GeriAteş BAKAN Hile futbolu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hile futbolu

 Haftada üç, dört tane bizim ligimizden maç izlerim.Bu hafta birçok Avrupa Ligi maçını da, televizyondan izledim.Biliyordum ama bu kez yazmaya karar verdim…“Arada büyük fark var”, diyemeyeceğim...

 

Biz başka bir şey oynuyoruz!

Anlatmak istediğim ‘kalite’ farkı falan değil!

Bizde oyun farklı!

Polonya ikinci liginde oynanan oyundan bile farklı…

İzlediğim maçlar içinde bir tek Galatasaray- Club Brugge maçı biraz bizde oynanan futbola benziyordu…

Maç başladığında ilk 10 dakikada hakem yere atan oyunculara aldanmadı, “oyuna devam” dedi. Ancak aldatma yapanlar o kadar ısrarlıydılar ki, hakem direnemedi ve ikinci yarı oyun, bizim mahallede oynanan oyuna döndü.

Aynı oyun kuralları ile farklı bir oyunu oynamak mümkün mü?

----Demek ki oluyormuş…

Bizim futbolu, bizim ülkedeki trafiğe benzetiyorum…

Aynı kurallar ile bambaşka bir ‘olay’ yaratabiliyoruz. Aslında olay da değil kaus!

 

****

Ne fark var?

Bizim evde oynanan oyunun en temel özelliği, “kandırmaya” yönelik oynanması…

Kimi kandırıyoruz?

Öncelikle hakemi.

Sonra seyircimizi.

Elbette ki kendimizi…

 

***

Biraz somutlaştıralım:

Bizde oyun rakibe yakın oynanır. Rakibe temas edebilmek en önemli savunma ögesidir.

Herkes birbirine yaklaştıkça, hakemin olayları süzebilmesi zorlaşır.

Her ikili mücadele sonrasında, mutlaka yerde kalan biri vardır.

Yerde ya acı içinde kıvanıyordur. Ya da ‘ölmüş gibi’ hareketsiz yatıyordur.

Hakem mecburdur, oyunu durdurur.

Yerde yatan oyuncu kısa bir süre tiyatrosuna devam eder, birden canlanır ve koşmaya başlar…

Hava topunu alma umudu olmayan futbolcu;

Ya bir dirsek teması elde etmek için kafasını uzatır.

Ya da rakibi bozmak için “kambura yatar”.

Aslında bu ‘kambur’, havaya yükselen oyuncu için en büyük tehlikedir. Sakatlığa yol açar.

Hakemlerimiz buna büyük oranda göz yumar.

Çünkü kambura yatanlar, bu konuda artık ihtisas sahibi olmuştur, “ben topa bakıyordum” yaparlar. Çok da iyi oynarlar(!)

 

Faul almaca:

Bizim mahallede topu önüne, rakibini arkasına alan oyuncu, artık oyunu oynamak amacında değildir.

Derdi tasası, bir temas bulup kendini yere atıp faul almaktır.

Hakemlerimiz de bu ‘faulü’ mutlaka çalarlar.

Orada düdüğü çalmak çok kolaydır.

Tehlikeden uzaktır. Televizyonlarda tekrarını görme şansı yoktur. Hiçbir bedeli yoktur.

Adına tam anlamı ile ‘eyyam’ diyebiliriz…

Düdük öter, ‘faul alınır’…

 

***

Ne demekse, bu “faul almak”?

İşin kökenine gitmek lazım…

Bize özgü bir terim. Hayatımızın içinden çıkmış.

Aslınsa faul, rakibin yaptığı bir eylemdir. Alınıp, satılamaz!

Ancak bizim ülkede ‘edilgen’ olması gereken ‘etken’ olduğu için;

“Faul kazanan oyuncu”, “penaltı aldı” gibi spor literatüründe olmayan kavramlar türemiştir.

İşin kötü yanı bunlardan ‘övgü’ ile bahsedilir.

Oyuncunun özellikleri sayılarken, “hızlı, kafa vuruşları iyi, güzel faul alır” gibi anlatılır.

Etik bir oyunda, bu cümle şöyle kurulmalıdır.

“Hızlı, kafa vuruşları iyi, ama emek hırsızıdır!”

Diyorum ya, “aynı kurallar ile farklı bir oyun oynuyoruz”, diye…

Elbette tanımlamalarımız da ister istemez değişiyor.

Aslında itiraf gibi bir şey…

 

***

Ben bu olayı bizim trafik kurallarındaki, ‘arkadan çarpmaya’ benzetirim.

Trafikte didişen iki şoförden biri hızla öne geçer, arkadan gelen arabanın önünde ani olarak fren yapar. Amacı arkadan gelenin kendisine çarpmasıdır. Kanunlar, arkadan çarpanı mahkûm ettiği için önde giden ne yaparsa yapsın suçsuzdur. İsterse geri geri geri gelip çarpsın.

Yurt dışında epeyce araba kullandım. Kurallar benzer olmasına karşın, böylesi bir tarza hiç şahit olmadım.

Biz ülke olarak kuralların açığına bulup ondan yararlanmaya çok meraklıyızdır.

Avrupa’nın hemen hemen her yerinde trafik kuralları aynıdır. Ortak ehliyet ile dolaşım hakkı vardır. Ancak bizim memlekette akan trafiğin yurt dışı ile hiç ilgisi yoktur.

Trafiğimiz, aynı kurallar için de kendine bambaşka bir oyun yaratmıştır.

Avrupa’da geçiş şeridi olarak kullanılan ve boş olan sol şerit, bizim ülkede en yoğun şerittir.

Geçişler genel olarak sağdan yapılır.

Korna, arabanın en çok kullanılan en temel ögesidir. Sinyal vermek delikanlılığa terstir. Direksiyon tek elle tutulur. Çağımızın son modası olarak da, cep telefonu ile bir yandan mesaj yazılır…

Kurallar aynı olmasına karşın oyun bambaşkadır.

Aynı, futbolumuz gibi…

 

***

Ayağa basmaca:

Ayağa basmak bu sene moda oldu. Sadece de bizim ülkede oldu.

Özellikle son haftalarda oyuncular birbirinin ayağına veya bileğine basıyor. Kartların büyük bölümü bu olaydan kaynaklanıyor. Aslında kimi zaman da, “topa vuran oyuncunun altına, ‘bassın’, diye ayak uzatılıyor.

İnanın, bizim yeni icadımız bu!

 

***

Maçlar 25 hakem ile oynanır(!)

Oyun durduğu anda, sahadaki 22 futbolcu aniden karar merci olurlar… Eller havaya kalkar, konu taç atışı ise yön gösterirler. Faul ise kart isterler. “Penaltı, kırmızı kart” gibi ağır olaylar ise hakemin etrafını sararlar…

Futbolcular, hatta teknik heyet bile kendi işinin yanı sıra hakemlik görevini de fahri olarak üstlenir(!)

Oyunu uzaktan izleyen taraftar topluluğu da, tuttuğu takımın verdiği işaretler doğrultusunda, tiyatroya katılır.

Hakem sayısı bir anda binleri bulmuştur.

Karar veren sayısı bu kadar artınca elbette oyun değil, kararlar tartışılır.

 

***

Oyun, ‘durdurmak’ için oynanır bizim ülkede!

İnanmıyorsanız biraz da istatistik vereyim size…

Aşağıdaki rakamlar maç başına yapılan faul sayıları:

 

İngiltere: 21,2

Almanya: 23,7

İtalya: 26,2

İspanya: 26,7

Türkiye: 27,7

Sıkıcı bir şey izlemeye başladık biz…

 

***

 

Bizim ligimizde, “kazanmak için yapılan her şey mubahtır”.

Bana ters geliyor ama kazanabilsek ‘kerhen evet’, diyeceğim…

Kazanamıyoruz da(!)

İsterseniz, Avrupa’da oynayan takımlarımızın son durumuna bakın!

Galatasaray; 5 maç, 1 gol, 2 puan ile son sırada.

Beşiktaş; 5 maç, -5 averaj ile son sırada.

Trabzonspor: 5 maç, 1 puan ile son sırada.

Başakşehir: 5 maç, 7 puan ile işini son maça bıraktı.

 

***

 

Demek ki olmuyor muş…

İşin hilesine kaçarak da, kazanamıyoruz.

Üstelik bu hileyi, yalnız bizim mahallede yapabiliyoruz(!)

Edirne’yi geçince kandıramıyoruz…

Seyirci sayımız da giderek azalıyor.

Gençlerimiz artık, Manchester City’yi veya Liverpool’u tutuyor…

Kendi kendimize oyunu bitiriyoruz!

Şimdi, oyunu değiştirmenin, gerçek oyunu oynamanın zamanıdır.

 

***

Futbol Federasyonu, Kulüpler Birliği, hakemler ve basın, toplanacaklar…

Oyunun yorumunu değiştirecekler.

“İzleyenler için oyun” yapabilmek için kafa patlatacaklar.

“Ayıp” denen bir kavram, tekrar ortaya çıkacak!

Yalandan yere yatana, “puan kazandıran adam” değil “emek hırsızı” gözüyle bakılacak!

Emniyet şeridinden gidip öne geçen adama da, “zamanımı çalan adam” gözüyle bakılacak.

“Oynamak isteyen” ile “oyunu bozmak isteyen”, ayırt edilecek!

Başka yolu yok!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

X

Korona Ligi

Korona salgını nedeniyle lige verilen üç ay aradan sonra nasıl bir lig olacağını merak ediyordum.

Birçok etken değişmişti.

Takımların ve sporcuların bu süreyi nasıl geçirdikleri çok önemliydi.

Maçlar seyircisiz oynanıyordu. Ev sahibi avantajının azalacağını düşünüyordum…

Seyircisi az olan takımların daha az etkileneceğini düşünüyordum…

Salgın henüz bitmemiş, herkes tedirgindi. Yakın temastan kaçınmak insan doğasında vardı… Daha fazla gol olacağını düşünüyordum.

Hedefi olan takımların daha çok konsantre olacağını tahmin ediyordum.

Takımların sağlık ekipleri ve bireysel kondisyon antrenörleri biraz daha etkin rol oynayacaktı…

***

Yazının Devamını Oku

Güle güle Obradovic

Koltuğum pota altında, sana çok yakın bir yerde…

Bir gözüm sahada, diğeri ise sürekli olarak sende…

Tam yedi yıl be arkadaş… Hiç sıkılmadan aynı heyecan ile seni izledim.

Seninle birlikte ben de, kıpkırmızı oldum.

Kalbim sıkıştı…

Sen kızdıkça, ben ‘gemimin sağlam ellerde’ olduğunu hissettim…

Sen gülümseyince, ben sevinçten uçtum…

Tam yedi yıl be arkadaş…

Yaşamımın vazgeçilmez parçası oldun…

Yazının Devamını Oku

Yazdım işte!  

Baba evin kirasını ödeyemezken, “oyuncak isterim”, diye tutturan çocuklara benzetiyorum kendimi…

 

Hem pazarlamacı, hem de muhasebeci, aynı anda olunmaz ki…

Hepsi kendi işini yapacak…

Ayrı tondan, ayrı dilden konuşacaklar…

Bulundukları pozisyonun gereklerini söyleyecekler.

O zaman gemi kendi doğallığı içinde yol alacak.

Hem baba, hem çocuk bir arada olunmaz ki…

Baba babalığını yapacak, çocuk da doğal isteklerini istemeye devam edecek…

Yazının Devamını Oku

Korona günlüğü

“Corona”, diye yazmıyorum. Artık bizden biri o…“Korona”, diyeceğim kendisine…

Bir tane virüs ’ün gelip bütün Dünya’yı esir alacağını söyleseler;

----İnanmazdım.

Bilim kurgu filmini yapabilirlerdi;

---Ben gitmezdim…

Bu yüzyılda, “şaka” gibi bir şeyler oldu…

Hep birlikte esir olduk.

Dünya’nın en zengin adamı da esir oldu…

Garibanda…

Yazının Devamını Oku

Türkiye Büyük Millet Meclisi 100 yaşında!

100 yıl önce bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmış…

100 yıldır 23 Nisan’ı, “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak kutluyoruz…

Ben bugüne kadar tam anlamı ile kavrayamamışım neyi kutladığımızı…

Neden mi?

***

“Çünkü her geçen yıl bu bayramın ne olduğunu daha iyi anlıyorum da”, ondan!

O meclisin ne şartlarda açıldığını…

O mebusların ne şartlarda Ankara’ya geldiğini…

İstanbul ve bütün yurt işgal altındayken Ankara da meclisi açmanın, ne demek olduğunu?

Yazının Devamını Oku

Yeniden sarılabilmek için…

Çıkmayacağım evden!“Çıkabilirsin!”, diyecekleri zamana kadar çıkmayacağım! 

Sarılabilmeyi özledim…

Doyasıya sarılmayı…

Karıma, anama, kardeşlerime, çocuklarıma sarılmayı özledim…

Dostlarımla korkmadan oturmayı, sohbet etmeyi özledim…

Fenerbahçe golü attığında sarılmayı özledim!

“ Özlediysen eğer, yaşamayı seviyorsun” demektir!

Hem de sevdiklerinle birlikte yaşamayı seviyorsun, demektir!

O zaman yeniden sarılabilmek için sıkacağım dişimi…

Yazının Devamını Oku

İnsanoğlunun kendi ile savaşıdır bu!

Ben bu beladan kurtulduğumuz günü düşünüyorum…Siz de düşünün!O gün, kaybettiklerimizi anacağız.Mezarlarına gideceğiz, tutamadığımız yası tutacağız.

Yaralarımızı saracağız…

Ve hep birlikte çocuklar gibi kutlayacağız…

O gün bayram olacak…

Tek bir milletin tek bir dinin değil, tüm Dünya’nın bayramı olacak!

Belki de bu bir ilk olacak!

 

***

İnsandan insana geçti…

Yazının Devamını Oku

Corona ile hayat…

Spor hayatımın her hücresine öylesine girmiş ki;Boşluğu çok büyükmüş… 

 

Türkiye Liginde maç yoksa İngiltere’yi, yoksa İspanya’yı izlerdim.

Futbol yoksa basketbol vardır. O da olmadı, voleybol…

Boks da izlerim… Güreş de…

Yaz dönemi bunlar biter…

Ancak benim hobim, bitmez…

Atletizm başlar. Yüzme başlar…

Bir de uluslararası gençler şampiyonaları…

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe, Aydın Örs’ünü arıyor…

Fenerbahçe’ye antrenör aranıyor…

“Alman ekolü olsun”, diyenler var…

---Olsun!

Joachim Löw’ün kariyeri, Fenerbahçe’de başlamış, Alman milli takımı ile Dünya Şampiyonu olmuş…

“Gel bize,10 yılın takımını yap” dersek, belki gelir…

Gelirken de sorar;

Bütçemiz ne kadar?

--- “Sattığımız kadar alacağız, iyi bir paraya sat, sonra istediğini al” dersek, olmaz…

“Kimi satacağım?”, diye sorar…

Yazının Devamını Oku

Kaç kez “ENKA Spor Kulübü” adını okudunuz?

Biliyorum sporu çok seviyorsunuz.

Daha çok gencimizin spor yapmasını istiyorsunuz.

Ülkemizin de çok başarılı olmasını istiyorsunuz.

Amacımız aynı.

Gideceğimiz yol da aynı olmalı!

Önce bir tablo vereyim, iyice inceleyin…  Sonra lütfen birlikte çözümleyelim.

Tablo aslında anlatıyor bütün gerçeği…

 

Tokyo Olimpiyatlarına gitmeyi hak kazanan sporcuların kulüplere göre dağılımı:

Yazının Devamını Oku

Sultanlarımız Tokyo’da!

Kadınlarımız,Onlar bizim kadınlarımız,“Pes” etmeyi bilmeyen kadınlarımız,Yaşadıklarında adından bile söz edilmeyen kadınlarımız,Kazandıkları zaman isimleri hatırlanan ve bize her daim gurur yaşatan kadınlarımız,

Gizli kahramanlarımız,

Kazandıkça var olan kadınlarımız,

Sultanlarımız…

 

***

Bilmem haberiniz var mı?

Olimpiyat vizesi aldılar!

Tokyo’ya gidiyorlar…

Yazının Devamını Oku

Filenin Sultanları ile umuda yolculuk…

Yazıyı yazdığım sırada kızlarımız Belçika ile oynuyor…

Kaybettiğimiz anda Tokyo Olimpiyatlarına gitme şansımız kalmayacak…

Siz de bu yazıyı okuyamayacaksınız, çünkü çöpe gidecek…

Voleybolun ve kadınlarımızın kaderidir bu…

Kazanırlarsa varlıkları hatırlanır.

Kazandıkları zaman da işleri bitmeyecek. Tokyo biletini almak için iki maç daha yapacaklar. İkisini de kazanmak zorundalar…

Gördüğünüz gibi işleri çok zor, bizlere ihtiyaçları var.

 

***

Yazının Devamını Oku

MHK gri rengi sevmiş…

Ateş Bakan yazdı.

Bembeyaz bir boyanın içine bir damla siyah renk karıştırırsanız, gri olur.

Beyazı, gri yapmak için bir damla siyah bile yeter!

Gri, uzlaştırıcı ve denge unsuru olan bir renktir. Aynı zamanda ciddiyet ve hareketsizliği çağrıştırır.

Merkez Hakem Kurulunu basın mensupları ile yaptığı toplantıyı izledim.

Beğendiğim yeni uygulamalar da gördüm.

Ancak bir bütün olarak baktığımda Merkez Hakem Kurulunun gri rengi seçtiğini gördüm.

Nedir Gri rengi seçmek?

Konumuz futbol olduğuna göre futbol sahasındaki gri rengi anlamak gerek…

Yazının Devamını Oku

Bu bir uçurtmanın kaçışı… Belki de değil!

Ateş Bakan yazıyor...

Çubuklu forma ile tam 13 yıl…

675 tane resmi maç…

10 kez Türkiye şampiyonluğu…

6 kez Türkiye kupası…

6 kez Cumhurbaşkanlığı kupası…

Fenerbahçe forması ile Türkiye’de kazanılan toplam 22 kupa…

Euro Lig de tam 6 kez Final Four…

 

Yazının Devamını Oku

Yetenek mi? Sistem mi?

Benim çocukluğumda öğrenci grupları arasında münazara yapılırdı…En popüler tartışma konusu;“Tabiat mı güçlü, yoksa insan mı? Sorusu idi… 

 

Obradovic ve Jasikevicius en beğendiğim ve saygı duyduğum iki koç.

Obradovic uzun süredir Fenerbahçe Beko’nun başında… Jasikevicius ise “ileride Fenerbahçe’nin başına geçer”, diye düşündüğüm iki koç…

Bu yıl ikisinin de başı dertte…

Zalgiris, kendi sahasında üst üste 8. yenilgisini aldı ve ligin son sırasına demir attı.

Fenerbahçe Beko ise alışık olduğumuzun aksine, 14 maçın 9 tanesinde yenildi ve şimdilik Play-Off barajının gerisinde…

 

***

Yazının Devamını Oku

“Hata”, para ile örtülemez oldu!

Bu sezon enteresan bir lig oynanıyor. Hiç bir takım alıp götüremiyor. Üç büyükler sürekli puan kaybediyor. Ligin lideri olamıyorlar…“Bana mı öyle geliyor?”, “Bundan önce nasıldı?”,  diye araştırmak istedim.Türkiye Futbol Liginin son 20 yılını araştırdım. 13 haftanın sonunda neler olmuş? Baktım…

İşte ilgimi çeken notlar:

 

Az geldi bana… Baktım…

Son 20 yılın en düşük puanlarından birisi. Bundan önce 13. hafta sonunda sadece 2012-2013 sezonunda, liderin puanı 25 olmuş. Diğer sezonlarda 13 haftanın sonunda lider takım büyük oranda, 30 puanın üstüne çıkmış.

 

Bana çok az geldi. İnceledim...

Yine ve sadece 2012-2013 sezonunda bu kadar az fark olmuş. Lider ile sekizinci sıradaki fark 6 imiş… Son 20 yılın ortalamasına baktığımızda bu farkın ortalama, 12 olduğunu görüyoruz.

 

Yazının Devamını Oku

Bırakın, cepten yesinler!

Maç başına 72 sayı attılar, 17.sıradalar…

Açık ara en az ribaunt alan takım onlar…

Asist sıralamasında sondan 5.sıradalar…

Faul atış yüzdesinde 17.sıradalar…

9 maçta sadece 2 galibiyet aldılar ve Avrupa Ligi’nin en alt basamağında yer alıyorlar…

Çabuk kırılıyorlar…

Maçı bitmeden bırakıyorlar…

Birebir de sürekli geçiliyorlar…

 

Yazının Devamını Oku

Bir VAR’ mış bir YOK muş…

Geçen sezon:Tam 190 kez Video Hakem Uygulamasına gidilmiş.132 kez hakem kararları değiştirilmiş.Tam 132 kez maçın sonucunu etkileyecek karar düzeltilmiş…Ortalama 132 puan adaletsiz bir şekilde yanlış takıma gideceğine, hakkı olan takıma verilmiş…Daha ne istiyoruz?

Hakem hataları minimuma indirilmiş…

Ligden düşen takımları, şampiyon olan takımı, ligdeki sıralamayı, hakemler değil oynanan futbol tayin etmeye başlamış…

Gerçeği ve adaleti tam olarak bulamasak bile yaklaşmışız…

Evet, Avrupa’ya göre daha çok gitmişiz ve oyunu daha çok durdurmuşuz…

Daha hızlandırmamız gerekirken, niye tamamen yok ediyoruz?

Niye rahatsız oluyoruz bu durumdan?

 

****

Yazının Devamını Oku

“Güzel Takım”, nereye?

Ateş Bakan yazdı...

Avrupa’da son 5 yılın en başarılı takımı kimdir? Sorusuna,

Basketbolseverlerin büyük bölümü;

“Fenerbahçe Beko” cevabını verirler…

Aynı soruyu Fenerbahçe taraftarlarına soracak olursak cevapları;

“Dünya’nın En Güzel Takımı”, olur.

Peki, bu yıl ne oldu?

----Euro Ligde 5 maçta, 4 yenilgi…

----Türkiye liginde Galatasaray’dan alınan farklı mağlubiyet…

Yazının Devamını Oku