitimini abisi karşı çıktığı için birinci sınıfta bırakmak zorunda kaldığını, ancak evlendikten sonra eşiyle birlikte yeniden üniversiteye devam etmeye başladıklarını aktarıyordu. Tüm hayalleri tek tek gerçek olurken savaşın şiddetlendiğini ve her şeyi bırakarak Türkiye’ye gelmek durumunda kaldıklarını anlatan kadın, Çorum’da karşılaştıkları iyi insanların da yardımı ile, azmederek yeni bir hayat kurabilmeyi başardıklarını söylüyordu.  

Kahramanımız; Çorum’da önce Türkçe eğitimlerine katılarak dilimizi öğrenmiş, daha sonra yolu “Leap Natural Ahşap Baskı ve Doğal Boyama Atölyesi” ile kesişmiş. Dikiş konusunda da becerikli olan genç kadın, Atölye’ de kendisini profesyonel dikiş alanında geliştirmeye karar vermiş ve böylece düzenli gelir elde etmeye başlamış. Emeği ile kendisini ve ailesini desteklemek, savaş yıllarından sonra onu yeniden ayağa kaldırarak rahat nefes almasını sağlamış. 

Bu hikâye beni çok etkiledi ve Leap Natural Ahşap Baskı ve Doğal Boyama Atölyesi’ni araştırmak, daha detaylı bilgi sahibi olmak istedim. Bu amaçla, Atölye görevlilerinden Kardelen Hanım’a ulaştım.  

“Leap Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi”; LEAP Derneği (önceki ismi ile RET Derneği)’nin 2015 yılında “Kadınların Sosyo-Ekonomik Güçlenmesi” Projesi kapsamında açtığı mesleki eğitim atölyelerine düzenli olarak devam eden kadın üretici ve girişimciler tarafından sürdürülebilir, adil, paylaşımcı ve demokratik bir iş modeli olarak kurulan bir kadın kooperatifi. Kooperatif, LEAP Derneği’nin 2015 senesinde Mardin’de gerçekleştirdiği bir projenin üç aylık “Gelir Getirici Aktivite” bileşeninden doğmuş. Katılımcı kadınların edindikleri mesleki ve profesyonel becerilerini sürdürülebilir bir iş modeline dönüştürme kararlılığı ve azmi, üç aylık bu proje bileşenini sürdürülebilir bir markaya ve kooperatife dönüştürmüş. Güncel olarak Mardin’de “Doğal Sabun Atölyesi” ve “Ahşap Baskı ve Doğal Boyama Atölyesi”, Kilis’te “Doğal Oyuncak Bebek Atölyesi” ve Şanlıurfa’da “Doğal ve Yerel Gıda Atölyesi” olmak üzere dört farklı atölyede toplam 91 üretici ve girişimci kadın çalışıyor. GİRİŞİMCİ KADINLAR 

Söz konusu marka ve kooperatif aracılığıyla üç farklı şehirdeki 4 farklı atölyede toplam 91 üretici ve girişimci kadının ürünleri ve hikâyeleri müşterilerle buluşturuluyor. Bu yolla kadınların sosyo-ekonomik olarak güçlenmeleri, daha iyi yaşam koşullarına erişmeleri, kadınlar arasında kız kardeşlik bağlarının kurulabilmesi ve sosyal uyumun desteklenmesi sağlanmış oluyor. Kamusal alanda daha görünür hale gelen kadınlara mesleki eğitimler sunmanın yanı sıra Girişimcilik, Pazarlama ve Ürün Tasarım Eğitimleri de veriliyor. 

LEAP Derneği’nin teknik ve uzman desteği ile kurulan “Leap Natural” Markası aracılığıyla, kadınlar; ürünlerinin yalnızla üretim sürecine değil hammadde tedariki, kalite kontrol, pazarlama, dijital pazarlama, sipariş ve stok yönetimi, depo yönetimi, müşteri ilişkileri gibi üretim ve pazarlama akışının tümüne dahil oluyorlar. Kadınlar bu anlamda bir “Kursiyer” veya “Çalışan” konumunda olmaktan ziyade, “Girişimci” ve “İşin Sahibi” olmaya teşvik edilmiş bulunuyorlar. Bu sayede kadın üreticiler, 2016 yılından bu yana kesintisiz devam etmekte olan atölyelerde (2016 Mardin Atölyeleri, 2018 Kilis Atölyesi, 2021 Şanlıurfa Atölyesi) kendilerini geliştirme ve kendi kurdukları marka aracılığıyla sürdürülebilir gelir elde etme olanağına kavuşmuş durumdalar. KİLİS DOĞAL OYUNCAK BEBEK ATÖLYESİNDE ÜRETİLEN BEBEKLER 

Karbon ayak izinin azaltılması, insan sağlığına uygunluk ve sürdürülebilirlik, Leap Natural Atölyeleri’ nde üretim, tüketim ve pazarlama döngüsü için vazgeçilmez öneme sahip. Bu nedenle, hammadde seçimlerinden ürünlerin müşterilere ulaştırılmasına kadar, tüm süreçlerde çevreye olan etkinin en aza indirgenmesi ve sürdürülebilir yöntemlerin tercih edilmesi amaçlanıyor. Leap Natural ürünlerinin hiçbiri kimyasal veya sentetik katkı maddeleri içermiyor. Ürünlerde yalnızca doğal ve insan sağlığına uygun maddeler kullanılıyor. Hammadde seçimi ve temini yapılırken yerel kaynaklar ve zenginliklerin değerlendirilmesine önem veriliyor. Hammadde satın alma süreçlerinde de özellikle kadın üreticiler ve doğaya saygılı üretim yapan ya da ürünler satan küçük işletmeler, aile işletmeleri ve tedarikçiler tercih ediliyor. Sıfır atık konusuna verilen önemle, ürünlerin paketlemeleri hem müşterilere güvenle ulaşmasını sağlayacak şekilde hem de tamamıyla geri dönüştürülebilir kâğıt ve cam malzemelerle gerçekleştiriliyor. İnsan emeğine saygı ilkesine dayanarak, üretici ve tüketici arasındaki bağın güçlendirilmesi ve toplumda sorumlu tüketim alışkanlıklarının desteklenmesi amacıyla atölyelerde üretim yapan kadınların hayat hikâyeleri ürünlerle birlikte hediye ediliyor. Atölyelerde kadın üreticiler tarafından yerel hammaddelerden doğal ve sıfır atık prensibine dayalı olarak üretilen özel tasarım ürünlerin satışından elde edilen gelir, âdil ticaret yaklaşımı kapsamında tümüyle atölyelerin üretici kadınlarına aktarılıyor. 

Yazının Devamını Oku

“Temel Hak ve Hürriyetler Bağlamında Erişilebilirlik”

Merhabalar sevgili okurlar.

3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde, İstanbul Üniversitesi Engelliler Uygulama ve Araştırma (ENUYGAR) Merkezi’nin öncülüğünde çok önemli olduğunu düşündüğüm bir sempozyum düzenlendi.  Engellilikte erişilebilirlik konusunda çalışan farklı disiplinlerden bilim insanlarını bir araya getirerek bilgi birikimlerini ve deneyimlerini paylaşmalarını sağlamak amacıyla gerçekleştirilen sempozyumun konusu, “Engelli Haklarında Güncel Durum 2021: Temel Hak ve Hürriyetler Bağlamında Erişilebilirlik” idi. 

Söz konusu sempozyumda birbirinden önemli bildiriler sunuldu. Ben bugün sizlere, özetle, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Pervin Bezirci’nin “Bilgiye Erişim: İstanbul Üniversitesi ‘Engelsiz Kütüphane Sistemi’ Örneği” ve İstanbul Gelişim Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Gül Yücel’in “Kütüphane Olarak Kullanılan Tarihi Binalar için Erişilebilirlik Düzenlemeleri” başlıklı bildirilerinden söz etmek istiyorum.  

Doç. Dr. Pervin Bezirci’ye göre, bilgi ve iletişim teknolojilerinin ilerlemesi ile birlikte tüm eğitim kurumları gibi akademik kütüphaneler de köklü bir değişim yaşıyor. Araştırmacıların sürekli değişen ihtiyaçlarını karşılamak için akademik kütüphaneler yeni roller üstlenmek durumunda kalıyorlar. Bilgi kaynaklarını bünyesinde barındıran kültürel bellek kurumları olan kütüphanelerin, bilgi kaynaklarını araştırmacıların ihtiyaç ve beklentilerine uygun şekilde sunabilmek için, altyapı olanaklarını teknolojik gelişmelere uygun biçimde geliştirerek hizmet vermeleri gerekiyor. Yeni nesil kütüphaneler teknolojik gelişmeler sayesinde değişik formatlarda zengin koleksiyonları etkin ve hızlı bir biçimde, zaman ve mekân sınırlaması olmaksızın araştırmacılara ulaştırabiliyor.  

Engelli bireylerin de bilgiye erişim sağlayan teknolojilerden yararlanabilmeleri gerekiyor. Bilimsel bilgi üretme sürecinin olduğu kadar bilgiye erişimin de ana bileşenlerinden biri olan kütüphaneler, engelli bireylerin aradıkları farklı formatlardaki bilgiye engelsiz olarak ulaşabilmelerinde hayati öneme sahip.  

İstanbul Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı bünyesinde hizmet veren Engelsiz Bilgi Merkezi (EBM), kullanıcıya e-posta ile veya yüz yüze verilen erişilebilir bilgi hizmetini online olarak da sunabilmek amacıyla Engelsiz Kütüphane Sistemi’ni oluşturmuş bulunuyor. Engelli araştırmacılar, bu sayede, istedikleri eserlere zaman ve mekân sınırlaması olmadan internetten ulaşabiliyorlar. Bu sistem kütüphaneye üye olan tüm engellilere istedikleri yayınlara erişebilme ve diledikleri şekilde (online dinleme-okuma veya indirme) kullanabilme olanağı veriyor. Engellilerin hiç kimseye ihtiyaç duymadan istedikleri yayınlara doğrudan ulaşabilmelerini sağlayan sistem içeriğindeki erişilebilir yayınların sayıları artarak devam ediyor. Engelsiz Kütüphane Sistemi arşivi de gün geçtikçe genişliyor. 

Doç. Dr. Pervin Bezirci’nin bildirisinde akademik kütüphanelerde dijital dönüşüm ve bilgi teknolojilerinin gelişmesi ile paralel olarak artış gösteren dijitalleşme projelerinin engelli kullanıcılar ve araştırmacılar açısından önemi anlatılıyor. Teknoloji ile uyumlu engelsiz bilgiye erişim hizmetine örnek bir uygulama olarak da “İstanbul Üniversitesi Engelsiz Kütüphane Sistemi” süreçleri hakkında bilgi veriliyor. 

Yazının Devamını Oku

“Döngüyü Kırmak: Erişilebilir Sinema” Projesi

Merhabalar sevgili okurlar.

Puruli Kültür Sanat, kültürel belleğe ve birikime uzun vadede değer katacak kalıcı projeleri hayata geçiren bir kültür operatörü. Yaygın dolaşıma dahil olmayan sanatın mümkün olduğu kadar fazla kişiye ulaşması amacı ile çalışıyor.  

“Puruli”, Anadolu’nun eski medeniyetlerinden Hititler tarafından kutlanan bahar festivalinin adı. İnanışa göre, Fırtına Tanrısı Tarhu ejderha İlluyanka’ya yenik düşer ve ülkede kıtlık baş gösterir. Bunun üzerine Tarhu, ejderhayı yenmek için diğer tanrılardan yardım ister. Tanrıça İnara, ejderhayı alt etmek için bir festival düzenler. Bu festivalde, Fırtına Tanrısı ejderhayı yener ve ülkeye yeniden bolluk gelir. Bundan sonra Hitit halkı her yıl düzenlenen Puruli festivali ile doğanın yeniden canlanmasını kutlar. 

Puruli Kültür Sanat; Avrupa Birliği’nin finansal desteğiyle, AB Başkanlığı tarafından uygulanan Sivil Toplum Destek Programı III. Dönem kapsamında “Döngüyü Kırmak: Erişilebilir Sinema” başlıklı bir proje gerçekleştiriyor. Nisan 2021’de başlayan proje çalışmaları Temmuz 2022’ye kadar devam edecek. 

Proje kapsamında Türkiye’de ve Avrupa’da sinemaya erişim alanında çalışan Sivil Toplum Örgütleri bir araya getirilerek çeşitli lobi faaliyetleri, atölye ve raporlama çalışmaları gerçekleştiriliyor. Kamu spotu, anket gibi çıktılar aracılığı ile engelli bireylerin sinema etkinliklerine katılımının önündeki engellerin tanımlanması ve konuya çözüm getirilmesi hedefleniyor. Ayrıca, engelli bireylerin sinemada temsillerini güçlendirmeye ve Türkiye’de erişilebilir kültürel etkinlikler düzenleyen kurumlarla iş birliği kurmaya yönelik faaliyetler gerçekleştiriliyor.  

Polonya’dan Socio-Cultural Society of Koszalin’in iş birliği ile yürütülen projenin iştirakçileri; İngiltere’den Carousel Project, Almanya’dan KLAPPE AUF! Kurzfilmfestival, Belçika’dan Extra & Ordinary People asbl ve İspanya’dan Associació Inclús. Kendi ülkelerinde erişilebilir film festivali düzenleyen bu kurumlarla, kişilerin sinemaya eşit koşullarda erişebilmesi için fikir alışverişi yapılıyor ve çözüm önerileri ortaya konulmaya çalışılıyor. 

Proje kapsamında sinemada erişime dair kısır döngüyü kırmak için yapılacak faaliyetlerden biri, bir sertifikasyon programının tanımlanması ve tanıtılması olacak. Bu doğrultuda “Erişilebilir Mekân Sertifikası” nın kriterleri projenin ortakları ve iştirakçileri ile sinema ve erişilebilirlik alanında çalışan aktörlerin ve temsilcilerin katkılarıyla tanımlanacak. Sertifikasyon sürecinin ana hatlarını çizmeden önce, Avrupa ülkelerinin bu konudaki uygulamaları üzerinde bir araştırma yapılacak. 2022 yılında yapılacak bir atölye çalışmasının ardından da sertifikasyon sürecinin kriterleri ortaya konulacak. 

Engelli bireylerin sinemaya erişimini sağlamak için yapılacak faaliyetlerden bir diğeri ise, “Erişilebilir Gösterimler için Minimum Kota” olacak. Bu faaliyetle, gösteri mekânı sahiplerinin ve dağıtım şirketlerinin gösterimlerinin belirli bir yüzdesini erişilebilir hale getirmelerinin yasal olarak zorunlu kılınması amaçlanıyor.

Bu amaç doğrultusunda Puruli Kültür Sanat tarafından, Avrupa Birliği’nin finansal desteğiyle, Sivil Toplum Destek Programı III altında gerçekleştirilen

Yazının Devamını Oku

Bir çocuğun yüzündeki gülümseme…

Merhabalar sevgili okurlar. 2021 hepimiz için zor bir yıl oldu. Pek çok sağlık problemleri ve beklenmedik kayıplar yaşadık. Yeni bir yıla merhaba demeye hazırlanırken, 2020’den beri süre gelen pandeminin neden olduğu acıların sona ermesini, sağlıklı ve mutlu günlerimize geri dönmeyi umuyoruz.

Zorlu geçen günleri geride bırakırken, dezavantajlı çocuklarımızı sevindirmek acılarımızı biraz olsun hafifletebilir. Zira bana göre, bir çocuğun yüzündeki gülümseme dünyada görebileceğimiz en güzel manzaralardan biri… 

LÖSEV İyi Şeyler Dükkânı’ndan alınacak yeni yıl hediyeleri; her yıl olduğu gibi bu yıl da bizlere ve sevdiklerimize unutulmaz bir anı olurken, lösemi ve kanserle savaşan çocukların da umudu olacak.

1998 yılında kurulan Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı (LÖSEV), lösemili ve kanser hastası çocuk ve yetişkinlere yardımda bulunan bir kurum. LÖSEV “Anne Uğraş Atölyesi” ise çalışmalarına küçük bir masanın etrafında, lösemili çocukların annelerinin ve kanserli yetişkinliklerin rehabilitasyonu amacıyla başladı. “LSV Dükkân”, annelerin maharetli ellerinde bir markaya dönüştü. Üretime seramik, magnet, ve bez bebekle başlayan anneler; doğal yiyeceklerden nikah şekerlerine saf ve katkısız çikolatadan oyuncaklara kadar yüzlerde ürünle üretime devam ediyor. LSV Dükkân’ ın satışlarından elde edilen gelirin tamamı lösemili çocukların ve yetişkin kanser hastalarının tedavi, eğitim ve sosyal ihtiyaçları için kullanılıyor. Yeni yılda hem sevdiklerini mutlu etmek hem de lösemili çocukların ve yetişkin kanser hastalarının yüzündeki gülümsemeye katkıda bulunmak isteyenler, LÖSEV’ in “İyi Şeyler Dükkânı”, LSV Dükkân’dan alışveriş yapabilir ya da online olarak sipariş verebilirler.

Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı (TSÇV) Cerebral Palsy’li çocuk ve erişkinlere teşhis, tedavi, rehabilitasyon ve eğitim hizmeti sağlayarak meslek sahibi olmaları ve hayata kazandırılmaları amacıyla çalışan bir kurum. TSÇV’ nin de mutlu günlerde sevdiklerimizi sevindirebileceğimiz hediyeler alabileceğimiz, aynı zamanda bir çocuğun hayallerine dokunmasına yardımcı olabileceğimiz bir dükkânı var. Arzu ederseniz TSÇV’ den “Sertifika Bağışı” yapmak da mümkün. 

Tohum Türkiye Otizm Erken Tanı ve Hizmet Vakfı, Otizm ve Spektrum Bozukluğu olan çocukların erken tanısının koyulması, özel eğitim ile topluma kazandırılmasına öncülük edilmesi ve bunun yurt çapında yaygınlaştırılması amacıyla çalışan; kâr amacı gütmeyen ve kamu yararını gözeten bir sağlık ve eğitim kurumu. Otizm Spektrum Bozukluğu, yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkan gelişimsel bir farklılık. Her 44 çocuktan birinin Otizm tanısı aldığı tahmin ediliyor. Otizmli çocukların erken yaşlarda tanı almaları ve onlar için özel geliştirilmiş eğitim programlarından yararlanmaları hayati önem taşıyor. Otizmli çocukların tek çaresi olan eğitim olanaklarına ulaşmalarına, sevdiklerimize Tohum Dükkânı ürünlerinden alarak destek olabiliriz.

Türkiye Kas Hastalıkları Derneği (KASDER), kas hastalığıyla yaşayan bireylerin sağlıklı kişilerle aynı sosyal standartlarda yaşayabileceği bir Türkiye yaratılmasına katkıda bulunmak amacıyla çalışıyor. Dernek, bu amaç doğrultusunda; kas hastalarının sosyal yaşama tam ve etkin katılımını sağlamak, kas hastalarını doğru bir şekilde bilgilendirmek ve yönlendirmek, toplumu nöromusküler hastalıklar konusunda bilgilendirmek ve kas hastalarının yaşam kalitelerini yükseltmek için çalışıyor. Çoğu ekonomik açıdan dezavantajlı durumda olan kas hastası çocukları sevindirmek için KASDER ’e ‘Sertifika’ bağışında bulunabilir, onlara umut olabiliriz.

Yeni bir yıla girerken, bizler kadar şanslı olmayan kardeşlerimizin yüzlerinde yaratabileceğimiz bir tebessümden daha çok ne mutlu edebilir ki bizi?

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazının Devamını Oku

“Yerel Eşitlik Eylem Planı”

Merhabalar sevgili okurlar.

Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından yerel düzeyde cinsiyet eşitliğinin sağlanması, kadının ve ayrımcılığa uğrayan diğer grupların statüsünün güçlenmesi için izlenmesi gereken yol haritasını belirlemek üzere stratejik bir çalışma yapıldı. Bu çalışma sonucunda hazırlanan “Yerel Eşitlik Eylem Planı”, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde, Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in ev sahipliğinde düzenlenen lansmanda açıklandı. 

Herkes için temel bir hak olan eşitlik ilkesinin yaşamın her alanında etkili bir biçimde uygulanması, eşitlikçi bir toplumun geliştirilmesi ve mevcut eşitsizliklerin giderilmesinde belediyelere önemli bir görev düşüyor. Bu sorumluluğun bilincinde olan Mersin Büyükşehir Belediyesi, eşitlikçi yerel yönetim anlayışının 3 yıllık (2021-2022-2023) hedeflerini ortaya koyan Yerel Eşitlik Eylem Planı ’nı hazırladı. Plan, gerçekçi ve uygulanabilir olması amacıyla, iç ve dış paydaş toplantılarında elde edilen talep ve beklentiler dikkate alınarak oluşturuldu.  

Belediye’nin daire başkanları ile şube müdürlerine, Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı personelinin tamamına ve Belediye’nin tüm birimlerinden seçilen çalışanlara “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” eğitimi verildi. Toplamda 231 çalışan bu eğitimden yararlandı. Plan hazırlık sürecinde; 3 yüz yüze çalıştay, derneklerle yüz yüze 8 odak çalışması, 5’i tematik 102 çevrimiçi toplantı gerçekleştirildi. Mersin ilindeki kadın dernekleri, LGBTİ+ dernekleri, ayrımcılığa uğramış diğer grupların dernekleri, üniversiteler, ilgili odalar, yaşlı dernekleri, engelli dernekleri ve mülteci dernekleri ile görüşülerek talep ve beklentileri alındı.  

Yerel Eşitlik Eylem Planı ’nda, cinsiyete duyarlı belediyecilik anlayışı ile; toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık oluşturulması, şiddetin önlenmesi, kadının ve ayrımcılığa uğramış diğer grupların güçlenmesine yönelik hizmetler sunulması, kadınların sosyal hayatlarının iyileştirilmesi, kadın emeğinin değerlendirilmesi, kırılgan grupların desteklenmesi, belediye yönetiminde kadınların aktif olmalarının sağlanması hedeflendi. Bu hedefler doğrultusunda Eğitim, Sağlık, İstihdam, Kentsel Hizmetler, Şiddet, Katılım ve Kurumsal Kapasitenin İyileştirilmesi konularında Mersin’deki kadınların ihtiyaçlarına yönelik kısa ve orta vadeli etkin çalışmalar gerçekleştirilmeye başlandı.  

Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin eşitlik çalışmaları kapsamındaki bir diğer hedefi ise, kendi eğitici havuzunu oluşturarak Mersin’de eşitlik temelli eğitimleri yaymak. Böylelikle; kadının ve ayrımcılığa uğramış diğer grupların güçlenmesi, haklarının korunması, kentte eşitlik farkındalığı oluşması sağlanmış olacak. Ancak, bu planın gerçekleşmesi için Belediye’nin tüm birimlerinin yanı sıra, Mersin’deki kadın ve ayrımcılığa uğramış diğer grupların temsilcilerinin de desteği ve iş birliği gerekiyor. 

Mersin Belediyesi’nin amacı; belediye yönetiminde ve hizmet sunumunda temel bir insan hakkı olan toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlandığı, kimsenin cinsel kimliği, yaşı, engeli ve sosyo-ekonomik durumu nedeniyle dezavantaj yaşamadığı, kırılgan grupların güçlendiği ve toplumun aktif bireyleri olarak hizmetlere erişimde ve kararlara katılımda rol aldığı, toplumsal birlikteliğin eşitlikçi ve kapsayıcı bir anlayışla desteklendiği, sevgi, barış ve demokrasi kenti olmak.  

“Kentimizin Geleceği, Halkımızın Mutluluğu İçin” sloganı ile hayata geçirilen Yerel Eşitlik Eylem Planı, Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin kurduğu Kadın ve Aile Hizmetleri Daire’si bünyesinde oluşturulan Toplumsal Cinsiyet Şefliği tarafından hazırlandı. Plan kapsamında paydaş beklentilerinin ve çalıştay raporlarının analizleri sonucu oluşturulan hedefler, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Göstergeleri olan eğitim, sağlık, istihdam, kentsel hizmetler, şiddet ve katılım alanlarında ele alındı. Plan’ da ayrıca, kapsayıcı kamusal hizmet tasarımı amacıyla, belediye çalışanlarına yönelik eğitim ve faaliyetlerin yer aldığı ‘Kapsayıcı Hizmet Sunumu İçin Kurumsal Kapasitenin İyileştirilmesi’ hedefleri bulunuyor.  

Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere, ayrımcılığa uğrayan tüm gruplar için büyük önem taşıyan

Yazının Devamını Oku

“Bilim ve Teknolojide Engelli Kız Çocuklar”

Merhabalar sevgili okurlar.

Toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısını yaygınlaştırmak ve kadınların her alanda güçlenmesine katkı sağlamak amacıyla 2009 yılında kurulan Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği, yürüttüğü ulusal ve uluslararası projelerle ve hak temelli eleştirel medya okuryazarlığı konusundaki öncü çalışmalarıyla tanınıyor.  

Dernek, son yıllarda, kız çocuklarının insan haklarını güçlendirmeye yönelik faaliyetlere ağırlık veriyor ve onları bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM)* alanlarına yönlendiren geniş kapsamlı projeler uyguluyor. 

Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği, geçtiğimiz günlerde Türkiye’deki İsviçre Büyükelçiliği’ nin desteği ile engelli kız çocukların STEM alanlarına yönlendirilmesi ve onların bu alanda iş ve meslek sahibi olmaları için yüreklendirilmeleri amacıyla bir atölye çalışması düzenledi. 8 Aralık’ta İsviçre Büyükelçiliği rezidansında yapılan atölyeye; down sendromlu, otizmli, serebral palsili, görme engelli, koklear implant kullanıcısı ve nadir hastalığı bulunan toplam altı kız çocuğu refakatçileri ile birlikte katıldı. Engelli hakları aktivisti Ayşe Sarı’nın gözlemci olarak yer aldığı, omurilik felçli bilgisayar mühendisi Gamze Yılmaz’ın ‘rol model’ olarak mesleki deneyimlerini paylaştığı atölyede katılımcılara; STEM alanlarında öncü çalışmalara imza atmış, uzay bilimlerinden bilgisayar yazılımına fizikten tıbba kadar pek çok meslekte başarılı olmuş engelli kadınlar tanıtıldı.  Gamze Yılmaz

Toplumsal cinsiyet bakış açısıyla engelli kız çocuklara odaklanan ve Türkiye’de bir ilk olan “Bilim ve Teknolojide Engelli Kız Çocuklar” atölyesinde basit deneylerden oluşan STEM uygulamaları yapıldı. Atölyenin kolaylaştırıcıları Uçan Süpürge Derneği’nden Selen Doğan ve Sinem Sefa Akay, STEM Maker’ ı ise Sezer Abak idi.  

İsviçre’nin Türkiye Büyükelçisi Jean-Daniel Ruch atölyenin ilk bölümünde yaptığı konuşmada, bu etkinliğin 3 Aralık Dünya Engelliler Günü ile 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nün ortasına denk gelmesinin anlamlı olduğunu ifade etti. Kadınların STEM mesleklerinde yer almalarının önemini vurgulayan Büyükelçi, engelliler için yaşamın her alanında yapılması gereken düzenlemelerin lütuf değil hak olduğunun altını çizerek, “Engelliler kendileri için iyilik yapılmasını değil, haklarının verilmesini istiyorlar” dedi. 

Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selen Doğan; kız çocukların eğitimde ve meslek seçiminde yetenekleri ve hayalleri doğrultusunda karar veremediklerini, toplumsal cinsiyet rol kalıplarının onları belli alanlardan dışladıklarını söyledi. Mesleklerin cinsiyetlendirilmesinin fırsat eşitsizliğini derinleştirdiğini belirten Selen Doğan; örneğin, öğretmenlik, hemşirelik gibi meslekler kız çocuklara uygun görülürken, mühendisliğin erkeklere daha çok yakıştırıldığını ifade etti. Küçük yaşlardan itibaren oyun ve oyuncak seçiminde ailelerin cinsiyetçi tutumunun etkisinin de büyük olduğunu söyleyen Doğan, bilimsel buluşlara imza atan pek çok kadın bulunduğunu ancak onların kendilerini kanıtlamak için erkeklerden daha çok çalışmak zorunda kaldıklarını; üstelik bunu toplumsal cinsiyet rollerinin dayattığı ev, aile ve çocuk bakımı işleri ile bir arada yürütmek durumunda olduklarını belirtti. 

Selen Doğan’ın da ifade ettiği gibi kız çocuklara biçilmiş toplumsal cinsiyet rolleri onları bilim ve teknoloji alanında hayal kurmaktan, üretmekten ve yeteneklerini ortaya koymaktan alıkoyuyor. Ancak gelişen dünyada bilim ve teknolojinin önemi arttıkça, kız çocukların bu alanlarda eğitime ve mesleğe yönlendirilmeleri daha da önem kazanıyor. Kız çocukların ve kadınların potansiyellerinin farkına varılması ve desteklenmeleri onların güçlenmelerini sağlayacak. STEM bu anlamda uygun bir strateji.  

Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği, çalışmalarını kız çocukları meslek seçiminde bilim ve teknoloji alanlarına yönlendirmek amacıyla sürdürmeye devam ediyor. STEM konusunda gerçekleştirdikleri birçok başarılı proje ile kız çocukların kendilerini ifade edebilmelerine öncülük ediyor, onları pozitif bilimler konusunda desteklemek ve yüreklendirmek için eğitim ve etkinlikler düzenliyor. Engelli kızlarla STEM odağında çalışmanın kendileri için yeni ve öncü bir adım olduğunu ifade eden Dernek yetkilileri, bu alandaki çalışmalarını genişleterek sürdüreceklerini söylüyorlar. 

Yazının Devamını Oku

Amatör bir ruhla, profesyonelce gerçekleştirilen bir festival

Merhabalar sevgili okurlar.

Türkiye’nin üniversite kimliği taşıyan uluslararası tek uzun metrajlı film festivali olan Eskişehir Uluslararası Film Festivali, 3 Aralık 2021 tarihinde, Sinema Anadolu’da gerçekleştirilen görkemli bir törenle sinema severlerle buluştu.  

1998 yılında, Anadolu Üniversitesi’nin 40’ıncı yılını kutlama etkinlikleri çerçevesinde,

8 filmlik bir seçki ile başlatılan etkinlik 2007 yılında Uluslararası Eskişehir Film Festivali adını alarak kentteki sinema salonlarına yayılmış ve daha çok izleyiciye ulaşmış bulunuyor.

Bu festival bir devlet üniversitesi tarafından 21 yıldır aralıksız yapılan tek uluslararası festival. Tüm festival ekibi ülkemizin iletişim alanında eğitim veren en köklü fakültelerinden biri olan Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nin akademik personeli ve öğrencilerinden oluşuyor ve ekibin tamamı gönüllülük esası ile çalışıyor. Festivalin bugünkü şeklini almasında, desteklerini 21 yıldan bu yana aralıksız olarak sürdüren T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Müdürlüğü katkıların da çok önemli bir payı bulunuyor. 

Festival kapsamında, 1999 yılında ‘Onur’ ve ‘Emek’ Ödülleri verilmeye başlanmış. Bugüne kadar Türk Sineması’ na emek vermiş Türkan Şoray, Kadir İnanır, Şener Şen, Hülya Koçyiğit, Fatma Girit, Yavuz Turgul, Tarık Akan, Ömer Kavur, Tuncel Kurtiz, Halil Ergün, Cüneyt Arkın, Ediz Hun, Filiz Akın, Nebahat Çehre gibi pek çok değerli sanatçıya ‘Onur’ ve ‘Emek’ Ödülleri sunulmuş. Son dört yıldır ‘Sinema Kültürüne Katkı’ ve ‘Yılın Performansı’ adlı iki yeni kategoride de ödül veriliyor. Bu yıl; Onur Ödülleri usta yönetmen Erden Kıral ile deneyimli oyuncu Nur Sürer’ e; Emek Ödülleri Prof. Dr. Kadir Beycioğlu ile oyuncu ve seslendirme sanatçısı Tijen Par’ a; ‘Sinema Kültürüne Katkı’ Ödülü de sinemamızın köklü yapım şirketlerinden biri olan Arzu Film’ e verildi. ‘Bir Nefes Daha’ filmindeki rolü ile Hayal Köseoğlu ve ‘Cemil Show’ filmindeki rolü ile Ozan Çelik ise ‘Yılın Performansı’ Ödülü’nün sahibi oldular. Festival Yönetmeni, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema-Televizyon Bölümü Sinemada Yapım Yönetim Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Serhat Serter. Serhat Hoca ile Açılış Töreni sonrasında kısa bir söyleşi yaptık. 

1974 yılında Eskişehir’de doğan, öğrenimini Anadolu Üniversitesi’nde tamamlayan ve halen aynı üniversitenin İletişim Bilimleri Fakültesi’nde görev yapan Doç. Dr. Serhat Serter; 21 yıldan beri doğduğu ve büyüdüğü şehirde, ‘üniversitem’ dediği eğitim kurumu tarafından düzenlenen festivalde aktif olarak görev yapıyor. “Doğduğum-büyüdüğüm şehirde, mezun olduğum ve hâlâ akademik hayatımı sürdürdüğüm üniversitemde böyle bir etkinlik gerçekleştirilmesi ve benim de bu etkinliğin bir parçası oluşum şahsım açısından son derece onur verici bir durum” diyen Serter; festivalin Eskişehir’e kazandırdıklarını bizzat yaşayarak görme şansına sahip olan kişilerden biri olduğunu ifade ediyor.  Pandemi sürecinde zorunlu olarak ara verilen festival, bu yıl -2021 yılında- 21. kez düzenleniyor. Serhat Hoca, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fuat Erdal’dan aldıkları cesaretle yeniden festival hazırlığına giriştiklerinde, üniversite öğrencilerinin ve genelde tüm Eskişehir sinema severlerinin bu festivale kavuşmayı beklediğini gördüklerini söylüyor. Bu nedenle de festivalin bu seneki teması ‘kavuşmak’ olarak belirlenmiş. 

Doç. Dr. Serter festivalin bugünkü şeklini almasında desteklerini 21 yıldır aralıksız olarak sürdüren T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Müdürlüğü’nün katkılarının çok önemli yer tuttuğunu ifade ediyor.  

Eskişehir Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi aynı zamanda Türkiye’nin en köklü ve en eski İletişim Fakültelerinden ve Sinema Okullarından biri olduğu için, ülkemizde başka hiçbir festivalde olmayan kategorileri de bünyesinde barındırıyor. Bunlardan en önemlileri Film Festivali’nde verilen Sinema Dersleri, Atölye ve Paneller. Bu etkinliklerde; günümüzde sinema, televizyon ve reklam endüstrisinde çok önemli yerlerde bulunan ve çoğu Anadolu Üniversitesi mezunlarından oluşan kişiler öğrencilerle buluşuyor. Festivalin vazgeçilmezlerinden biri olan ‘Sinema Dersleri ’nde, bu yıl da alanında fark yaratan isimler ilginç konularla başta sinema ve televizyon öğrencileri olmak üzere alana ilgi duyan izleyicilerle buluşuyor.  

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin üniversite kimliği taşıyan uluslararası film festivali

Merhabalar sevgili okurlar.

Eskişehir Uluslararası Film Festivali tüm dünyayı etkisine alan Covid-19 pandemisi nedeniyle zorunlu olarak uzak kaldığı sinema salonlarına geri dönüyor. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü destekleriyle Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi tarafından gerçekleştirilen Eskişehir Uluslararası Film Festivali, bu yıl 3-11 Aralık 2021 tarihleri arasında sinema severlerle buluşuyor.  

Türkiye’nin üniversite kimliği taşıyan uluslararası tek uzun metrajlı film festivali olan Eskişehir Uluslararası Film Festivali 21. yılında da çizgisini koruyor. Her yıl büyük bir özen ve hevesle hazırlanan ancak bir süre ara verilmek zorunda kalınan festival, Eskişehir’e ve sinema severlere yeniden kavuşmanın heyecanını yaşatacak. Her zaman olduğu gibi bu yıl da Festival sinema severlere ve üniversite öğrencilerine, gösterimi yapılan filmlerin yönetmenlerinin ve usta sinemacıların içinde bulunduğu söyleşilerin ve sinema derslerinin yer aldığı, zengin bir program sunacak. Geçmiş yıllarda da olduğu üzere bu sene de Festival yeni filmleri ve yönetmenleri keşfetmeyi, filmlerin yaratıcıları ile buluşturmayı, sinema üzerine düşündürmeyi hedefliyor. 

Eskişehir Film Festivali’nin ülkemizde düzenlenen diğer uluslararası festivallerden en önemli farkı, yıllardır seçkilerinin içerisine “Engelli Farkındalık” bölümü ekleniyor oluşu. Bu sene festival ekibi, bu sorumluluk bilinciyle, Festival açılış tarihini 3 Aralık olarak belirlemiş bulunuyor. Bu kapsamda Jerry Rothwell imzalı “The Reason I Jump” * (Zıplama Nedenim) ve Ignacio Marquez imzalı “The Special” ** (Özel)” filmlerinin de sanat severlerle buluşturulması hedefleniyor. Anadolu Üniversitesi akademisyenlerinden oluşan Festival Düzenleme Ekibi, Engelli Farkındalık alanında duyduğu sorumluluk bilinci ile sanatın birleştirici gücünü arkasına yürütüyor çalışmalarını. 

Sunuculuğunu oyuncu Sermet Yeşil’in üstleneceği Festival’ in açılış gecesinde Sinema Anadolu pek çok konuğa ev sahipliği yapacak. Bu sene İspanya, İzlanda, Ukrayna, Costa Rika, Hırvatistan, Malta, Meksika, Avusturya, Japonya, İran, Fransa, Çad Cumhuriyeti, Danimarka, Çekya, Hindistan, Birleşik Krallık, ABD, Venezuela, Almanya ve Türkiye’den filmlerle izleyiciyi buluşturacak Festival’ de, açılış filmi Parallel Mothers (2021) başta olmak üzere Kaçış/Free (2021), Clara Sola (2021) ve Özel/The Special (2021) filmlerinin de Türkiye prömiyeri 21. Eskişehir Uluslararası Film Festivalinde gerçekleşecek.  

21 yılı geride bırakmış olsa da her zaman genç bir ruhla izleyicisiyle buluşan Eskişehir Uluslararası Film Festivali’nin bu özelliği ve kavuşma heyecanı bu sene Festival afişlerinde de kendini hissettiriyor. Usta fotoğraf sanatçısı Tamer Yılmaz’ ın imzasını taşıyan rengârenk afişler Aralık ayının soğuk havasında görenlerin içini ısıtacak. Onur Ödülleri bu yıl usta yönetmen Erdem Kral ile deneyimli oyuncu Nur Sürer’ e takdim edilecek. Emek Ödülleri ise Prof. Dr. Kadir Beycioğlu ile oyuncu ve seslendirme sanatçısı Tijen Par’ a verilecek. “Sinema Kültürüne Katkı Ödülü” de sinemamızın köklü yapım şirketlerinden biri olan Arzu Film’ e sunulacak. “Bir Nefes Daha” filmindeki rolüyle Hayal Köseoğlu ve “Cemil Şov” filmindeki rolüyle Ozan Çelik ise, “Yılın Performans Ödülleri” ne sahip olacaklar Festival’ in 21 yılı geride bırakacağı bu özel gecede.   

Festivalin 3 Aralık akşamı Sinema Anadolu’da gerçekleşecek açılış törenine ben de konuk olacağım. Ve aynı gün doğum yapan iki annenin hikayesini anlatan Pedro Almodóvar imzalı İspanyol filmi Parallel Mothers’ ı (Paralel Anneler) keyifle izleyeceğim. 

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile… 

*Otizmli Japon yazar

Yazının Devamını Oku

“1 Dakika!”

Merhabalar sevgili okurlar.

Kadına şiddet dünya genelinde en önemli toplum sağlığı ve insan hakları sorunlarından biri. Her yaş grubunda, etnik kökende, ırkta ve sosyo ekonomik düzeyde kadın, şiddet olgusuyla karşılaşabiliyor.  

Fiziksel, sözel, cinsel, psikolojik ve ekonomik olarak sınıflandırılabilen şiddet, kadınları hem bedensel hem de ruhsal olarak etkilemeye devam ediyor. Şiddetin görünür en belirgin sonucu yaralanma ve hatta ölüm olabiliyor. Ayrıca depresyon, anksiyete bozuklukları, travma ile ilişkili bozukluklar ve sonuçta intihar riskindeki artış da ruhsal açıdan yine birçok kadının yaşamını tehdit ediyor.

Gazetelerde her gün en az bir kadın cinayeti vakası ile karşılaşıyoruz. Cinayet nedenleri ise çoğu zaman önem arz etmeyen ve çözülmesi mümkün olan sorunlar. Örneğin, uyurken eşi Sevgül Ulaşkın’ a bıçakla saldıran ve onu göğsünden ve kolundan bıçaklayarak yaralayan Ramazan Ulaşkın ifadesinde; “ilaçlarını düzenli kullanmadığı için eşinin kendisini uyardığını, bu nedenle olaydan bir gün önce akşam tartıştıklarını, sabah da uyurken onu bıçakladığını” söylüyor. Yıllardır psikolojik ve fiziksel şiddet gördüğünü söylediği eşinden boşanma aşamasında olan H.Ç. de, çocukları görme bahanesiyle geldiğinde eşinin kendisini yine darp ettiğini; can güvenliğinin olmadığını ifade ediyor. Eşi ise onun “çok sevdiğini bilmesine rağmen, ‘patlıcan oturtma’ yemeğini evlilikleri boyunca sadece 1 kez yaptığını, ekmek almaya, çöp atmaya çıkmadığını” ileri sürerek savunuyor kendisini. Bunlar yalnızca 24 ve 25 Kasım tarihli gazetelerden aldığım iki örnek; şükür ki, ikisi de ölümle sonuçlanmamış. Ölümle sonuçlanan vakalarda ise, ne yazık ki, şiddet mağdurunu dinleme şansımız yok.

Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet toplumsal ve küresel bir sorun. BM Kadın Birimi Ülke Direktörü Asya Varbanova dünyada her üç kadından birinin fiziksel ya da cinsel şiddete maruz bırakıldığını söylüyor. Covid-19 pandemisi ile kadınlara yönelik şiddet dünya genelinde artarken, şiddete maruz bırakılan kadınların çoğunun utanç, korku ve önyargılar yüzünden şiddeti raporlayamadıklarını ifade eden Varbanova; durumu ilgili mercilere bildiren kadınların oranının dünya genelinde %40’tan az olduğunu belirtiyor. 

Kadınlara yönelik şiddetin özel ve ailevi bir mesele olduğu algısı ve şiddetin nereye ve nasıl raporlanması gerektiği hakkında bilgi eksikliği, şiddete tanık olanların sessiz kalmalarına neden oluyor. Kadınlara yönelik şiddete engel olmak için hepimizin haklarımızı ve mevcut şiddet ihbar mekanizmalarını bilmemiz gerekiyor. Ülkemizde İçişleri Bakanlığı’nca kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla hayata geçirilen “Kadın Acil Destek Uygulaması KADES”, bugüne kadar 3 milyona yakın kadın tarafından cep telefonlarına yüklenmiş bulunuyor. Şimdiye değin, uygulama üzerinden gerçekleşen ihbarların tamamına anında müdahale edilmiş durumda.  

25 Kasım tarihi, 1999 yılında, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak ilan edilmiş bulunuyor. Bu özel günde, her yıl, ilgili sivil toplum kuruluşları konu ile ilgili farkındalık yaratmak amacıyla çeşitli etkinlikler gerçekleştiriyorlar. 

Yanıp sönen ışıkları sayesinde birbirleriyle iletişim kuran ve karanlığı aydınlatan ateş böcekleri, BM Kadın Birimi’nin (UN Women) 2018 ve 2019 yıllarında gerçekleştirdiği Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddete Karşı Mücadele için 16 Günlük Aktivizm kampanyalarının ilham kaynağı olmuştu. BM Kadın Birimi 2019 yılında, kadın ve kız çocuklarının kamusal alanda maruz bırakıldığı şiddete dikkat çekme amacı ile “Karanlığı Aydınlat” ismini verdiği bir kampanya başlatmış; www.atesbocekleri.info sitesinde interaktif bir Türkiye haritası oluşturarak herkesi, yaşadığı kentte güvende hissetmediği noktalara birer ateş böceği bırakarak karanlığı aydınlatmaya davet etmişti. Birden fazla belediyenin, sonuçlarını kullanarak ateş böceklerinin yoğun olduğu noktalarda iyileştirme yaptığı “Karanlığı Aydınlat” kampanyası, 2020 Effie* Ödülleri’ nde Gümüş Effie Ödülü’ ne layık görülmüştü.

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin 2018’den bu yana Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddete Karşı Mücadele için 16 Günlük Aktivizm Programı ile bütünleştirdiği ateşböcekleri, bu yıl kadınlara yönelik şiddete tanık olanları aydınlatıyor. 

Yazının Devamını Oku

Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı’ndayız

Merhabalar sevgili okurlar.

Çağımızın en önemli sağlık sorunu olan kanser dünya genelinde artmaya devam ediyor. Dünyada her yıl giderek daha fazla kişinin ölümüne sebep olan kanser; yaş, cinsiyet, din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın tüm insanları etkiliyor. Kanserde benzer seyir devam ettiği takdirde, 2040 yılında 29,5 milyon yeni vakanın ortaya çıkması bekleniyor. 

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) bir alt kuruluşu olan Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (International Agency for Research on Cancer- IARC) tarafından 15 Aralık 2020’de küresel kanser yüküne ilişkin en son tahminler yayınlandı. Çevrimiçi erişilebilmekte olan GLOBOCAN (IARC Küresel Kanser Gözlem Evi’nin bir parçası) 2020 veri tabanı, 185 ülkede 36 belli kanser türü ve 2020 yılı için birleştirilmiş tüm kanser türleri için sıklık ve yaşam kaybı oranı tahminlerini içeriyor. Bu veriler ışığında, küresel kanser yükünün 2020 yılında 19,3 milyon yeni vakaya ve 10 milyon yaşam kaybına yükseldiği bildiriliyor. 

Dünyada her beş kişiden biri yaşamı boyunca bir kez kansere yakalanıyor. Her 8 erkekten ve her 11 kadından biri kanser nedeniyle yaşamını yitiriyor. Kanser teşhisi konduktan sonraki beş yıl içinde hayatta olan toplam kanser hastası sayısının ise, dünya genelinde (5 yıllık prevalans*) 50,6 milyon olduğu tahmin ediliyor.  

Yeni tanı konulan kanser vakalarının %60’ından, kansere bağlı ölümlerin ise %70’inden fazlasından sorumlu olan 10 kanser türü bulunuyor. Dünya genelinde meydana gelen en yaygın kanser, kadın meme kanseri (yeni vakaların %11,7’si). Bunu sırasıyla akciğer kanseri (%11,4), kolorektal kanser (%10), prostat kanseri (%7,3) ve mide kanseri (%5,6) takip ediyor. Kanser nedeniyle meydana gelen ölümlerin başta gelen sebebi ise akciğer kanseri (toplam kansere bağlı ölümlerin %18’i).  

Dünyada erkekler arasında en sık görülen kanser türü olan akciğer kanseri, kadınlarda üçüncü sırada yer alıyor. Akciğer kanseri dünya çapında ve ülkemizde kanserden kaynaklanan ölümlerin en yaygın nedeni. Sigara kullanımı ise akciğer kanserinin en sık görülen sebebi. Günlük içilen sigara sayısı, sigara içme süresi, sigaraya başlama yaşı, dumanı derin çekme ve alınan nikotin oranına bağlı olarak kanser gelişme riski artıyor. Sigara dumanında

4 binden fazla kimyasal ve 70’den fazla kanser oluşumuna neden olan madde bulunduğu biliniyor. Sigara dumanına pasif olarak maruz kalınması da akciğer kanseri riskini artırıyor. Kendileri sigara içmedikleri halde evde veya iş yerlerinde pasif olarak dumana maruz kalan kişilerde akciğer kanseri gelişme riski %20-30 oranında artıyor. Sigaranın bırakılması durumunda akciğer kanseri olasılığı zamanla azalıyor ve sigara bırakıldıktan 10-20 yıl sonra hiç içmemişlerin düzeyine yaklaşıyor. 

Akciğer kanserini en sık rastlanan belirtiler;

Geçmeyen veya giderek kötüleşen öksürük

Yazının Devamını Oku

İnsan kaynakları yönetiminde zihniyet değişikliği

Merhabalar sevgili okurlar.

1 Aralık 2019 tarihinde Çin’in Hubei bölgesinin başkenti olan Wuhan’da bir virüs salgını ortaya çıktı. Yeni Corona Virüs Hastalığı’ nın (Covid-19) neden olduğu, dünya geneline yayılan bu salgının Türkiye'deki ilk tespiti Sağlık Bakanlığı tarafından 11 Mart 2020 tarihinde açıklandı. Ve o günden sonra hayatımız neredeyse tümden değişti… 

Covid-19 ile birlikte bütün dünyanın davranış kalıpları değiştiği gibi çalışan davranışı da farklılaştı. İnsan kaynakları uygulamalarında teknolojiden daha çok yararlanılmaya başlandı. Zorunlu olarak başlayan evden çalışma ve hibrit modelleri kalıcı hale geldi. Sonuçta, çalışanlarda artık daha anlamlı bir iş ortamında; kendilerine, insana ve çevreye değer veren şirketlerde çalışma isteği doğdu.  

Bu durum her çalışanın talebi değilse de talebi olanların zor bulunan yetenekli çalışanlar olması, insan kaynakları yönetiminde zihniyet değişikliğine sebep oluyor. Bunu dikkate alan İşletme ve İletişim Birimleri Enstitüsü Kurucusu Prof. Dr. Ali Atıf Bir, bu zihniyet değişikliğini gerçekleştirmek için yapılacakları belirlemek ve yapanları tartışmak üzere, insanı odağa alan bir “zirve” gerçekleştirmeyi planlıyor.  

2015 yılında Bahçeşehir Üniversitesi’nden emekli olduktan sonra yüksek lisans ve doktora derslerini yarı zamanlı hoca olarak vermeyi sürdüren Ali Atıf Bir, bir yandan da AABİR Yayıncılık AŞ’ni kurmuş. Yayınevinde, “The Kitap” markasıyla, iş dünyası kitapları ve diğer sosyal bilim alanlarında ağırlıklı çeviri kitaplar yayınlanmaya başlanmış. Daha sonra da yayın yelpazesi “The Roman” ve “The Çocuk” markaları eklenerek genişletilmiş. Artık bilinen yayınevleri arasına girmiş olan AABİR Yayıncılık, şu anda 300 kitaba ulaşmış durumda.  

Ali Atıf Bir’in 2019 yılında yayınevi kampüsü içinde 400 metrekarelik bir alanda kurduğu beş sınıf, iki toplantı odası ve bir fokus grup araştırma odasından oluşan İşletme ve İletişim Birimleri Enstitüsü, Mart 2020’de başlayan Covid-19 salgını nedeniyle tam olarak işletmeye alınamamış. Ve Dijital Pazarlama, Finans, İstatistik, Araştırma, İnsan Kaynakları ve Liderlik konularında online eğitimlere başlanmış. Türkiye’de normalleşme sürecinin başlangıç tarihi olan Mayıs 2021’den itibaren ise derslere tam kapasite ile online ve offline olarak devam ediliyor.  Prof. Ali Atıf Bir, bu bilgileri benimle geçtiğimiz Pazartesi günü gerçekleştirdiğimiz söyleşide paylaştı. İletişim ve Medya, Pazarlama ve Reklam, Araştırma/Veri Analizi, Yönetim ve Liderlik konularında gerçek bir uzman olan Prof. Bir, kırk yıla yakın bir süredir ulusal ve global markalara marka ve reklam yönetimi danışmanlığı yapan bir akademisyen olarak öğrendiği en önemli şeyin, “iyi yönetilmeyen şirketlerin iyi iletişim yapamayacağı” olduğunu; “iyi iletişim danışmanlığı” vermeyi de bu nedenle seçtiğini söylüyor.  

İşletme ve İletişim Birimleri Enstitüsü tarafından 24-28 Ocak 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan “Human Week Webinar” etkinliğinde; bütüncül bir yaklaşım ile insan kaynakları, psikoloji, sosyoloji ve iletişim alanlarının da perspektifiyle “çalışan deneyimi” nin yakın gelecekte nasıl şekilleneceği ve insan kaynaklarının hangi rollerde görev alacağı tartışılacak.  

Bu yıl ilki gerçekleştirilecek olan etkinliğin 24 Ocak 2022’ deki açılış oturumunda 26 yaşındaki ünlü TEDx konuşmacısı -Geleceğin Becerileri isimli kitabın yazarı- Pölönen ile blog yazılarıyla iş dünyasının gündemine önemli katkılar yapan Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker geleceğin insan becerileri üzerinde konuşacaklar. Webinar’a katkı verecek olan diğer konuşmacılar ise Change’den Tom Marsicano, Talent Strategy Group’tan Marc Effron, Human Library’den Ronni Abergel, Veneficus’tan Toby Bresford, HR Trend Institute’tan Tom Haak, Yıldız Holding’den Bahattin Aydın, UiPath’den Tansu Yeğen, The Alexander Partnership’ten Hande Yaşargil, HR Curator’dan Dave Millner, tüm dünyada en çok satanlar listesinde olan İletişim ve Karar kitaplarının yazarları Mikael Krogerus ve Roman Tschappeler, Prof. Dr. Murat Aksoy, Prof Dr. Deniz Taşçı, Prof. Dr. Mustafa Çetiner, Prof. Dr. Derya Unutmaz, Prof. Dr. Haluk Gürgen, İdil Türkmenoğlu, Dr. Mustafa Altındağ, Kibar Holding İK Başkan Yardımcısı Şennur Kuru, Doğuş Teknoloji İnsan Kaynakları Direktörü Aslı Barış, Borusan İnsan Kaynakları ve Kurumsal İletişim Başkanı Nursel Ölmez, Deloitte’den Cem Sezgin, Allianz Avustralya İç İletişim Yöneticisi Özlem Özer Kurt, Human Library Kurucusu Ronni Abergel, Hakan Bilgin ve Geveze lâkabıyla tanınan ünlü radyocu Jozi Zalma.  

Zirve’ ye katkı verecek olan bu isimler beş gün boyunca yeni insan yönetimi döneminde insan kaynaklarında yapay zekâ uygulamaları, eleman seçimi, liderlik, motivasyon, iç iletişim ve performans yönetimi konularındaki konuşmalarıyla farklı bakış açılarını farklı örneklerle sunacaklar izleyicilere.  Söz koşu “zirve”, hem Türkiye’den hem de dünyadan katılımcılara açık olarak yürütülecek. 

Yazının Devamını Oku

Tohum Otizm Vakfı ve Le Bedesten Yılbaşı Alışveriş Şenliği

Merhabalar sevgili okurlar. Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), doğuştan gelen ya da yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkan karmaşık bir nöro-gelişimsel farklılık. Bu farklılığın beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlarından kaynaklandığı düşünülüyor.

Günümüzde Otizm Spektrum Bozukluğu sebebinin ne olduğu bilinmemekle birlikte genetik temelli olduğuna ilişkin bazı bulgular mevcut. Ancak hangi gen ya da genlerin sorunlu olduğu henüz bilinmiyor. Çevresel faktörlerin de Otizme yol açabileceğine dair görüşler de bulunuyor. 

Otizmde erken teşhis büyük önem taşıyor. Eğer çocuk;

Otizm açısından değerlendirme yapılması gerekiyor. Erken tanı ve doğru bir eğitim yöntemi ile yoğun olarak eğitim alan çocukların yaklaşık %50’sinde Otizmin belirtileri kontrol altına alınabiliyor ve çocukta büyük ilerleme kaydedilebiliyor. Hastalıkları Kontrol Etme ve Önleme Merkezi (Centers for Disease Control Prevention)’nin verilerine göre 2006 yılında her 150 çocuktan 1’inin otizm tanısı aldığı tahmin edilirken, son bilgiye göre her 54 çocuktan 1’inin otizm tanısı aldığı tahmin ediliyor. Ülkemizde Otizm tanısı, çocuk ruh hastalıkları uzmanları ve çocuk nörologları tarafından konuluyor.

Tohum Türkiye Otizm Erken Tanı ve Eğitim Vakfı; “Otizm Spektrum Bozukluğu” olan çocukların erken tanısının konulması, özel eğitim ile topluma kazandırılmasına öncülük edilmesi ve bunun yurt çapında yaygınlaştırılması amacıyla kâr amacı gütmeyen ve kamu yararını gözeten bir sağlık ve eğitim vakfı olarak 15 Nisan 2003 tarihinde kurulmuş bulunuyor. Vakıf, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanısı alan çocuklar, gençler ve aileleri; ayrıca, kaynaştırma ortamlarında hizmet alan diğer özel eğitim gerektiren çocuklar, gençler ve aileler için:

amacı ile yürütüyor çalışmalarını. 

Tohum Otizm Vakfı otizmli bireylerin yararına her yıl geleneksel olarak düzenlenen ve büyük ilgi gören alışveriş şenliği için bu yıl güçlerini Le Bedesten ile birleştiriyor. “Tohum Otizm Vakfı x Le Bedesten Yılbaşı Alışveriş Şenliği” 1-2-3 Aralık tarihlerinde Mandarin Oriental Bosphorus İstanbul’da ziyaretçileri ile buluşacak. 100’ün üzerinde seçkin marka Tohum Otizm Vakfı’nın çalışmalarını desteklemek için şenlikte yer alacak.

Dileyen herkesin giriş ücretini ödeyerek ziyaret edebileceği Tohum Otizm Vakfı x Le Bedesten Yılbaşı Şenliği’nde ziyaretçiler yılbaşı öncesi sevdikleri için hediyeler alırken aynı zamanda otizmli çocukların eğitimine katkıda bulunarak onları da sevindirecekler. Etkinlik giriş ücreti ve katılımcı firmalardan sağlanan gelirin tamamı Tohum Otizm Vakfı’nın projelerine ve eğitim bursuna ihtiyaç duyan otizmli çocuklara aktarılacak. 

Ben, şahsen, bütçem elverdiği oranda bu seneki yılbaşı hediyelerimi Tohum Otizm Vakfı x Le Bedesten Yılbaşı Şenliği’nden seçmeye çalışacağım. Böylelikle hediyelerim bir anlam da kazanmış olacak…

Yazının Devamını Oku

Haklar kâğıt üzerinde kalmasın

Merhabalar sevgili okurlar.

İki hafta önce dünyanın en önemli uluslararası zirvelerinden birinde şaşırtıcı bir durum yaşandı. 31 Ekim-12 Kasım tarihleri arasında İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 26. İklim Değişikliği Konferansı’nın ilk gününe bir erişilebilirlik krizi damga vurdu.

İsrail Enerji Bakanı Karine Elharrar toplantının yapıldığı alana tekerlekli sandalyesi ile erişemediği için ilk günkü oturumlara katılamadı. Diplomatik bir kriz yaratmanın eşiğine gelen bu durum Çevre Bakanı George Eustice, Dışişleri Bakanı James Cleverly ve Başbakan Boris Johnson’ın özür dilemeleri ve gerekli düzenlemelerin yapılmasıyla giderildi neyse ki. Elharrar başına gelenin bir sonraki BM konferansının erişilebilir olmasının garanti altına alınması açısından iyi bir deneyim olduğunu vurguladı.

Yaşlı ve engelli hakları konusunda uzman olan Karine Elharrar kas hastası. Kendisi yıllarca Bar-Ilan Üniversitesi’nde engelli hakları kliniğini yönetmiş. Ülkesinin Adalet Bakanlığı bünyesinde çalışmalar sürdüren Engelli Hakları Komisyonu’nda görev alıyor. 44 yaşında başarılı bir avukat ve siyasetçi olan Elharrar’ın kariyerine bakıldığında tekerlekli sandalye kullanıyor olmasının ne mesleğinde ilerlemesine ne de engelli haklarına yönelik çalışmalar yapmasına engel olmadığı kolaylıkla görülebiliyor.

Karine Elharrar, Enerji Bakanlığı görevini 13 Haziran’da üstlenmişti. Ertesi gün, yani 14 Haziran’da, 14. Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmeye Taraf Olan Devletler Konferansı’nın başladığından haberi var mıydı bilmiyorum. Bu sözleşme Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 2006 yılında kabul edilerek 2008’de yürürlüğe girdi. Sözleşmenin 40. Maddesi uyarınca taraf devletler her sene toplanarak sözleşmenin uygulamalarını değerlendiriyorlar.

Bu sene 14. kez toplanan konferansın odağında Covid-19 salgını kapsamında engelli bireylerin gereksinimleri, hakları ve salgının sosyo-ekonomik etkileri vardı. Silahlı çatışma ve insani acil durumlarda engellilerin haklarının korunması, bağımsız yaşam ve topluma dahil edilme, eğitim hakkı ve COVID-19 boyunca kapsayıcı eğitim ve erişilebilirlik karşısındaki zorluklar olmak üzere üç tane de alt tema üzerinde duruldu. 2020 yılında Birleşmiş Milletler 75. Dönem Genel Kurul Başkanlığı yapan Volkan Bozkır, yaptığı konuşmada sözleşmeye taraf olan devletlerin gelecekte karşılaşabilecek acil durumlara hazırlıklı olabilmek için bir yandan COVID-19 salgını ile mücadelede karşılaştıkları zorlukların ve eksikliklerin üzerine gitmeleri bir yandan da başarı öykülerinden ders almaları gerektiğini vurguladı. Bozkır, herkes için sürdürülebilir ve eşitlikçi bir gelecek yaratabilmek için uluslararası camianın yapısal dönüşüm fırsatını değerlendirmesi ve bu doğrultuda engelliler de dahil olmak üzere kapsayıcılık ve güçlendirme odaklı bir yön çizilmesi gereğinin altını çizdi.

14. Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmeye Taraf Olan Devletler Konferansı süresince, üç gün boyunca, dünyanın dört bir yanında engelli haklarının mevcut durumu masaya yatırıldı. Sorunlar dile getirildi, çözümler önerildi. Konferansın öncesinde ve sonrasında sayfalarca rapor sunuldu. Ancak aradan beş ay bile geçmeden engelli bir bakan, Birleşmiş Milletler önderliğinde düzenlenen, dünyanın geleceğini yakından ilgilendiren çok üst düzey bir zirvede katılması gereken toplantıya mekân erişilebilir olmadığı için katılamadı.

Kıssadan hisse: Sözleşmeler, yasalar, yönetmelikler... hepsi çok güzel. Ama uygulamaya geçmedikten, kağıt üzerinde kaldıktan sonra engelleri kaldırmak da mümkün olmuyor. İş dönüyor dolaşıyor, insanda bitiyor.    

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazının Devamını Oku

“İyilik Peşinde Koşanlar”

Merhabalar sevgili okurlar.

Geçtiğimiz Pazar günü, yani 7 Kasım’da, 40.000’den fazla kişi Asya’dan Avrupa’ya koştu. Dünyada kıtalar arası koşulan tek maraton olma özelliğini taşıyan N Kolay 43. İstanbul Maratonu’na katılanlar arasında, profesyonel ve amatör atletlerin yanı sıra, “iyilik peşinde koşan” binlerce yurttaşımız da vardı. 6.021 gönüllü koşucu, ben bu satırları yazarken 49.512 bağışçıya ulaşarak elliye yakın sivil toplum kuruluşu için 10.935.504 TL bağış toplanmasına vesile olmuş durumda.

“İstanbul Maratonu” adıyla koşulan bu maraton ilk kez 1979’da gerçekleştirilmiş. Mart 2008’de, ABD’de 1970’lerde başlayan ve kısa sürede dünyaya yayılan yardımseverlik koşusu kavramını Türkiye’de tanıtmak ve yaygınlaştırmak için, “Adım Adım” oluşumu kurulmuş. Oluşumun amacı başta koşu olmak üzere yüzme, bisiklet, dağcılık gibi dayanıklılık gerektiren sporlar aracılığıyla ülkemizin önemli sosyal sorumluluk projelerine maddi kaynak ve tanıtım desteği sağlamak. 2008’den bu yana 103.849 gönüllü koşucu 855.295 bağışçıya ulaşmış ve 103.634.184 TL bağış toplanmış. Daha da önemlisi pek çok önemli toplumsal konuyla ilgili farkındalık sağlanmasına katkıda bulunulmuş.

Bu yılki İstanbul Maratonu’na katılan sivil toplum kuruluşları arasında engelli hakları ile ilgili faaliyet gösteren derneklerden bazılarının projelerini ve koşucuların yarattığı sosyal etkiyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Serebral Palsili Çocuklar Derneği – SERÇEV’in Engelsiz Hayat projesi için 46 gönüllü koştu. Amaç; serebral palsili (çoklu engel) bireylerin üretken, kendine yeten, bağımsız ve sağlıklı bireyler olarak topluma kazandırılabilmesi için gerekli olan tekerlekli sandalye, afo, walker, skolyoz sistemi gibi yardımcı cihazlara erişim olanağı sağlamak. Bir serebral palsili bireyin yardımcı cihaz bedeli 5.250 TL olarak belirlenmiş bulunuyor. Bu koşuda hedeflenen meblağ ile 30 bireyin ihtiyacını karşılamak mümkün, koşucular şu ana kadar hedefin üçte birine yaklaşmış durumdalar.


SMA Hastalığı İle Mücadele Derneği’nin SMA Hastalarına Gelecek Adım Adım Gelecek projesi için 80 kişi koştu. Amaç; akciğer içinde sekresyonu olup öksürerek çıkarmakta zorlanan SMA hastalarına, rahat nefes alabilmeleri için evlerinde kullanmaları gereken öksürtme cihazı temin etmek. Bir SMA hastası için öksürtme cihazı bedeli 30.000 TL. Şimdilik üç cihaz için fon birikmiş gibi görünüyor. Bir cihazın maliyeti daha karşılanabilirse, bu koşu için hedefe ulaşılmış olacak.

Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği’nin

Yazının Devamını Oku

“Dünya Çocuk Kitapları Haftası”

Merhabalar sevgili okurlar.

Çocuklara kitap okuma alışkanlığı kazandırmak ve kitap sevgisini artırmak amacıyla, her yıl Kasım ayının ikinci pazartesi günü ile başlayan hafta UNESCO tarafından 1972 yılından bu yana, “Dünya Çocuk Kitapları Haftası” olarak belirlenmiş bulunuyor. 

Bu özel haftanın amaçları; “Çocuklara kitap okuma sevgisi kazandırmak, daha çok ve kaliteli çocuk kitabı yazılmasını ye yayınlanmasını sağlamak, anne-baba ve çocukları kitap almaya yönlendirmek, çocukların evlerinde kitaplık kurmalarını teşvik etmek, ders kitabı dışındaki kitapların da okunmasını sağlamak, kitabı temiz kullanma alışkanlığı kazandırmak, yeni çıkan çocuk kitaplarının takip edilmesini sağlamak, kitap okuma teknikleri, özet çıkarma ve not alma gibi konularda çocuklara rehberlik etmek, çocuklarla yazarların imza günü etkinlikleri ile yüz yüze gelmelerini sağlamak…” olarak özetleniyor. 

Dünyada en çok kitap okunan ülkeler arasında ilk sırada yer alan Hindistan'da, her vatandaş haftada ortalama 10 saat 42 dakika kitap okuyor. İkinci sırada yer alan Tayland’da kişi başı haftada ortalama okuma süresi 9 saat 24 dakika; üçüncü sırada yer alan Çin’de ise halk haftada 8 saatini kitap okuyarak geçiriyor. Ancak Türkiye, haftada ortalama 5 saat 54 dakika kitap okuma süresi ile, 23 Nisan 2019 tarihinde yayımlanan bu listenin 18. sırasında yer alıyor.  

Miguel de Cervantes’in “Don Kişot” kitabı ile JK Rowling’in yazdığı “Harry Potter” serisi dünyada en çok okunan edebiyat eserleri arasında yer alıyor. Dünyanın en çok okunan diğer kitapları ise, sırasıyla; Charles Dickens’ ın “İki Şehrin Hikayesi”, JRR Tolkien’in “Yüzüklerin Efendisi”, Antoine de Saint-Exupery’nin’ nin “Küçük Prens”, Lewis Carroll’ un “Alis Harikalar Diyarında” ve Agatha Christie’ nin “On Küçük Zenci” adlı eserleri.  

Bugün 10 Kasım, Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının 83. yıl dönümü. Bu özel günde Büyük Atamız’ ı ve tüm şehitlerimizi büyük bir sevgi, saygı ve minnetle anıyor ve Büyük Önderimiz’ i çocuklara tanıtan kitaplardan da birkaç örnek vermek istiyorum: Yılmaz Özdil tarafından hazırlanan ve 2018’de basılan “On Kitaplık Atatürk Serisi” nde; “Mustafa Kemal Atatürk ve Annesi”, “Mustafa Kemal Atatürk ve Çocuk”, “Mustafa Kemal Atatürk ve Doğa”, “Mustafa Kemal Atatürk ve Hayvan Sevgisi”, “Mustafa Kemal Atatürk ve Kitap”, “Mustafa Kemal Atatürk ve Okul”, “Mustafa Kemal Atatürk ve Sanat”, “Mustafa Kemal Atatürk ve Sofra”, “Mustafa Kemal Atatürk ve Spor” ile “Mustafa Kemal Atatürk ve Temizlik” adlı kitaplar yer alıyor. Kolektif yazarlar tarafından hazırlanan “Çocuklar İçin Atatürk Seti”, Atamız’ ı çocuklara tanıtmak amacıyla hazırlanmış bir diğer kitap. Kitaptaki çizimler ise Serdar Gökmen’e ait. Süleyman Bulut tarafından derlenerek kaleme alınan “Büyük Atatürk’ ten Küçük Öyküler”, çoğunu ilk kez okuyacağınız onlarca Atatürk öyküsü içeriyor. Kolektif yazarlar tarafından hazırlanan ve ilk basımı 2007 tarihinde gerçekleştirilen “Çocuk ve Atatürk” ise Atatürk'ün hayatını bir masal biçiminde anlatan ve çocuklar için yazılan ilk dizi. Bu dizide Atatürk'ün doğumu, öğrenim hayatı, katıldığı savaşlar, yurt dışı gezileri, devrim ve ilkeleri anlatılıyor. 

Benim en sevdiğim çocuk kitaplarından biri de ünlü ozanımız Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın çocuklar için yazdığı bir dostluk öyküsü olan “Balina ile Mandalina”. Yapayalnız bir balina ile yapayalnız bir mandalina korkunç kuzey denizinin ak gecelerinden birinde tanışıyorlar ve buzullar arasında dolaşan koskoca bir hayvan olan balina ile sıcak ülkelerin küçücük bitkisi mandalina arasında benzersiz bir dostluk oluşuyor.  

“Kim yalnızsa 

 o daha çok duyar

Yazının Devamını Oku

“Dün Bugün İstanbul” 2

Merhabalar sevgili okurlar.

Bir önceki yazımda da ifade etmiş olduğum gibi, Sakıp Sabancı Müzesi’nde ziyarete açılan “Dün Bugün İstanbul” sergisi; Sabancı Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Sanatçı Murat Germen’ in çağrısı ile buluşan ve yolu Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı Programı’ ndan geçmiş 22 sanatçının İstanbul’a dair durum tespitleri içeren çalışmalarını bir araya getiriyor.

Dün Bugün İstanbul sergisinde yer alan isimler; Ahu Akgün, Aslı Narin, Begüm Yamanlar, Beril Ece Güler, Burak Dikilitaş, Canan Erbil, Cemre Yeşil Gönenli, Deniz Ezgi Sürek, Didem Erbaş, Ege Kanar, Eren Sulamacı, Eser Epözdemir, Korhan Karaoysal, Mekânda Adalet Derneği, Neslihan Koyuncu Bali, Nora Bryne, Onur Özen, Örsan Karakuş, Serkan Taycan, Sıla Ünlü İntepe, Sinan Tuncay ve Zeynep Kaynar. Mekâna özel hazırlanan çalışmalar çevre, hayvan popülasyonu, kentsel dönüşüm, toplumsal yaşam, tarihi mekanlar, su kaynakları, ulaşım ve ütopya/distopya kavramlarının da aralarında bulunduğu temalar ışığında kent dinamiklerine dair yorumlar içeriyor. Sergi seçkisi; yağlıboya resim, çizim, enstalasyon, fotoğraf, video ve serigrafi baskıyı içeren geniş bir mecra yelpazesinden oluşuyor. 

Serginin fikir babası olan sanatçı Murat Germen, İstanbul denilince akla “istiap haddi” kavramının geldiğini söylüyor. Sanatçı; kapasitesini çoktan doldurmuş, eskiden “taşı toprağı altın” olan bu megapolün, taşı toprağı inşaat molozuna, yağmur ve sel sonrası gelen çamura dönüşmüş olmasına karşın hâlâ bardağı taşıracak damlayı içine alacak kadar esnek olduğunu düşünüyor. Germen bir kültür başkenti olarak algılanmayan, hak ettiği saygıyı görmeyen ve itilip kakılarak hoyratça kullanılan İstanbul’un artık kendisine iyi davranan, esnekliğini istismar etmeyecek, durup düşünecek hemşerisini aradığının altını çiziyor. Ve şöyle sürdürüyor sözlerini: “Suyunu, denizini, florasını, faunasını, kültürel ve mimari mirasını, müziğini, seslerini, mutfağını, azınlığını, marjinalini, kendine haslığına zemin sağlayanı; sahiplenecek, koruyacak, sürdürebilecek, tüketmekten çok üretecek, vasiyetini yerine getirebilecek ve emanete hıyanet etmeyecek nesiller yetiştirmeyi amaç edinmiş bireylerini bekliyor bu kadim şehir!”

Özetle bu sergi; İstanbul’un acil çağrısını ve çığlığını, çeperinden merkezine, altından üstüne, suyundan karasına geniş kapsamlı görsel bir içeriğe çevirerek ileten, yolu Sabancı Üniversitesi’nden geçmiş sanatçıların geniş bir farkındalık yelpazesine yayılan güçlü ve öğretici birlikteliğinden oluşuyor.  

Sergide Murat Germen’ in de bir eseri yer alıyor. “Metrûkiyetin Sathî Meşrûiyeti” adını taşıyan bu çalışma İstanbul’un farklı noktalarındaki metruk binaların görüntülerini içeriyor. Eser; ‘metruk’ sıfatının türediği ‘terk etme’ kelimesinden hareketle, söz konusu eylemin Türkiye’nin kültürel, mimari ve siyasi tarihinde sebep olduğu yol ayrımlarına bir bakış sunuyor. Çalışma ağırlıkla zorunluluktan terk edilmiş yapıların fotoğraflarından oluşuyor. Sanatçıya göre siyasi dayatma, ekonomik çıkmaz ya da doğal afet gibi sebeplerden geride bırakılan, geçen sürede metruk hale gelmiş bu mekanlar ile bellek kaybı arasında bir bağ bulunuyor. Sanatçı; kimlik konusunda anlaşmazlık, zıtlaşma ve fikir ayrılıklarının ipuçlarını aramaya yönelik bu yaklaşımı ile aynı zamanda tek yönlü bir gelişim/dönüşüm zorlamasının ve rant uğruna kültürel çoğulculuktan vazgeçmenin tehlikelerine işaret ediyor.

Sergide beni en fazla etkileyen eserlerden biri Örsan Karakuş’un “Haydarpaşa Garı” adını verdiği çalışması oldu. Sanatçı, eserinde, İstanbul’un sürekli odağında olduğu dönüşüme duyarsızlaşmayı şehrin ikonik yapılarından Haydarpaşa Garı üzerinden irdeliyor. Garın farklı dönemlerine ait fotoğrafları bir araya getiren kolaj, aynı zamanda, uzun yıllar yapının merkezinde olduğu bir yaşama ev sahipliği yapan çevre bölgedeki değişimin de tanıklığını sunuyor. Hicaz ve Bağdat’a uzanan demiryolu kapsamında Alman Mimarlar Otto Ritter ve Helmuth Cuno tarafından Alman Neo-Rönesans üslubunda tasarlanan ve 1909’da hizmete açılan anıtsal yapı, yakın döneme kadar hem şehirler arası hem şehir içi ulaşım ağının en önemli noktalarından biriydi. Aslında Haydarpaşa Garı çok uzun yıllar Anadolu’nun İstanbul’a açılan kapısıydı. Köyden büyük şehre göçen birey, Haydarpaşa’da inip ilk defa denizle ve İstanbul’la karşı karşıya geliyordu. 

Haydarpaşa Garı yıllarca İstanbul’un Asya yakasında Gebze’ye uzanan banliyö hattının son durağı işlevini gördü ve şehir hatları iskelesi ile de ulaşımı Avrupa yakasına taşıdı. Günümüzde ise yapının insanlarla teması tamamen sona ermiş durumda. Sanatçı Örsan Karakuş, Gazete Kadıköy’e verdiği bir röportajda; Haydarpaşa’nın İstanbul için ve hatta belki bir adım daha ileri giderek ülke için bir hafıza mekânı olarak düşünülmesi gerektiğini söylüyor. Haydarpaşa için ne hissedeceğimi bilemediğini ifade eden Sanatçı, “Haydarpaşa Garı şu an bir hayalet olarak duruyor ve sanırım önce tekrar temas edilebilir hale gelmesi gerekiyor. Kent hafızasına katkı sağlayacak ve kamuyla tekrar buluşabilecek bir alana dönüşmesi, tekrar dokunulabilir, tecrübe edilebilir olması asıl dileğim.” diyor.

Yazının Devamını Oku

“Dün Bugün İstanbul”

Merhabalar sevgili okurlar.

Topluluk olarak sürdürülebilirliği odağına alarak faaliyet gösteren Sabancı Holding, daima, kültür ve sanata destek veren öncü ve örnek projelerin yanında yer alıyor. Holding’ in katkıları ile gerçekleştirilen ve 3 Eylül 2021 tarihinde Sabancı Müzesi’ nde ziyarete açılan “Dün Bugün İstanbul” sergisini 28 Kasım tarihine kadar görebilmek mümkün. 

Sabancı Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Sanatçı Murat Germen’ in çağrısı ile buluşan, yolu Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı programından geçmiş 22 sanatçıyı bir araya getiren Sergi, İstanbul’un dünü ve bugününü ortaya koyarken geleceğini de düşünmemizi sağlıyor.  

Bu sergiden olabildiğince detaylı olarak söz etmek istiyorum sizlere. Ancak bugün konu ile ilgili olarak kendi açımdan çok önemli olduğunu düşündüğüm bir noktaya ağırlık vereceğim:  

Erişilebilir bir sergi, erişilebilir bir İstanbul! 

“Dün Bugün İstanbul” sergisi; bu yıl Sabancı Vakfı’nın Fark Yaratanlar Programı’ na seçilen girişimlerden biri olan “Erişilebilir Her Şey” ile “Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi” nin ortak çalışması ve Sabancı Vakfı desteğiyle, görme ve işitme engelli bireyler için erişilebilir bir içerikle hazırlanmış. Tüm bilgi panoları Erişilebilir Her Şey uzmanları tarafından işaret diline çevrilmiş; ayrıca video, yerleştirme ve görsellerin sesli betimlendikleri kayıtlar gerçekleştirilmiş. Bu kapsamda aynı zamanda sergi alanı ve rotasının sesli betimlemeleri de hazırlanmış. Sonuçta, ziyaretçilerin QR kodu kullanarak ulaşabilecekleri tüm bu içeriklerle, sergi erişilebilir bir niteliğe kavuşmuş.  

Sergiye eser veren, Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı Yüksek Lisans Programı 2017 mezunu Didem Erbaş “İnsana Yuvasından Uzak” adını verdiği yapıtı ile İstanbul’daki evsizlerin ve göçmenlerin sığındığı alanlara atıfta bulunuyor. Sanatçı “Yuvasından Uzak” adını Sigmund Freud'un ‘tekinsiz’ (unheimlich/uncanny) kavramından almış. Bu kavramdan yola çıkarak bir tünel-sığınak modeli olarak tasarlanmış bulunan enstalasyon, borulardan alınmış silikon kalıplarla insan bedeni parçaları metaforu oluşturmayı amaçlıyor. Tünel-sığınak güvensiz barınaklar ve temel ihtiyaçların karşılanması gibi sorunların yanı sıra her şeyini kaybetmiş bir insanın varlığını nasıl sürdürebileceği sorusundan hareketle bir tür geçici alan yaratma çabasını hayata geçiriyor. Ve akla şu soruları getiriyor: Geçici barakalar gibi mekanlarda kişi kendi alanını yaratabilir mi? Birkaç metre karelik bir alanda korunaklı sınırlarını oluşturabilir mi? Anlık, rastlantısal buluntu nesnelerle oluşturulmuş geçici yapıların bıraktığı izlerin coğrafya ile kurduğu geçici bağlantı böylece sorgulanabilir mi? 

Yazının Devamını Oku