GeriAteş BAKAN Güle güle Obradovic
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Güle güle Obradovic

Koltuğum pota altında, sana çok yakın bir yerde…

Bir gözüm sahada, diğeri ise sürekli olarak sende…

Tam yedi yıl be arkadaş… Hiç sıkılmadan aynı heyecan ile seni izledim.

Seninle birlikte ben de, kıpkırmızı oldum.

Kalbim sıkıştı…

Sen kızdıkça, ben ‘gemimin sağlam ellerde’ olduğunu hissettim…

Sen gülümseyince, ben sevinçten uçtum…

Tam yedi yıl be arkadaş…

Yaşamımın vazgeçilmez parçası oldun…

***

Sadece benim mi?

Eşimin, kızımın, oğullarımın, kardeşlerimin, arkadaşlarımın ve tüm taraftarların…

Haftada bir mutlaka buluştuğum, birlikte gülüp birlikte ağladığım komşumu, kaybetmiş gibiyim.

Büyük bir heyecanımı ve yaşamımın renklerinden birini kaybettiğim kesin!

***

Sen belki farkında belki değilsin ama biz tam yedi yıldır seninleyiz.

Sezon başında kombinemizi yeniliyor. Haftalık maç programına bakıyoruz.

Maçımız evimizde ise Ataşehir’de balıkçımızda buluşuyoruz.

Hem de giderek büyüyen geniş ailemizle…

Deplasmanda oynuyorsak, evde bir araya geliyoruz.

Senede bir kez görmediğimiz bir şehre, seninle deplasmana gidiyoruz.

***

“O yıl Final Four un nerede oynanacağı?”, bizim için ayrı bir merak konusu…

Senin orada olacağın kesin olduğu için, biz de mutlak gideceğiz…

Görmediğimiz, görmek istediğimiz bir yer çıkarsa çok mutlu oluyoruz.

Maç ve uçak biletlerimiz, aylar öncesinden ayarlanıyor… Yıllık izinlerimiz Final Four için kullanılıyor…

İkizlerimin yaş günü de 20 Mayıs…

Çocuklar yıllardır yaş günlerini Final Four da kutladırlar… Pastalarını sen kestin…

Belki farkında değilsin ama ailemizin bir üyesisin…

***

Önce yönetime kızdım.

Uzak duruyorlarmış, koluna girmiyorlarmış gibi geldi bana…

Aslında senin koluna girmek de o kadar değil ya…

4 yıl önce adına yaptığım ahşap maket tekneyi, yanına yanaşıp veremedim bile…

Bitmemiş sezonda “başarısız” gibi gösterilmene de kızdım.

Oysa sonuçlanmış olan tek kupayı kazanmıştın. Diğer ikisinde de Play-Off oynayacaktın…

Geriden gelip neler yaptığını ve hiç Play-Off kaybetmediğini de biliyordum...

***

Bu bütçe ile devam edemeyeceğimiz, kesindi…

Orta bir yerde buluşabilir miyiz? Umudu hep vardı bende…

Bunun için “gereken gayretin gösterilip, gösterilmediğini”, hep tarttım…

Görüşmeye çağırdılar seni…

Ali beyin evinde ve “baş başa”, yapılınca bu görüşme;

“Tamam” dedim…

Tam bir aile gibi…

Hem, “yeni sözlem tamam”, dedim.

Hem de “sana hak ettiğin değeri verme işlemi de tamam”, dedim…

Ali bey hava alanına kadar götürünce seni, çok rahatladım…

Kızgınlığım da geçti.

Ama olmadı…

Yazdığın veda yazından anlıyorum ki;

Bir yıl takım çalıştırmayacak ailen ile birlikte olacakmışsın… Sanırım, bu Korona belası da ayırmış bizi…

Tesellim oldu…

***

Beşiktaşlı arkadaşım Ali arıyor bu aralar sık, sık beni…

“Abi bir haber var mı?”, diye soruyor…

Tüm dörtlü finallere birlikte gittiğimiz, yedi yıldır Fenerbahçe basket kombinesi olan doğuştan Beşiktaşlı olan arkadaşım…

Her galibiyetimizde sarıldığım arkadaşım…

Sen sadece Fenerbahçelileri sevindirmedin…

Basketbolu büyüttün ve sevdirdin…

İşine duyduğun saygı ve ciddiyetle, diğer spor yöneticilerine de örnek oldun.

Sadece spor yöneticilerine mi?

İş yapan tüm yöneticilere örnek oldun!

***

Kendimi bildim bileli spor izlerim ve Fenerbahçeliyim.

Hiçbir sporcunun veya spor adamının vedası bu kadar ekilemedi beni…

Ne diyeyim?

“Güle güle”, diyeyim…

Birlikte geçirdiğimiz yedi güzel yıl için “teşekkür”, edeyim…

Son kez de tıpkı maç sonlarında olduğu gibi ayağa kalkayım…

“Obradovic, Obradovic, Obraadovic”, diye haykırayım…

İki elimi çırpıp bir daha “Obradovic”, diyeyim…

Sabahın erken saatinde ben yazımı yazarken, oğlum da işini yaparken, gözlerimizdeki yaşları birbirimizden saklarken;

Sen de her zaman olduğu o utangaç gülümsemenle, “beni değil takımı alkışlayın” de…

***

Bir gün bir daha karşılaşmak umudu ile “güle güle”…

O çok sevdiğin güzel ailenle birlikte güzel bir yıl diliyorum sana…

Unutma ki koca bir ailen de, burada…

 

 

 

 

 

X

Korona Ligi

Korona salgını nedeniyle lige verilen üç ay aradan sonra nasıl bir lig olacağını merak ediyordum.

Birçok etken değişmişti.

Takımların ve sporcuların bu süreyi nasıl geçirdikleri çok önemliydi.

Maçlar seyircisiz oynanıyordu. Ev sahibi avantajının azalacağını düşünüyordum…

Seyircisi az olan takımların daha az etkileneceğini düşünüyordum…

Salgın henüz bitmemiş, herkes tedirgindi. Yakın temastan kaçınmak insan doğasında vardı… Daha fazla gol olacağını düşünüyordum.

Hedefi olan takımların daha çok konsantre olacağını tahmin ediyordum.

Takımların sağlık ekipleri ve bireysel kondisyon antrenörleri biraz daha etkin rol oynayacaktı…

***

Yazının Devamını Oku

Yazdım işte!  

Baba evin kirasını ödeyemezken, “oyuncak isterim”, diye tutturan çocuklara benzetiyorum kendimi…

 

Hem pazarlamacı, hem de muhasebeci, aynı anda olunmaz ki…

Hepsi kendi işini yapacak…

Ayrı tondan, ayrı dilden konuşacaklar…

Bulundukları pozisyonun gereklerini söyleyecekler.

O zaman gemi kendi doğallığı içinde yol alacak.

Hem baba, hem çocuk bir arada olunmaz ki…

Baba babalığını yapacak, çocuk da doğal isteklerini istemeye devam edecek…

Yazının Devamını Oku

Korona günlüğü

“Corona”, diye yazmıyorum. Artık bizden biri o…“Korona”, diyeceğim kendisine…

Bir tane virüs ’ün gelip bütün Dünya’yı esir alacağını söyleseler;

----İnanmazdım.

Bilim kurgu filmini yapabilirlerdi;

---Ben gitmezdim…

Bu yüzyılda, “şaka” gibi bir şeyler oldu…

Hep birlikte esir olduk.

Dünya’nın en zengin adamı da esir oldu…

Garibanda…

Yazının Devamını Oku

Türkiye Büyük Millet Meclisi 100 yaşında!

100 yıl önce bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmış…

100 yıldır 23 Nisan’ı, “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak kutluyoruz…

Ben bugüne kadar tam anlamı ile kavrayamamışım neyi kutladığımızı…

Neden mi?

***

“Çünkü her geçen yıl bu bayramın ne olduğunu daha iyi anlıyorum da”, ondan!

O meclisin ne şartlarda açıldığını…

O mebusların ne şartlarda Ankara’ya geldiğini…

İstanbul ve bütün yurt işgal altındayken Ankara da meclisi açmanın, ne demek olduğunu?

Yazının Devamını Oku

Yeniden sarılabilmek için…

Çıkmayacağım evden!“Çıkabilirsin!”, diyecekleri zamana kadar çıkmayacağım! 

Sarılabilmeyi özledim…

Doyasıya sarılmayı…

Karıma, anama, kardeşlerime, çocuklarıma sarılmayı özledim…

Dostlarımla korkmadan oturmayı, sohbet etmeyi özledim…

Fenerbahçe golü attığında sarılmayı özledim!

“ Özlediysen eğer, yaşamayı seviyorsun” demektir!

Hem de sevdiklerinle birlikte yaşamayı seviyorsun, demektir!

O zaman yeniden sarılabilmek için sıkacağım dişimi…

Yazının Devamını Oku

İnsanoğlunun kendi ile savaşıdır bu!

Ben bu beladan kurtulduğumuz günü düşünüyorum…Siz de düşünün!O gün, kaybettiklerimizi anacağız.Mezarlarına gideceğiz, tutamadığımız yası tutacağız.

Yaralarımızı saracağız…

Ve hep birlikte çocuklar gibi kutlayacağız…

O gün bayram olacak…

Tek bir milletin tek bir dinin değil, tüm Dünya’nın bayramı olacak!

Belki de bu bir ilk olacak!

 

***

İnsandan insana geçti…

Yazının Devamını Oku

Corona ile hayat…

Spor hayatımın her hücresine öylesine girmiş ki;Boşluğu çok büyükmüş… 

 

Türkiye Liginde maç yoksa İngiltere’yi, yoksa İspanya’yı izlerdim.

Futbol yoksa basketbol vardır. O da olmadı, voleybol…

Boks da izlerim… Güreş de…

Yaz dönemi bunlar biter…

Ancak benim hobim, bitmez…

Atletizm başlar. Yüzme başlar…

Bir de uluslararası gençler şampiyonaları…

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe, Aydın Örs’ünü arıyor…

Fenerbahçe’ye antrenör aranıyor…

“Alman ekolü olsun”, diyenler var…

---Olsun!

Joachim Löw’ün kariyeri, Fenerbahçe’de başlamış, Alman milli takımı ile Dünya Şampiyonu olmuş…

“Gel bize,10 yılın takımını yap” dersek, belki gelir…

Gelirken de sorar;

Bütçemiz ne kadar?

--- “Sattığımız kadar alacağız, iyi bir paraya sat, sonra istediğini al” dersek, olmaz…

“Kimi satacağım?”, diye sorar…

Yazının Devamını Oku

Kaç kez “ENKA Spor Kulübü” adını okudunuz?

Biliyorum sporu çok seviyorsunuz.

Daha çok gencimizin spor yapmasını istiyorsunuz.

Ülkemizin de çok başarılı olmasını istiyorsunuz.

Amacımız aynı.

Gideceğimiz yol da aynı olmalı!

Önce bir tablo vereyim, iyice inceleyin…  Sonra lütfen birlikte çözümleyelim.

Tablo aslında anlatıyor bütün gerçeği…

 

Tokyo Olimpiyatlarına gitmeyi hak kazanan sporcuların kulüplere göre dağılımı:

Yazının Devamını Oku

Sultanlarımız Tokyo’da!

Kadınlarımız,Onlar bizim kadınlarımız,“Pes” etmeyi bilmeyen kadınlarımız,Yaşadıklarında adından bile söz edilmeyen kadınlarımız,Kazandıkları zaman isimleri hatırlanan ve bize her daim gurur yaşatan kadınlarımız,

Gizli kahramanlarımız,

Kazandıkça var olan kadınlarımız,

Sultanlarımız…

 

***

Bilmem haberiniz var mı?

Olimpiyat vizesi aldılar!

Tokyo’ya gidiyorlar…

Yazının Devamını Oku

Filenin Sultanları ile umuda yolculuk…

Yazıyı yazdığım sırada kızlarımız Belçika ile oynuyor…

Kaybettiğimiz anda Tokyo Olimpiyatlarına gitme şansımız kalmayacak…

Siz de bu yazıyı okuyamayacaksınız, çünkü çöpe gidecek…

Voleybolun ve kadınlarımızın kaderidir bu…

Kazanırlarsa varlıkları hatırlanır.

Kazandıkları zaman da işleri bitmeyecek. Tokyo biletini almak için iki maç daha yapacaklar. İkisini de kazanmak zorundalar…

Gördüğünüz gibi işleri çok zor, bizlere ihtiyaçları var.

 

***

Yazının Devamını Oku

MHK gri rengi sevmiş…

Ateş Bakan yazdı.

Bembeyaz bir boyanın içine bir damla siyah renk karıştırırsanız, gri olur.

Beyazı, gri yapmak için bir damla siyah bile yeter!

Gri, uzlaştırıcı ve denge unsuru olan bir renktir. Aynı zamanda ciddiyet ve hareketsizliği çağrıştırır.

Merkez Hakem Kurulunu basın mensupları ile yaptığı toplantıyı izledim.

Beğendiğim yeni uygulamalar da gördüm.

Ancak bir bütün olarak baktığımda Merkez Hakem Kurulunun gri rengi seçtiğini gördüm.

Nedir Gri rengi seçmek?

Konumuz futbol olduğuna göre futbol sahasındaki gri rengi anlamak gerek…

Yazının Devamını Oku

Bu bir uçurtmanın kaçışı… Belki de değil!

Ateş Bakan yazıyor...

Çubuklu forma ile tam 13 yıl…

675 tane resmi maç…

10 kez Türkiye şampiyonluğu…

6 kez Türkiye kupası…

6 kez Cumhurbaşkanlığı kupası…

Fenerbahçe forması ile Türkiye’de kazanılan toplam 22 kupa…

Euro Lig de tam 6 kez Final Four…

 

Yazının Devamını Oku

Yetenek mi? Sistem mi?

Benim çocukluğumda öğrenci grupları arasında münazara yapılırdı…En popüler tartışma konusu;“Tabiat mı güçlü, yoksa insan mı? Sorusu idi… 

 

Obradovic ve Jasikevicius en beğendiğim ve saygı duyduğum iki koç.

Obradovic uzun süredir Fenerbahçe Beko’nun başında… Jasikevicius ise “ileride Fenerbahçe’nin başına geçer”, diye düşündüğüm iki koç…

Bu yıl ikisinin de başı dertte…

Zalgiris, kendi sahasında üst üste 8. yenilgisini aldı ve ligin son sırasına demir attı.

Fenerbahçe Beko ise alışık olduğumuzun aksine, 14 maçın 9 tanesinde yenildi ve şimdilik Play-Off barajının gerisinde…

 

***

Yazının Devamını Oku

“Hata”, para ile örtülemez oldu!

Bu sezon enteresan bir lig oynanıyor. Hiç bir takım alıp götüremiyor. Üç büyükler sürekli puan kaybediyor. Ligin lideri olamıyorlar…“Bana mı öyle geliyor?”, “Bundan önce nasıldı?”,  diye araştırmak istedim.Türkiye Futbol Liginin son 20 yılını araştırdım. 13 haftanın sonunda neler olmuş? Baktım…

İşte ilgimi çeken notlar:

 

Az geldi bana… Baktım…

Son 20 yılın en düşük puanlarından birisi. Bundan önce 13. hafta sonunda sadece 2012-2013 sezonunda, liderin puanı 25 olmuş. Diğer sezonlarda 13 haftanın sonunda lider takım büyük oranda, 30 puanın üstüne çıkmış.

 

Bana çok az geldi. İnceledim...

Yine ve sadece 2012-2013 sezonunda bu kadar az fark olmuş. Lider ile sekizinci sıradaki fark 6 imiş… Son 20 yılın ortalamasına baktığımızda bu farkın ortalama, 12 olduğunu görüyoruz.

 

Yazının Devamını Oku

Hile futbolu

 Haftada üç, dört tane bizim ligimizden maç izlerim.Bu hafta birçok Avrupa Ligi maçını da, televizyondan izledim.Biliyordum ama bu kez yazmaya karar verdim…“Arada büyük fark var”, diyemeyeceğim...

 

Biz başka bir şey oynuyoruz!

Anlatmak istediğim ‘kalite’ farkı falan değil!

Bizde oyun farklı!

Polonya ikinci liginde oynanan oyundan bile farklı…

İzlediğim maçlar içinde bir tek Galatasaray- Club Brugge maçı biraz bizde oynanan futbola benziyordu…

Maç başladığında ilk 10 dakikada hakem yere atan oyunculara aldanmadı, “oyuna devam” dedi. Ancak aldatma yapanlar o kadar ısrarlıydılar ki, hakem direnemedi ve ikinci yarı oyun, bizim mahallede oynanan oyuna döndü.

Aynı oyun kuralları ile farklı bir oyunu oynamak mümkün mü?

Yazının Devamını Oku

Bırakın, cepten yesinler!

Maç başına 72 sayı attılar, 17.sıradalar…

Açık ara en az ribaunt alan takım onlar…

Asist sıralamasında sondan 5.sıradalar…

Faul atış yüzdesinde 17.sıradalar…

9 maçta sadece 2 galibiyet aldılar ve Avrupa Ligi’nin en alt basamağında yer alıyorlar…

Çabuk kırılıyorlar…

Maçı bitmeden bırakıyorlar…

Birebir de sürekli geçiliyorlar…

 

Yazının Devamını Oku

Bir VAR’ mış bir YOK muş…

Geçen sezon:Tam 190 kez Video Hakem Uygulamasına gidilmiş.132 kez hakem kararları değiştirilmiş.Tam 132 kez maçın sonucunu etkileyecek karar düzeltilmiş…Ortalama 132 puan adaletsiz bir şekilde yanlış takıma gideceğine, hakkı olan takıma verilmiş…Daha ne istiyoruz?

Hakem hataları minimuma indirilmiş…

Ligden düşen takımları, şampiyon olan takımı, ligdeki sıralamayı, hakemler değil oynanan futbol tayin etmeye başlamış…

Gerçeği ve adaleti tam olarak bulamasak bile yaklaşmışız…

Evet, Avrupa’ya göre daha çok gitmişiz ve oyunu daha çok durdurmuşuz…

Daha hızlandırmamız gerekirken, niye tamamen yok ediyoruz?

Niye rahatsız oluyoruz bu durumdan?

 

****

Yazının Devamını Oku

“Güzel Takım”, nereye?

Ateş Bakan yazdı...

Avrupa’da son 5 yılın en başarılı takımı kimdir? Sorusuna,

Basketbolseverlerin büyük bölümü;

“Fenerbahçe Beko” cevabını verirler…

Aynı soruyu Fenerbahçe taraftarlarına soracak olursak cevapları;

“Dünya’nın En Güzel Takımı”, olur.

Peki, bu yıl ne oldu?

----Euro Ligde 5 maçta, 4 yenilgi…

----Türkiye liginde Galatasaray’dan alınan farklı mağlubiyet…

Yazının Devamını Oku