GeriAyşe ARMAN Aman dikkat! Temmuz ve ağustos ayında evlenirseniz, çok kötü bir seks hayatınız olur!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Aman dikkat! Temmuz ve ağustos ayında evlenirseniz, çok kötü bir seks hayatınız olur!

Valla, size kalmış...

İster ciddiye alın, ister almayın.

Ama Susan Miller, astroloji alanına yaptığı katkılar ve elde ettiği başarılarla, bir ‘otorite’ kabul ediliyor.

Wall Street broker’larından Paris, Milano ve Tokyo’daki süper modellere, New York’taki kafelerden Sao Paulo ve İstanbul sokaklarına kadar, insanlar, özel ve iş yaşamlarında mutlu ve başarılı olmak için Susan Miller’ın yorumlarına başvuruyor.

Ben de itiraf edeyim, ara ara sıkıştığımda, belli kararları veremediğimde, “Susan Abla ne diyor bakalım” diye sitesini açıp okuyorum.

O tarihlerde gökyüzünü, gezegenlerleri, ruh halimi ve gerginliğimin sebebini anlamaya çalışıyorum. Ben onu yapıcı ve pozitif buluyorum. Bir tür hayat koçu. El feneri var elinde, ışık tutuyor. Tokat atmıyor, okşuyor, yol göstermeye çalışıyor. Astrolojiyi de ‘kâhinlik’ olarak tanımlamıyor, ona göre ‘matematiksel döngüler alanı’. Bir de şu güzel, astrolojik yorumlarının kader olduğuna inanmıyor, herkesin, hayatını kendi seçimine göre şekillendirebileceğini söylüyor.Var yani birtakım şeyleri değiştirmek için şansımız! Kafama uyan kafa bir astrolog yani!

Bu arada Hürriyet Pazar yazarı. ‘Susan Miller ile Astroloji’ adlı Türkçe uygulaması da var artık. Apple AppStore ve Google Play mağazalarından akıllı telefonlara ücretsiz indirilebiliyor. İngilizce dışında ilk mobil uygulamasını Türkçe yayınladı. Mutlaka indirin, Türkçe okumak tabii ki daha kolay, iyi bir tercüme üstelik.

Yeni yıla gireceğimiz bugün, 2018 hakkında genel olarak bir fikriniz olsun istedim. 2018’in hepimiz için mutlu bir yıl olması dileğiyle... Geri giden gezegenlere de dikkat edin!

Aman dikkat Temmuz ve ağustos ayında evlenirseniz, çok kötü bir seks hayatınız olurGelmiş geçmiş en meşhur astrologsunuz. Japonya’dan Brezilya’ya kadar, tüm dünyada tanınıyorsunuz. Bizde de çok seviliyorsunuz, üstelik Hürriyet yazarısınız. Artık bir kıyak yaparsınız. 2018 nasıl bir yıl olacak?

- Öncelikle herkesin yeni yılını kutlarım. Müjdeyi de hemen vereyim: 2018, genel olarak iyi bir yıl olacak.

Oh, iyi bari...

- Tabii ne zaman harekete geçeceğinizi ve ne zaman durmanız gerektiğini bilirseniz. 2018’de gerileyen çok fazla gezegen var. O yüzden çok iyi plan yapmanız gerek. Kendimi önemli göstermek için söylemiyorum ama bu yıl, bir astroloğa her zamankinden daha fazla ihtiyacınız olacak.

GEZEGENLERİN GERİLEDİĞİ TARİHLERE DİKKAT EDİN

Peki bu gezegenler ne zaman gerileyecek?

- 15 Ekim-16 Kasım arasında Venüs gerileyecek. Bu da aşk açısından çok kötü bir dönem olduğu anlamına geliyor. Bu sıralarda evlenirseniz, yandınız. Çiftler arasında olması gereken sıcaklık ve muhabbeti hiçbir zaman bulamazsınız. Kendinizi aşksız bir evlilik içine hapsedebilirsiniz!

Yapmayın...

- Valla durum bu! 26 Haziran-27 Ağustos’ta da Mars gerileyecek. Örneğin satış-pazarlama alanında çalışıyorsanız ya da kendi işinizi yapıyorsanız, yeni bir ürünü piyasaya çıkarmanız çok sakıncalı. Yeni olan her şey için beklemek durumundasınız! Rekabet etmek için güçlü bir Mars’a ihtiyacınız var. Mars aynı zamanda seksin temsilcisi.

O zaman bu aylarda seks de mi yapmayacağız!

- Öyle değil ama evlenmenizi önermem. Mars gerilerken evlenirseniz, çok kötü bir seks hayatınız olur!

E peki önümüzdeki yaz evlenmek için bütün hazırlıklarını yapanlar n’olacak?

- Tavsiyem, kimseye haber vermeden evlenmeleri. Sadece nikâh memuru ve şahitlerin olduğu bir tören yapsınlar. Bir de 2018’de, Merkür’ün gerilediği dönemler var. 22 Mart-5 Nisan ve 26 Haziran-19 Ağustos arası. 16 Kasım ve 6 Aralık’ta da Mars, tam Venüs ileri hareketine başlamışken gerilemeye başlayacak, o nedenle kasım da evlilik için uygun değil.

Desenize bu yıl evlilik için uygun bir yıl değil...

- Ben size haritada gördüğümü söylüyorum. Yine de siz bilirsiniz. Bunun dışında yılın en üzücü ve en mutlu günleri var.

Türkiye için yılın en mutlu günü hangisi?

- Jüpiter’in Güneş’le buluştuğu gün, yani 26 Kasım. En üzücü gün de, 2018’in bitişinden hemen sonraki 2 Ocak 2019 olacak.

EKİMDE PİYASALAR YAVAŞLAYABİLİR

“Büyük bir kriz geliyor” diyen ekonomistler var, astroloji ne diyor?

- Ben zaten ekonomik balon içinde olduğumuzu düşünüyorum ve bu beni endişelendiriyor. Ama bir taraftan da şimdi Jüpiter ve Plüton arasında harika bir işbirliği var. Bu ikisi de finansla ilgili gezgeneler ve birlikteyken her şeyi büyütürler. Dev şirket birleşmeleri olur, şirket kârları inanılmaz yüksek gerçekleşir. 2018’de, bu iki gezegen çok ender bir şekilde, 16 Ocak, 14 Nisan ve 12 Eylül’de üç işbirliği yapacak. Bu çok iyi bir durum. Ne var ki, bu iki gezegenin işbirliği bittiğinde de, etkisi sert bir şekilde hissedilecek. Demek istiyorum ki, ekim ayına geldiğimizde, sermaye piyasalarında bir yavaşlama ve aşağıya gidiş bekleyebiliriz. Dikkatli olmakta fayda var.

BAŞKAN TRUMP SAĞLIK SORUNLARI YAŞAYABİLİR

Sanki dünya çapında, insanların üzerine bir mutsuzluk ve endişe tozu serpilmiş gibi... Siz ne dersiniz?

- Bu tür şeyler, toplumsal değişimler yaşandığında ortaya çıkar. Örneğin endüstriyel çağa geçildiğinde de bu tür endişeler vardı. Şimdi de dijital çağdayız ve bu bazılarımızı kaygılandırabilir. Çünkü değişim ve bilinmezliği herkes tolere edemez. Bazı burçlar, değişen durumlara daha iyi uyum sağlarlar, bazıları sağlayamaz. Örneğin Balık burcu, yeni durumları daha kolay kabullenirken, Boğa ve Oğlak gibi burçlar zorlanabilir. O endişe ve karamsarlığı, değişimi daha az kabullenen insanlarda görebilirsiniz.

Trump’ın seçilmesi pek çok insanı şoke etti. Bu, astrolojik olarak da şaşırtıcı bir sonuç muydu?

- Hayır. Astrolojik açıdan bakıldığında, şansı vardı. Haritası çok güçlüydü ve seçilebilmesi için Jüpiter, onun için olabilecek en iyi konumdaydı. Ama biliyorsunuz çok başa baş bir yarıştı. 

Peki şimdi haritasında durum ne?

- Satürn, Güneş’e karşı geliyor ki, bu, sağlık açısından çok olumsuz bir durum. Yakında doktorlar onu bir check-up’tan geçirecek ve sonucu açıklayacaklar. İkizler burcu olarak çok stresli bir dönem geçirdi.

BÜTÜN AKREP’LER GİBİ TÜRKİYE DE ŞİMDİ TOHUMLARI EKİYOR NE EKİYORSANIZ, ONU BİÇECEKSİNİZ

Gelelim Türkiye’ye? Nasıl bir yıl bekliyor bizi?

- Ülkenizin doğum tarihi olarak, kuruluş tarihi olan 29 Ekim 1923’ü esas alıyorum. Bu tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğum günü olarak kabul ediyorum. Saatini tam bilmediğim için gün doğumunu temel alıyorum. Buna göre, Türkiye’nin burcu Akrep ve çok ilginç bir şekilde, doğduğu yere geri dönüyor ki bu çok şanslı bir durum olarak kabul edilir.

Ne anlama geliyor?

- Bir kalkınma dönemine giriyorsunuz ama bunu kasıma kadar fark etmeyeceksiniz. Bunun nedeni, bütün Akrep’ler gibi Türkiye de, şimdi tohumları ekiyor. Bu hazırlık, 8 Kasım’da sona erecek ve ondan sonra meyvelerini almaya başlayacaksınız. Yani önce ekecek, 8 Kasım’dan itibaren de hasata başlayacaksınız. Bu hasat dönemi 13 ay boyunca, 2 Aralık 2019’a kadar sürecek. Ama bütün bunlar şimdi ne ektiğinize bağlı olacak.

OĞLAK BURÇLARI GEÇMİŞTE YAPTIKLARIYLA GÜNDEM OLACAKLAR

#BenDe olayında, tacizle suçlanan kişilerin çoğu oğlak. Nasıl bildiniz?

- Hepsi değil, Matt Lauer ve Charlie Rose, Oğlak burcu. Harvey Weinstein’in da doğum ayı Oğlak’ta. Tacizcilerin Oğlak burcu olduğunu söylemiyorum ben. Oğlak burcunda olanların geçmişte yaptıklarının hesabını vereceklerini söylemiştim. Ancak tabii ki kötü şeyler yaptılarsa... Başkan Trump’ın etrafı Oğlak burçlarıyla dolu. İki oğlu, Adalet Bakanı Jeff Sessions, Eğitim Bakanı Betsy Devos gibi. Oğlak büyük para ve güç burcudur. Öte yandan Prenses Kate Middleton ve Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-Un da Oğlak burcu. İkisi de haberlerde yer alıyor. Ancak Kate Middleton, bebek sahibi olacağından dolayı, öteki de nükleer silahlarla oynayan bir deli olduğu için! O nedenle Oğlak burçları, geçmişte yaptıklarıyla gündem olacaklar. İyi ya da kötü.

ASTROLOJİK HARİTA DEYİP GEÇMEYİN!

Astrolojik haritalar ne kadar kesin sonuç verir?

- Haritalar, doğru bilgilerle hazırlandığı sürece çok isabetlidir. Ama doğum tarihiniz, doğduğunuz şehir ve saat çok önemlidir. Bunlar doğru olduğu sürece haritanız da doğru olur. Dakikalar bile önemli. İlk nefesimizi aldığımız an, her şey belirlenir ve ondan sonrası tamamen matematiktir.

ZAMAN ÇOK KIYMETLİ İYİ DEĞERLENDİRİN

Siz hep iyimser değerlendirmeler yapıyorsunuz. Astrolojiyle insanları motive etmek mi istiyorsunuz?

- Evet kesinlikle...

Bir tür hayat koçu gibi...

- Evet. Size bir sır vereyim: Ben ‘zaman’ın, daha fazlasını elde edemeyeceğimiz bir doğal kaynak olduğuna inanıyorum. Ve çok hızlı akıp gidiyor. İnsanların farkındalıklarını artırmalarını ve ‘zaman’ı iyi değerlendirmelerini istiyorum. Bazen metroda veya lokantada yanımdaki konuşmaları duyuyorum. İnsanlar, hayatlarından şikâyet ediyorlar. Kendi kendime, “Keşke astroloji bilseler!” diyorum. “Başarıya o kadar yakınlar ama bunun farkında bile değiller!” diye üzülüyorum. ‘Gezegenler ve Olasılıklar’ kitabımı yazarken, son bölüme geldiğimde ağlıyordum. Çünkü evrenin ve zamanın nasıl mükemmel bir düzen içinde olduğu görmek, sistemli olarak nasıl zorluklarla karşılaştığımızı ama yine bir sistem içinde nasıl ödüllendirildiğimizi fark etmek... Beni anlatamayacağım kadar derinden etkiledi. Yap-bozun bütün parçalarının karmaşık ama muhteşem şekilde bir araya geldiğini gördüm. Bütün bunları bilip astrolojiyi iyi bir amaç için kullanmadan duramam.

Peki astrolog olmak kolay mı?

- Aslında çok zor. Basın sizi eleştirir, çünkü bir şey ispatlayamazsınız. Ama ‘kara delikleri’ de ispatlayabilmiş değiliz! Çok şeyi bilmiyoruz. Sezgilerimize aykırı bir durum mu? Evet öyle. Ama bir metal parçasına binip New York’tan İstanbul’a uçmak da sezgilere aykırı! Sezgilere aykırı bir şeyler yapmak çok cesaret isteyen bir şey. Astroloji biraz öyle. Ben er veya geç, astrolojinin de bir şekilde kabul edileceğini düşünüyorum.

Aman dikkat Temmuz ve ağustos ayında evlenirseniz, çok kötü bir seks hayatınız olurVAN’DAKİ DEPREMİ BİLMİŞTİ

2010’da Türkiye’ye geldiğinizde, 2011’de Türkiye’de yaşanacak bir doğal afetten söz etmiştiniz: Van’da deprem oldu. Haritada gördüklerinizin sizi de korkuttuğu oluyor mu?

-Bunu iki kere yaşadım. İlkinde, yıllar önce web sitemi yapan Joe adında bir mühendis vardı. Doğuştan gelen bir karaciğer hastalığı vardı. Ve doktorlar ona öleceğini söylemişti. “Belki organ nakli yapılabilir” diye düşünmüştüm. Ama doktorlar bunun işe yaramayacağını söylüyordu. Haritasına baktım ve her şey ölüm evinde görünüyordu. Ona tabii ki öleceğini söylemedim ama üç ay sonra öldü. Ve sadece otuz üç yaşındaydı. Çok üzüldüm. Onu hâlâ düşünüyorum.

Diğeri?

- Geçmişte, dört yıl sonrası için kendi haritama baktım. Aman Allah’ım! Haritamda gördüklerim beni dehşete düşürdü. “Umarım bu dönemi sağ atlatabilirim!” diye düşündüm. Sonra bu konuyu rafa kaldırdım. Ama o yıl geldi. Mart ayında, baldırımdaki kemiği kırdım, eylülde görme kabiliyetimi neredeyse hepten kaybettim. Gözlerime iğneler yapıyorlardı ve o tedaviye devam etmezsem, bir daha asla yazamayacağımı, daha da fenası çocuklarımı bile göremeyeceğimi söylüyorlardı. Gerçekten çok kötü zamanlar geçirdim, neyse ki hayattayım. Yani harita deyip geçmemek lazım!

YILIN EN ŞANSLI BURCU AKREP İKİNCİ ŞANSLI BURCU DA YAY

10 Ekim 2017’de şans gezegeni Jüpiter Akrep burcuna, diğer burçların da başka bir evine girdi. Jüpiter, bulunduğu her eve şans ve iyilik getirir. 8 Kasım 2018’e kadar girdiği evlerde kalacak ve her burca başka alanlarda şans getirecek. Jüpiter hangi burca hangi konuda şans getirecek bakın söyleyeyim:

Koç: Performansa bağlı para. İkramiye, komisyon, telif, miras, hediye çekilişi şeklinde bir seferde büyük bir miktar kazanacak.

Boğa: Evlilik veya iş ortaklığı.  Yapılan iş birliklerinde iş ortağı büyük kazanç getirecek.

İkizler: İş ve sağlık. Sağlık iyiye gidecek ve kârlı ve prestijli işler alacak.

Yengeç: Evliliklerinde sorun yaşayabilecek olmasına rağmen, yeni aşk konusunda çok şanslı olacak. Çocuk sahibi olmak da çok kolay olacak.

Aslan:  Emlak, emlak, emlak! Satın almada veya kiralamada çok şanslı olacak ve aileden destek görecek. 

Başak: İletişimle ilgili her konuda şanslı olacak.

Terazi: Para kazanacak. Bu konuda şikâyet etmeyi bırakacak.

Akrep: Bu dönemde en şanslı burç olacak ve neyi en çok isterse gerçekleşecek. Bu durum her on iki yılda bir yaşanır.

Yay: Akrep’ten sonra en şanslı burç olacak. Hafifleyecek ve yüklerinden kurtulacak.

Oğlak: Her konuda en büyük şans arkadaşlarından gelecek.

Kova: Hayatının kariyer açısından en iyi dönemini yaşayacak.

Balık: Yabancı kişiler ve yerler konusunda şans ona gülecek.

YILIN EN İYİ ÂŞIKLARI

YENGEÇ

YILIN EN TUTKULULARI

İKİZLER, AKREP, YENGEÇ, BOĞA

YILIN BOŞANMA POTANSİYELİ TAŞIYANLARI

YENGEÇ

HARİTAMDA İSTANBUL VARDI

Bir gözünüz iyiden iyiye gitmişti, çok geçmiş olsun. Şimdi durum ne?

- Daha iyiyim. Ama hâlâ ilaç kullanıyorum.

Türkler sizi çok seviyor, ciddi bir hayran kitleniz var. Dahası Türkçe bir uygulamanız var. Astrolojik bir sonuç mu bu? Gördünüz mü haritada Türklerle yakın bir bağ kuracağınızı?

- (Gülüyor) Bunu bana daha önce kimse sormamıştı. Astrokartografi denen bir yöntem var. Doğum haritanızı alıp dünya haritası üzerine yerleştiriyorsunuz ve Jüpiter çizgisinin hangi şehir üzerinden veya yakınından geçtiğine bakıyorsunuz. Ben astrolojiyi ilk öğrenmeye başladığımda bunu yapmıştım ve o çizgi tam İstanbul’un üzerinden geçiyordu. Hiçbir zaman oraya gidemeyeceğimi düşünerek üzülmüştüm. Ama sonunda hem İstanbul’u görme şansı yakaladım hem de benim için en şanslı yerlerden biri oldu!

Aman dikkat Temmuz ve ağustos ayında evlenirseniz, çok kötü bir seks hayatınız olur

2018’DE KADINLARLA İLGİLİ KONULARDA DA GERİLEME VAR

2018 kadınların yılı mı olacak? 2017’de öne çıkan kelime feminizm’di...

- Bu yılın da kadınların yılı olacağını düşünüyorum. Venüs kadınlarla ilgili konuları, Mars da erkeklerle ilgili olanları temsil eder. Ama Venüs’ün gerilemesi bana  kadınlarla ilgili konularda biraz gerileme olacağını söylüyor. Fakat toplumsal gelişimde, bu çok da anormal bir durum değil. İki adım ileri atarsınız, bazen bir adım geri gelirsiniz. Sonunda ilerleme devam eder.

Öngördükleriniz çıkmayınca üzülüyor musunuz?

- Hayır, hatayı kendimde arıyorum. Çünkü yanıldıysam, yorum yaparken bir şeyi mutlaka atlamışımdır. Bir de tabii şunu söylemem gerekiyor, herkesin hayatında ne olduğunu bilmek için tek tek haritalarına bakmak gerekir. Hiç kimsenin haritası diğerine benzemez. İkizlerin bile. Hiçbir zaman da, bir haritanın tekrarlandığını göremeyiz. O nedenle ben bazen bir burç için olumsuz bir yorum yaparım ama arada o burçtan hayatında olumlu şeyler olan kişiler çıkabilir. Onların haritasında benim söylediğim durumu olumluya çeviren bir şey vardır. Bunu, sosyal medyada çok iyi görebiliyorum. Tahmin ettiğim bir konuyu, binlerce kişi teyit ederken, birkaç kişi tam tersi bir şey olduğunu söyleyebiliyor. O nedenle, yorumlarımı yaparken genel toplamı düşünürüm ve aşağı yukarı çıkan olasılık barometresini kullanırım. Tabii ki deneyim ve hafıza da bu konuda önemlidir.

Siz yapacağınız her şey, atacağınız her adım için harita mı çıkartıyorsunuz?

- Elbette! Yoksa inandığım şeye ihanet etmiş olurum.  

VENÜS GERİLERKEN BOTOKS YAPTIRMAYIN

“2018’de kesinlikle yapmayın!” dediğiniz ne var?

- 2018 ilk yarısı daha iyi, ikinci yarısı çok da iyi olmayan bir yıl! O nedenle neyi, ne zaman yaptığınıza çok dikkat edin. Gezegenlerin gerilediği tarihleri dikkate alın. Özellikle yaz aylarında Mars ve Merkür gerilerken yeni hiçbir şey yapmayın. Yaptığınız şeylerin üzerinden geçin ve hataları düzeltin. Venüs de, ekim ve kasım aylarında gerileyecek. Bu dönem, özellikle kadınlarla ilgili ürünlere yatırım yapmak veya yeni ürünler çıkarmak için doğru değil. Ayrıca Venüs gerilerken botoks veya benzeri kozmetik prosedürlerden de kaçının.

X

Kız çocuklarımızı tecavüz mağduru yapmayalım!

Biliyorsunuz, üç yıl önce gündeme getirilen “tecavüzcüye af” yasa tasarısı vardı. Bütün kadın örgütleri, sivil toplum örgütleri, gazeteciler ve halk olarak hepimiz kıyameti koparttık. Tasarı geri çekildi, yasalaşmadı. Üç yıl sonra yeniden hortladı, bu yeni yargı reformu paketi vesilesiyle. Nedir, ne değildir, TKDF Başkanı Canan Güllü’ye sordum...

Sosyal medyada bir şey dolanıyor. Arada 10 yaş fark varsa ve evlilik gerçekleşirse “tecavüzcüye af” deniyor... Nedir bu?

15 yaş ve altı “erken yaşta evlilik” yapmış kişiler hakkında -şikâyet olmasa dahi- kamu davası açılıyor biliyorsunuz. TCK’ya göre bu suç çünkü. İşte bu açılan davalarla, tutuklanan erkeklerle ilgili, çocuk istismarı hakkında açılan davanın affı sözü edilen. Bu konuyu içeren bir yasa taslağının TBMM’ye gelecek olan yargı paketinin içinde olacağı konuşuluyor ve üzerinde çalışılıyor TBMM milletvekillerince...

Bu affın şartları ne?

Dini nikâhla evlilik yapmış bu kişilerin arasında yaş farkının 10 yaş üstü olması gerekiyor ve evlilik birlikteliğinin 5 yıl devam etmiş olması isteniyor.

Peki bu ne anlama geliyor?

Çocuklarımıza tecavüz edenlere karşı işlenmiş suç için af kılıfı getirilmeye çalışılıyor... Anlamı bu! 2016’da TBMM’ye 286 kişi için verilen ve o zaman her görüşten vatandaş ve sivil toplum örgütleri tarafından reddedilen bu önergeyle, bugün 10 bin kişinin işlediği “suç”, cezasız bırakmaya çalışıyor. Felaket! Üstelik bu, çocuklar için 23 Nisan bayramını ilan etmiş bir ülkenin meclisinde konuşuluyor...

2015’te Anayasa Mahkemesi’nin “Resmi nikâh olmadan dini nikâh olmaz” diyen TCK maddesi iptal edilmişti değil mi?

Evet. Sonra 2016’da “tecavüz önergesi”yle tecavüzcüler aklanmaya çalışıldı. Şimdi ise aklamayı yasalaştırma çalışmalarına “merhamet adaleti” getirerek, duygusal sömürüyle tecavüzü aklayacak irade devrede...

Yazının Devamını Oku

Trafik kazası değil trafik cinayeti!

BAŞTAN anlaşalım...

Bu olaylar kaza filan değil, cinayet!

Trafik cinayeti... Sakın “trafik kazası” demeyin yani. Ağzınızı alıştırın. Trafik cinayeti. Trafik cinayeti. Literatüre böyle yerleşsin. İşleyen de “trafik cinayeti işlemiş bir katil” olarak. Ve bu suça insan hayatına kast etmiş, onu hayattan silmiş birine verilecek ceza verilmesi gerekiyor.

Artık yeter ya!

Binlerce insan bu ülkede yollarda öldürüldü; yaya geçitlerinde, karşıdan karşıya geçerken, otobüs duraklarında beklerken...

Günahsız insanlar zamansız bir şekilde can verdiler, hayattan silinip gittiler. Buna sebep olanlarsa özgür. Nasıl oluyor da trafikte can alanlar o ya da bu sebeple yırtabiliyor?  Akıllara ziyan bir durum.

‘TAKDİRİ İLAHİ’ YA DA ‘KADER’ DEĞİL BU! CİNAYET

İngiltere’de beni en çok çarpan yayaların üstünlüğü oldu. İnanılır gibi değil. Yaya geçinden geçerken kralsın, bütün araçlar duruyor. Durmak zorunda.

Yazının Devamını Oku

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı hepimize kutlu olsun!

BUGÜN, o gün.

Yaşasın 29 Ekim! Yaşasın Cumhuriyet! Bugün ülkemizin doğum günü. Ata’mızı bir kez daha saygı ve minnetle anma günü. Birbirinden güzel Cumhuriyet Bayramı ve Atatürk videoları yapılmış sosyal medyada. Bayılıyorum izlemeye. Her yerde bayrağımızı görmeye de bayılıyorum. Dibine kadar, bütün ülkede, her şehirde, her semtte kutlanmalı. Yer gök Atatürk ve Türk bayrağı olmalı. Sadece Türkiye’de değil, biz de burada Londra’da kutlayacağız. Çünkü en büyük bayram, bu bayram. Yaşasın Cumhuriyet! 

ANNEMİ BİZ, BİZİ UNUTTUĞU SABAH KAYBETTİK ASLINDA...

HAYATIMIN bu döneminde yaşlanmak, yaşlılık ve çevremizdeki yaşlılara kafayı takmış durumdayım. Ben de İclal Aydın gibi, yaşlılığın bize anlatıldığından farklı olduğuna inanıyorum. Çünkü pek çok şeye tanık oluyorum. Ve hayatın ileri dönemleri beni korkutuyor. O yüzden ne zaman İclal’le bir araya gelsek, romanlar, edebiyat, ilişkiler üzerine konuşuyoruz. Ama kızı kadar, Alzheimer hastası annesini de merak ediyorum. Onun annesiyle ilgilenmesine; annesini yanına, İzmir’e, alt katına almasına, bebekler gibi bakmasına içim titriyor. Biz yeni çıkan ‘Kalbimin Can Mayası’ romanı üzerine buluştuk, pazar başlayan söyleşinin devamı bugüne kaldı.

- Yaşlılık bizim bildiğimiz gibi bir şey mi?

Değil Ayşe.

- Annenin durumu nedir? En son röportajda bebek olmuştu, şimdi nasıl?

Çok zayıfladı, küçücük kaldı. Bir emanet can bize... Annem biliyorsun Alzheimer. Annemi biz, bizi unuttuğu sabah kaybettik aslında... Bazen çok mutsuz oluyorum. Durup dururken ağlamaya başlıyorum. “İnsanın dünya üzerindeki serüveni bu kadar hüzünlü olmamalı!” diyorum. Ne kadar güzel, becerikli, bilgili bir kadındı. Nasıl silindi her şey? Annem ne yaşadığının bilincinde bile olmadan nefes alıp veriyor... Kim neden gidiyor, kim neden kalıyor anlamaya çalışıyorum. Kim kimin öğretmeni, kim ne ile görevli? Zor sorular bunlar. Biz şimdi ondan emanet kalan o cana göz kulak oluyoruz. Bazen onu yıkarken, giydirirken, “Biz ne olacağız, nasıl olacağız?” diye düşünüyorum. Çok acı bütün bunlar..

Yazının Devamını Oku

Romanlarımdaki birbirine bağlı ve düşkün aile... Çoğumuzun hasreti!

Hep sevdim onu. Yaratıcılığını, çalışkanlığını, inişlerini-çıkışlarını, gamzelerini, kızıyla ilişkisini, annesiyle ilişkisini, yazarlık macerasını, oyunculuğunu... Cesur kararlar alan, hayatı korkmadan dibine kadar yaşayan, bedeli neyse de ödeyen bir kadın İclal Aydın. Şimdilerde, yeni kitabı ’Kalbimin Can Mayası’ çıktı. İmzadan imzaya, röportajdan röportaja koşuyor. 9 yaş küçük eşinden bu yaz ayrıldı, kızı ve alzheimer’lı annesiyle İzmir’de yeni bir hayata yelken açtı. Yaşadıklarını, İzmir’deki apartman hayatını, komşuluk ilişkilerini öyle güzel anlatıyor ki... İzmir’de aradığı mutluluğu bulmuş. “80’lerin Türkiye’sinde yaşıyor gibiyim” diyor. Romanlarının bu kadar çok satmasının sırrı ise, başlıkta gizli...

Yahu senin sırrın nedir? Bir önceki kitap 220 bin mi ne sattı...

- (Gülüyor) Aslında ciltli kapak, özel basımla beraber 230 bine ulaştı!

Oha yani! İnsanlar samimiyetine mi, hikâyenin kurgusuna mı, kalemine mi, sana mı bayılıyor, nedir?

- Belki söylediklerinin hepsinden bir parça vardır, bilmiyorum. Sürükleyici ve sıcak aile hikâyeleri anlattıklarım. Her kitapta, bir sonraki için düğümler atıp bırakıyorum. Sanıyorum o çözülmeleri merak etmeleri de bir etken...

Yeni kitabın, ‘Kalbimin Can Mayası’ da çıktı. Bir yapbozun parçaları misali, büyük bir resmi tamamlayan, diğer üç romanına eklenen yeni bir parça... Güzel olanı, bu dört romanı hangi parçadan okumaya başlarsan başla, eksiklik hissetmiyorsun. Bunu özellikle mi yaptın?

- Kesinlikle! Her kitap bitiminde bir sonrakinin kurgusu, öyküsü hazır oluyor kafamda. Hatta bazen yazdığım kimi bölümleri çıkarıp “Bunu, diğer kitaba saklayayım” diyorum. Kitapların bağımsız okunması benim için çok önemli. Hangisinden başlarsan başla, bir şekilde hikâyeye girersin. Altı kitapta bitecek bu seri inşallah. Geriye iki kitap kaldı...

BİR SÜREDİR KORE DİZİLERİNE SARDIRDIM

Yazının Devamını Oku

Yoksa siz Bahar’ın ilikli kemik suyu çorbalarını içmediniz mi?

O, Bahar Şamhili Tanju. İkimiz de yıllardır medyanın içindeyiz, hiç tanışmamıştık. Kuaförde yan yana saçlarımızı kestirirken tanıştık. Benim hafif soğuk algınlığım vardı, öksürüyordum, burnumu çekiyordum. “Dur!” dedi ve mutfağa gitti, bana nefis bir çorba hazırladı. Kendi ürettiği ilikli kemik suyu çorbası. İçine zencefil, limon, zerdeçal, karabiber filan da koymuş. Nasıl nefis olmuş anlatamam.Eskinin reklamcısı, şimdinin girişimcisi, ‘Gurvita’nın yaratıcısı Bahar. Nasıl mı giriyor bu işe? Hastalanıyor. Erken yaşta kemik erimesi teşhisi konuluyor. Doktorlar ilaç tedavisinin yanında kemik suyu ve sakatat çorbalarını tüketmesini öneriyorlar. İnanılmaz faydasını görüyor, bağışıklık sistemi kuvvetleniyor, iyileşiyor. O da kendisine iyi gelen bu şeyi, insanların hizmetine sunmaya karar veriyor...

Seni tanıyalım...

Ben Bahar. İstanbul’da doğdum, büyüdüm. Çocukken televizyon reklamlarına bayılır, reklamcı olmak isterdim. İşletme okudum, sonra kendimi bir şekilde medya dünyasında buldum. Ve tüm profesyonel kariyerim boyunca, Türkiye’nin en büyük medya gruplarından birinde reklam ve pazarlamadan sorumlu genel müdür ve icra kurulu üyesi olarak çalıştım.

Şimdi peki?

Şimdi artık girişimciyim! İlikli kemik suyu ve sakatat çorbaları üretiyorum. Aslında sağlık veren sular da diyebiliriz. Müthiş bir tutkuyla yapıyorum. 50 yaşımda kendimi hiç aklımda yokken, girişimci olarak buldum. Şunu da öğrendim: İnsan “Ben girişimci olayım” diyerek girişimci olmuyormuş. Mutlaka bir derdine, ihtiyacına bulduğu çözümü hayata geçirmesiyle girişimci oluyormuş.

Senin derdin neydi?

Dört yıl önce erken yaşta kemik erimesi teşhisi konuldu bana. Doktorlarım ilaç tedavisinin yanında kemik ve bağ dokuyu güçlendirmek için kolajen, jelatin ve aminoasit zengini kemik suyu ve sakatat çorbalarını mutlaka tüketmemi önerdiler. Sürekli olarak kullandım ve inanılmaz faydasını gördüm. Gerçekten de bağışıklık sistemim kuvvetlendi. Dayanıklılığım arttı. Kendimi çok daha enerjik hissettim. Bunun yanında sağlıklı kilo verdim. Cildimde gözle görülür bir fark oluştu. Ama bir sorun vardı.

Nedir o?

Yazının Devamını Oku

THE BODRUM CUP

İşte budur!

Yılın ‘Bodrum zamanı’ budur!

Bu mevsimde Bodrum’u ve Bodrum ruhunu yaşamayan ne demek istediğimi anlayamaz, hissedemez.

İki gündür buradayım, o kadar sevdim ki gidesim yok.

Burada kalasım, kök salasım var.

Tek kelimeyle şa-ha-neee...

*

Yazın farklı bir Bodrum yaşıyoruz biz.

Hep derlerdi de anlamazdım.

Yazının Devamını Oku

Emine Bulut davasından çıkan kararı alkışlıyoruz!

BİLİYORSUNUZ, Emine Bulut davasında karar verildi.

İşte budur!!!

Kararı alkışlıyoruz.

Bu kararı verenleri de bütün yüreğimizle kutluyoruz. Hatta yanımızda olsalar, yemin ederim, boyunların atlayıp yanaklarından öpeceğim! Öyle mutlu oldum. Aslında olması gereken oldu, ama genellikle olması gereken olmadığı için bu kararla çok mutlu olduk.

TCK madde 82/1-a ve b bendinden ‘tasarlama ve canavarca hisle öldürme’den ceza verilmedi. Sadece 81. maddeye göre ceza kuruldu. Yani ‘haksız tahrik’ ve ‘takdiri indirim’ uygulanmadı.

Cani MÜEBBET hapis aldı!

Evet, o bir can aldı, günahsız bir kadının canını aldı, onu feci bir şekilde öldürdü.

Ama KENDİSİ DE YAŞARKEN ÖLECEK!

Son nefesini verinceye karar yaptığı şeyin bedelini çekecek, çeksin. Tabii ki hiçbir şey

Yazının Devamını Oku

İbrahim Çolak Sadece cimnastikte değil efendilikte de şampiyon!

Onlar iki kardeş. Cimnastik sporuna tutkuyla bağlı iki kardeş. İsmail ve Yılmaz Göktekin. İsmail Göktekin ayrıca milli cimnastikçi. Şu anda da federasyonda görevli. Dünya şampiyonumuz İbrahim Çolak’ı eğiten, yetiştiren onlar. İzmir’de Şavkar Cimnastik Kulubü efsane bir külüp. Aile kulübü gibi. İşte orada, kendileri gibi cimnastiğe gönül veren gençlerle harikalar yaratıyorlar.

İbrahim’in başarısında abi-kardeş inanılmaz emeğiniz var. Kaç sene oldu İbrahim Çolak’la bu yolculuğa çıkalı?

19! 2000’de tanıştık ve bu uzun ve zorlu yolculuğa çıktık. Müthiş bir sporcu ve yolculuk arkadaşıdır İbrahim. Antrenörü olmak ikimize de gurur veriyor...

Gerçekten onun ilkokula bile gitmeden önceki kısa pantolonlu halini hatırlıyor musunuz?

(Gülüyor) Elbette! Bize geldiğinde henüz 5 yaşında bir çocuktu. Ama yaşıtlarına göre inanılmaz güçlü bir çocuktu. Biz bütün minikleri bir testten geçiririz, cimnastiğin hangi dalına daha uygun olduklarını anlamak için. İbrahim’den şınav çekmesini istedik. Ve abimle ağzımız açık kaldı...

Gerçekten o bücür haliyle 40 şınav mı çekti?

Evet! Makine gibiydi, sürekli şınav çekiyordu. O yaşta bir çocuğun yapması gereken şınav, en fazla 10 olmalıydı. Oysa İbrahim 40 tane çekti, durdurmasak devam edecekti...

Onun gelecek vaat eden bir sporcu olacağını nasıl anladınız? Sadece çok güçlü olması mı?

Cimnastiğe gelen bütün çocuklar sağlık için spora başlarlar, sonrasında kontrol antrenmanlarımızda onları kuvvet ve esneklik testine sokarız. İbrahim geldiğinin ilk haftasında dikkatimizi çekti. Hızlı, kuvvetli, kararlı ve çok istekli bir çocuktu. Abim Yılmaz’la onu ilk gördüğümüzde, “Yaşasın! Gelecek vaat eden bir sporcu adayı” dedik, yanılmamışız...

Yazının Devamını Oku

Dünya jimnastik şampiyonumuz İbrahim Çolak: Jimnastik yapmasaydım mahallemden dışarı çıkamazdım!

Müthiş bir şey başardı. Hepimizi mest etti. Dünya çapında gururlandırdı. 24 yaşında pırıl pırıl bir genç. Mütevazı, sevimli, yakışıklı... Geçen hafta Dünya Artistik Jimnastik Şampiyonası’nda halka dalında altın madalya alan İbrahim Çolak’tan söz ediyorum. Beş yaşından itibaren bir adanmışlık onunki. Ve deli bir gibi emek. Röportajda da okuyacaksınız, 19 yıldır bu ana hazırlanıyor. Hiçbir başarı kolay elde edilmiyor yani. Tesadüf mesadüf yok. Üstelik tatil yapma hakkı da yok. Bir hafta sonra Olimpiyatlara hazırlanmaya başlayacak. Salı günü, onu beş yaşından bu yana çalıştıran antrenörlerle tanışacaksınız. Bu başarı onların da başarısı. Tebrik ediyorum.

Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU
◊ Müthiş bir başarı elde ettin! Dünya Şampiyonu oldun. Gururumuzsun, genç sporculara rol modelsin. Neler hissediyorsun?

- Çok mutluyum. Kelimelerle ifade edilemeyecek kadar. Biraz şaşkınım da. Rüyada gibiyim sanki. Sporculuk kariyerimdeki üç hedef madalyadan biriydi, gerçekleşti.

Öbür ikisi ne peki?

- Biri Avrupa Şampiyonası’nda madalyaydı, 2018’de kazandım. Geriye Olimpiyatlar kaldı. İnşallah orada da madalya alacağım.

Fizik kurallarına aykırı hareketler yapıyoruz

İnsan Dünya Şampiyonu olduğunda nasıl bir duygu seline kapılıyor? Dans etmek mi istedin? Koşup antrenörüne sarılmak mı? Kız arkadaşını aramak mı? Sosyal medyaya post atmak mı?

- (Gülüyor) Ben ağlarım diye düşünüyordum ama ağlamadım. Sadece İstiklal Marşı okunurken biraz gözlerim doldu. İçimden hep “Şükürler olsun, emeğimin karşılığını aldım!” diyordum. Gerçekten çok çalıştım. Zaten başka türlü bu başarı elde edilemiyor. Tam 19 yıl bu 90 saniye için çalıştım! Sonuç açıklandıktan sonra bir fotoğrafım var; kollarım yanda açık, bağırıyorum. İşte orada bir mutluluk patlaması yaşıyorum. Türkiye ekibinden ilk gördüğüm kişiye koşup sarıldım. Aslında antrenörümü arıyordum, meğer tam arkamdaymış, sonra ona sarıldım. Çünkü tek başına elde ettiğim bir başarı değil bu, birlikte yaptık ne yaptıysak. Bende inanılmaz emeği var.

Yazının Devamını Oku

Jimnastik yapmasaydım mahallemden dışarı çıkamazdım!

Müthiş bir şey başardı. Hepimizi mest etti. Dünya çapında gururlandırdı. 24 yaşında pırıl pırıl bir genç. Mütevazı, sevimli, yakışıklı... Geçen hafta Dünya Artistik Jimnastik Şampiyonası’nda halka dalında altın madalya alan İbrahim Çolak’tan söz ediyorum. Beş yaşından itibaren bir adanmışlık onunki. Ve deli bir gibi emek. Röportajda da okuyacaksınız, 19 yıldır bu ana hazırlanıyor. Hiçbir başarı kolay elde edilmiyor yani. Tesadüf mesadüf yok. Üstelik tatil yapma hakkı da yok. Bir hafta sonra Olimpiyatlara hazırlanmaya başlayacak. Salı günü, onu beş yaşından bu yana çalıştıran antrenörlerle tanışacaksınız. Bu başarı onların da başarısı. Tebrik ediyorum.

Müthiş bir başarı elde ettin! Dünya Şampiyonu oldun. Gururumuzsun, genç sporculara rol modelsin. Neler hissediyorsun?

- Çok mutluyum. Kelimelerle ifade edilemeyecek kadar. Biraz şaşkınım da. Rüyada gibiyim sanki. Sporculuk kariyerimdeki üç hedef madalyadan biriydi, gerçekleşti.

Öbür ikisi ne peki?

- Biri Avrupa Şampiyonası’nda madalyaydı, 2018’de kazandım. Geriye Olimpiyatlar kaldı. İnşallah orada da madalya alacağım.

FİZİK KURALLARINA AYKIRI HAREKETLER YAPIYORUZ

İnsan Dünya Şampiyonu olduğunda nasıl bir duygu seline kapılıyor? Dans etmek mi istedin? Koşup antrenörüne sarılmak mı? Kız arkadaşını aramak mı? Sosyal medyaya post atmak mı?

- (Gülüyor) Ben ağlarım diye düşünüyordum ama ağlamadım. Sadece İstiklal Marşı okunurken biraz gözlerim doldu. İçimden hep “Şükürler olsun, emeğimin karşılığını aldım!” diyordum. Gerçekten çok çalıştım. Zaten başka türlü bu başarı elde edilemiyor. Tam 19 yıl bu 90 saniye için çalıştım! Sonuç açıklandıktan sonra bir fotoğrafım var; kollarım yanda açık, bağırıyorum. İşte orada bir mutluluk patlaması yaşıyorum. Türkiye ekibinden ilk gördüğüm kişiye koşup sarıldım. Aslında antrenörümü arıyordum, meğer tam arkamdaymış, sonra ona sarıldım. Çünkü tek başına elde ettiğim bir başarı değil bu, birlikte yaptık ne yaptıysak. Bende inanılmaz emeği var.

Yazının Devamını Oku

‘Fame’ müzikali aralıkta İstanbul’a geliyoooo

Her hafta bir müzikal izliyoruz Alya’yla. Bizimki ‘Londra Anlaşması’! Herkes buraya Ankara Anlaşması’yla geliyor ya, bizim de kendi aramızda yaptığımız böyle bir anlaşma var. İkimiz de müzikal izlemeyi çok seviyoruz. Hatta birazdan Fame müzikaline giriyoruz.Evet, popüler kültürün efsaneleri arasında yer alan o meşhur müzikalden söz ediyorum. Biz West End’de izleyeceğiz. Siz ise 10-15 Aralık tarihleri arasında Zorlu PSM’de.Sadece 8 performans için İstanbul’a geliyorlar. 75. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda Türk izleyicisiyle buluşacaklar. Ben 80’lerin ikonu olan bu müzikali izlemek için heyecanlıyım. Alya, “Artık yeter yazdığın, hadi içeri girip izleyelim!” diyor. Ben gidiyorum. Sizi bu müzikalle ilgili bilgi aldığım, Piu Entertainment’tan Cemil Demirok’la baş başa bırakıyorum. İzlenimleri sonra paylaşırım.

Fame’i kim getiriyor?

Piu Entertainment olarak biz! Çok da heyecanlıyız. Güzel bir iş. Türk izleyicisi de sevecek diye düşünüyoruz. Gerçekten keyif alacakları bir müzikal. Ana sponsorumuz Yapı Kredi. 75. yıl etkinlikleri kapsamında, 80’lerin ikonu bu müzikali İstanbul’a taşıyoruz.

Kaç kişilik bir ekip geliyor?

46.

Birebir aynı cast mı?

Evet, evet. West End’de şimdi sizin izleyeceğiniz cast’ın aynısı. Sadece Mika Paris yerine Josie Benson İstanbul’da sahneye çıkacak. Tek değişiklik bu.

OSCARLI KÜLT MÜZİKAL AYAĞIMIZA GELİYOR

Yazının Devamını Oku

İngiliz kraliyet ailesine beşik Pınar’dan

Yürünmeyen yollarda yürüyen girişimci kadınları yazmaya çalışıyorum denk düştükçe. Çünkü başarılarıyla hepimize ilham verdiklerine inanıyorum. Pınar Yar Gövsa onlardan biri. New York ve Milano’da eğitim almış bir tasarımcı. ‘LilGaea’ onun markası. Çocuklara ödüllü tasarımlar üretiyorlar. Pınar aynı zamanda üç kız çocuğu annesi. İngiltere kraliyet ailesinin son bebeği doğduğunda ‘Our Royal Baby’ isimli bir kitap hazırlandı. Bu kitaba girebilen tek Türk markası ve tek tasarımcı Pınar oldu. Birkaç hafta önce de Junior Design Awards’ta ‘en iyi beşik’ ödülünü aldı. Yakaladım, sordum...

- Heyyyoooo! Pınar seni tebrik ediyorum. 3 çocuk annesi bir mobilya tasarımcısısın. Veeeee çocuklara ödüllü tasarımlar yapıyorsun. Junior Design Awards’ta daha yeni “en iyi beşik kategorisi”nde ödül aldın! İngiliz firmaları arasında ödül alan tek Türk firmasının. Neler hissediyorsun?

Haber geldiğinde havalara uçtum! “İşte budur!” dedim. En şahanesi de İngiltere’de, dünya markaları arasında Türkiye’yi temsil etmek ve ödüle layık görülmek...

- Onaylanmış gibi hissediyor musun?

Kesinlikle! Doğru yolda olduğumun kanıtı oldu.

- İngiliz kraliyet ailesinin senin tasarımını seçmesi ne anlama geliyor? Senden daha iyi beşik yapan yok mu dünyada?

Tabii ki vardır, olmaz mı? Aynı soruyu ben de onlara sordum, “Neden ben?” diye. Çok araştırdıklarını, ürünlerimi özgün bulduklarını, tasarladığım tüm odaların iyi bir aile yaşantısına örnek teşkil ettiğini söylediler. 30 yıllık kraliyet muhabiri Robert Jobson, her şeyimizi araştırmıştı. Pek gururlandım.

Yazının Devamını Oku

Babası Tuğba’ya şiddet uygulamaya devam etsin mi istiyorsunuz?

Geçen hafta da yazdım. Sosyal medyaya yansımasaydı kimsenin ruhu bile duymayacaktı. Babası tarafından şiddete uğrayan Tuğba’dan söz ediyorum. Çığlıkları hâlâ hepimizin kulağında. Bu hep böyle oluyor. Önce mağduriyet haberi/görüntüleri ortaya çıkıyor, herkes destek veriyor. Derken bir başka görüntü ortaya atılıyor ve bu sefer de arkasından küfür kıyamet...Tuğba’nın Hayko Cepkin’in konserine giderken bir fotoğrafını yayınlayıp kıza “satanist” dediler, “Uyuşturucu kullanıyor” dediler. Ben de açtım, avukatı Turgay Özcan’a sordum...

O görüntüler karşısında hepimiz dehşete düştük. Bir baba, kızına resmen girişiyordu, inanılmaz bir şiddet uyguluyordu. O kızın adı Tuğba’ydı. Sizin de müvekkiliniz... 

Evet.

Tuğba nerede, ne durumda şu anda?

Haluk Levent’in, Ahbap grubunun ve belediyenin katkılarıyla ona tutulan evde yaşıyor. Yüzde 87 engelli annesiyle birlikte. Tuğba gece gündüz ona bakıyor. Hakkında çıkan yalan yanlış haberlere çok üzüldü tabii. Ama güçlü bir kız.

Nasıl bir hikâye onunki? 19 yaşında gencecik bir kızdan söz ediyoruz değil mi?

Evet, omuzlarında çok ağır bir sorumluluk var. Biz aslında bir çocuktan söz ediyoruz. 19 nedir ki? Annesi 11 ay önce beyin kanaması geçiriyor. Tuğba o sırada çalışıyor, işinden ayrılmak zorunda kalıyor ve önce hastanede annesine bakıyor. Annesinin her türlü ihtiyacını o karşılıyor. Annesini yediriyor, içiriyor, altını temizliyor... Hem hastabakıcısı hem hemşiresi hem de her şeyi. Bizzat tanık olduğum bazı şeyler var. Annesiyle ifadesi alınırken birlikteydim. 25 dakika filan sürdü, bana 25 saat gibi geldi. Normal ağızdan beslenemiyor, aldığı her şeyi geri çıkarıyor. Sürekli birinin yardımına ihtiyaç duyuyor. Otururken, yürürken, konuşurken, beslenirken, hareket ederken... Gece gündüz birinin onunla ilgilenmesi gerekiyor. Bütün o yük, 19 yaşındaki o kızın omuzlarında.

‘SATANİST O... UYUŞTURUCU KULLANIYOR’ DİYE İĞRENÇ İFTİRALAR ATTILAR!

Yazının Devamını Oku

Şule Çet soruşturmasında bence eksikler var

PROFESÖR Sevil Atasoy çok yönlü bir hoca.

Bir sürü işin altından kalkıyor. Bu arada Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu üyesi. Dünyanın çeşitli coğrafyalarında tecrübelerini paylaşıyor. Yeni çıkan kitabı ‘Çürük Elmalar ve Masum Mahkûmlar’ vesilesiyle buluştuk.

Pazar başlayan röportaj bugün de devam ediyor...

- Suçu aydınlatma konusunda biz ülke olarak ne vaziyetteyiz?

Her ülkenin polis teşkilatının yıldızlaşan soruşturmaları var. Ama herkes her suçu aydınlatamaz. Türkiye’nin de yıldızlaşan soruşturmaları var. Mucizeler kimi zaman otopsi salonunda, kimi zaman olay yerinde, kimi zaman da laboratuvarda yaşanır. Ayakkabıya takılıp kalmış bir cam parçası, kurbanın saçları arasındaki bir yaprak bile soruşturmayı başarıya götürebilir. İntihar süsü verilen cinayetleri, kaza sanılan intiharları, hatta cinayet sanılan intiharları... Kısacası, bazen fail tarafından sahnelenen, bazen olay yerini inceleyenlerin düştüğü tuzaklar ya da onaylama önyargısıyla hareket ettiği durumlarla karşılaşılabilir. Burada mesele, “olay yeri incelemesi”nin iyi yapılması...

- Bir türlü sonuçlanamayan Şule Çet davasında sizce sorun ne?

Bence soruşturmada eksikler var.

- Filmlerin, romanların ya da sosyal medyanın suç oranını arttırdığı, suça teşvik ettiğini iddiası için ne diyeceksiniz?

Suçu arttırdığını kesin olarak kanıtlayan bilimsel bir araştırma bulunmuyor. Ama bunların intiharı özendirdiği muhakkak! Romalı din bilgini Tertullianus, “Şu oyunları izlemeyin, toplumu şiddete ve kan dökmeye yöneltiyor!” demişti. Sözünü ettiği gladyatör dövüşleriydi. Demek ki 1800 yıldır aynı şey söyleniyor.

Yazının Devamını Oku

Profesör Sevil Atasoy, yeni kitabı ve televizyon programıyla huzurlarınızda... Dikkat! Mutfaktan katil çıkabilir! Canı isterse sizi baştan çıkarır, isterse başka bir âleme yolcu eder!

O, Profesör Sevil Atasoy. Adli tıp konusunda uzman. Hocaların hocası... Saygın, bilgili, donanımlı. Ve ölümüne çalışkan. Uykusunda bile çalışıyor! Düşünün bu (‘Çürük Elmalar ve Masum Mahkûmlar’) dokuzuncu kitabı. Aynı anda üniversitede bölüm kuruyor, ders veriyor, televizyon programı yapıyor ve işiyle ilgili dünyayı geziyor. Çünkü ülkeler onun uzmanlığına ihtiyaç duyuyor ve davet ediyor. Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu üyesi. Dünyada, Türkiye’den çok daha meşhur yani. Ben hep çok sevdim. Çünkü analitik, net, açık ve direkt. Dan dan dan, ne düşünüyorsa söylüyor. Yakaladım, sordum.

Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU

Sizdeki enerji kimsede yok! Bir taraftan dünyanın dört bir yanına yaptığınız mesleki seyahatler, bir taraftan üniversitede hocalık, bir taraftan yeni kitap, bir taraftan da TLC’deki yeni program... Pek çok program yaptınız bugüne kadar, yakında başlayacak bu programın diğerlerinden farkı ne?

- ABD’de çözümü yıllar, hatta on yıllar almış, gazetelerde defalarca manşet olmuş, TV programlarında tartışılmış, kimi yakın zamanda sonuca ulaşmış, kimi hâlâ tartışılan vakalarla ilgili bir program bu. Cinayetler, intiharlar, kazalar... Her bir bölümün içine girerek yorum yapmamı istediler.

Delil avcısı, haksız mahkûmiyetleri önler

Sizi nasıl buldular?

- Sanırım dünyada, Türkiye’de olduğumdan daha meşhurum! Hele Amerikan ve Avrupa kriminalcileri arasında... Birçoğunu şahsen tanırım. 1980’lerden başlayarak profesyonel derneklere de üyeyim.

Siz, bir ‘delil avcısı’sınız. Bu tam olarak ne demek?

- ‘Delil Avcısı’, “Ben yaptım!”, “Ben gördüm” ya da “O yaptı” diyenlere itibar etmeyen, yani gördüğüne, duyduğuna inanmayan; bir suçu mutlaka delillendirmeye çalışan, haksız mahkûmiyetlerin ancak böyle önlenebileceğine inananları tanımlayan bir kavram. 2005-2010 arasındaki Hürriyet Pazar ekinde yazdığım sayfanın da adıydı bu. Kanat Atkaya’yla Ertuğrul Özkök’ün birlikte buldukları bir isim.

Yazının Devamını Oku

Olmaz olsun böyle babalar!

ALIN size bir iğrenç vaka daha!

Sosyal medyaya yansımasaydı, kimsenin ruhu bile duymayacaktı...

Babası tarafından şiddete uğrayan Tuğba...

“Yardım edin!” çığlıkları hâlâ hepimizin kulağında.

Bu babası kızın ya... Öz babası!

Var mı dünya üzerinde böyle bir adilik!

Resmen işkence ediyor kıza...

Ve biz bu görüntülere tesadüfen ulaşabildik. Engelli -belki de engelli dememek gerekiyor, yüzde 87- ve özel durumda olan annesi tarafından çekilen bu görüntülere...

Bunun üzerine Aile ve Sosyal Çalışma Bakanlığı,

Yazının Devamını Oku

Cinsellik eğitimi aslında ‘Bedenin senindir!’ eğitimi... Seksolog Rayka Kumru’dan kapsamlı cinsellik eğitimi kitabı: ‘Hoş Geldim'

RAYKA Kumru, yaptı yine yapacağını!

O şahane bir seksolog, danışman ve eğitmen. İnsan “seksolog” lafını duyunca önce bir “Bu ne ya!” oluyor di mi? Ben olmuştum. Karşımda inanılmaz donanımlı birini görünce de şaşırmıştım. Sıkı bir eğitimi var. Önce The University of British Columbia’da sosyoloji ve cinsellik bilimlerinde lisans eğitimi, ardından Curtin Üniversitesi’nde seksoloji yüksek lisansı ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde pazarlama iletişimi yüksek lisansı. tabukamu.com ve reglhikayeleri.com web sitelerinin de kurucusu. Dünyayı takip eden, açık beyinli biri. Avrupa Seksoloji Federasyonu Genç Komitesi üyesi ve araştırmacısı, Dünya Cinsel Sağlık Derneği, Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği ve Amerikan Cinsel Eğitmenler, Danışmanlar ve Terapistler derneklerinin de üyesi.

Çok faydalı bir kitaba imza attı. Çocukları olduğu kadar yetişkinleri de aydınlatacak bir kitap: ‘Hoş Geldim’. Sadece bilgilendirici değil, eğlenceli de...

Ben Alya’dan biliyorum, sorduğu milyonlarca soru arasında en üst sıralarda yer alan soru, “Ben dünyaya nasıl geldim?”di. Ben hiç “Yavrum, seni leylekler getirdi!” demedim. Ama zorlandım, çünkü çok ayrıntıya girmek de istemedim. O zaman tabii Rayka’nın kitabı da yoktu. ‘Hoş Geldim’, benim gibi bocalamak istemeyen ebeveynlerin hayatını kolaylaştıracaktır. Rayka’yı yakaladım, sordum...

- Nerden çıktı bu kitap? Hangi amaca hizmet etmek için yazıldı?

Çocukların en sık sorduğu, ebeveynlerde da en çok panik yaratan soru: “Ben nereden geldim?”. Bu sorunun temelinde varoluşçu bir yaklaşım olsa da ebeveynler tamamen cinsellikten ibaret olduğunu ve çocuklarının yaşlarına uygun olmayan bir şey merak ettiğini düşünebiliyor. Yalan söylemekle kafa karıştırıcı bilgi vermek arasında gidip gelebiliyor. İşte bu kitabı, bu süreçte çocukların “Ben nereden geldim?” sorusunu cevaplamak isteyen tüm anne-babalar ve yetişkinler için hazırladık.

Piyasadakilerden farkı ne?

Hem dili hem de çizimleri farklı. Kitap, “Ben nereden geldim?” sorusunun cevabı arayan, kendine bugüne kadar anlatılan hikâyeleri sorgulayan bir çocuğun ağzından yazıldı.

- N’apıyor bu çocuk?

Yazının Devamını Oku

Haklılar, sesim bir süre sonra kulak tırmalıyor. Ameliyat gerekiyor NODÜL VARMIŞ

ON parmağında on marifet bir kadın Gupse Özay. Hem yazıyor, hem yönetiyor hem de oynuyor. Yakında yeni filmi ‘Eltiler Savaşı’ vizyona girecek. Çocuklar için de bir karakter yarattı, iki yeni çocuk kitabı yazdı. Konuşacak çok şey vardı, pazar başlayan röportaj bugün de devam ediyor...

‘Deliha’ları çok sevdim ben. Sen o seriyle erkek komedi dünyasına kafa mı tuttun?

Deliha’nın ilk filmi çok yadırgandı başta. Afişte tek başına bir kadın karakter o kadar az ki! Türkiye’de de dünyada da. Erkeğin kadın komedisine bilet alması zor. Hâlâ da zor. Bütün dünya kadınları olarak bu önyargıyı kırmaya çalışıyoruz. O yüzden, erkek komedi dünyasına değil de seyircinin önyargısına kafa tuttum diyelim. 

Seni Recep İvedik mizahı yapmakla eleştirdiler, buna vereceğin cevap nedir?

Şahan’ın çok üstüne gidiyorlar, gittiler. Komedinin amacı güldürmek. Ve mizahın farklı çeşitleri var. Biri İngiliz komedisi sever, diğeri Amerikan. Biri diyalogdan hoşlanır, diğeri beden komedisinden. Benim o noktada eleştirildiğim için üzüldüğüm şey şuydu: Başka bir filmi taklit etmişim gibi lanse edildi. Oysa kendi küçüklüğümde de olduğu gibi, erkekler tarafından kabul görmek veya kendini savunmak ve korumak amacıyla hafif erkeksi hale girmek zorunda kalmış, sevimli ama kaba saba bir kız çocuğu hikâyesiydi o. Yeri gelmişken kendimi de eleştireyim...

Evet, dinliyorum...

İlk filmde cinsiyetçi birkaç şakam vardı. Uyardılar. O yüzden sonraki filmde hepsini yok ettim! Çünkü haklılardı. Artık Deliha’yı kıyafet alışverişi, kuaför, makyaj ve zayıflama çabaları olan “müzikli bir güzelleştirme fırtınası” içinde göremeyecekler. 

‘ELTİLERİN SAVAŞI’ GELİYOR

Yazının Devamını Oku

Şuh ve biri ölmüş gibi bakıp aynı anda seksi olması gereken bir poz veremem ben!

Fırlama, matrak, enerjik ama... En önemli özelliği bence zeki, meraklı ve gözlemci olması. Ve çok üretken. Gupse Özay’ı ‘Yalan Dünya’ ile tanıdık, sonra ‘Deliha’lar geldi. Hem yazdı hem oynadı hem yönetti. Kilolar alıp verdi. Kim ne derse desin, çok iyi işlere imza attı. Ülkenin en beğenilen erkek oyuncularından biriyle beraber. Şimdi de iki yaratıcı çocuk kitabı yazdı. Hoş fikirler var içinde: Komşunun ev terliği, sokak terliği olmak istiyor, asık suratlı birinin bıyığı, adamdan kurtulmak istiyor. Yarattığı Jüpi karakteriyle çocukların ilgisini fena halde çekecek gibi. Pek çok soru sordum, buraya bu kadarı sığdı. Devamı salıya...

Sen benim için bu ülkedeki en yetenekli kadınlardan birisin. Yazıyorsun, çiziyorsun, düşünüyorsun, gerçekleştiriyorsun... Hayal ettiğin rol için manyak kilolar alıp sağlığını tehlikeye atıyorsun. Senaryoyu yazıyor, oynuyor, bir de üstüne filmi yönetiyorsun...

- Çok teşekkür ederim. İnsanın hayran olduğu bir kadından övgü duyması çok güzel.

ÜRETMEK TÜM KADINLARA ÇOK YAKIŞIYOR

Şimdi de çok farklı iki çocuk kitabı yazdın. Harbi yaratıcı kitaplar. Bütün bunları niye yapıyorsun?

- Ya ben boş duramıyorum, üretmeyi seviyorum. Denemeyi seviyorum, denemekten de korkmuyorum. Neyi sevip neye dokunmam gerektiğini iyi biliyorum galiba. İlkokulda tahtaya çıkıp kendi yazdığım skeçleri oynayıp bütün sınıfı güldürürdüm. Bayramlarda da evde yapardım. Yani özünde insanları güldürmeyi ve ortamı yumuşatmayı seviyorum. Bu da seçtiğim alanlarda proje üretmemi sağlıyor. Üretmek insana iyi geliyor.

Sence insanlar seni anlıyorlar mı? Çabanı, kendini ne kadar paraladığını...

- Anlayan da oluyor, gıcık olan da! Ben anlayıp ilham alsınlar istiyorum. Özellikle kadınlar. Çünkü durmadan üretmek ve çabalamak hepimize çok yakışıyor.

Yazının Devamını Oku

Dezavantajlı gruplara can suyu veren sosyal girişim: ‘JOON’

Bugün o gün. Yürünmemiş yollardan yürüyen kadınları yazdığım gün. Onlar 4 kadın. ‘Tasarım’ı bir araç olarak kullanarak dezavantajlı grupların yaratıcı ve üretken hayatlar sürmesini sağlamak için ‘Joon’u kurdular. Ben Duygu Vatan’la röportaj yaptım. Ama Azra, İrem ve Cansu da var. Onlar sosyal girişimci. Temel amaçları kâr elde etmek değil, sosyal fayda yaratmak. Göç, çalışma hayatındaki cinsiyet ayrımcılığı, engelli bireylerin karşılaştığı fırsat eşitsizliği gibi sorunlara değiniyorlar. Bu koşulları kabul etmeyen ve herkes için eşit bir dünya yaratmaya çalışan koleksiyonlar yapıyorlar. Bence müthişler! Çok gençler, çok ileri görüşlüler, ben inanıyorum ki ülkemiz böyle gençler sayesinde ilerleyecek...

Seni tanıyalım...

Ben Duygu. 26 yaşındayım. ODTÜ İşletme mezunuyum. Okurken bölüme bir türlü ısınamadım, kendimi çok ait hissetmiyordum. Yaratıcılığıma engel olan, zihnimi baskılayan bir tarafı vardı. Bir şirketin hayallerinin peşinde koşturmak tüm topluma, en çok da kendime haksızlık etmek gibi geliyordu. Ben insana dokunan bir iş yapmak istiyordum. Yan dal olarak ürün tasarımı okumaya karar verdim. Bir ürünün tasarımı süreci insanlığa dair o kadar çok şey söylüyordu ki. Ben de hayatımın direksiyonunu buraya kırdım, yüksek lisansımı da gene bu bölümde, sosyal inovasyon için tasarım alanında geçtiğimiz ay tamamladım. Eşzamanlı olarak da hayatıma Azra ve “Joon” girdi.

‘Joon’ neyin nesidir? Kimin sesidir?

“Joon”, eşitsizlikleri ortadan kaldıran bir dünya yaratmak isteyen ve tüm gücünü kuvvetini buna vakfetmeye hazır iki kadının hayali aslında. Benim ve Azra’nın. Sonra İrem ve Cansu da eklendi bize. Dezavantajlı üreticilerin ekonomik olarak güçlenmelerini sağlayan, bunu da bunu tasarımın sihirli değneğiyle gerçekleştiren bir köprü kurmaya çalışıyoruz...

‘Joon’un anlamı ne? Uydurduğunuz bir kelime mi, bir anlamı var mı?

Farsça “Can, yaşam” demek.

Yanlış anlamıyorum dimi? Siz dezavantajlı grupların -kadınlar, engelliler ve mülteciler gibi- üretmesi için çabalıyorsunuz... Neden?

Yazının Devamını Oku