"Aygül Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aygül Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aygül Aydın

Kendiniz olun, fazlası değil.

Günaydın yepyeni bir günden hepinize merhaba,

Haftaya nasıl başlıyoruz ve bu hafta ne çabuk sona geliyor,

Öyle değil mi?

*

Zamanın nasıl önüne geçilemeyen,

Durdurulamayan,

Yakalanamayan bir güç olduğunu sizde görüyor musunuz?

Yoksa ben fazlamı abartıyorum?

*

Zaman önemsemiyor hiçbir şeyi, hatta hiç kimseyi, süzülerek akıp gidiyor kendi bildiği yolda,

bildiği şekilde ve başına buyruk….

O size değil, siz ona uymak zorundasınızdır.

Ona ayak uyduramayanlar arkada kalmaya ve bunun cezasını çekmeye hep mahkum kalıyor…

Kaybedilen zamanın geri dönüşü olmaz, geçip gitmiştir artık, olan olmuştur, telafisi yoktur. Yeterli paraya, şana, şöhrete kavuşan insanlar olabilirsiniz belki dünyada, ama hiç kimsenin asla yeterli zamanı yoktur, olamaz.

Zaman kimseye "ait" değildir ve sonsuzdur.

Ve senin ya da benim ya da başkalarının hep bir zamanı yoktur.

Bizim zamanımız ne zaman diye sorarız.

Zaman asla bilinmez…

Ve astroloji zamanı araştırır. Bilmek için araştırmaz…

Zamanı anlamak için araştırır…

Çünkü anlamak ve bilmek arasındaki ince çizgiyi fark etmezsen delirirsin…

*

Hepimiz yaşamıyor muyuz aslında bu hissi…

Bir anı gözümüzde canlandığında daha dün gibi aklımızda deriz. Eskimemiş dostlarla koyu bir sohbet ortasındayken veya bir fotoğrafa bakarken anımsarız. Geçmişe takılı kalmış ya da geleceği beklerken buluruz kendimizi. Geçmiş mutlu bir insan için genellikle güzel hatırlanır. Mutsuz insan için zaten ne geçmiş vardır ne de gelecek.

Gelecek ise vaat doludur her zaman.

Biz bugünde kalmayı unuturuz. Bu yüzdendir ki nedenle bu cümleyi çok sık kurarız “zaman ne çabuk akıp gitmiş” der dururuz.

Ve zaman akıp giderken kaç yaşında olduğunun bir önemi yoktur.

Sadece yaşlandıkça telafiler daha zor olur….

Hepsi bu…

Zamanınız varken telafilerinizi yapın…

*

Gökyüzünde son durum!

Mars-CHİRON kavuşumu!

Mars, Güneş'in temsil ettiği “Ruh” un sınırlarını kıran ve kendi yaratımını yapmayı, 'kendi yoluna' gitmeyi seçen kahramandır. Herkes hep bu anı beklemez mi? Kendine ait olanı bulmak ve istemek!

Chiron 'yaralı şifacı' olarak bilinir ve aslında Chiron başlangıçta en derin acılarımızı tetikler. Chiron acı getirir, çünkü daha yüksek bir bilinç için acıya ihtiyacımız vardır.İnsan kendini yeniden yaratabilmek için acı çekmelidir.

Bir çay bardağına sıcak suyu doldurduğunuzda bardağın çatlama ve üzerinize sıcak suyun dökülme fikri sizin daha önce çektiğiniz acının bir bilincinin oluşması sonucunda gelişir. Yoksa size elli kerede söylense bu başınıza gelmeyecek gibi yaşarsınız. Chiron'un bizden acıyla çalışmamızı istemesinin nedeni, onu aşmak ve çok daha büyük bir şeye dönüştürmektir.

Chiron'un son görünür gezegen olan Satürn ile ilk görünmez gezegen olan Uranüs arasında yörüngede olduğunu düşünürsek mantıklı geliyor.

Chiron, sınırlı maddi varoluşumuzun acısını ortaya çıkarır. Varoluşunuzu anlamanın acısı veya ağırlığı da başka bir durumdur. Varoluşun bir sorumluluğu vardır.

Mars'ın Chiron temalarını yüzeye getirme şekli acımızı acımasızca ortaya çıkarmaktır. 

Bu konum utançla ilişkilidir, çünkü Chiron ilk acımızı, varoluşumuzun acısını ortaya koyar.

Mars, kendimizi “oraya” koyma arzumuz için atılganlık anlamına gelir.

Başlangıçta, kendimizi iddia etme, kendimiz olma yeteneğimizin engellendiğini göreceğiz. 

Kim olduğumuzdan utanıyoruz, harekete geçmek ve “oraya çıkmak” için utanıyoruz. Hataları telefi etmek için belki de utanıyoruz.

Mars ve chiron kavuşumu içimizdeki iç saldırganlığı kabul etme ve serbest bırakma fırsatıdır. İçsel saldırganlığımızı kabul etmediğimizde, onu kızgınlığa dönüştürüyoruz ve bu durumu bizi ince yollarla bizi kontrol ediyor. Kabul ettiğimizde, hedeflerimize sağlıklı şekillerde ulaşmak için onunla birlikte iş birliği yapıyoruz.

İyileşmenin anahtarı öfke, utanç ve ölümlü bir insan olmanın acısını güce ve merhamete dönüştürmektir.

 

Günün Tavsiyeli hikâyesine gelecek olursak;

Bir zamanlar Kanuni Sultan Süleyman, Süleymaniye camisini yaptırırken; fetva vermiş.
Demiş ki; Süleymaniye Camisi yapılırken, mimarından işçisine kadar hiç kimse bir dirhem yardımı kabul etmesin. Hepsini ben üstleniyorum. Velhasıl camii inşası bitmiş. Açılışı yapmışlar ve Kanuni o gece bir rüya görmüş.
Rüyasında kıyamet kopmuş. Mizan kurulmuş, hesaplar yapılıyor ve Terazinin bir kefesinde Süleymaniye Camii; diğer kefesinde ise bir kazan ayran tartılıyor.

Bakıyor ki o bir kazan ayran; Süleymaniye camisinden daha ağır geliyor. Gözlerine inanamıyor.

Kanuni rüyadan sonra kan, ter ile sabahı zor ediyor. Sabaha tüm vezirlerini toplayıp ferman veriyor camii de çalışan herkes huzura getirilsin! diye.

Derken herkes bulunuyor ve Kanuni soruyor. Size dışarıdan hiçbir şey almayın diye ferman verdiğim halde, kim başkasından yardım aldı, diyerek hışımla çıkışıyor bir kazan ayranın kim tarafından getirildiğini soruyor.

Çalışanlardan biri hayretlerle anlatıyor. Hünkârım cami inşaatına, yaşlı bir kadın gelirdi. Bize selam verir, hâl hatır sorardı. Elinden bir şey gelmese de yardım etmek isterdi. Ve hep dua ederdi. Ayranı da o kadın getirdi diyor.

Kanuni ferman veriyor. Tez vakit o kadını huzura getirin diye. Kadını buluyorlar ve huzura getiriyorlar. Kadına söz hakkı veriyor Sultan Süleyman.

Kadın diyor ki; Hünkârım, ben aciz, fakir ve yaşlı biriyim. Sizin eserinizi yapanlara Allah rızası için Dua ettim ve ayran verdim. Hatta o ayranı yaptığım yoğurdu da komşumdan aldım. Allah rızası için de işçilere dağıttım.

Kanuni kadına şunu söylüyor.
Ey kadın;
Sana mahcubum.
Benim caminin sevabına karşı;
o bir kazan ayranın sevabını değişelim mi? diye soruyor…

Dememiz o ki; Bir tas ayranın hakkını kanuniden soran Allah, sizlere yapılan haksızları sormayacak mı?

Herkes kaderini Allahtan korktuğu kadar yaşar. Kimin ne yaptığının veya yaptığı iyiliğin Allah katındaki önemini kimse bilemez. Allah’ın katındaki tek kıstası ne kadar büyük olduğu değil ne zorluklara katlanılarak ne niyetle yapıldığıdır. Zorda da olsanız iyilik yapmaktan asla vazgeçmeyin.

Kim bilir;
Belki de saf bir kalp ile ettiğiniz dua, başkasının kaderini değiştirir.
Belki de yaptığınız bir iyilik, Süleymaniye’den bile daha büyüktür.
Allah bilir. Biz bilmeyiz!

Ama biz sadece tüm inancımızla doğru olanı yapmalıyız.

Bireysel gündeminiz evrenin gündemiyle aynı hizaya geldiğinde, varoluşunuz bir armağan haline gelir.

Bazen en büyük yaralar en büyük hediyelerindir…

 

Mutlu günler dilerim.

X