GeriAyşegül DOMANİÇ YELÇE Anılarımda yaşattığım bir Bayram Günü
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Anılarımda yaşattığım bir Bayram Günü

Merhabalar sevgili okurlar.

Bugünkü yazıma bayramınızı kutlayarak başlamak istiyorum. Bu özel ve güzel günde çocukluğuma dönmek ve unutamadığım bayram günlerinden birini sizlerle birlikte yeniden yaşamak istiyorum.

Heyecandan zor uyuduğum bir gecenin sabahında neşe içinde uyandım. Yeni doğan güneşin ışıkları yüzümde dolaşıyor, sanki beni öpücüklere boğuyordu. Annemin akşamdan hazırlayarak dolabımın kapağına astığı bayramlık elbisem sanki bulunduğu yerden bana göz kırpıyor, adeta “nihayet kavuşacağımız gün geldi” diyordu. Hemen yataktan kalktım. Terliklerimi bile giymeden banyoya koşturuyordum ki birden annemin buna ne kadar kızacağı geldi aklıma. Kös kös terliklerimi giydim ve yüzümü yıkamaya gittim. Aynada kendime bakarken bugünün ne kadar güzel geçeceğini düşünüyordum. 

Babam çoktan camiye gitmişti. Annem kahvaltı hazırlıyordu. “Git kardeşlerini de uyandır ve giyinmeye başlayın, ben hemen geleceğim.” dedi bana. Neşe ve ben hemen giyinmeye başladık. Sonra annem geldi ve en küçük kardeşimiz Feyza’yı giydirdi. Pembe organze bayramlık elbiselerimiz çok şıktı. Üçümüz’ ün elbisesinin de etek uçları fırfırlıydı ve bu fırfırların dikişleri küçük pembe çiçeklerle bezenmişti. Bu güzel elbiseler, annemin de edebiyat öğretmeni olduğu, Üsküdar Mithat Paşa Kız Sanat Enstitüsü son sınıf öğrencileri tarafından dikilmişti. 

Babam camiden döndüğünde bizi hazırlanmış olarak kendisini beklerken buldu. Üç kardeş sırayla babamızın elini öptük ve gıcır gıcır banknotlardan oluşan bayram harçlıklarımız aldık. Zira babam Merkez Bankası’nda çalışıyordu… 

Babamın getirdiği taze ekmeği de masaya ilave ettikten sonra hiçbir eksiğimiz kalmamıştı sofrada. Hep birlikte oturup, güle oynaya zevkli bir bayram kahvaltısı yaptık. Kahvaltıdan sonra günün en sevmediğim zamanı başladı. On gündür bahçede ellerimle beslediğim kınalı kuzu ne yazık ki kesilmek zorundaydı. Babam kurban kesmenin anlamını anlatmıştı bizlere. Ama ne de olsa hâlâ çocuktuk. Bunu anlamak hiç kolay değildi bizim için. Kesim süresince hiç camdan bakmayarak kendimizi korumaya çalıştığımızı bugün bile hatırlıyorum. 

Babam kesilen etleri ayırdı, komşulara ayrılanları bizimle gönderdi. Sonra anneannemlere gitmek üzere yola çıktık. Anneannem bizi öğle yemeğine bekliyordu. Çok iyi bir aşçıydı benim anneannem. Yol boyu O’nun bizim için kim bilir neler hazırladığını düşünüp durdum. Tahmin ettiğim gibi hiçbir şey eksik değildi sofrada. Babamın da mutfağa girip kurban etinden kavurma yapmasının ardından sofraya oturduk. Anneannem yemeğe başlamadan önce biz çocuklara önceden içlerine para koyarak hazırlamış olduğu bayram mendillerimizi verdi. Bu mendiller benim için bayramların simgesiydi. O mendillerin hepsini biriktirdim ve bundan birkaç yıl önce kızıma hediye ettim. 

Anneannemlerde neşe içinde yediğimiz yemeğin ardından çaylarımızı da içtik ve onlara veda ettik. İlk ziyaretimizi “Masalcı Baba” olarak tanınan, Türk Çocuk Edebiyatı’nın önde gelen yazarlarından olan Eflatun Cem Güney’in evine yapacaktık. Eflatun Cem Güney, babamın çok sevdiği ve değer verdiği bir büyüğü idi. O’nun evine gidiyor olmak bizi her zaman çok heyecanlandırır ve mutlu ederdi. Zira hiçbir zaman masal dinlemeden geri dönmezdik oradan. 

Masalımızı da dinledikten sonra babamın en yakın arkadaşı olan Arif Bey Amca ve eşi Halide Teyze’ yi ziyarete gittik. Onların çocukları olmadığı için bizleri sanki kendi çocuklarıymış gibi severlerdi. Halide Teyze yine her zamanki gibi en sevdiğimiz çikolataları almış, gelmemizi bekliyordu. Arif Bey Amca da, her zaman olduğu gibi, bayram harçlığı konusunda fazlasıyla bonkördü. O günü birkaç akraba ziyareti daha yaptıktan sonra tamamladık. Eve döndüğümüzde biraz yorgun, ama çok mutluyduk. 

Eskiden bayramlar daha anlamlıydı sanki. Sanırım bu anlam, bu özel günleri yaşlılarımız, akrabalarımız ve dostlarımızla paylaşıyor olmamızdan kaynaklanıyordu. Oysaki şimdiki bayramlar çoğu kişi için yalnızca “tatil” demek oluyor. Evet, doğru… İnsanların dinlenmeye ihtiyacı var. Ama geleneklerimiz ve göreneklerimizi yitirmeden yapmaya çalışmalıyız bunu. Çocuklarımız bayramların anlamını bilerek büyümeli… 

Unutmayalım ki geçmişine sahip çıkmayan insanın geleceği de olmaz.  

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

X

İzmirin dağlarında ve bağlarında açan çiçekler (II)

Merhabalar sevgili okurlar.

Geçen yazımda 9 Eylül’de “İzmir’in dağlarında çiçekler açar” ezgileriyle coşku içinde geçen kutlamalardan söz etmiştim. Bu güzel şehirde kaldığım birkaç gün boyunca İzmir’in bağlarında açan çiçekleri de doya doya görme fırsatım oldu. Özellikle son yirmi yılda bu yörede organik bağcılık hızla gelişmiş, öyle ki Ege Bağ Rotası olarak bilinen bir gezi rotası bile oluşmuş. Eylül havasının bize tanıdığı imkandan faydalanıp İzmir merkeze yarım saat uzaklıktaki bağların bazılarını  ziyaret ettim.Bağ gezisine Kemalpaşa’da bulunan Nif Bağları ile başladık. 400 dönümlük bağ, üç kuşak boyunca bağcılık ile uğraşan Özcan ailesi tarafından 2004 yılında kurulmuş. Bağlar, adını yörenin eski adı olan Nymphaion’dan alıyor. Kurucularından Hamit Özcan’ın özel Vintage Traktör koleksiyonu da görülmeye değer.

Menderes’ teki  İsabey Bağları adını şarapçılık dünyasının tanınmış firmalarından Sevilen Şarapları’nın kurucusu İsa Bey’den almış. Sevilen Bağları’nın tohumları 1960’da atılmış, 2002’de ise İsabey Bağevi kurulmuş. 850 dönümlük bağların içinde yer alan bağevinin bahçesindeki büyük çınar çok görkemli.  Torbalı’da 1.168 dönümlük arazide yer alan Lucien Arkas Bağları ise ziyaret ettiğimiz en geniş alandı. Öğrendiğim kadarıyla Türkiye’nin en büyük tek parsel bağıymış burası.

Aslında yola çıkarken biraz tedirgindim, tekerlekli sandalye ile bağlara erişip erişemeyeceğimi bilememiştim. Fakat gidince gördüm ki endişelerim boşaymış. Ziyaret ettiğim üç mekân da tekerlekli sandalye erişimine son derece uygundu. Standart ölçülerdeki rampalardan engelsiz tuvalete kadar pek çok şey düşünülmüştü.

İzmir’e gitmişken Kordon havası almadan olmaz diye düşünüp kalacağımız oteli ona göre belirlemiştik. İzmir Palas Oteli manzarası kadar erişilebilirlik ve engelli konuklarına sunduğu olanaklar konusunda da beni mutlu etti. Tekerlekli sandalye kullanıcısı olarak çok rahat ettiğimi söylemeliyim. Engelli konuklar için tasarlanan oda standartlara uygun, duşundan dolabına kadar her şey engelsiz erişime uygun olarak tasarlanmış. Üstelik tekerlekli sandalye ile rahatça dolaşabildiğim, şehrin manzarasına hakim kocaman bir terası vardı. Kordon boyunca gerek deniz kenarındaki geniş park alanları gerekse kaldırımlar tekerlekli sandalye ile sorunsuz gezmeye  elverişliydi.

Ben bu seyahati yaptığıma çok memnunum. Ne ile karşılacağımı bilmediğim için dışarılarda dolaşmaya  biraz çekinir olmuştum son zamanlarda. Bu seyahatte korkmadan gezmeye başladığım zaman çok hoş sürprizlerle karşılaşabildiğimi gördüm. Ve bu da beni çok mutlu etti…

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazının Devamını Oku

İzmir’in dağlarında ve bağlarında açan çiçekler (I)

Merhabalar sevgili okurlar...

Geçen hafta kendimi çok iyi hissetmediğim için izin almıştım. Kızım bunu fırsat bilerek, bir arkadaşıyla çıkacağı İzmir gezisinde onlara eşlik etmemi istedi. Uzun yıllardır İzmir’e gitmemiştim. Bunun iyi bir fırsat olacağını düşünerek onun teklifini kabul ettim. Bu haftaki yazılarımda sizlerle bu geziden izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.

9 Eylül bildiğiniz gibi İzmir’in kurtuluş günü. İzmirlilerin bu özel günü büyük bir coşkuyla kutladıklarına yıllardır televizyon ekranlarından, gazetelerden ve sosyal medyadan şahit olur, günün birinde bu coşkuya bizzat dahil olmak isterdim. Hoş bir tesadüf sonucu bu kez 9 Eylül’ü İzmir’de kutlayabildim ve bu büyük coşkuya şahsen tanıklık edebildim.

“İzmir’in dağlarında çiçekler açar. Altın güneş orda sırmalar saçar.” diye başlar İzmir Marşı. Tam da böyle bir sabaha uyandı İzmir o gün. Gün boyunca şehrin her yerinde bayram havası hâkimdi. Kutlamalar sabah 350 metrelik dev bayrağın Kordon boyunca taşındığı geleneksel Zafer Yürüyüşü ile başladı. Özendiğim deneyimlerden biri de yurttaşların bu coşkulu anlara evlerinin balkonlarından katılması olmuştur hep. Bu kez ben de otelimizin balkonundan izledim Zafer Yürüyüşü’ nü. Kelimenin tam anlamı ile büyüleyiciydi…

Cumhuriyet Meydanı'ndaki törende İzmir Büyükşehir Belediyesi Dans ve Ritim Topluluğu'nun zeybekten valse uzanan gösterilerini izledik. Bu gösterilerde İzmir halkı yediden yetmişe sahne aldı. Ritim topluluğunda sadece kadınların olması da çok hoştu. Her yaştan kadın, izleyenleri davul ezgileri ile coşturdu. Bu arada, İzmir’de kadınlara verilen önem çok dikkatimi çekti. Kaldığımız otelin altında yer alan restoranda sadece kadınlardan oluşan masalara indirim yapıldığına şahit oldum. Kadınların sosyal yaşamın her alanına katılmalarına gösterilen bu özen beni çok etkiledi.

Kutlamalar kapsamında Cumhuriyet Meydanı ile Gündoğdu Meydanı arasında Zafer Yürüyüşü’nün yanı sıra pek çok başka geçit töreni de izleme şansımız oldu. Gün içinde bando ve süvari birlikleri yürüyüşlerini gördük. Akşam ise Fener alayına katıldık. Çocukluğum geldi aklıma, ne de severdim çoluk çocuk katıldığımız fener alaylarını…

Geceyi Gündoğdu Meydanı’nda Athena konseri ile tamamladık. Tahmin edebileceğiniz üzere konser çok coşkulu ve kalabalıktı. Konser sırasında ve sonrasında en çok dikkatimi geçen şey ise yerlerde tek bir çöpe rastlanmayışı oldu. İzmir halkı yere bir tek sigara izmariti bile atmamıştı. Konser sırasında ellerindeki irili ufakları çöpleri hiç üşenmeden çöp kutusuna taşıyan insanları izledim memnuniyetle.

Gün boyunca yaptığı konuşmalarda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’e işaret dili tercümanının eşlik ettiğini de özellikle belirtmek isterim.

Bu coşkuyu mümkün kılmakla kalmayıp engelliler de dahil herkesin huzurla ve rahatça paylaşmasını sağlayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’ in şahsında bütün belediye çalışanlarına ve İzmir İl Emniyet Müdürü Mehmet Şahne’ nin şahsında tüm güvenlik kuvvetlerine teşekkür ederim.

Yazının Devamını Oku

Kişilerin hayatlarında olumlu bir değişim yaratabilmek…

Merhabalar sevgili okurlar.

AÇEV (Anne Çocuk Eğitim Vakfı), ağırlıklı olarak eğitim programlarıyla faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşu. Hedef kitlesini sosyal ve ekonomik koşullardan ötürü gelişimleri desteklenemeyen ortamlarda yaşayan çocuklar, anne-babalar ve genç kadınlar oluşturuyor.  

AÇEV ’in ilk adımları 1980’li yıllarda Boğaziçi Üniversitesi Akademisyenleri Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, Prof. Dr. Diane Sunar ve Prof. Dr. Sevda Bekman tarafından yürütülen bir araştırma projesi ile atılmış bulunuyor. Araştırmada o yıllarda Türkiye’de okul öncesi eğitimin çocukların sadece %7’sine ulaştığı gerçeğinden yola çıkılıyor ve alternatif bir okul öncesi eğitim modeli olan Anne Çocuk Eğitim Programı (AÇEP) geliştiriliyor. Ardından da ilk uygulamalara başlanıyor. Elde edilen başarılı sonuçlar ışığında, Kurucu Başkan Ayşen Özyeğin önderliğinde, Anne Çocuk Eğitim Vakfı kuruluyor ve eğitimlerin Türkiye çapında yaygınlaştırılmasını amaçlayan kurumsal bir yapıya kavuşuyor. 

AÇEV, 28 yıldan bu yana geliştirdiği programlarla hedef kitlesinin içinde bulunduğu risk faktörlerini azaltmayı ve sosyal refahı arttırmayı hedefliyor. Vakıf, etkin bir müdahale ile, çevresel koşullardan ötürü örselenebilir durumda olan kişilerin hayatlarında olumlu bir değişim sağlanabileceği inancı ile yürütüyor faaliyetlerini.  

Sağlam bir geleceğin temelinin yaşamın ilk altı yılında atıldığının bilincinde olan AÇEV; erken yaştaki her çocuğun güvende, sağlıklı, mutlu ve öğreniyor olması için çalışıyor. Ülkenin dört bir yanındaki ihtiyaç sahibi çocuklar, anne-babalar ve genç kadınlar için bilimsel temelli eğitim programları geliştiriyor ve uyguluyor. Eğitim programları ve saha çalışmalarının yanı sıra toplumsal farkındalığı arttırmak, bilinç ve destek oluşturmak amacıyla da çeşitli etkinliklere imza atıyor. 

Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri çerçevesinde de özellikle vurgu yapılan erken çocukluk döneminde nitelikli eğitim, gelecek nesillerin yetiştirilmesinde ailelerin rolü, toplumsal cinsiyet eşitliği ve yaşam boyu öğrenme konuları, AÇEV’ in faaliyetlerinin odağında yer alıyor.  

Erken çocukluk dönemi, çocukların iyi yetişmesi için olağanüstü fırsatların olduğu bir dönem. Bu özel zaman diliminde anne ve babaları tarafından desteklenen çocuklar ileride daha mutlu, sağlıklı ve başarılı bireyler oluyor; toplum olarak birlikte gelişmeye ve birlikte yaşamaya daha çok katkıda bulunuyorlar. AÇEV, bu yüzden; farklı sosyo-ekonomik hedef kitlelere ve yaş gruplarına yönelik anne-baba eğitimleri ile, çocuklarının gelişimine destek olabilmeleri için ebeveynleri güçlendiriyor.  

Ülkemizde 0-6 yaş arasındaki çocuk sayısı 9 milyon civarında. Bunlardan 4,9 milyonu en yoksul %40’lık birimdeki hanelerde yaşıyor. 0-6 yaş arasında çocuğu olan annelerin %71,5’i, babaların ise en az %60,1’i ortaokul mezunu. AÇEV, ihtiyaç sahibi nüfusu hedef alan Erken Çocukluk Eğitim müdahaleleri ile toplumsal eşitsizlikleri ve özellikle eşitsizliklerin nesiller arası geçişini azaltmak için çalışıyor.  

Çocukların gelişimi için çok önemli bir konu da onlara kitap okunması. Ancak ülkemizde 5 yaş altı çocukların %71’inin evinde 3’ten az çocuk kitabı var ya da hiç kitap bulunmuyor. AÇEV’ in “Okuyan Bir Gelecek Platformu”, bu tablonun değişmesi ve daha fazla çocuğun kitaplarla buluşması için hayata geçirilen bir proje. Platform ile, çocuklara erken yaşlardan itibaren kitap okumanın önemi konusunda toplumda farkındalık oluşturulması hedefleniyor. AÇEV’ in erken çocukluk uzmanlarının seçtiği nitelikli çocuk kitaplarına ünlü sanatçılar, uzmanlar ve yazarlar ses veriyorlar.  

Yazının Devamını Oku

Adı yorgun olsa da etkisi büyük…

Merhabalar sevgili okurlar.

Kurşunun ateşlendikten sonra belli bir mesafeye ulaşıp hızını kaybederek düşüşe geçtiği andaki durumuna yorgun mermi deniliyor. Uzmanlar, kurşunun yorgun mermi anına geçtiği anda havada dönmeye başladığını ve bu nedenle birine isabet ederse normal mermiden çok daha büyük etki yaratacağını ve öldürücü yaralar açabileceğini söylüyorlar.  

Ülkemizde birçok insanın yaralanmasına, felç kalmasına, hatta ölmesine sebep olan yorgun mermi ne yazık ki masum insanların canını almaya devam ediyor. Üç gün önce hayatını kaybeden 15 yaşındaki Emir Yuşa Atıcı yorgun merminin son kurbanı... 

İstanbul’da yaşayan Emir’i dedesini ziyaret etmek için gittiği Trabzon’da buluyor yorgun mermi. Ailesi ile birlikte neşe içinde fındık toplarken aniden yere yığılıyor henüz hayatının baharını bile yaşayamamış olan Emir. Başından kanlar gelen çocuk hemen hastaneye götürülse de ne yazık ki tüm müdahalelere rağmen kurtarılamıyor.  

Kurşunun nereden geldiği belli değil. Emir Yuşa Atıcı’nın dedesi “Silah işi yok olsun, devletimizden bunu bekliyoruz. 40 yıl önce de 16 yaşında bir kızımızı kaybettik.” diyor.  

1970’li yılların sonlarında Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları’nın Çayırova’ da yerleşik bir yan kuruluşunda görev yapıyordum. Şirketimizin Muhasebe Şefi sessiz, sakin bir arkadaşımızdı. Eşimin de askerden arkadaşıydı ve ailece görüşüyorduk. Hemen hemen her erkek gibi bu arkadaşımız da futbola çok meraklıydı. Tuttuğu takımın rakibini ezici bir farkla yenerek galip geldiği bir akşam sevincinden evinin balkonuna çıkarak havaya açtığı ateş ne yazık ki onun hayatını bitirdi. Zira onun tabancasından çıkan bir kurşun yandaki evin balkonunda oturmakta olan masum bir insanın canını aldı.  

Bu olayı duyduğumuzda ne kadar çok üzüldüğümüzü bugün bile hatırlıyorum. Arkadaşımız cezaevine girdi ve ondan bir daha haber alamadık. O zaman bu arkadaşımızın sebep olduğu bu ölümün ne ilk ne de son olduğunu bilmiyordum. Yazmaya başladıktan sonra yorgun mermi nedeniyle hayatını kaybedenlerle ilgili haberleri toplamaya başladım. Ve gördüm ki, kimilerinin sevinci kimilerinin ölümüne neden oluyor… 

Ülkemizde düğünlerde, asker uğurlamalarında ve benzer kutlamalarda silah atılması ezelden beri normal kabul ediliyor. Ancak hiç de normal değil bu… Emniyet Müdürleri vatandaşları kutlamalarda silah atılmaması için uyarıyorlar. Zira havaya atılan her kurşun yere düşmek zorunda. Ve biz istemeden, bu kurşun bir komşumuza ya da hayvan dostlarımıza zarar verebiliyor. Bu yüzden silahı hayatımızdan çıkarmalı, kutlamalarımızı şarkılar ve türkülerle taçlandırmalıyız.  

Umarım bir gün “yorgun mermi” nin tarihe karıştığını anlatan bir yazı kaleme alma olanağı bulabilirim. 

Yazının Devamını Oku

Bir iyilik hareketi…

Merhabalar sevgili okurlar.

Cerebral Palsy; duruşu ve hareket kabiliyetini etkileyen, bebeklik ve çocukluk döneminde en sık görülen fiziksel engellilik durumu. Gelişimini tamamlamamış beynin doğum öncesi, doğum sırası veya doğum sonrası dönemde hasar görmesi nedeniyle oluşuyor. İlerleyici bir rahatsızlık olmayan Cerebral Palsy’ de, travmaya uğramış beyne erken müdahale edilmesi ve hayat boyu rehabilitasyon uygulamasıyla önemli gelişmeler sağlanabiliyor.   

Ülkemizde her gün 16’dan fazla bebek Cerebral Palsy teşhisi alıyor. Bir başka deyişle, Türkiye’ de her yıl 6,000’den fazla çocuğa Cerebral Palsy tanısı konuluyor. Tanı alan çocuklarda hareket bozukluğu ile birlikte görme, işitme, algılama sorunları ve epilepsi gibi farklı durum ve rahatsızlıklara da rastlanabiliyor. Cerebral Palsy’li her dört çocuktan biri konuşamıyor, üç çocuktan biri yürüyemiyor, iki çocuktan biri zihinsel engelli, dört çocuktan birinin ise epilepsisi bulunuyor. Cerebral Palsy’li çocukların ömür boyu özel eğitim ve rehabilitasyon desteği almaları gerekiyor.  

STEPtember, Cerebral Palsy’li çocukların hayatlarında pozitif etki yaratmak ve konuya herkesin destek eli uzatmasına olanak vermek amacıyla hayata geçirilen bir sosyal sorumluluk projesi. Avustralya’daki Cerebral Palsy Alliance tarafından 2011 yılında başlatılan ve September (Eylül) ile Step (adım) kelimelerinin birleşmesinden türetilmiş olan STEPtember, her yıl Eylül ayında ekip ruhuyla gerçekleşen eğlenceli bir spor ve farkındalık etkinliği. Katılımcılar bir yandan kendi sağlıkları için günde on bin adım atarlarken diğer yandan da Cerebral Palsy’li çocuklar için sosyal çevrelerinden bağış topluyorlar. Söz konusu etkinlik, dünyanın farklı ülkelerinde eş zamanlı olarak gerçekleştiriliyor. Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı, 2014 yılında, ülkemizi temsilen bu ağa dahil olmuş bulunuyor.   STEPtember Projesi’ ne destek veren katılımcılar dört kişilik takımlar oluşturuyorlar ve Eylül ayı başından itibaren adımlarını Cerebral Palsy’li çocuklar için atmaya başlıyorlar: Hedefleri, günde 10.000 adım…  

Projeye dahil olmak isteyen gönüllülerin önce www.steptember.org.tr üzerinden kayıt yaptırmaları ve Eylül ayı boyunca her gün attıkları adımları web sitesine ya da STEPtember Mobil Uygulaması’ na girmeleri gerekiyor. Ardından da bağış toplayabilmek için konuyu çevrelerine sözlü olarak ya da sosyal medya aracılığıyla duyurmaları…  

Proje süresince katılımcılara, hedeflerine ulaşabilmeleri için destek vermek üzere Cerebral Palsy’li çocuklardan oluşan “Hareket Elçileri” eşlik ediyor. “Hareket Elçileri”; gönüllülerin günlük 10.000 adım hedefine ulaşma yolculuklarında bazen onlarla egzersizler hakkında ipuçları paylaşırken, bazen de bağış toplarken kullanılabilecek yöntemlerden söz ediyorlar.  

İçinde bulunduğumuz pandemi döneminde aramızda mesafeler olsa da, STEPtember katılımcılarının ortak bir hedefte birleşmelerini mümkün kılacak. Her katılımcı evinde, ofisinde ve öğle molasında bireysel olarak yapacağı yürüyüşler veya spor aktiviteleri ile günlük 10.000 adım hedefini gerçekleştirebilecek. Günün sonunda her takım üyesinin attığı adımlar ve topladığı bağışlar, STEPtember uygulamasında Cerebral Palsy’li çocuklar için bir araya gelecek. Böylece hem sosyal mesafeyi koruyarak sağlıklı bir yaşam için hareket etme hem de aradaki mesafelere rağmen ortak iyilik hedefinde buluşabilme olanağı sağlanmış olacak.  

Projenin ülkemizdeki Temsilcisi olan Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı Genel Direktörü Nigâr Evgin, 2020 yılında 40’tan fazla kurumsal firma ve 2.500’e yakın katılımcının topladığı 1.601.445 TL. tutarındaki bağışın Cerebral Palsy’li çocukların eğitim ve tedavilerinde kullanıldığını söylüyor. Evgin, çocukların yaratılan fon sayesinde eğitim-öğretim bursu aldıklarını; psikolojik ve sosyal destek, erken müdahale hizmeti, fizyoterapi, hidroterapi ve özel eğitime ulaştıklarını ifade ediyor. Proje getirisiyle bilimsel çalışmalara da destek verildiğini belirten Nigâr Evgin, “Bu sene daha çok çocuğa yardım eli uzatarak yüzlerini güldürmek istiyoruz. Bu yüzden bu yıl daha çok destekçiye ulaşarak 1.800.000 TL’lik bağış hedefimizi gönüllülerimizle birlikte tamamlamak için çalışıyoruz.” diyor. 

Gelin bizler de bu Eylül’de adımlarımızı Cerebral Palsy’li çocuklar için atalım ve onlara umut olalım... 

Yazının Devamını Oku

Sürdürülebilir bir hayat için…

Merhabalar sevgili okurlar.

İstanbul’un trafik sorunu yıllardır gündemden düşmüyor. Ancak alınan hiçbir önlem bu sorunu çözmeye yetmiyor. 

Geçtiğimiz Cumartesi akşamı can yoldaşım Mercan ile hem biraz hava almak hem de pandemi günlerinin sıradanlığından bir gece olsun kurtulabilmek için, yemeğimizi genç yaşımdan beri üyesi bulunduğum İstanbul Yelken Kulübü Sosyal Tesisleri'nde yemeye karar verdik.  

Fenerbahçe’deki tesislere gitmek üzere engelli bireylere hizmet veren Engelsiz Nakil Şirketi’nden bir araç istedik ve saat 19.00’da yola çıktık. Günlerden cumartesi olduğu için, yol haliyle biraz kalabalıktı. Ancak Feneryolu’ ndan Kalamış Caddesi’ ne indiğimiz anda trafiğin durma noktasında olduğunu gördük. Evet, o istikamete giden araç oldukça fazlaydı; ama trafiğin durma noktasına gelmiş olmasının nedeni bu değildi. Yol boyunca caddenin her iki tarafı park halindeki araçlarla işgal edilmişti. Bu yüzden yol caddenin geniş kısımlarında iki şeride, dar kısımlarında ise tek şeride düşüyordu. Sonuçta internete göre 4 dakikada, bana göre ise en fazla 15 dakikada varmamız gereken mekâna ancak 1 saat 15 dakikada, Saat 20.15’te ulaşabildik.  

Spor kulüplerine ait sosyal tesislerin ve sayısız kafe ve restoranın yer aldığı bir semt Fenerbahçe. Bu yüzden cumartesi akşamları trafiğin biraz daha yoğun oluşu normal. Ancak yolun her iki tarafının park halindeki araçlarla işgal edilmiş olması normal değil. Bu kadar işlek bir caddeye neden park yasağı getirilmediğini bir türlü anlayamıyorum.  

Ben trafik konusunda uzman bir kişi değilim. Ama trafik sorununu çözmek için biz vatandaşların da katkı vermeleri gerektiğinin farkındayım. Nasıl derseniz, kendimce şöyle açıklayabilirim: 

Günümüzde pek çok şirket üst düzey çalışanlarına araç tahsis ediyor ve bu araçların masraflarını karşılıyor. Dikkat ederseniz, özellikle iki yaka arasındaki köprü geçişlerinde her arabada yalnızca bir kişi olduğunu görüyoruz. Oysaki aynı semtlerde yaşayan arkadaşlar aynı aracı paylaşabilirler. Ya da kendilerine özel araç tahsis edilmiş olsa bile, eğer gün içinde bu araca ihtiyaçları olmayacak ise şirketlerinin genel servisini kullanabilirler.  

Bir türlü anlayamadığım bir diğer husus ise, herhangi bir engeli olmayan kişilerin neden toplu taşımayı kullanarak yarım saatte gidebilecekleri yere özel araçlarıyla bir buçuk saatte gitmeyi tercih ettikleri. Zira engelim beni en fazla köprü trafiğinde kaldığım zamanlar rahatsız ediyor. Çoğu zaman gideceğim yere geç kalmamak için, gereğinden çok daha önce çıkmak zorunda kalıyorum evden.   

Bugünlerde basında en fazla yer alan konulardan biri de Küresel İklim Krizi. Kullanılan fosil yakıtların (kömür, petrol ve doğalgaz) ürettiği sera gazı ekolojiye büyük zarar veriyor. Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) ve uluslararası örgütlerin küresel sıcaklık artışına ilişkin hazırladığı rapora göre; pandemi nedeniyle karantina döneminde karbon salınımı %17 azalmış olsa da atmosferdeki uzun süreli gaz konsantrasyonları artmaya devam ediyor. Raporda küresel sıcaklık artışının gelecek beş yılda 2,7 santigrat derece yükselerek Sanayi Devrimi öncesindeki tehlikeli seviyelere ulaşılabileceği uyarısında bulunuluyor. Söz konusu olası artışın Paris İklim Anlaşması’ ndaki “küresel sıcaklık artışının 1,5 santigrat derecede tutulması” hedeflerini karşılamadığına dikkat çekiliyor ve iklim değişikliğinin “geri dönüşü olmayan” etkilerinin artmaya devam ettiği ifade ediliyor. 

Yazının Devamını Oku

İyi eğitimli ve gelişmeye açık gençler

Merhabalar sevgili okurlar.

Dün üniversite tercihlerinin son günüydü. Yüzbinlerce gencimiz geleceklerini inşa etmek üzere bir adım daha attı. Umarım hepsi hayal ettikleri eğitime ve güzel bir geleceğe kavuşur.

Gençlerimizin kendilerini geliştirmelerine ve hayallerini gerçekleştirmelerine destek olan sivil toplum kuruluşlarından söz etmeye bu yazımda da devam etmek istiyorum. Bilgilendirme bültenlerini takip ettiğim Yücel Kültür Vakfı da gençlere çeşitli destekler sunan kuruluşlardan biri.

Yücel Kültür Vakfı 1969 yılında gençlerin önüne olanaklar sunabilmek amacıyla bir araya gelen eğitimciler, iş insanları ve meslek erbabından oluşan 66 kişi tarafından kurulmuş. Kurucular işe, öncelikle, vakıf bünyesinde bir dershane kurup çeşitli kurslar ile gençlerin meslek sahibi olmalarına katkıda bulunarak girişmişler. Vakıf, bugün hem düzenli olarak sağladığı burslar hem de düzenlendiği çeşitli etkinlikler ile 16-33 yaş arasındaki gençlere kendilerini geliştirmeleri için olanaklar sunuyor.

Yücel Kültür Vakfı, yurt içinde ve yurt dışında başarılı fakat maddi desteğe ihtiyacı olan orta öğretim, üniversite, yüksek lisans ve doktora öğrencileri için çeşitli burslar veriyor. Vakfın kültür, sanat, spor alanlarında başarılı ve imkânı kısıtlı gençlerin çalışmalarına ve projelerine yönelik katkı bursları olduğu gibi orta öğretim öğrencilerinin yarışmalar, seminerler, araştırma projeleri, toplantılar, kültür-sanat ve bilim ağırlıklı faaliyetlere katılabilmeleri için sağladığı destekler de mevcut.

Benim en çok dikkatimi çeken burs türü, öğrenci olmadığı halde yabancı dil öğrenmek isteyen gençlere sağlanan burs oldu. Yabancı Dil Bursu’na hak kazanan öğrencilerin kurs ücretinin yarısı vakıf tarafından ödeniyor. Küreselleşen dünyada yabancı dil bilmenin gençler için önemi tartışma götürmez. İş imkanları bir yana, farklı kültürler tanımakla ufkunu açıyor, ruhunu zenginleştiriyor insan. Bu nedenle, özellikle böyle bir burs imkânı sunuluyor olması bana çok anlamlı geldi. Zira vakfın amaçları arasında  “dünya gençlerini bir araya getirerek sosyal ve kültürel faaliyetlerde bulunarak diğer kültürler ile olan iletişimlerini de güçlendirmek ve sosyal gelişimlerini sağlamak” da bulunuyor. Kuşkusuz dil bu konuda vazgeçilmez bir araç. Pandemi sürecinde, ayrıca, İngilizce Konuşma Kulübü düzenlenmiş. Gençler kendi seviyelerindeki akranlarıyla ücretsiz ve çevrim içi olarak, bir kolaylaştırıcı eşliğinde, bir araya gelerek  pratik yapma olanağı bulmuşlar.

Vakıf, bursların yanısıra, “gençlerin çağın teknoloji ve imkanlarını kullanarak öncelikle kendilerini ve yeteneklerini geliştirmelerini” sağlama misyonu doğrultusunda pek çok etkinlik, seminer, söyleşi düzenleyerek de gençlerin kişisel gelişimlerine katkıda bulunuyor. Yogadan bilişime uzanan son derece geniş bir yelpazede gerçekleştirilen etkinliklere göz atarken, Sevgili Arkadaşım Nörolog Dr. Cüneyt Başbuğu’nun "Alışkanlıklar", "Aşkın Nörobiyolojisi" ve "Beynimiz Nasıl Çalışıyor?" webinarlarıyla karşılaştım mesela.

Yücel Kültür Vakfı gençlerin “cumhuriyet ve demokrasinin temel ilke ve değerlerine sahip, çağdaş, donanımlı, sağduyulu, özgüven sahibi, düşünen, sorgulayan, kendi iç yaratıcılığını harekete geçirebilen, farklı düşünce ve inançlara saygılı, insan ilişkilerinde cinsiyet, ırk, din, dil farkı gözetmeyen, iyi eğitimli, gelişmeye açık, bilgi üreten ve kullanabilen bireyler” olarak yetişmeleri vizyonuyla yola çıkmış bir sivil toplum kuruluşu. Aslında hepimizin hayalindeki de bu değil mi?

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazının Devamını Oku

“Çift Kanatlı Gençler”

Merhabalar sevgili okurlar.

Young Guru Academy (YGA); Türkiye’de kurulan, kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu. YGA, geleceğe umutla bakmamızı sağlayan çift kanatlı gençler yetiştiriyor. Bu gençler hem vicdan hem de donanım kanatlarını insanlığa faydalı inovasyonlar üretirken geliştiriyorlar. Dünya çapında bir ilke imza attıkları girişimler ile sosyal sorunlara teknoloji temelli köklü çözümler üretiyorlar.  

YGA’ ya her yıl 50 binin üzerinde lise ve üniversite öğrencisi başvuruyor. Beş aşamalı mülâkatla 50 kişi seçiliyor. Bu kişiler bilim insanı, akademisyen ve üst düzey yöneticilerden oluşan önemli isimlerden girişimcilik eğitimleri alıyorlar. YGA’ lılara ve YGA projelerine zaman, bilgi ve enerjilerini sunan mentorlar “Hayal Ortakları” olarak adlandırılıyor. 

“Bilim Seferberliği”, çocuklara bilimi sevdirmek için YGA’ nın başlattığı bir sosyal sorumluluk projesi. Millî Eğitim Bakanlığı’nın katkılarıyla hayata geçen Bilim Seferberliği Projesi kapsamında, Türkiye’nin her köşesindeki ihtiyaç sahibi köy okullarına en son teknolojiyi anlatan Bilim Setleri gönderiliyor. Bu sayede çocuklar bilimi eğlenerek öğreniyor ve bilimsel bakış açısı kazanıyorlar.  

YGA; önceden nasıl okuma yazma seferberliğine ihtiyacımız varsa bugün de gelişebilmemiz için Bilim Seferberliği’ ne, çocukların erken yaşta teknoloji ile tanışmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyor. Eğer çocuklarımızın bilim ve teknoloji ile erken yaşta tanışması bugünden sağlanabilirse, ülkemizin kalkınacağına inanıyor. 

YGA’ nın Global Impact Programı, ortaokul seviyesi ile başlayan ve üniversite seviyesinin sonuna kadar devam eden kümülatif bir program.  

* “Global Impact Middle School”, ortaokul öğrencileri için özel olarak hazırlanmış iki yıllık bir sosyal inovasyon programı. Hedef; çift kanatlı, dünya sorunlarına duyarlı ve o sorunlar için köklü çözümler üretebilecek gençler yetiştirmek.  

* “Global Impact High School”, dünyadaki sorunların farkında olan, bu sorunların kök nedenlerini söyleme cesaretine sahip, bu sorunlar için tek başına değil ekibiyle birlikte teknoloji temelli inovasyonlar geliştirmek isteyen, bu inovasyonları hayata geçirirken ekibiyle birlikte gelişmeye açık olan lise öğrencileri için tasarlanmış bir program. Bu program için ideal adaylar, 9, 10 ve 11. sınıftaki öğrenciler. 12. sınıftaki öğrencilerin mezun olduktan sonra Global Impact University Programı’na başvurmaları öneriliyor. Tüm dünyadan öğrencilere açık olan programın içerik dili İngilizce. Bu nedenle en az orta düzeyde İngilizce yeterlilik gerekiyor. 

* “Global Impact University” programına başvuru yapabilmek için öğrencilerin Türkiye’de bir üniversiteye kayıtlı olması gerekiyor. Bu programa kabul edilenler, Dünyanın en saygın üniversiteleri ile yapılan stratejik ortaklık kapsamında uluslararası öğrencilerle birlikte çalışma olanağına sahip oluyorlar. 

Yazının Devamını Oku

Enfeksiyon hastalıkları konusunda örnek bir merkez

Merhabalar sevgili okurlar.

Çoğunuzun bildiği gibi, iş hayatıma Türkiye İş Bankası A.Ş.’ nin bir bağlı kuruluşu olan Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A.Ş.’ nde başladım ben. İlk banka hesabımı Türkiye İş Bankası’nda açtım ve hâlâ aynı hesabı kullanıyorum. Demem o ki, İş Bankası her zaman hayatımın önemli bir parçası oldu.  

Yıllar geçtikçe kas hastalığım da ilerledi. Vücudumun şekli iyice bozuldu; omuzlarım kalçama değer oldu. Bu durum arkama dayanmama engel oluyor, eğri büğrü oturmaktan sürekli belim ve sırtım ağrıyordu. Sonra bir gün, bir mucize oldu. Türkiye Kas Hastalıkları Derneği’ nin bir toplantısında Prof. Dr. Hülya Kayserili ile tanıştım. Kendisi hem Koç Üniversite Akademik Kadrosu’ nda yer alıyor hem de yeni kurulan Koç Üniversitesi Hastanesi’ nde görev yapıyordu. Beni hastaneye davet etti ve ben orada, geçireceğim bir omurga operasyonu sonucunda yeniden dik oturabileceğimi öğrendim. 

Hiç tereddüt etmeden önerilen ameliyatı oldum ve dimdik bir vücuda kavuştum. Ameliyatım, geçen yıl, Avrupa’da saygın bir tıp dergisinde yayımlandı. Zira bu ameliyat benim yaşımda ve benim durumumda bir kas hastasına dünyada ilk kez yapılıyordu.  

O günlerden sonra Koç Üniversitesi Hastanesi de hayatımın önemli bir parçası haline geldi. Bir süre önce, yaşamımda büyük yer tutan bu iki kurumun -Koç Üniversitesi ve Türkiye İş Bankası- iş birliği ile bir Enfeksiyon Hastalıkları Araştırma ve Uygulama Merkezi kurulduğunu öğrendiğimde gidip görmek ve öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istedim.  

21. Yüzyılın ilk salgını olan İnfluenza A HIN1’i yaşarken 2010 yılında kurulan Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından üç ana zorlu araştırma alanı belirlenmiş. Ortaya çıkan enfeksiyonlar bu üç büyük zorlu alandan biri imiş. Bu karar ile 2015 yılında tamamlanan hastane binasının yapımına Biyogüvenlik Seviye (BSL-3) laboratuvarı da dahil edilmiş. 

Ortaya çıkan virüslerin yanı sıra küresel bir halk sağlığı sorunu haline gelen antimikrobiyal direncin giderek artmasıyla, Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Birimi bu alanı da araştırma gündemine almış. 

2019 yılı sonunda başlayan 21. Yüzyılın ikinci salgını Covid-19 pandemisinin beklenmedik bir morbidite (tıp dilinde hastalık) ve mortalite (ölüm) ile yayılması, Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin bulaşıcı hastalıklarla mücadeleye katkı sağlama çabalarını hızlandırmış. Konu ile ilgilenen çekirdek ekip araştırma kapasitesini artırmak için çalışmalarını sürdürürken, Türkiye İş Bankası ekibe 25 milyon TL. hibe ve paha biçilmez motivasyon desteği sunmuş. Bu yüksek motivasyon; ekibin araştırma, eğitim ve bilgiyi yayma kapasitesine hız kazandırmış.Koç Üniversitesi-İş Bankası Enfeksiyon Hastalıkları Araştırma ve Uygulama Merkezi (KUISCID) kurulduğu günden bu yana enfeksiyon hastalıklarını anlamak, tedavi etmek ve önlemek üzerine geniş kapsamlı bilimsel araştırmalar yürütüyor. Ve bunu yaparken, laboratuvar ve klinik düzeyde bulgular arasında bir köprü oluşturmayı hedefliyor. Merkez çok farklı disiplinleri bir araya getiren, hasta başındaki işlemlerden (sahadan) laboratuvar çalışmalarına uzanan çok yönlü bir yapıya sahip.  Merkez’in Direktörü, Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ender Ergönül, yeni enfeksiyonların dünyanın zorlu bir halk sağlığı sorunu olduğunu söylüyor. Profesör Ergönül; Nobel ödüllerinin üçte birinden fazlasının enfeksiyonlar ve bağışıklık alanında veriliyor oluşunun, konunun bilimsel gelişimdeki önemini gösterdiğini ifade ediyor. Görüşmemiz esnasında, ödüllü, kıdemli ve çok değerli bir doktor olan Profesör Ergönül’ ün ülkemiz için büyük bir şans olduğunu gördüm ve kendisini tanımaktan onur duydum. 

Yazının Devamını Oku

Nefes

Merhabalar sevgili okurlar.

Güçlü akciğerler sayesinde alınan kaliteli nefes stresi azaltıyor, lenf sistemini uyarıyor ve detoks etkisi yaratıyor. Yalnızca hayat kalitemizi arttırmak için değil hayatta kalmak için de akciğerlerimizin sağlam ve güçlü olması gerekiyor. 

Vücudumuz için gerekli olan oksijen gazı, organlara akciğerler tarafından sağlanıyor. Akciğerler bu fonksiyonunu yerine getiremediğinde -ya da tam olarak yerine getiremediğinde- ise, solunumu destekleyen ya da dışarıdan oksijen veren cihazlara gereksinim duyuyoruz. En sık kullanılan iki farklı solunum destekleyici cihazlar “BPAP” ve “CPAP”. “BPAP iki seviyeli pozitif hava yolu basıncı”, “CPAP sürekli pozitif hava basıncı” anlamına geliyor.  

PAP tedavi tekniklerinin ilki olan CPAP, OSAS’ ın (obstrüktif -tıkayıcı- uyku apne sendromunun) standart, etkin ve güvenli bir tedavi şekli. İlk kez 1981 yılında Colin Sullivan ve arkadaşlarının tanımlamış olduğu CPAP cihazı önceleri küçük bir soba boyutunda iken, teknolojinin katkılarıyla, günümüzde neredeyse avuç içine sığacak boyutlara gelmiş durumda. CPAP cihazı, özetle, oda havasını hastaya istenilen basınçta düşük dirençli bir hortum ve maske aracılığıyla ileten; yüksek devirli motoru sayesinde sürekli pozitif basınç verebilen; bu sayede hastanın üst solunum yolunu açık tutmayı başaran iyileştirici bir tedavi cihazı olarak tanımlanabilir. 

1990 yılında Sanders ve Kern tarafından CPAP’ a alternatif olarak geliştirilmiş olan BPAP (ya da İki Seviye Pozitif Havayolu Basıncı) ise; akciğerlerde ve solunum tüplerinde potansiyel tıkanmaları önlemek amacıyla, bir maskenin içinden basınçlı solunum havası sağlayan, Non-invazif (Non-invasive) yani cerrahi işlem gerektirmeyen bir tedavi yöntemi. BPAP’ ın en önemli özelliği, temel olarak, soluma ve soluma üzerindeki basıncı izleyen iki ayarla gelmesi. Hastaların nefes alma kapasiteleri ve nefes alma ile ilgili tüm devam eden sorunları baskıyı artırarak ve uyurken düşerek nefes almaya zorlayarak kontrol ediyor.

CPAP ve BIPAP arasındaki temel fark ise şöyle özetlenebilir: CPAP makineler yalnızca gece boyunca sabit kalan tek bir basınca ayarlanabiliyor; BPAP makineler iki basınç ayarına (yüksek soluma ve düşük soluma) ayarlanabiliyor. BPAP’ taki bu ikili ayar sistemi, hastanın solunum sistemine daha fazla hava girmesini sağlıyor. 

Ben uzun bir süredir BİPAP cihazı kullanıyorum. Önceleri yalnızca geceleri kullandığım bu cihaza artık gündüzleri de gereksinim duyar hale geldim. Ancak, yukarıda da söylediğim gibi, BPAP cihazı ile basınçlı hava bir maskenin içinden solunabiliyor. Yani bu cihazı kullanırken konuşmak mümkün olamıyor. Konuşmam gereken durumlarda bir başka cihaz -oksijen konsantratörü- kullanmam gerekiyor.  

“Oksijen Konsantratörü” ya da diğer adıyla “Oksijen Jeneratörü”, oksijen ihtiyacı olanların bu ihtiyaçlarını gidermek için kullanılan tıbbi bir cihaz. Bu cihaz havadaki oksijeni ayrıştırıyor ve %90- %95’e kadar saflaştırarak hastaya veriyor. Oksijen konsantratörü, ortamda bulunan havayı filtre etmesine rağmen, ortamda bulunan oksijen seviyesini değiştirmiyor. Bir oksijen konsantratörü, bir pencere klima ünitesi gibi çalışıyor; dışarıdaki havayı alıyor, onu değiştiriyor, filtreliyor ve yeni bir formda -oksijen olarak- sunuyor. Oksijen, konsantratörden bireye genellikle bir burun kanülü vasıtasıyla ulaştırılıyor. 

Ev dışında kullanmak üzere üretilmiş taşınabilir konsantratörler de mevcut. Benim, bir arkadaşımın hediyesi olan, böyle taşınabilir bir cihazım var idi. Ancak bir buçuk iki yıl kadar önce cihaz arızalandı; tamiri için ise çok yüksek bir meblâğ talep edildiği için onarımı mümkün olamadı. Ben de o gün bu gündür çok mecbur kalmadıkça, ev dışına çıkmaktan kaçınır oldum.  

Yazının Devamını Oku

“Adana’da Engelsiz Yaşam Merkezi” Projesi

Merhabalar sevgili okurlar.

“Adana’da Engelsiz Yaşam Merkezi” Projesi; ‘Dezavantajlı Kişilerin Sosyal Entegrasyonları ile İstihdam Edilebilirliklerinin Geliştirilmesi Hibe Programı’ kapsamında, Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülmüş bulunuyor.  

Söz konusu Proje ile Adana ilinde yaşayan engelli ve dezavantajlı bireylerin işgücü piyasasına girişi önündeki engellerin kaldırılması, istihdam edilebilirliklerinin artırılması için gerekli kişisel ve mesleki becerilerin oluşturulması hedefleniyor. Projenin hedef grubunda 200 engelli ve dezavantajlı birey bulunuyor. Bu bireylerin mesleki yeterliliklere sahip olabilmeleri ve sosyal entegrasyonlarının artırılması amacıyla, proje kapsamında; yedi ayrı mesleki eğitim (Aşçılık, Servis Hizmetleri, Kat Hizmetleri, İşaret Dili, Masaj, Temel Bilgisayar ve Yüzme Eğitimleri) verilmiş durumda.  

Eğitimlerini başarıyla tamamlayan kursiyerlere, proje bitiminde hem proje ile ilgili bir sertifika hem de Halk Eğitim Merkezi’ nce onaylanmış bir ikinci sertifika verilerek işe girmeleri önündeki eğitimsizlik sorunu giderilmiş oldu. Proje kapsamında; ayrıca bir seminer, bir çalıştay, üç söyleşi ve bir festival yapılarak engelli ve dezavantajlı bireylerin sorunları ele alındı ve çözüm yolları bulunmaya çalışıldı. Katılımcılar kendileri için var olan hizmetler ve iş fırsatları hakkında bilgilendirilerek, farkındalığın artması sağlandı. 

Farkındalık faaliyetleri kapsamında; Adana ilindeki engelli bireylerin ekonomik ve sosyal durumu, kamu ve özel sektörün engelli çalıştırma konusundaki isteği, ildeki kurum ve işletmelerde çalışan engelli sayısı gibi bilgilerin yer aldığı bir araştırma raporu hazırlandı. Raporun saha kısmı, Adana ilinde, kişiler ve kurumlar ile yüz yüze mülâkat şeklinde gerçekleştirildi. Araştırmanın örnekleminde; çalışan, çalışmayan ve iş arayan 50 engelli birey, engelli işçi çalıştıran özel ve kamu kurumlarından 25 işveren/yönetici ve engelli işçi çalıştırmayan ve çalıştırma zorunluluğu olmayan 25 işveren/yönetici bulunuyor. 

Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülmüş olan “Adana’da Engelsiz Yaşam Merkezi” Projesi kapsamında yapılan görüşmelerin amacı; Adana ilindeki engelli bireylerin sosyal ve ekonomik durumları konusunda bir arka plan sahibi olmak, kamuda ve özel sektörde engelli istihdamı ile ilgili algı ve deneyimler hakkında bilgi edinmek ve katılımcıların Adana’da engelli istihdamı önündeki zorluklar hakkında bilgi ve deneyimlerini keşfetmek idi.  

Araştırma sonunda engellilerin istihdam edilmesindeki zorluklar ve işverenlerin engelli istihdam etmemeleri ile ilgili en önemli gerekçeler sırasıyla; işe ve sektöre uygun, vasıflı/mesleki eğitimli/kalifiye engellinin bulunamayışı, engelli çalışan bulunamaması, İŞKUR’un uygun engelli göndermemesi, engellilerin çalışma isteksizliği/istikrarsızlığı/ devamsızlığı ile uyum ve iletişim sorunları olarak tespit edildi.  

İşverenlerin engelli işçi istihdam etmeme gerekçelerinin temelinde kişiyi verimli kullanamama endişesi yatıyor. Verimlilik kaygısı aynı zamanda istihdam edilecek engellinin, eğer zorunlu ise, engel türünü de işveren açısından önemli kılıyor. Araştırmaya engelli çalışan örneklemi açısından bakıldığında, görme engellilerin en az tercih edilen engelliler oldukları görülüyor.  

Araştırmanın önemli bulgularından birisi de, yukarıda ifade edilen tespitlerin aksine, engellilerin işlerini daha büyük bir özveri ve sorumluluk bilinci içinde yapıyor oluşları. Engelli çalışanların eğitim-istihdam ilişkisine bakıldığında ise; birbirinden çok farklı olarak, en düşük ya da en yüksek eğitimli engellilerin tercih edildikleri görülüyor. Bu doğrultuda da engellilerin düşük ya da nitelikli işlerde eğitim değişkenine bağlı olarak tercih edildikleri tespit edilmiş bulunuyor. İlkokul ve lisans mezunları en çok tercih edilen grupta yer alıyorlar. İşverenlerin engelli çalıştırmama konusundaki en önemli gerekçelerinden birisi de ‘nitelikli ve mesleki eğitimli çalışan bulamamak’ olarak çıkıyor karşımıza.  

Yazının Devamını Oku

Engelliler için Moda Tasarımı

Merhabalar sevgili okurlar.

Tasarım endüstrisinde ırktan cinsiyete her kesişim noktasında kapsayıcılık için gittikçe büyüyen bir talep bulunuyor; ancak fiziksel engellere sahip kişiler potansiyel bir pazar olarak görülmüyor. Tasarımcılar erişilebilirliği dijital tasarım alanlarında bir öncelik haline getirmeye başlamış olsa da bütünsel tasarım kapsayıcılığını uygulamaya yeni başlayan pek çok tasarım sektörü -moda sektörü gibi- bulunuyor.  

Engellilere yönelik moda tasarım uzmanı Stephanie Thomas, “Tüketici olarak değer vermediğiniz insanları göremezsiniz; göremediğiniz insanlar için tasarım yapmanız da mümkün değildir.” diyor ve tasarımcıları hedef pazarlarını yeniden gözden geçirmeye davet ediyor. 

Tüm engelli bireylerin aynı olduğu ve aynı ürünlere ihtiyaç duyduğu fikrinin geçmişte kaldığını söyleyen Stephanie Thomas’ ın tasarımları, engelli müşterilerin benzersiz ihtiyaçları konusunda farkındalık kazandırmış bulunuyor. Tasarımın işleve göre uyarlanabileceğini savunan Thomas, “Oturan vücut tipine sahip bir bireyi (yani tekerlekli sandalye kullanıcısını) giydirme süreci, engellere sahip bireyler için tasarımın önemli bir kolu. Arka ceplerde perçin ve kalın dikiş kullanımı tekerlekli sandalye kullanıcılarında dayanılmaz vücut berelenmelerine neden oluyor; aynı zamanda giysi bedenlerinin kişinin sandalyeden başka bir yere geçişine uygun şekilde tasarlanması gerekiyor.” diyor.  

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, dünya çapında yaşamını sürdüren 3,1 milyarın üzerinde engelli bireyin 8 trilyon dolar düzeyinde kümülatif harcanabilir geliri bulunuyor. Bu durumda tasarımcıların, fiziksel engellerle yaşayan müşterilerin yeni ürünler alacak parasının olmadığına yahut daha da kötüsü, alışverişe engeli bulunmayan müşteriler kadar ilgi duymadıklarına dair yaygın mitleri aşmaları gerekiyor.  

Güney Afrikalı Moda Tasarımcısı Balini Naidoo, benzersiz bir Braille tanımlama sistemini giyim markasıyla bütünleştirerek görme engellilere yardımcı olmayı ve aynı zamanda tasarım dünyasında engellilik ile ilgili farkındalık oluşturmayı hedefliyor. Modacı, “Balini” markalı ürünlerinde görme engelli bireylerin giysinin rengi, bedeni, yıkama talimatları ve stil tanımını anlamalarına yardımcı olacak Braille baskılı etiketler kullanıyor. “Kim olursa olsun herkes iyi görünmek ister.” diye düşünen tasarımcı; markasının görme engelli bireylerin kendi moda zevklerine göre seçim yapabilmelerinin onlara güven verdiğini düşünüyor.  

Engellilere yönelik tasarım yapan diğer yenilikçi markalar ise oturan vücut tipleri için giysiler yaratan IZ Adaptive ve engelli kadınların da kullanabileceği evrensel tasarımlara imza atan Kintsugi Clothing. Kintsugi kelimesi Japonca’ da “kırık çanak çömleği altın yaldız kaplanarak tamir edilmiş şekliyle gören bir sanat formu ve felsefesi” anlamını taşıyor. Firma yöneticileri web sitelerinde şirketlerini tanıtırken; bir metafor olarak derin bir anlamı olan bu kelimenin bizlere yaşamımız süresince hem fiziksel hem duygusal olarak pek çok yara aldığımızı ancak bu yaraların bizi zayıflatıp çökertmediğini, aksine geliştirdiğini hatırlattığını söylüyorlar. 

Tommy Hilfiger da bu “uyarlanabilirlik” hareketine katılarak, “Tommy Adaptive” markasının lansmanını yapmış bulunuyor. Markanın web sitesinde, yeni tasarımlarının arkasında yatan hedefler şöyle açıklanıyor: “Kendi kişisel deneyimleri ve Tommy’ nin otizmli çocuklarla olan geçmişinden ilham alan ekibimiz gerçekten işe yarayan çözümler ortaya koymak için tasarım sürecini yeniden gözden geçirdi.” Marka, giyinmeyi daha kolay hale getirmek üzere tek elle kapanan, geniş açıklıklara sahip ve oturma opsiyonu içeren giysileri ön plana çıkarıyor. 

Ancak ne yazık ki bu ürünler henüz Türkiye pazarına girmiş değil. 

Yazının Devamını Oku

“Geleceğin Kahramanları”

Merhabalar sevgili okurlar.

7 Nisan tarihindeki yazımda sizlere, genç kadınlara daha aktif ve kendine güvenen bireyler olma yolculuklarında liderlik becerileri kazandırabilmek amacıyla kurulmuş bir sivil toplum kuruluşu olan, Değişim Liderleri Derneği’nden (DLD) söz etmiştim. Dernek; yürüttüğü Kıvılcımlar Programı ile üniversiteli genç kadınlara önlerindeki zorlukları aşmaları iş ve toplumsal hayatlarında daha aktif olabilmeleri, daha çok sorumluluk almaları ve lider olabilmeleri için gerekli beceriler konusunda destek oluyor.  

Mülâkat ile seçilen ve “Kıvılcım” olarak adlandırılan üniversiteli genç kadınlar, 8 aylık bir süre içinde, 6-8 kişilik gruplar halinde çalışarak Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri doğrultusunda bir sosyal değişim projesi üretiyorlar ve ürettikleri projeyi planlama safhasından başlayarak aşama aşama gerçeğe dönüştürüyorlar. 

Değişim Liderleri Derneği’ nin, Kıvılcımlar Programı Projelerini de içeren, 2020-2021 Faaliyet Raporu geçtiğimiz günlerde yayınlandı. 2020-2021 döneminde 7 proje gerçekleştirildi. Bugünkü yazımda ne yazık ki bu projelerin tümüne birden yer verebilmem mümkün değil. Ama zaman içinde hepsinden söz etmeye çalışacağım. Bugün ise sizlere Pandora Grubu’nun projesini anlatacağım.  

Pandora Grubu’nun üyeleri 9 Eylül Üniversitesi’nden Elif Kurşun, Elif Konca, Melike Nur Bayrakçı, Serap Akın; Ege Üniversitesi’nden Şevval Tabakoğlu, Semanur Çelik; İzmir Ekonomi Üniversitesi’nden Rabia Hamurcu ve Celal Bayar Üniversitesi’nden Hatice Şevval Görgülü. Grubun projesinin adı ise “Geleceğin Kahramanları”.  

Projenin amacı; 

* Sürdürülebilirliği günlük hayatımıza aşılayarak tasarruf konusunda bilinçli bir toplum oluşturmak

* Bireylerin sadece kendi hayatlarına değil aynı zamanda çevrelerindeki insanların hayatlarına da bilinçli tüketmeyi dahil etmeyi sağlamak

* Yanlış bilinen ve gözden kaçan küçük büyük eylemleri ayırt etmelerine yardımcı olmak

Yazının Devamını Oku

2021-2022 öğrenim yılı üniversite öğrencilerine burs veren kurumlar

Merhabalar sevgili okurlar.

2021-2022 öğretim yılı üniversite giriş sınavı (ÖSYM), hepimizin bildiği gibi, 26-27 Haziran tarihlerinde gerçekleştirildi. Sınav sonuçları 4 Ağustos 2021 tarihinde açıklanacak. Ancak henüz tercih süresi hakkında net bir tarih verilmemiş bulunuyor. 

2021-2022 öğrenim yılında da bazı kurum ve kuruluşlar üniversite öğrencilerine burs vermeyi sürdürüyorlar:

* Millî Eğitim Bakanlığı, yüksek öğrenim kurumlarının öğretmen yetiştiren fakültelerini ilk beş tercihi içinde yazan ve bu bölüme girmeye hak kazanan öğrencilere dört yıl boyunca her ay karşılıksız burs veriyor. 

* Türkiye Diyanet Vakfı (TDV), İlahiyat ve İslam Bilimleri alanlarında öğrenim görecek öğrencilere hem yurtiçi hem de yurtdışı burs imkânı sunuyor. 

* Üniversite öğrencilerine devletin burs ve kredi desteğinden sonra en çok maddi destek sağlayan kurum Türk Eğitim Vakfı (TEV). Kurum akademik başarısı yüksek öğrencilere ve bu desteğe ihtiyacı olan öğrencilere burs olanağı veriyor.  

* TÜBİTAK, üniversite öğrencilerine burs veren diğer bir kurum. Ancak şartları diğer kurumlara göre daha kısıtlayıcı. 

* Toplum Gönüllüleri Vakfı, haftada en az dört saat toplumsal sorumluluk projelerinde yer alınması koşuluyla, karşılıksız burs veriyor. Bursun devamlılığı için akademik başarı şartı bulunuyor.  

* Vehbi Koç Vakfı bursları; Akdeniz Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, 9 Eylül Üniversitesi, Fırat Üniversitesi, Gaziantep Üniversitesi, Harran Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Marmara Üniversitesi (İktisat, işletme, Siyasal Bilgiler Fakülteleri, Atatürk Eğitim Fakültesi), Mersin Üniversitesi, Muğla Sıtkı Koçman üniversitesi, 19 Mayıs Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi (Mühendislik Fakültesi), Van 100. Yıl Üniversitesi’nde öğrenim görecek öğrencilere veriliyor. 

Yazının Devamını Oku

Bizleri gururlandıran sporcu kızlarımız

Merhabalar sevgili okurlar.

2005 yılında Ankara’da dünyaya gelen Merve Tuncel Türk sporunu yüzme branşında, serbest stil kategorisinde temsil ediyor. Yüzme kariyerine ENKA Spor Kulübü bünyesinde devam eden Tuncel, 2020 yılının Şubat ayında düzenlenen FFN Golden Tour Camille Muffat yüzme yarışmasında 1.500 metre serbest stilde 16:29.04’lük derecesiyle Olimpiyat A Barajı’ nı geçerek Tokyo 2020 Olimpiyat Oyunlarına katılma hakkı kazandı. Tuncel, 2020 yılının Aralık ayında ise İstanbul’da düzenlenen Türkiye Arena Kulüpler Arası Kısa Kulvar Genç ve Açık Yaş Yüzme Şampiyonası’nda 1.500 metre serbest stilde Avustralyalı Chelsea Gubecka’ ya ait olan kısa kulvar dünya gençler rekorunu kırmayı başardı. 

Milli yüzücümüz Merve Tuncel; 6 Temmuz 2021 tarihinde başlayan Avrupa Gençler Yüzme Şampiyonası’ nda da kadınlar 800 metre serbest stilde, 8.21.91’lik derecesiyle, gençlerde Avrupa rekoru kırdı ve altın madalya kazandı. Tuncel, 23 Temmuz- 8 Ağustos 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 2020 Tokyo Yaz Olimpiyatlarında; 400, 800 ve 1500 metre serbestte ülkemizi temsil edecek.

2020 Yaz Olimpiyatları ya da resmi adıyla XXXII. Yaz Olimpiyat Oyunları’nın 24 Temmuz- 9 Ağustos 2020 tarihleri arasında Japonya’nın başkenti Tokyo’da yapılması planlanmıştı. Ancak Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) Başkanı Thomas Bach ve Japonya Başbakanı Sinzo Abe arasındaki görüşmenin ardından, IOC Yönetim Kurulu; Covid-19 pandemisi nedeniyle, Tokyo 2020 Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları’ nın “Tokyo 2020” adıyla 2021 yılına ertelenmesine karar verdi. 

Henüz 2-3 yaşlarındayken suyla oynamayı çok seven, Ankara’daki evlerinin banyosundan hiç çıkmayan küçük Merve’nin yeteneği Yenimahalle Belediyesi Spor Kulübü Antrenörü Erhan Bulut tarafından keşfedilmiş. 10 yaşına gelince Eryaman Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi’nde hızla kendini geliştiren Merve, Enka’ya transfer olmuş. Olimpiyatlarda ilk hedefinin finallere kalmak olduğunu söyleyen Merve, 2024’de madalya kazanacağına inanıyor.  

Tokyo Olimpiyatları’nda ülkemizi temsil edecek diğer bir sporcu kızımız ise İlke Özyüksel. Rio Olimpiyatları’nda Türkiye’yi pentatlon kategorisinde temsil eden ilk sporcu olan İlke Özyüksel, Ağustos 2019’da düzenlenen Avrupa Modern Pentatlon Şampiyonası’nda dünya rekoru kırmış bulunuyor. Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de 27 Şubat-2 Mart 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilen Modern Pentatlon Salon Şampiyonası’nın kadınlar kategorisinde yarışan İlke Özyüksel; yüzme, eskrim, binicilik, koşu ve atış yarışlarında 1400 puan toplayarak ikinci oldu. Lazer Run’ da (atış ve koşu) önemli bir başarıya imza atan milli sporcu, 11.20.29’luk derecesiyle kendisine ait dünya rekorunu geliştirdi. İlke Özyüksel Tokyo Olimpiyatları’nda da ülkemizi pentatlon kategorisinde temsil edecek.  

RS:X Rüzgâr Sörfü Dünya Şampiyonası’nda elde ettiği başarı sonucunda 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları için kota alan Olimpik Milli Sporcumuz Dilara Uralp da Tokyo Olimpiyat Oyunları’na hazırlanıyor. Rüzgâr sörfçüsü olan Dilara Uralp İzmir’de sürdürdüğü spor hayatı ile özellikle Türkiye’deki rüzgâr sörfüne yönelik farkındalığın da yükselmesini amaçlıyor. İspanya’nın Barcelona şehrinde düzenlenen Campeonato De Espana De Windsurf 2021’e katılan Olimpik Milli Sporcu Dilara Uralp, kadınlar kategorisinde ikinciliği elde etti. 

Ülkemizi spor alanında gururlandıran bir başka kızımız da Berfe Sancak. 1994 yılında İzmir’de doğan ve Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Berfe, ailesi gibi, spor hayatına milli atlet olarak devam ediyor. Sancak ailesinin atletizm pistlerindeki gururu olan Berfe’ nin anne ve babasının Türkiye ve Balkan rekorları bulunuyor. Kardeşi de kendi yaş grubunda madalyalı bir atlet. 2019 yılında düzenlenen Bosna Hersek Uluslararası Atletizm Yarışmaları’ nda gümüş madalya kazanan Berfe’ nin de hedefi olimpiyatlar.  

1996 yılında Ankara’da doğmuş olan yüzücümüz Nida Üstündağ’ın da kelebek stilde Avrupa ve Türkiye rekorları bulunuyor. Üstündağ, 2016 Rio Olimpiyatları'nda 2.10.02’lik derecesiyle 200 metre kelebek Türkiye rekorunu kırmıştı. Bu rekoru 2018 Avrupa Şampiyonası’nda 2.09.69’a çekti.  

Yazının Devamını Oku

Başarı, başarısızlık ve cesaret üzerine

Merhabalar sevgili okurlar.

Pandemi sürecinde türlü zorluklar yaşayıp bir hayli sıkıldık. Normalleşme sürecine girmemizle beraber içimizde kalan, özlemini duyduğumuz birçok şeye de kavuşmaya başladık. Mezuniyetler de bunlardan biri…

Geçtiğimiz yıl eğitimlerinin çeşitli aşamalarını tamamlayan pek çok öğrenci mezuniyet töreni sevincini yaşayamadı. Oysa bu törenler gençlerin yeni yaşamlarına başlamalarının ilk adımlarını sembolize ediyor. Eksikliğini duyduklarına hiç şüphem yok.

Neyse ki mezuniyet törenleri yavaş yavaş, gerekli önlemler alınarak, yapılmaya başlandı. Geçtiğimiz hafta sonu Sabancı Üniversitesi 2021 Mezuniyet Töreni ve 2020 Mezunlar Buluşması’nı izleme imkânım oldu. Son iki senede mezun olan gençler beklenmedik pandemi koşullarına adapte olmak zorunda kalmış, mezuniyetlerinde bir araya gelmeyi ve bu özel anı birlikte kutlamayı hayal etmişlerdi. Neyse ki Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı’nın da konuşmasında belirttiği gibi, normalleşme ve aşı süreçlerinin hızlanmaya başlamasının etkisiyle ve gerekli tüm önlemlerin alınması sayesinde 2021 Mezuniyet Töreni ve 2020 Mezunlar Buluşması Sabancı Üniversitesi kampüsünde gerçekleştirilebildi.Mezuniyet töreninin onur konuşmacıları Uğur Şahin ve Özlem Türeci idi. Kendileri törene video konferansla katıldılar ve genç mezunlara ilham veren konuşmalarında pandeminin, bilim ve araştırmanın insanlık için ne gibi farklar yaratabileceğini bir kez daha gösterdiğinin altını çizdiler.

2021 mezunları adına mezuniyet konuşmasını yapan Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Ekonomi Programı’ndan bu sene mezun olan Alara Buyuran, üniversitedeki son yıllarını tanımlayan kavramın pandemi nedeniyle “belirsizlik” olduğunu vurguladı. Kendisini okula ilk girdiği yıl "bölümsüz okulun kararsız öğrencilerinden" olarak tanımlayan Alara, mezun olurken artık "belirsizliklerin ortasına mezun olan bir ekonomist" idi. Alara, bunca belirsizlik arasında Sabancı Üniversitesi 2021 Mezunları olarak bu kapıdan çıkarken yanlarına aldıkları belki de en önemli şeyin “cesaret” olduğunu söyledi: "Biz burada bazen bölümümüzden emin olamadık, değiştirmeye cesaret ettik. Bazen o güne kadar verdiğimiz tüm emekleri feda edip yaptıklarımızı yıkmaya yeniden başlamaya cesaret ettik. Şartlar ağırlaştığında bazen sadece devam edebilmeye cesaret ettik. Şimdi, cesaret veren okulun geleceğe güvenen mezunları olarak bu kapıdan çıkmak üzereyiz."Alara, pandemi döneminde yaşadıkları zorluklara rağmen sorunları aşmak konusunda pek çok beceri kazanarak çok dayanıklı bir grup olarak mezun olduklarını da sözlerine ekledi. Alara’nın söyledikleri, Güler Sabancı’nın “Zorlukları aşabilmek için hızlı ve akılcı çözüm bulma becerisi yani beceriklilik ve de duygusal dayanıklılık çok önem kazanıyor. Değişime ayak uyduran, değişimi kucaklayan, şikâyet etmek yerine çözüm üreten bireyler olmak önemli.” sözlerinin Sabancı Üniversitesi öğrencileri tarafından ne kadar benimsendiğinin bir göstergesiydi.

Sabancı Üniversitesi mezunlarına yaptıkları her şeyde cesaret ve tevazu ile hareket etmeyi öneren Özlem Türeci de genç mezunlara başarısızlıktan korkmamaları gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Potansiyelinizi ve size has özel güçlerinizi açığa çıkarmak için hiç durmadan gayret etmeniz gerekli. Yirmi kere başarısız olup, yirmi birinci denemede başarıya ulaşabilirsiniz. Evet, bu Uğur ile hayatımızda hep tekrar eden bir tema oldu. Kariyerimin başında; büyük başarılar elde etmek istiyorsam, yalnızca başarıyla değil, başarısızlıkla da başa çıkabilmem gerektiğini anladım. Enerjinizi başarısızlığınızı saklamaya çalışarak harcamayın. Başarısız olmadan gelişemezsiniz.”

Alara da zaten Sabancı Üniversitesi 2021 mezunları olarak başarısızlıktan asla korkmadıklarını dile getiriyordu: "Bizim korkumuz başarısızlık olmadı hiçbir zaman. Bizim korkumuz son basamağa geldiğimizde merdivenin yanlış duvara dayalı olduğunu fark etmekti. Sabancı Üniversitesi bize yalnızca merdiveni tırmanmayı değil, merdivenin yerinin doğru olup olmadığını da sorgulamayı öğretti."

Sorgulayan, başarıya ulaşmak için başarısızlıkla yüzleşmekten korkmayan, zor koşullar altında cesaretini yitirmeyen gençlerimizin olduğunu gördükçe umudumu asla yitireceğimi düşünmüyorum. Gençlerimizin bu cesaretinin hepimize örnek olmasını diliyorum.

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazının Devamını Oku

Sosyal etki odaklı projeler geliştiren bir sivil toplum kuruluşu

Merhabalar sevgili okurlar.

Habitat Derneği, dijitalleşen dünya ile uyumlu, sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen güçlü ortaklıklar temelinde toplumun tüm kesimlerine yönelik teknoloji, girişimcilik ve finansal bilinç alanlarında kapasite geliştirici ve sosyal etki odaklı projeler geliştiren bir sivil toplum kuruluşu.  

İlk kuruluş vizyonu dünya gençliği ile Türkiye gençliği arasında iletişim köprüsü kurmak olan Habitat, 1995 yılındaki Kopenhag Sosyal Kalkınma Zirvesi ve 1996 yılındaki Birleşmiş Milletler Habitat II Zirvesi için bir araya gelen gençler tarafından 1997 yılında kurulmuş bulunuyor. Dernek, bu vizyon doğrultusunda, gençlerin kapasitelerini geliştirmek ve uluslararası ortaklıklar kurmak adına birçok proje ve program geliştirmiş durumda. 

Habitat, 1997’den bu yana; Türkiye’nin 81 ilinde binlerce genç gönüllüsü ile dil, din, ırk, cinsiyet, siyasal görüş ayrımı yapmaksızın toplumdaki tüm dezavantajlı gruplara yönelik çalışıyor. Bütün toplumsal grupların kapasite gelişimini, çağın gerektirdiği becerilerle donanmasını, fırsatlara erişimini, karar alma süreçlerine katılımını, toplumsal ve çevresel duyarlılıklarının artırılmasını ve kendilerini gerçekleştirebilmelerini destekleyen projelere imza atıyor. Dernek; bütün çalışmalarında hükümetler, yerel yönetimler, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarıyla çok paydaşlı ortaklıklar kurarak yerel ve ulusal düzeyde kamu politikalarına da katkı sağlıyor. Ayrıca, kuruluşundan bu yana Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ nı destekleyen Habitat; toplumsal cinsiyet eşitliğine katkıda bulunmak amacıyla, özellikle kadınların güçlenmesi ve ekonomiye katılımının sağlanması için eğitim ve işgücü odaklı çalışmalar gerçekleştiriyor.  

Habitat Derneği’ nin son projelerinden biri olan “Kız Kardeşim Projesi”; kadınların ekonomik hayata katılımı konusunda gerekli bilgi ve becerilerle donatılarak toplumsal ve ekonomik konumlarının güçlenmesi ve ekonomik kalkınmada rol almaları için desteklenmesi amacıyla, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Coca Cola Türkiye’ nin iş birliği ile yürütülüyor. Proje kapsamında, 2018-2020 yılları içerisinde; finans, bilişim ve girişimcilik eğitimleri ile yüz yüze ve online olarak 29,600, online etkinlikler ile de 22,200’den fazla kadına ulaşılmış bulunuyor. Ayrıca, 2019 yılında ilki düzenlenen Kız Kardeşim Projesi Yerel Lezzetler Hibe Programı ile; gıda girişimciliği üzerine, girişimci kadınların iş geliştirme süreçlerine yardımcı olmak amacıyla 30 ilden 11 girişimci kadına 275 bin TL.’ lık hibe desteği sağlanmış bulunuyor.  

2021 döneminde Kız Kardeşim Projesi ile; Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Habitat Derneği ve Coca Cola iş birliğinde, eğitim müfredatları ve gezici eğitim tırı ile 15,000 kadına ulaşılması hedefleniyor. Yerel eğitimlere ek olarak, yeme ve içme sektörüne yönelik çalışan ve hali hazırda işletme sahibi olan girişimci kadınların işletmelerini geliştirebilmeleri için; 29 girişimci kadının 25’er bin TL ve bir girişimci kadının da 40,000 TL jüri özel ödülü olmak üzere toplamda 765,000 TL’lik iş geliştirme hibesi ile desteklenmesi amaçlanıyor. 

Habitat Derneği tarafından yürütülen, ülkemizdeki gençlerin yaşam kalitesini inceleyen, “Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Araştırma Raporu” nun dördüncüsünün sonuçları da geçtiğimiz günlerde çevrimiçi bir toplantı ile kamuoyuna açıklandı. Saha çalışmaları Nisan ayında tamamlanan dördüncü araştırmada, pandeminin gençler üzerindeki etkisi de ayrıntılı olarak ele alınmış bulunuyor. Bu araştırmanın sonuçlarını, önümüzdeki günlerde, sizlerle bir başka yazıda paylaşacağım. 

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazının Devamını Oku

“Sanat güzelliğin ifadesidir”

Merhabalar sevgili okurlar.

Goethe-Institut İstanbul, Anadolu Kültür, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), Institut Français Türkiye ve Danimarka Kültür Enstitüsü Türkiye Ofisi Ortaklığı’ nda, Türkiye Hollanda Büyükelçiliği iş birliği ile gerçekleşen bir Avrupa Birliği projesi olan CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı Türkiye’de kültür sanat alanındaki sivil toplum çalışmalarını güçlendirmeyi amaçlıyor. Faaliyetlerini Hibe Programları ve Kapasite Geliştirme Programı olmak üzere birbirini tamamlayan iki ana eksende yürütecek olan proje kapsamında, farklı ihtiyaçlara yönelik dört ayrı hibe kategorisinde toplam 14 açık çağrı yapılarak, Mart 2025’e kadar 200’ün üzerinde projeye destek verilecek. 

Söz konusu Kültür Sanat Destek Programı ile, özellikle; kültürel diyalog ve toplumsal katılımı, ifade özgürlüğünü, demokratik süreçleri ve ayrımcılığa karşı çoğulculuğu teşvik eden projelere ve bireylere destek sağlanacak. Öncelikli hedefi ana kültürel merkezlerin ötesine uzanarak Türkiye’nin kültürel alt yapısını yerel düzeyde ve tabana yayılan bir yaklaşımla güçlendirmek olan programdan; kültür sanat alanında çalışan sivil toplum kuruluşları, inisiyatifler, sanatçılar, kâr amacı gütmeden proje üretmek isteyen tüm kişi, kurum ve girişimler yararlanabilecek. 

CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı kapsamında özellikle kariyerinin başındaki sanatçılara, yeni kültür oluşumlarına ve büyük şehirler dışında varlık gösteren aktörlere geniş bir yer ayıracak olan hibe programları; Türkiye’nin farklı bölgelerinde kültür sanat alanında diyaloğun, iş birliğinin ve iletişimin geliştirilmesine katkıda bulunmayı hedefliyor. Başvuruda bulunan projeler değerlendirilirken hak temelli faaliyetleri destekleyen, farklı etnik, dinî, dilsel geçmişe sahip aktörleri bir araya getiren; cinsiyet eşitliği, sosyal uyum, insan hakları, ifade özgürlüğü ve çocuk hakları gibi konulara odaklanan faaliyetlere öncelik verilecek. 

Hibe programları; “Yerel Projeler”, “Yapısal Destek”, “Kentler Arası Ağ Geliştirme” ve “Sanatsal Üretim” başlıklı dört farklı kategoride hayata geçirilecek ve sanatçılara, kültür profesyonellerine, kültür kurumlarına finansman sağlayacak. Program kapsamındaki ilk açık çağrı ise Yerel Projeler Hibe Programı’ nın ilk dönemi için yapıldı. 

Yerel Projeler Hibe Programı; Türkiye’nin daralan sivil alanında hoşgörü, ayrımcılık karşıtlığı, ifade özgürlüğü ve demokratik süreçlerin teşvik edilmesinde kültür-sanat alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarına, kültür operatörlerine ve aktivistlere fon sağlamayı ve alanın demokratikleşmesine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Diyaloğu teşvik eden ve sosyal sorunları mercek altına alan kültürel projeleri kapsamlı ve esnek bir yapıda uygulamayı hedefleyen program, bu amaçla özellikle resmi olmayan yapıları odağına alacak. Geleneksel finansman kaynaklarına erişimi olmayan veya erişimi zor olan başvuru sahiplerine öncelik tanınacak programa, İstanbul, Ankara ve İzmir dışındaki şehirlerden daha fazla katılım ve çeşitlilik için seçim kotası uygulanacak.  

Programa; sergi, çevrimiçi ve matbu yayın, atölye-seminer-sempozyum, konser, performans, tiyatro prodüksiyonu, tüm sanat türlerinde eğitim programları, gazetecilik ve belgeselcilik faaliyetleri, koleksiyon ve arşivcilik faaliyetleri ile film prodüksiyon projeleriyle başvurulabilecek. İlk dönem başvuruları 30 Haziran 2021 Çarşamba günü başlayacak ve 30 Ağustos 2021 Pazartesi günü sona erecek. 

CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı’ nın Ülkemiz için çok önemli bir proje olduğunu düşünüyorum. Zira, Ulu Önder Atatürk’ ün söylediği gibi, "Sanat güzelliğin ifadesidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir."  

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazının Devamını Oku

Bilginin de eğitimin de sonu yok…

Merhabalar sevgili okurlar.

Türkiye’de yayıncılık sektöründe faaliyet göstermekte olan yayıncıları ve yayın dağıtımcılarını temsil eden Türkiye Yayıncılar ve Yayın Dağıtımcıları Birliği Derneği 1985 yılında İstanbul’da kurulmuş bulunuyor. Dernek, 400’ü aşkın üyeye sahip. 

Derneğin amaçları;  

* Yayıncılık mesleğini geliştirmek, kaliteli yayın yapılmasını sağlamak

* Mesleki sorunlara çözümler üretmek, bu amaçla ilgili bakanlıklar ve resmi/sivil tüm kuruluşlarla ortak çalışmalar yapmak,

* Üyelerini ve kamuoyunu aydınlatmak, üyelerinin ve yayıncıların haklarını korumak ve desteklemek,

* Kardeş kuruluşu YAYBİR (Yayıncılar Telif hakları ve Lisanslama Meslek Birliği) aracılığı ile korsan yayıncılıkla mücadele etmek,

* Düşünce ve ifadeleri söz, yazı, resim ve başka yollarla açıklama ve yayımlama özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasına çalışmak,

* Kültür, edebiyat ve sanatın geliştirilmesi ve yayılmasına yardımcı olmak,

Yazının Devamını Oku