Paylaş

Konfor biraz eksik
Wimbledon Tenis Turnuvası dünyanın en gözde spor müsabakalarından biri olarak adlandırılsa da, ülkenin Royal Ascot at yarışları gibi globalde ses getiren diğer etkinliklerine kıyasla turnuvadaki bazı standartları düşük buldum doğrusu.
Sosyal medyada dolaşan o görkemi, VIP bir davetiyem olmasına rağmen gözlemleyemedim.
Gördüğüm aşırı kalabalık, her bir kortun, her bir yemek alanının önündeki o uzun kuyruklar halkın tenise ilgisini gösterse de, mevcut düzenin bu ilgiye yetmediğinin de bir kanıtıydı.
Keza 1922’den beri kullanılan tribünlerde loca sisteminin olmayışına şaşırdım açıkçası.
Kortun eskiliğinden kaynaklı bir sebeple loca eklentisi yapamamışlar. Sadece tek bir kraliyet locası mevcut.
Biletler için 2-3 bin Pound verenlerin kullandığı lounge alanlarının kortları görmeyişi, lounge ve restoran alanlarından oturduğunuz yere geri dönebilmek için şık erkeklerin ve topuklu ayakkabılar giymiş kadınların uzun koridorlar ve merdivenler katettiğini görünce Wimbledon ortamının aslında o derece konforlu olmadığını anladım.
Maç arasında susadığınız an sizi ufak bir yolculuk bekliyor diyebilirim.
Maç sürerken ise bulunduğunuz tribünü oyuncuların konsantasyonunun bozulmaması adına terk edemiyorsunuz.
Keza maç arasında koltuğunuza vaktinde dönmezseniz bir sonraki araya kadar tribünlerin giriş kapıları kapalı.
Açıkçası hem spor etkinlikleri hem de konserlerde zamanlamaya dikkat etmeyen insanların saygısızca aralarda dolaştığını düşündüğüm zaman, hem oyunculara hem de seyriciye saygı niteliğinde düzenlenen bu kural hoşuma gitti doğrusu.
Öte yandan tüm bu şartlara rağmen dünya devlerinin tenis maçını muazzam bir sessizlikte tarihi bir kortta izlemek paha biçilemezdi.
Şampanya yasağı
Öğrendiğim kadarıyla sporcuların konsantrasyonunun bozulmaması için tribünlerde oyun esnasında şampanya patlatmak yasaklanmış.
Keza bu yüzden oyun biter bitmez ardı ardına şampanyalar patladı.
Bir diğer ilginç gözlemim ise kortun kenarlarındaki, oyuncuların servis hızını ölçen ekranlardı.
Kimi zaman saatte 170 km’nin bile üstünde bir hızla servis atan oyuncuların her bir hareketi ölçümleniyordu.
Esas dikkatimi çeken, turnuvadaki tüm güvenliğin polisler değil, ordu mensuplarınca sağlanıyor oluşuydu.
Meğerse 1945’te II. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru Wimbledon şehri bombalanmış.
1877’den beri devam eden turnuvaya ara verilmesi planlanırken İngiliz ordusu turnuvaya sahip çıkarak buranın güvenliğini sağlayacağını ve bu tarihi müsabakanın devam etmesi gerektiğini belirterek adeta “Show must go on” (Şov devam etmeli) demiş.
İşte o zamandan bu zamana, ordunun bu alandaki kararlılığına atıfta bulunan bir nitelikte turnuvanın güvenliğini halen hem deniz, hem kara hem de jandarma kuvvetlerinden geleneksel üniformalar giymiş ordu mensupları sağlamakta.
Kısacası Wimbledon anekdotlarla dolu ve her şart altında kesinlikle deneyimlenmesi gereken bir turnuva.
Paylaş