Ayşegül Domaniç Yelçe

Ayşegül Domaniç Yelçe

yelcester@gmail.com

“Çocuk güvenliği ve çocuk koruma, aynı bütünün iki tamamlayıcı parçası"

Merhabalar sevgili okurlar.

Haberin Devamı

Bugünkü yazımda Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’ nin yazı dizisinin son bölümünde olduğu gibi, çocuk güvenliği ve çocuk koruma kavramlarını; “amaç”, “odak”, “zamanlama”, “kapsam”, “yönelim” ve “ilkeler” bağlamında karşılaştırmaya çalışacağım.

Bundan önceki iki yazıda, sıklıkla birbirine karıştırılan iki kavram; ‘çocuk güvenliği ve çocuk koruma’ ele alındı.  Çocuk güvenliği ve çocuk koruma aynı bütünün iki tamamlayıcı parçası olmakla birlikte; odaklandıkları alan, zamanlama ve sorumluluk düzeyi bakımından birbirlerinden ayrılıyorlar.

Amaç bakımından, ‘çocuk güvenliği’; örgütle temas eden ya da faaliyetlerinden dolaylı olarak etkilenen tüm çocukların zarar görmemesini amaçlayan önleyici bir çerçeve. ‘Çocuk koruma’ ise bir risk, ihlâl ya da zarar durumu ortaya çıktığında çocuğun güvenliğini sağlamak üzere devreye giren müdahale süreci.

Haberin Devamı

Odak bakımından, çocuk güvenliği ise;o önleyici bir yaklaşım. Riskleri henüz ortaya çıkmadan fark etmeyi ve ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Çocuk koruma ise, müdahaleci bir yaklaşım; risk ortaya çıktığında ya da bir ihlâl yaşandığında çocuğun güvenliğini sağlamaya yöneliyor.

Zamanlama bakımından, çocuk güvenliği; faaliyet başlamadan önce planlanıyor ve tüm süreç boyunca işlemeyi sürdürüyor. Çocuk koruma ise bir olay, şüphe ya da ihlâl ortaya çıktığında devreye giriyor.

Kapsam bakımından, çocuk güvenliği; örgütün tüm faaliyetlerini, çalışanlarını, gönüllülerini, iş ortaklarını ve kullanılan tüm mekânları kapsıyor. Çocuk koruma ise, risk altındaki ya da zarar gören çocuğa ilişkin hukukî, sosyal ve destek süreçlerini içeriyor.

Yönelim bakımından, çocuk güvenliği; örgütün iç yapısına, çalışma kültürüne ve risk azaltıcı mekanizmalarına odaklanıyor. Çocuk koruma ise; dış paydaşlarla ve çocuk koruma sistemiyle iş birliği kurulmasını, gerektiğinde kamu kurumlarının devreye alınmasını gerektiriyor.

İlke bakımından, çocuk güvenliğinde; önleme, sorumluluk, şeffaflık, hesap verebilirlik ve risk yönetimi ilkeleri öne çıkıyor. Çocuk korumada ise; çocuğun üstün yararı, gizlilik, müdahale standartları ve kurumlar arası iş birliği belirleyici oluyor.  

Haberin Devamı

Kavramsal netlik neden gerekli? Çocuk güvenliği ve çocuk koruma, ilk bakışta aynı amaca hizmet ediyor gibi görünüyor: çocuğun zarar görmemesi. Bu nedenle pek çok bağlamda iki kavram birbirinin yerine kullanılabiliyor. Sahaya yakından bakıldığında, bu kavramsal karışıklığın önemli sonuçlar doğurabileceği görülebiliyor. Oysaki bu iki yaklaşım; işlev, zamanlama ve mekanizma bakımından birbirinden farklı. Eğer bu ayrım netleşmezse; çocuk güvenliği ile çocuk koruma birbirine karıştırıldığında, henüz zarar ortaya çıkmadan fark edilmesi gereken riskler gözden kaçabiliyor. Oysa bazı durumların, bir ihlâl gerçekleşmeden önce tespit edilmesi ve önlenmesi gereken uyarı işaretleri olduğunun gözden kaçırılmaması gerekiyor. Örneğin:

Haberin Devamı
  • Bir gönüllünün çocuklarla uygunsuz biçimde yakınlaşması
  • Etkinlik mekânında mahremiyet açısından riskli bir fiziksel düzen olması
  • Çalışanların çocuklarla çevrim içi iletişiminde net sınırların bulunmaması,
  • Fotoğraf ve video kullanımında açık onam alınmaması
  • Gönüllülerin çocuk güvenliği konusunda eğitim almamış olmaları

gibi durumlar, çocuk zarar görmeden önce fark edilmesi ve sistematik biçimde ele alınması gereken risk alanları.

Çocuk güvenliği ile çocuk koruma arasındaki ayrım netleşmediğinde; aslında kolayca engellenebilecek riskler fark edilemiyor, çocuklar zarar görebiliyor, müdahale gecikebiliyor ya da yanlış adımlar atılabiliyor. Aynı zamanda, kavramların belirsizliği; “kim, ne zaman, ne yapmalı?” sorusunun da cevapsız kalmasına yol açabiliyor.

Çocuk güvenliği ile çocuk koruma birbirine karıştırıldığında; sahada bir risk fark eden kişinin kime bilgi vereceği, çocuk koruma sorumlusunun hangi aşamada devreye gireceği, yönetimin ne zaman ve nasıl karar alacağı ve hangi durumda kamu kurumlarına bildirim yapılacağı belirsizleşiyor.

Haberin Devamı

Süreç kişisel inisiyatiflere bırakıldığında; bazı riskler “aramızda konuşulup” geçiştirilebiliyor, bazı ağır ihlâller kayda alınmayabiliyor, bazı vakalarda ise gereksiz gecikmeler yaşanabiliyor. Bu belirsizlik hem çocuğun güvenliğini tehlikeye atıyor hem de örgütün hukukî ve kurumsal sorumluluklarını yerine getirmesini güçleştiriyor.

İki kavramı netleştirmek yalnızca kavramsal berraklık sağlamak için değil; hem çocuğun üstün yararını hem de örgütün hukukî ve etik sorumluluklarını güvence altına almak açısından bir zorunluluk. Örneğin; devletin sorumluluğunda olan bir çocuk koruma müdahalesini örgüt içinde çözmeye çalışmak, iyi niyetli bir refleksle “biz halledelim” demek, farkında olmadan hem çocuğun hem de çalışanların yükünü artırabiliyor.

Haberin Devamı

İstismar şüphesini yalnızca aileyle konuşarak çözmeye çalışmak, faile “uyarı” vermek ya da kamu kurumlarını devreye sokmadan ilerlemek; çocuğa zarar verebileceği gibi, örgütün çözüm kapasitesini aşan ağır vakaları üstlenmesine de yol açabiliyor. Bu durumda sivil toplum, az yetkiyle çok sorumluluk almış, üstelik bunu hukukî zeminin dışında yapmış oluyor.

Buna ek olarak, bu durum; çalışanlar açısından tükenmişlik riskini de artırıyor. Çünkü STÖ personeli, yapısal olarak çözüm üretme kapasitesinin ötesindeki vakaları “kendi omzunda” taşımaya başlıyor. Çözülemeyen durumlar karşısında hissedilen çaresizlik, suçluluk ve sürekli risk izleme hâli hem psikolojik yükü büyütüyor hem de örgüt içinde sağlıklı karar almayı zorlaştırıyor.

Çocuk koruma müdahalesi; sosyal hizmet, adlî makamlar ve kolluk güçlerinin yasal yetki alanına giriyor. STÖ’ lerin görevi bu mekanizmanın işletilmesini sağlamak, gerekli bildirimleri yapmak ve çocuğun yanında durmak; devletin yerine geçip alternatif bir koruma sistemi kurmak değil.

Çocuk güvenliği ile çocuk koruma süreçleri birbirine karıştırıldığında, örgüt içinde rol, yetki ve sorumluluk alanları belirsizleşiyor; bu da aşağıdaki temel sorunlara yol açıyor:

  • İlk olarak, ilgili kişilerin müdahalesini başlatacak bildirim süreçleri aksamaya başlıyor ve gecikmeler ortaya çıkıyor.
  • Çocuk güvenliği ile çocuk koruma süreçleri birbirine karıştırıldığında, örgüt içinde “kim, neyi, ne zaman yapmalı?” sorusunun cevabı belirsizleşiyor.
  • Hesap verebilirlik ve kurum içi sorumluluk bilinci zayıflıyor. Bu belirsizlik; yalnızca iş bölümünü değil, sorumluluk zincirini de bulanıklaştırıyor.
  • Müdahale geciktiğinde ya da yanlış adım atıldığında, sorumluluğun kimde olduğu açıklığa kavuşmadığı için; hem hesap verme mekanizmaları hem de iç denetim kültürü zarar görüyor.

Hesap verebilirlik, çocuk hakları perspektifinden bakıldığında yalnızca bir yönetim ilkesi değil; çocuğa karşı etik bir yükümlülük.

Roller ve yetkiler net tanımlandığında, kimse sorumluluğunu devretmeden ve sınırlarını aşmadan hareket edebiliyor. Böyle bir yapı hem çocuğun üstün yararını koruyor hem de örgütün güvenilirliğini ve kurumsal bütünlüğünü güçlendiriyor.

Çocuk haklarına duyarlı bir sivil alan mümkün: Hak temelli yaklaşım, çocuk güvenliği ile çocuk koruma kavramlarını doğru ve ayrı ayrı anlamayı gerektiriyor. Bir örgüt ancak bu iki alanı birbirini tamamlayan politikalar olarak ele aldığında, çocuklar için gerçekten güvenli bir ortam yaratabilir.

Çocuk güvenliği ve çocuk koruma, yan yana duran iki teknik kavram değil; çocukların onurunu, güvenliğini ve eşitliğini merkeze alan bütüncül bir yaklaşımın tamamlayıcı parçaları oluyorlar. Çocuk güvenliği olmadan örgütün dili, politikaları ve uygulamaları farkında olmadan zarar üretebilir. Çocuk koruma olmadan ise, risk ya da ihlâl ortaya çıktığında çocuğun yanında durmak ve gerekli müdahaleyi zamanında yapmak mümkün olamıyor.

Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM); çocuk haklarına duyarlı bir sivil alanın, yalnızca tek tek örgütlerin çabasıyla değil, ortak bir sorumluluk ve dayanışma kültürüyle mümkün olabileceğine inanıyor. Çocuklarla temas eden her yapının; kendisini, ilişkilerini, politikalarını ve karar alma süreçlerini çocuk hakları perspektifiyle yeniden şekillendirebileceğini söylüyor. “Çocuk güvenliği ve çocuk koruma alanında atılan her adım, yalnızca risk azaltma çabası değil; çocukların güvenli, katılımcı, eşit ve özgür bir ortamda var olabilmeleri için örgüt kültürünü dönüştürme iradesidir.” diyor.

Çocuklar “geleceğin özneleri” değil, bugünün eşit özneleridir. Onların güvenliği ve korunması ise bir lütuf ya da tercih değil, haklarının gereğidir.”

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazarın Tüm Yazıları