GeriArda AKIN 2021’in trendi sürdürülebilirlik olacak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

2021’in trendi sürdürülebilirlik olacak

Hollywood yıldızlarının ve global markaların 2021 için milyon dolarlık bütçeler ayırdığı sürdürülebilirlik projelerinin bu yılın trendi olacağı artık aşikâr. İyi olan her şeyin devamlılığını amaçlayan ve uğruna TV programları bile hazırlanan bu trende dair işte dünyada ve Türkiye’deki en son uygulamalar.

2021’in trendi sürdürülebilirlik olacak

HOLLYWOOD ATAKTA

Gwyneth Paltrow bu kavramı ilk sahiplenen ünlülerden. Kurduğu Goop isimli platformda organik malzemelerden yapılmış ürünler satıyor, eğitimler veriyor.
2021’in trendi sürdürülebilirlik olacak
Hatta sürdürülebilirlik projelerini “Goop Lab” isimli televizyon programında paylaşıyor.
Jessica Alba’nın kurduğu “Honest” isimli dernek ise 1 milyar dolarlık bağışa ulaştı bile. Alba bu platformda etik yollarla üretilen makyaj malzemelerinin yaygınlaşması ve organik ürün tüketiminin artması için uğraşıyor.
Emma Watson’ın odaklandığı nokta ise sürdürülebilir moda olmuş.
BM İyi Niyet Elçisi sanatçı doğal kumaş, bitkisel boya ve geri dönüşebilir kıyafetler konusunda çalışmalarda bulunuyor.

SIFIR ATIK MENÜ

Gastronomi dünyasında ise Neolokal, 2021’de sürdürülebilirlik trendinin belirleyicisi restoranlardan biri olacak gibi duruyor.
Şef Maksut Aşkar’ın “sıfır atık” felsefesi ile hazırladığı özel menü yüzde 95 geri dönüştürülmüş pamuk ve yüzde 5 geri dönüştürülmüş polyesterden üretilen çanta, yüzde 100 geri dönüştürülebilir vakumlu paketler ve tekrar kullanılabilir cam kavanozlarla evlere geliyor.
2021’in trendi sürdürülebilirlik olacak
Malzemeler ise Kilyos’tan, sürdürülebilir tarım yapan çiftliklerden temin ediliyor.
QR kodundaki video ile kendi evinizde yapabileceğiniz bu yemekler sürdürülebilirlik trendini evlere taşıyor.
Turizm alanında ise Alaçatı’daki Alavya Otel sürdürülebilirlik alanında oldukça yaratıcı bir yöntemle ciddi bir mesaj verdi.
Otelin sahipleri Rana ve Erol Büyüktabanca çifti sanatçı Gülnur Özdağlar’ın tasarımı olan, pet şişe ve kapaklarından oluşan dev bir çam ağacını otelin önüne yerleştirdiler.
Umarım tüm bu bilinç ve uygulamalar pet şişelerin 500 yıllık ömrü kadar uzun sürer.

MESAİDE
EVCİL HAYVAN
Moda alanında sürdürülebilirlik kavramının global arenadaki en iddialı temsilcisi ise Pinko. 1980 yılında Pietro Negra ve Cristina Rubini tarafından kurulan İtalya’nın bu ikonik markası, Covid-19’un psikolojik etkilerini de hesaba katarak sürdürülebilir toplum sağlığına odaklanmış.
2021’in trendi sürdürülebilirlik olacak
Çalışanlara doktor, psikoterapist, sağlık koçu desteği vermeye başlamışlar. Keza tüm personele mesai saatleri içinde evcil hayvanları ile birlikte olma izni dahi verilmiş.
Diğer yandan ise geri dönüştürülmüş iğne yapraklı ormanlardan elde edilen materyaller tercih ederek yeni kreasyonlarında bu organik malzemeleri kullanmaya başlamışlar.

YAŞAMA SAYGI
Türkiye’de moda alanında bu trendi sahiplenen ünlülerin başında ise sosyal sorumluluk projelerini her daim çok yakıştırdığım Arzu Sabancı geliyor.
Sabancı’nın kendi adıyla piyasaya çıkan Koton koleksiyonundaki pek çok parça “Yaşama Saygı” ürünlerinden oluşuyormuş. Sürdürülebilir ipliklerden dokunmuş ürünler ve organik pamuktan elbiseler koleksiyonda yer alıyor.
Dünya çapında milyonlarca çiftçinin daha sağlıklı koşullarda pamuk üretmesini sağlamak için oluşturulmuş, kâr amacı gütmeyen bir program olan “Better Cotton Initiative” (Daha İyi Pamuk Girişimi) üyesi ilk Türk firması olan markanın manifestosu, Avrupa’daki birkaç asırlık tekstil markalarından bile daha cesur ve iddialı.
2021’in trendi sürdürülebilirlik olacak

X

Bir başkan nasıl kulüp yönetiyor

BAŞKENT’te çok uzunca bir süredir spor gündemi çok hızlı. Hatırlarsınız, seçimlerden önce Ankaraspor tartışmaları vardı. Bir kente ait bir takımın nasıl da göz göre göre belediye bürokratlarının malı haline getirildiğini herkes gördü de görmezden geldi. Üstelik üzerine bol bol arsaları, yayın geliri bulunan bir takımın.
Gökçek ailesinin Ankaragücü’ne “sahip” olmak için Ankaraspor’u nasıl gözden çıkardığı da herkesin gözü önünde yaşandı. Ama tabi gözden çıkarılan sadece futbol kulübünün birinci ligdeki pozisyonu oldu. Yoksa kulübe ait malvarlığı hala 10 kişi üzerinde duruyor.
Bilindiği gibi belediye başkanları profesyonel futbol kulüplerinde başkanlık ve yöneticilik yapamıyor.
Ama bakın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, hafta başında Lig TV’de 30 Ağustos 2009’daki Ankaragücü kongresi öncesinde Cemal Aydın ile “oturup pazarlık yaptıklarını” belirterek ne diyor:
“Yönetime bir şartla geleceğimizi ifade ettik. (400 delegeyi kabul edin, gelelim) dedik.”
Gökçek, kulübün kendisi tarafından yönetildiğini ise “Yönetime geldik 40 trilyon lira borç çıktı” diye kabul ediyor.
Peki Ankaragücü yönetimi adına görüşmeler yapmak, “yönetime geldik” ifadelerini kullanmak kulübü yönetmek anlamına gelmiyor mu?
Nasıl oluyor da ortada kanun varken, Gökçek 100 yıllık bir kulübün yönetimine ilişkin böyle açıklamalar yapma cesaretini kendisinde buluyor?
Televizyon ekranlarında rahat rahat açıklamalar yapıyor, yaptığı pazarlıklar yapacaklarına temel oluşturuyor, restler çekiyor...
Neden katıldığı televizyon programlarında bir tane bile spor yazarı, spor adamı, spor muhabiri bu soruları Gökçek’e sormuyor?
“Onursal Başkanlık” gibi dışı parlak, içi kof bir ünvanla bunlar yapılabilecekse neden böyle bir yasa yürürlükte?
Yoksa bu ülkede bazı kişiler için ayrı bir hukuk sistemi mi geçerli?
Bunu ne federasyon görüyor, ne hukuk adamları.
Tıpkı Ankaraspor’un malvarlığının göz göre göre el değiştirmesini görmedikleri gibi.

Gerçekten kim utansın

DÜNYANIN en uzun adamı ünvanına sahip Sultan Kösen’in yaşadığı sıkıntıları hem bu köşede hem de Ankara Hürriyet’te bir çok kez okudunuz.
Sağlık sorunlarıyla boğuşan Sultan Kösen’e neden devlet elinin uzanmadığı sorusunu defalarca yönelttik.
Kösen geçen hafta içinde Medicana International Ankara Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Medicana, Kösen’in tüm sağlık giderlerini üstlendi.
Özel bir hastane olarak sosyal sorumluluk alanında üzerine yapmış durumda Medicana.
Ancak benim yazdıklarım tam da bu konularda düğümleniyordu.
Sosyal bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nde olağanüstü koşullara ve durumlara sahip birisinin tedavi olabilmesi için, yaşamını belli bir standartın üstünde sürdürebilmesi için ya bir televizyon programına çıkması ya da böyle özel bir kuruluştan yardım alması gerekiyor.
Kısacası devlet böyle zamanlarda ortalıkta hiç gözükmüyor.
Hemen yan tarafta 32 yaşındaki Serpil Kılıç’ın iki çocuğuyla birlikte içinde bulunduğu zor yaşam koşullarını okuyacaksınız.
Emin olun bu haberin ardından kaymakamlık, belediye başkanlığı ya da bir işadamı Serpil Kılıç’a yardımlarda bulunacak.
Yani sosyal yardım alanında münferit bir gelişme sağlanmış olacak.Oysa bakın kucağındaki bir yaşındaki kızı Havva ile pazarlardan atık sebzeleri toplayan Serpil Kılıç ne diye haykırıyor size:
“Bu yaşadıklarım elimde olmayan şeyler. Fakirlik benim suçum değil. Sosyal devlet anlayışının işlevi bana yeterince destek olamıyorsa, bu utanç da benim olmamalı.”
Gerçekten, kim utansın?
Yazının Devamını Oku

Çete operasyonuna takılan diplomatlar

TÜRKİYE kaçak göçmenle mücadele konusunda son yıllarda büyük başarı yakaladı. Polis ve jandarmanın insan tacirlerine yönelik operasyonları sayesinde, 2002 yılında 92 bine kadar yükselen kaçak göçmen yakalama sayısı, 2010 yılı Aralık ayı itibariyle 40 bine kadar düştü. Yani Türkiye, son yıllarda kaçak göçmenlerin ellerini kollarını sallayarak geçebildikleri bir ülke olmaktan çıktı.

Ancak gelin görün ki, AB ülkeleri ve ABD her fırsatta Türkiye’nin kaçak göçmenlerin Batı’ya geçişine göz yumduğunu iddia ederek bu yönde raporlar hazırlıyor. Hatta ABD’nin 2002 yılında hazırladığı raporda, Türkiye, Kuzey Kore ve Küba ile birlikte göçmen kaçakçılığıyla mücadele etmeyen en önemli üç ülke olarak gösteriliyor.
Çetenin elçilik bağlantısı
Şimdi sizlere Ankara Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Bürosu’nun son üç yılda yaptığı iki ayrı önemli operasyondan çok ilginç bilgiler aktaracağım. Mali polis, 2008 yılında göçmen kaçakçılığı yaptığını belirlediği ve aralarında emekli bir emniyet müdürünün de bulunduğu çeteye yönelik soruşturma başlattı.
Mahkeme kararıyla telefonları dinlemeye alınan şüphelilerin, AB ülkelerine ait bazı büyükelçiliklerde çalışan diplomatlarla irtibatlı oldukları tespit edildi. Diplomatların, rüşvet karşılığı yurda kaçak olarak giren göçmenlere çete üyeleri aracılığıyla vize verdikleri ortaya çıktı.
Çete üyeleri gözaltına alınırken, rüşvet karşılığı kaçak göçmenlere AB vizesi veren diplomatlarla ilgili ise büyükelçiliklere bilgi verildi. Ancak o büyükelçilikler diplomatlarıyla ilgili hiçbir işlem yapmadı. Hatta o diplomatlar hala görevlerinin başında.
Rüşvet alan diplomat
Bu konuda yaşanan ikinci skandal olay ise mali polisin geçen hafta gerçekleştirdiği operasyonla ortaya çıktı. Kaçak göçmen soruşturması kapsamında bu kez farkı bir çetenin varlığını tespit eden polisler, 26 kişiyi gözaltına aldı, 14 kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Yazının Devamını Oku

Cinayet rakamları Ankara’da düşüyor

VATANDAŞLARIN huzur ve güven içinde bir yaşam sürmesini sağlamak amacıyla “Polisin Asayiş Suçları İle Mücadele Stratejisinin Geliştirilmesi ve Güçlendirilmesi Projesi” 81 ilde faaliyete geçti. Bu kapsamda kurulan “Güven Timleri ve Yıldırım Ekipleri”nin çalışmaları ile önemli başarılar elde edildi. Emniyet teşkilatı suçla mücadele politikasını, suçu önlemeye öncelik veren, planlı, projeli, teşhis, analiz ve çözüm odaklı, çok yönlü bir güvenlik yaklaşımına yönlendirdi. Bu politika doğrultusunda uygulamaya konulan projeler ile sistematik ve planlı çalışmaların sonucu olarak suçla mücadelede önemli başarılar elde edildi ve asayiş suçlarında kayda değer düşüşler görüldü.
Emniyet verilerine göre 2010 yılının ilk 10 ayında 63 ilde yapılan 123 planlı asayiş operasyonunda, bin 982 şahıs yakalanarak haklarında adli işlem yapıldı. Halkın gündelik yaşamını etkileyen asayiş suçlarıyla mücadelede geliştirilen bu yeni stratejiler ve projeler sayesinde, büyük şehirler başta olmak üzere Türkiye’de suç oranlarında düşüşler yaşandı.
Suçlarda düşüş var
Son üç yılda meydana gelen asayiş olaylarında, kasten öldürme, oto hırsızlığı, gasp, insan ticareti gibi birçok asayiş suçunda önemli oranda düşüş olduğu görüldü. Örneğin Ankara’da 2007 yılında 143 cinayet olayı meydana gelirken, 2010 yılının ilk 10 ayında bu rakam 62 olarak tespit edildi. Gasp, yaralama, hırsızlık, dolandırıcılık gibi diğer suçlarda da genel anlamda düşüş olması dikkat çekti.
Asayiş suçlarının azalmasındaki en büyük etkenler ise soruşturmalarda bilimsel metodların kullanımı, uzman personelin istihdamı ve performans yönetimi olarak sıralanabilir. Polisin son yıllarda yakaladığı bu performansın suç oranlarını daha da düşüreceği bir gerçek.

Kolluk güçlerine suç fişi

KOLLUK görevlilerinin işledikleri iddia edilen suçlar ve disiplin cezası gerektiren eylem ve davranışlarıyla ilgili “Kolluk Gözetim Komisyonu” kurulmasını öngören tasarı, TBMM İçişleri Komisyonu’nda kabul edildi. Yani artık Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personelinin disiplin cezasını gerektiren eylemleri bir sistemde kayıt altına alınacak.
Ancak sistemde yer alan ceza soruşturması ve kovuşturmasıyla, disiplin soruşturmaları, rütbe terfilerine engel teşkil etmeyecek. Ancak, devletin güvenliğine, Anayasal düzene karşı suç işleyenler ile casusluk, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma suçlarından yargılananlar ve bir yıl veya daha fazla süreli hapis cezası gerektiren suçlardan dolayı kovuşturma altında bulunanların rütbe terfileri ertelenecek.
Yazının Devamını Oku

Behzat Ç. polisin sohbet konusu oldu

STAR TV’de yayınlanan “Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi” adlı dizi, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde birçok sohbete konu oluyor. Diziyi izleyen polis sayısı her geçen gün artarken, replikler de bir hayli beğeniliyor. Geçtiğimiz günlerde rütbeli polislerin bulunduğu bir ortamda Behzat Ç.’yle ilgili sohbete tanıklık ettim. Dizinin konsept danışmanlığını geçmişte Ankara Emniyeti’nde görev alan emekli bir polis müdürünün yaptığını öğrendim. Bazı sahnelerde polisin jargonunun abartıldığını ifade eden rütbeli personel, geçmişte bu tür diyalogların sık sık yaşandığına da dikkat çekiyorlar. Diziyi izleyenlerin kendilerine, “Kendi aranızda bu kadar argo mu konuşuyorsunuz?”, “Suçlulara böyle mi davranıyorsunuz?”, “Suçluların ifadeleri dizideki gibi mi alınıyor?” şeklinde sorular yönelttiğini anlatan polisler, birçok ilginç tepki aldıklarını da sözlerine ekliyorlar.

Cezalar otomatik

Faaliyete geçen MOBESE kameraları, kuralları ihlal eden araçlara otomatik ceza kesmek için yeterli teknolojiye ve donanıma sahip olmasına rağmen, yönetmelik buna izin vermiyordu. Bu nedenle 20 trafik polisi, Varlık Mahallesi’nde kurulan ve uzay üssünü andıran merkezde görüntüleri izleyerek cezaları elle kesmek zorunda kalıyordu. 10 Kasım’da yayınlanan yazımda, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün, yönetmelikte değişiklik yapılması ve sistemin otomatik olarak kullanılması konusunda İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’ne başvuruda bulunduğunu sizlerle paylaşmıştım.
Emniyet Genel Müdürlüğü, trafik cezalarının elektronik ortamda düzenlenmesine olanak sağlayacak yönetmelik taslağını tamamlayarak İçişleri Bakanlığı’na gönderdi.
Yeni sistem sayesinde, vatandaşların trafik cezalarını internet üzerinden anında takip etmesi de mümkün olacak. Sistem ayrıca cezanın e-mail yoluyla ya da cep telefonu üzerinden vatandaşa bildirilmesine de olanak verecek.
Önümüzdeki günlerde onaylanarak yürürlüğe girmesi beklenen yönetmelik sayesinde, Ankara’da kesilen trafik cezalarının yüzde 200 artacağı tahmin ediliyor.
Yazının Devamını Oku

CSI Ankara işbaşında

ÇÖZÜLMESİ güç suç vakalarında en küçük bulguları bile derinlemesine inceleyerek olağanüstü sonuçlara ulaşan bir grup balistik uzmanının maceralarını anlatan CSI:NY dizisi, Türk basınının ilham kaynağı haline geldi. CSI (Crime Scene Investigation) yani Olay Yeri İnceleme olarak adlandırılan kısaltma, artık kamuoyunun dikkatini çeken hemen her polis haberinin başlığında ya da içeriğinde yer alıyor. CSI:NY’de balistik uzmanlarının gösterdiği başarıya atıfta bulunularak özellikle cinayet haberlerinde, “CSI Konya”, “CSI Urfa”, “CSI Kayseri” gibi tanımlamalar yapıldığını sık sık görüyoruz.
Peki Türk Polisi, CSI:NY dizisinde olduğu gibi gerçekten başarılı mı? Bu sorunun cevabını uzun yıllardır polis muhabirliği yapan biri olarak tereddüt etmeden vereyim. Evet Türk Polisi en az o dizide canlandırılan karakterler kadar başarılı. Hatta birçok konuda yabancı meslektaşlarına fark atar.
Çağın değişen koşulları ve gelişen teknoloji sayesinde delilden suçluya ulaşmakta büyük başarı elde eden Türk Polisi, son yıllarda Olay Yeri İnceleme şubelerine büyük önem veriyor. Alanında uzman polislerin görev yaptığı bu şubelerde başta parmak izi incelemesi olmak üzere, suçun aydınlatılması için her türlü delil çalışması yapılıyor.
Sigara izmaritinden, halıdaki saç teline, araç tekerleği izinden, silinen kan lekelerine kadar birçok delil üzerinden suçluya ulaşan uzman polisler, kendilerine yapılan övgüleri hak ediyor.
Ankara Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şubesi de yakalanan bu başarının önemli merkezlerinden biri haline geldi. İstatistiklere baktığımızda, emniyete bildirilen her 100 olaydan neredeyse 70’e yakını Olay Yeri İnceleme Şubesi’nin desteğiyle aydınlatılıyor.
Özellikle hırsızlık olaylarının aydınlatılmasında kullanılan ve Türkçe adı Otomatik Parmak İzi Teşhis Sistemi olan AFIS (Automated Fingerprint Identification System) son yıllarda kullanılan en iyi teknolojilerden biri haline geldi. Türkiye’deki yüz binlerce suçlunun parmak izi kayıtlarının arşivlendiği sistem sayesinde, olay mahallindeki izlerin karşılaştırılması rahatlıkla yapılabiliyor.
Örneğin, X şahıs geçmişte herhangi bir suç işledi ve parmak izi AFIS’te kayıt altına alındı. Aynı kişi bir süre sonra farklı bir suç işleyerek olay mahallinde yine parmak izini bıraktı. Bu iz uzman ekiplerce alındıktan sonra AFIS’e yükleniyor. Sistem, yüz binlerce parmak izi arasından doğru kişiyi bularak uyarıda bulunuyor.
Teknolojik gelişimin yanı sıra uzman polislerin uyguladığı olay yeri inceleme taktikleri de bir o kadar önemli. Başarının büyük bir kısmı, polislerin olay mahallinde yaptığı ciddi araştırmalarla elde ediliyor.
Ankara’da son üç yıldır faili meçhul cinayetin kalmaması, hırsızlık olaylarının büyük bir kısmının kısa zamanda aydınlatılması, sanırım Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polislere “CSI Ankara” yakıştırması yapılmasını haklı çıkarıyor.
Yazının Devamını Oku

Çürümüş sarı yapraklar

ŞANSLIYDIK. Bayram boyu güneşlendi Ankara.
Yollardaki araba boşluğunu sonbaharın sarı yaprakları doldurdu.
Yeni öğrendim ki, İstanbul’da sokakları kaplamazmış kuru yapraklar.
Kurumazmış yapraklar hiç, çürürmüş daha çok.
İstanbul’dan gelen eski Ankaralı iki arkadaşım da farklı zamanlarda aynı şeyi aynı cümlelerle söylediler:
“Ah ne çok özlemişim yapraklarla kaplı sokakları.”
Hani insan içindeyken fark etmez ya yaşadığı yerleri, kafasını kaldırıp bakmaz dünyaya...
Ben de dün çıkıp dünyamdan, kendi dünyama baktım.
Sabah güneşiyle yürüdüm sokaklarda.
Tenhaydı sokaklar.
Bir dolmuşun dolması dakikalar sürüyordu.
“Nerede” diye sordum kendi kendime, “Tatil 10 gün olunca şehirden kaçtı mı bütün insanlar?”
Kulağımda Tom Waits’in “Yeşil çimleri” kahvemi alıp masama oturduğumda bir başlık çarptı gözüme.
Yayın hayatına yeni başlayan Hürriyet Eskişehir’in manşeti, “Bayram turisti yağıyor” diyordu.
Sonra okuduğum bir haber geldi aklıma.
Hizmete girdiği günden bu yana Eskişehir nüfusunu üçe katlayacak kadar yolcu taşımıştı Ankara-Eskişehir hızlı treni.
“Acaba” dedim, “Bu bayramda da Eskişehir’e mi kaçtı Ankaralılar?”
Bayramda Eskişehir, turistlerin akınına uğramış. “Bayram ve haftasonu tatillerinin gözbebeği” olan şehre gelen turistlerin Porsuk Nehri’ndeki keyifli anları anlatılıyordu haberde.
Demek ki boşuna değildi hızlı trenin yolcu rekoru kırması.
İnsanların Eskişehir’e gittikleri kesindi de, tekrar Ankara’ya dönüyorlar mıydı ondan emin değildim.
Çareyi Cemal Süreya’da buldum.
“Porsuk nehrinin geçtiği kadınlar/Hepsine yüzer kere rastladım en azdan/Umustsuz sevdalara tutulmak onlarda/Bozkıra doğru seyrele seyrele yaşamak onlarda” diyordu şair.
Yolunuz “düşerse” siz de bir gondol gezisi yapın Porsuk’ta.
Ama geri dönün mutlaka.

Festivale siz de sponsor olun

ANKARA’nın Tiyatro Festivali başlıyor gelecek hafta bugün.
Tam 15.kez izleyenlerle buluşacak.
Koca bir yılın hazırlıkları, zor şartlarda, imkansızlıklarda sürdü.
Çok sayıda tiyatro topluluğu başvurmuş festivale katılmak için. Ama parasal sıkıntılar katılımı sınırlamış.
Bakıyorum rakamlara, 15 yıl önceki ilk festivaldeki oyunları 12 bin 340 kişi izlemiş.
Bu rakam büyümüş, geçen yıl 45 bin 247 kişiye ulaşmış.
Bugüne kadar toplam 650 oyun oynanmış, 37 atölye çalışması, 28 panel ve 53 söyleşi düzenlenmiş.
Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) düzenliyor festivali.
15 yılın arkasında fedakarlıklarla çalışan bir ekip var.
Ve onlara destek veren sponsorlar.
Festivalin basın sorumlusu Fehmi Başusta, geçen yılki festivalin ardından anlatmıştı.
Sanatçılara verilmek üzere yıllardır çiçek aldıkları bir çiçekçi varmış Sakarya Caddesi’nde.
Geçen yıl şaşırtmış ve mutlu etmiş festival ekibini.
“Benim de bir katkım olsun festivale” demiş, “Çiçekleri ücretsiz vereceğim size.”
Böylece “sponsor” olmuş o çiçekçi festivale.
Bu festivale sahip çıkanları görmek sevindirici.
Ankara’nın yetiştirdiği bir çok oyuncu, tiyatro insanı bu festivalle yine evine dönüyor.
Onları yalnız bırakmayın.
Zaten körelen Ankara sanat hayatını diri tutan bu festival gibi tümü etkinliklere sahip çıkın.
Siz de oyunları takip edip, festivale sponsor olun.

sorumsal

Neden taksiciler, 8 TL tutan taksi ücreti için 20 TL verildiğinde “Bozuk yok mu” der ve ardından ceplerinden tomarla bozuk para çıkarırlar?
Engelleyiciler nedeniyle cep telefonuyla konuşmanın bu kadar zor olduğu bu şehirde nasıl oluyor da insanların ses kayıtları olabiliyor?
Yazının Devamını Oku

Narkotik Ankara’yı zehirden temizledi

Çağımızın en önemli sorunlarından biri uyuşturucu kullanımı ve ticareti. Türkiye, son yıllarda uyuşturucuyla mücadele konusunda önemli adımlar attı. Özellikle uyuşturucunun Avrupa’ya geçiş yolu üzerinde bulunan ülkemizde, polisin yaptığı başarılı operasyonlar sayesinde milyonlarca genç zehirlenmekten kurtarıldı ve kurtarılmaya devam ediyor. Bugünkü yazımda sizlere Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’ne bağlı Narkotik Bürosu’nun başarılarından bahsedeceğim. Ankara’da uyuşturucu kullanımı, nüfusa oranladığınız takdirde birçok şehrin gerisinde kalıyor. Örneğin, İzmir, Diyarbakır, Samsun, Adana ve İstanbul’da uyuşturucu kullanan kişi sayısı nüfusa göre % 0,05 (on binde beş) olarak tespit edilirken, Ankara’da bu sayı %0,03’e (on binde üç) kadar düşüyor. Uyuşturucuya karşı adeta savaş açan Narkotik Bürosu, son 6 yıldır yapılan operasyonlarda, yaklaşık 5 ton esrar, 200 kiloya yakın eroin ve 20 kilo kokain ele geçirdi. Uyuşturucu ticaretinin engellenmesinin yanı sıra özellikle okullarda gençlere yönelik bilgilendirme toplantıları düzenleyen narkotik polisleri, beş yıl içinde yaklaşık bir milyon öğrenciye ulaştı.
Uyuşturucunun Türkiye’ye giriş yaptığı Van’da bir süre görev yapan Ankara Emniyet Müdürü Zeki Çatalkaya, bu konudaki hassasiyetini sık sık Narkotik Büro’nun çalışmalarına ilişkin bilgileri kontrol ederek gösteriyor. “Uyuşturucu bir milletin genç nesillerini yok etmek için kullanılan en büyük silahtır” diyen Çatalkaya, Ankara’da uyuşturucuya geçit verilmeyeceğini söylüyor.

49 bin ceza yazılamıyor

Radar kameraları faaliyete geçti. Ankara haklına hayırlı olsun. 20 trafik polisi, Varlık Mahallesi’nde kurulan ve uzay üssünü andıran MOBESE merkezinde görüntüleri izleyerek, kural ihlali yapan sürücülere ceza kesiyor. Yani herkesin bildiğinin aksine cezalar sürücülere otomatik olarak değil, yine trafik polisleri tarafından kesiliyor. Bunun sebebini daha önceki yazılarımda anlatmıştım ancak yine tekrarlamakta fayda var.
Kameralar aslında cezayı otomatik olarak plakaya kesmek için yeterli teknolojiye ve donanıma sahip. Fakat, yönetmelikte, “trafik cezalarının sadece polis tarafından elle yazılabileceği” yönünde ifadenin bulunması, mevcut sistemin otomatik olarak ceza kesmesine olanak sağlamıyor. Ankara Emniyet Müdürlüğü, yönetmelikte değişiklik yapılması konusunda İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’ne başvuruda bulundu. Önümüzdeki günlerde konuyla ilgili gerekli düzenlemelerin yapılarak sorunun aşılacağı yönünde bilgiler aldım. Ama kimse bu konuda tarih veremiyor.
Öte yandan 20 trafik polisi, mesai saatlerinde ancak bin araca ceza kesilebilirken, yönetmelik sorununun aşılmasının ardından kameralarla bir gün içinde yaklaşık 50 bin trafik cezası kesilebilecek.
Emniyette görüştüğüm üst düzey bir yetkili, kameraları izleyen trafik polislerinin, ortalama 10 dakika içinde sadece bir araca ceza kesebildiğini söylüyor. Aynı yetkili, cezanın daha sonra Trafik Şube Müdürlüğü’ne gelip adreslere postalandığına dikkat çekerek şunları söylüyor:
“Şu an uygulanan yöntemin, herhangi bir yolda radar kontrolü yapmaktan farkı yok. Yönetmelik, cezaların kamera sistemiyle otomatik olarak kesilmesi yönünde düzenlenmediği takdirde bu uygulamaya devam edilecek.”
Yazının Devamını Oku

Sokak lambası deyip geçmeyin

BAŞKENT’te son bir yıl içinde hırsızlık olayları neredeyse yüzde 50 oranında azaldı. Ankara Emniyet Müdürlüğü Hırsızlık Bürosu ekiplerinin özverili çalışmasının ürünü olan bu başarı, eminim artarak devam edecek. Ancak hırsızlık, gecesini gündüzüne katarak, canı pahasına 24 saat çalışan polisin aldığı önlemlerle bertaraf edilebilecek bir sorun değil. En az onlar kadar vatandaşlarla, kamu kurum ve kuruluşların da büyük görevler düşüyor.

Yılmaz’ın projesi

Halen İzmir Emniyet Müdürü olan Ercüment Yılmaz, Ankara Emniyet Müdürlüğü yaptığı dönemde, hırsızlık sayısının artması üzerine şehirdeki tüm sokakların lambalarının yanıp yanmadığı konusunda rapor hazırlanması talimatını vermişti. O dönemde yapılan araştırmalarda, tam 2 bin 200 sokağın lambasının yanmadığı ya da hiç lamba takılmadığı tespit edilmişti. Yılmaz, araştırma sonrası şehrin yöneticilerine hırsızların özellikle karanlık sokaklardaki evlere girmeyi tercih ettiği bilgisini aktararak, gerekli önlemlerin alınmasını istemişti.
O gün itibariyle yüzlerce sokağa lamba takıldı, arızalı lambalar ise yenilendi. Bu küçük ama çok önemli ayrıntı sayesinde Ankara’daki hırsızlık olayları neredeyse yüzde 20 azaldı.

Gölge bile olmuyor

Bugün baktığımızda, hala şehrin birçok bölgesinde lamba bulunmayan ya da arıza nedeniyle karanlıkta kalan yüzlerce sokak olduğunu görmek mümkün. Akşam karanlığında insanın kendi gölgesini dahi göremediği bu sokaklar, hırsızların öncelikli çalışma sahaları. Hırsızlık olaylarının yüzde 70’nin gece gerçekleştiği istatistiğini göz önünde bulundurduğumuzda, sokak lambalarının ne kadar önemli olduğunu anlamak zor değil.
Özellikle Ümitköy, Beysukent, Çayyolu, Eskişehir Yolu çevresi gibi yeni yapılaşan ve hırsızların iştahını kabartan bölgelerde sokakların acilen aydınlatılması halinde hırsızlık olaylarının daha da azalacağı kanaatindeyim. Başta Ankara Vali Alaaddin Yüksel olmak üzere şehrin ilgili tüm yöneticilerinin bu konuda gereken çabayı göstermelerini temenni ediyorum.

Prova çilesinden herkes rahatsız

GEÇTİĞİMİZ hafta, “Ankaralıların bitmeyen çilesi” başlığı altında AKM’de yapılan bayram provaları nedeniyle yolların kapatıldığını ve şehrin trafiğinin böylece alt üst olduğunu yazmıştım. Yolların kapatılmasının ardından çileden çıkan birçok sürücüyle yazımın ardından görüşme fırsatı buldum. Telefonla ya da elektronik postayla yaşadıkları gergin saatleri anlatan sürücüler, resmi bayramların kutlanması için şehir dışında yer bulunması yönünde hemfikir. Okuyucularımızdan Mehmet Öztürk, yolların kapatılması nedeniyle işine yaklaşık iki saat geç gittiğini anlattığı mesajında, Ankara’nın zaten yoğun olan trafiğinin bu gibi uygulamalar nedeniyle kilitlendiğine dikkat çekiyor. Öztürk, yine aynı bölgede yollar kapatılmadan tören provalarının yapılması gerektiğini ifade ediyor.

Pilot tavsiyesi

Pilot Mehmet Şafak Benadam ise prova günlerinde hasta taşıyan ambulansların dahi yollarda saatlerce beklediğini ifade ederek özetle şunları söylüyor:
“Törenler AKM’de yapılmasına rağmen bakıyorsunuz, Emek Kavşağı dahi trafiğe kapatılmış. Anlam vermek mümkün değil. Araçlar saatlerce trafikte bekliyor. Ambulanslar sirenlerini açmış hastaneye yetişmeye çalışıyor. Trafik santim santim ilerliyor. Harcanan benzinin milli servetimizden gitmesi ise yaşananların başka bir boyutu. Anlayacağınız bayram provalarının yapıldığı günlerde Ankara yaşanır bir şehir olmaktan çıkıyor. Şehri yönetenlerin artık bir çözüm üretmesi gerekir.”
Yazının Devamını Oku

Ankaralıların bitmeyen çilesi!

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın 87. Yıldönümünü kutlamaya sayılı günler kaldı. Cumhuriyetin temellerinin atıldığı bu önemli gün, tüm Türkiye’de coşku içinde kutlanacak. Ankara’da yapılacak kutlamaların merkezi bu sene de eski hipodrom olarak bilinen Atatürk Kültür Merkezi. Günler öncesinde başlayan hazırlıklar o gün halka ve protokole sunulacak. Buraya kadar her şey normal. Ama gelin görün ki, bayram için yapılan provalar nedeniyle yolların kapatılması artık Ankara halkını adeta çileden çıkarıyor.

Sinir harbi yaşıyoruz

Önceki gün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı için yapılan ilk provada, sürücüler yine yollarda saatlerce mağdur oldu. Özellikle Çiftlik Kavşağı’ndan Ankamall’a kadar olan güzergahta araçlar deyim yerindeyse adım adım ilerledi. Alternatif yolların da kapatılması nedeniyle sürücüler trafikte sinir harbi yaşadı.

Bugün de prova var

Bugün de 29 Ekim için genel prova yapılacak. Yani trafik çilesi bir türlü bitmek bilmiyor. Ne Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne ulaşabiliyorsunuz ne de kapatılan yollar üzerindeki diğer kamu kurum ve kuruluşlarına. Hatta işinize ya da evinize gitmeniz dahi saatler alıyor. “Bayramı zehir etmek” deyimi böyle bir durumu anlatmak için sanırım yeterli olur.

Polis de nasibini alıyor

Öte yandan madalyonun diğer tarafına baktığımızda, yolların kapatılması sürücüler kadar trafik polislerinin de zor anlar yaşamasına neden oluyor. Trafiği alternatif yollara yönlendirmek için uğraşan polisler, sık sık vatandaşın tepkisiyle karşılaşıyor. Kendilerine verilen görevi yerine getirmekle yükümlü olan polis, vatandaşla karşı karşıya geliyor.

Alternatif alan bulunmalı

Dünyanın hiçbir ülkesinde şehrin en önemli yolları, alternatif güzergahlar olmadığı sürece tören provaları için kapatılmıyor. Bayram kutlamalarının yapılması için şehir dışında acilen alternatif bölgeler bulunmalı. Hatta tüm resmi bayramların kutlanabileceği özel bir alan yapılmasının uygun olduğunu düşünüyorum. Ankara’da yaşayan biri olarak her yıl defalarca aynı durumun yaşanması ve binlerce sürücünün yollarda mağdur edilmesini doğru bulmuyorum.
Okuyucularımızdan gelen tepkiler de aynı yönde. Yolların kapatılmasına özellikle işine geç kalan vatandaşlar tepki gösterirken, sorunun çözümü için yöneticileri göreve davet ettiler.

Yazının Devamını Oku

Şehir içinde 192 km hız yapabilir misiniz?

BİR çok sürücü başlıktaki sorunun cevabını bulabilmek için aracıyla deneme yapmanın dahi çılgınlık olduğunu düşünebilir. Ama gelin görün ki, Ankara şehir merkezinde tam 192 kilometre hıza ulaşan sürücü kameralarla tespit edildi.
Meçhul sürücünün ilginç hız öyküsü, geçtiğimiz günlerde Ankara Emniyet Müdürü Zeki Çatalkaya’nın, gazetecilerle
düzenlediği toplantıda gündeme geldi.

Rekortmen sürücüyü aradı

Çatalkaya, basın mensuplarına radar kameralarının çalışma sistemine ilişkin bilgiler verirken, bir sürücünün Etimesgut’tan, AŞTİ istikametine giden yol üzerinde 192 kilometre hız yaptığının tespit edildiğini anlattı. Rekor hızın kameraya yansıyan görüntülerini izlediğinde hayretler içinde kaldığını söyleyen Çatalkaya, hemen araç sahibinin kayıtlarını istediğini ifade etti. Çatalkaya olayı gazetecilere şöyle özetledi:

“Bir insanın kendi hayatını ve trafikteki diğer insanların hayatını nasıl olur da bu kadar hiçe saydığına anlam veremedim.
Sürücünün neden bu kadar hız yaptığını öğrenmek için araç kayıtlarında bulunan iletişim numarasını kendim aradım.
Telefona çıkan kişi, otomobilin sahibinin burun ameliyatında olduğunu söyleyince, konuyu anlatıp, ekiplere hemen plakaya ceza kesilmesi için talimat verdim.”

Trafikteki inanılmaz tehlike

Bu örnekten yola çıkan Çatalkaya, hız kameralarının sürücülere tuzak kurmak amacıyla faaliyete geçirilmediğine özellikle
dikkat çekti. Çatalkaya, ilginç bilgiler verdiği toplantıda, bir gün içinde radar kameralarına tam 16 bin 800 kırmızı ışık ihlalinin, iki bin 700 hız ihlalinin yansıdığını da söyledi.

Çatalkaya’nın verdiği bu rakamları şöyle bir düşündüğümüzde, trafikte ne kadar büyük tehlike içinde olduğumuzu görmek zor değil. Bu anlamda, radar kameralarının insan hayatı için önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.

Amacımız ceza kesmek değil

EMNİYET Müdürü aynı toplantıda sürücülere ceza kesmenin kendilerini memnun etmediğini ifade ederek şunları söyledi:
“Amacımız sürücülerimize ceza kesmek değil. Onları trafik kurallarına uymaya sevk etmek. Bunun içinde kameraların etkili olacağını düşünüyoruz. Kanunun bize verdiği yetkileri sonuna kadar kullanarak kazaların önüne geçmeye çalışıyoruz.”
Yazının Devamını Oku

Başkent’in yeni modası çakar lamba ve sirenler

ANKARA’da son yıllarda tüm ana arterlerde, sabah ve akşam saatlerinde trafik neredeyse adım adım ilerliyor. Yolların ve toplu taşıma araçlarının yetersizliği, sorunu daha da çözümsüz hale getiriyor. Bugün ele alacağım konu aslında trafik yoğunluğu değil. Trafikte hiçbir geçiş üstünlüğü olmadıkları halde otomobillerine çakar lamba ve siren takan sürücüler. Bürokrasi ve siyasetin merkezi olan Ankara’da otomobillere çakar lamba ve siren takmak moda haline geldi. Geçiş üstünlüğü olan ambulans, itfaiye ve polis araçları dışında şehirde binlerce çakar lambalı ve sirenli otomobil yollarda.
Bu uygulama o kadar yaygın hale geldi ki, üst düzey bürokratlarla, siyasetçiler bile makam araçlarına çakar lamba ve siren taktırıyor.

Polis de şikayetçi

Trafikte seyir halindeyken, önünde çakar lamba bulunan bir aracın size sürekli selektör yaparak kenara çekilmenizi sağlaması, artık sık rastlanan bir durum haline geldi. Benim gibi birçok sürücünün bu konudan rahatsız olduğunu düşünerek, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde görevli bazı üst düzey yetkililerle görüştüm.
Yetkililer, trafik polislerinin bu konuda hassas davranmasına karşın, başta siyasetçilerin ve üst düzey bürokratların yasalara aykırı olarak araçlarını bu cihazlarla donattığını, kendilerini durduran polislere ise çıkıştıklarını söylediler.

Polis durdurursa yetkilileri ararım!

Konuyla ilgili bilgi aldığım bir trafik polisi başından geçen ilginç olayı ise şöyle anlattı:
“Eskişehir Yolu’nda rutin uygulamamızı yaptığımız sırada, önünde çakar lamba bulunan bir otomobili durdurduk. Aracı kullanan kişi, özel bir şirketin genel müdürünün şoförü olduğunu söyledi. Araca neden çakar lamba ve siren taktığını sorduğumuzda bize, ‘Genel müdürümüz trafiğe takılmamak için bu cihazlardan takılması talimatını verdi. Eğer polis durdurursa bana haber ver üst düzey yetkilileri ararım’ dedi. Ancak biz gerekli cezayı kesip, cihazları söktürdük.”

Trafik Kanunu’nda herşey açık

Polislerin her gün bunun gibi birçok olayla karşı karşıya kaldığını tahmin etmek zor değil. Kendilerini geçiş üstünlüğü olan kişiler olarak gören bu sürücülere taviz verilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Trafik Kanunu 26. Madde’sinde çakar lamba ve sirenin geçiş önceliği olmayan araçlarda bulunması halinde kesilecek ceza ve yaptırımlar şöyle anlatılıyor:
“Araçların dışında bulundurulması zorunlu işaretlerden başka, araçlara; reklam, yazı, işaret, resim, şekil, sembol, ilan, flama, bayrak ve benzerlerinin takılması, yazılması, sesli ve ışıklı donanımların bulundurulması ve izin verilmesine dair esas ve usuller ile diğer hususlar İçişleri Bakanlığı’nca çıkarılacak yönetmelikte gösterilir. Aksi davranan sürücüler 180 TL para cezası ile cezalandırılırlar. Sürücü, aynı zamanda araç sahibi değilse, ayrıca, tescil plakasına da aynı miktarda ceza tutanağı düzenlenir. Yönetmelikte belirtilen şartlara aykırı olarak bulundurulanlarla, araçlara izin alınmadan yazılan yazılar sildirilir veya takılan donanımlar bütün giderler ve sorumluluk işletene ait olmak üzere söktürülür.”

Üzerimize düşeni yaparız

Hemen şunu söyleyeyim; Ankara Emniyet Müdürü Zeki Çatalkaya bu konuda gerçekten çok hassas. Çatalkaya, önümüzdeki günlerde araçlarında bu tür donanımlar bulunan sürücülerle ilgili ciddi çalışma yapılması için talimat verdi.
Umarım kısa süre içinde araçlarında kanuni hiçbir hakları olmadığı halde çakar lamba ve siren bulunan sürücüler tespit edilir. Bu konuda bizler de üzerimize düşen görevi yerine getirmeye hazırız.
Yazının Devamını Oku

Vali Bey alnınızdan öpsün istiyorsanız

ANKARA Valisi Alaaddin Yüksel, yedi yıl görev yaptığı Antalya’da vatandaşların büyük sevgisini kazandı.

Vali Bey, bu süre içinde yüzlerce kişiyi alnından öperek, bu zamana kadar hiç duyulmayan ilginç bir uygulamaya imza attı. Peki Vali Yüksel hangi kutsal görevi yerine getirenleri alnından öpüyordu?
Öncelikle hemen birkaç rakam vererek sorunun cevabını sizlere anlatmaya çalışayım. Cumhuriyet’in kurulduğu tarihten itibaren geçen 80 yılda Antalya’ya 8 bin 354 derslik yapılırken, Vali Yüksel’in Antalya’da görev yaptığı 2003-2010 yılları arasında şehre tam 4 bin 237 derslik ve 296 okul yapıldı. Kısacası, Antalya’da eğitimde 40 yılda alınan yol, Vali Yüksel sayesinde 7 yılda katedildi. Üstelik bu başarı sadece devletin imkanlarıyla değil, hayırsever vatandaşların yardımlarıyla gerçekleştirildi.
Devlet adına onurlandırıyor
Antalya’da adeta eğitim seferberliği başlatan Vali Yüksel, yapılan yardımın miktarı ne olursa olsun eğitime katkı veren tüm hayırsever vatandaşları, devlet adına onurlandırmak için alınlarından öptü.
Öpülmeyi hak ediyorlar
Eğitime katkı veren hayırseverleri, “Güzel yürekli insanlar” olarak tanımlayan Vali Yüksel, Antalya’da başlattığı seferberliği Ankara’da da sürdürüyor. Vali Yüksel, Başkent’te derslik sayısını artırmak için kolları sıvarken, çeşitli projeler üzerinde çalışmaya başladı. Kısa süre içinde hayırsever vatandaşların da desteğiyle Ankara’daki okul sayısının önemli oranda artacağını söyleyebilirim.
Kendisiyle yaptığım görüşmede, eğitimin Türkiye için öneminden bahseden Vali Yüksel, bu konudaki hassasiyetini şöyle dile getiriyor:

Yazının Devamını Oku

Kameralar aktif ama...

MOBESE sistemiyle birlikte hizmete giren trafik kameraları bu günlerde Ankara halkının gündeminde ilk sırada yer alıyor. Hemen herkes radar olarak kullanılan kameraların nerelerde aktif halde olduğunu, bu bölgelerde hız sınırının kaç kilometreyle sınırlandırıldığını öğrenmeye çalışıyor. Birçok sürücü bu soruların cevaplarını bulamadığı için, gördükleri her kamerada frenlere asılmak zorunda kalıyor. Özellikle Konya Yolu ve Eskişehir Yolu üzerinde bulunan kameralar, sabah ve akşam saatlerinde trafiğin yoğun olduğu saatlerde sürücüler için kabus haline geliyor.
Henüz ceza kesilmiyor
Öncelikle şunu söyleyerek sürücüleri bilgilendirmek istiyorum. Kameralar kayıt yapmaya başlasa da henüz ceza kesilmiyor. Çünkü sistemi kontrol eden personelin eğitimleri tamamlanmadı. Görüştüğüm emniyet yetkilileri, personel eğitiminin bir hafta içinde tamamlandıktan sonra sistemin ceza yazacak şekilde aktif olacağını söyledi.
Yeri gelmişken kameraların bir kilometre mesafeden hız ihlali yapan araçları tespit ettiğini söyleyerek, 100-200 metre mesafe kala frene basmanın hiçbir anlam ifade etmediğine dikkat çekmek istiyorum. Yetkililer ayrıca, yolda radar uygulaması yapan araçlarda bulunan tüm özelliklerin kurulan kameralarda da bulunduğunu ifade ediyor.
Hız sınırları bilinmiyor
Son günlerde okuyucularımızdan gelen elektronik postalarda, genelde aynı sorularla karşılaşıyorum. Özellikle, kameraların nerelerde aktif olarak çalışacağı ve hız sınırının kaç kilometre olduğu merak ediliyor.
Şinasi İnanır, elektronik postasında kameralar için hız sınırını öğrenmek amacıyla Emniyet Genel Müdürlüğü’nü bile aradığını şu sözlerle anlatıyor:
“Sayın Arda Akın sık, sık MOBESE ile ilgili yazılar yazıyorsunuz ve bizleri memnun ediyorsunuz. Hız limiti şehir içinde ve şehir dışında nedir? Sürücüler ceza yememeleri için radarların altından kaç kilometre hızla geçmeli. Bunu öğrenmek için Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Daire Başkanlığı’na bağlı tüm birimlerle görüşmeme rağmen bana istediğim cevabı veremediler. Kimi 50 km., kimi 70 km., kimi ise 90 km. olduğunu söyledi. Bu konuda biz sürücülerin aydınlatılmasının önemli olduğunu düşünüyorum.”
UKOME 70 km’ye yükseltti
Okurumuzun sorusunu emniyet yetkililerine sordum. Yetkililer, Ankara’da şehir içinde hız sınırının 50 kilometre olduğunu, ancak Ulaştırma Koordinasyon Merkezi (UKOME) kararı doğrultusunda Eskişehir Yolu, Konya Yolu ve İstanbul Yolu’nda hız sınırının 70 kilometreye çıkarıldığını söyledi.
Sinyalizasyon güncellenmeli
Ali Tan isimli okurumuz ise Ankara’da trafik yoğunluğunun her geçen sene daha da arttığına dikkat çektiği mesajında çeşitli öneriler sunuyor. Tan, şu önerilerde bulunuyor:
“50 yıldır Ankara’da yaşayan biri olarak şehrin en büyük sorununun artan otomobil sayısına bağlı olarak trafik yoğunluğu olduğunu düşünüyorum. Buna rağmen trafik sinyal sisteminin ilk kurulduğu gün gibi güncellenmeden faaliyette olması, sorunun her geçen gün daha da büyümesine neden oluyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir sinyal sistemi kalmadı. Göbeklerde dört taraftan gelen otolar birbirleri ile karşılaşmadan sağa, sola ve karşıya geçiş yaparken bizde dakikalarca lambaların yanmasını bekliyoruz. Kavşaklarda yaşanan trafik sıkışıklığı sorununu aşmak için Balgat Kavşağı örnek almalıyız. Ankara’da trafiğin sıkışmadığı tek bölge burası. Antalya, Kayseri ve Diyarbakır’da trafik sorunu halledilmesine rağmen Başkent’te çözüm için henüz herhangi bir adım atılmadı. Yetkililerin bu konuya daha ciddi yaklaşmalarını bekliyoruz.”
Yazının Devamını Oku

İşte Vali Yüksel’in MOBESE mesajı

GEÇTİĞİMİZ haftaki yazımda, Ankara’nın birçok bölgesine konulan 825 MOBESE kamerasının üstün teknolojiye sahip olduğunu, istendiği takdirde evlerin içine kadar zum yapılarak, insanların özel hayatlarının ihlal edilebileceğine dikkat çekmiştim. Yazının yayınlanmasının ardından, Antalya Valiliği döneminde, şehre uzay üssünü andıran MOBESE merkezi kurulmasını sağlayan ve buna benzer icraatlarıyla halkın büyük sevgisini kazandıktan sonra Ankara Valisi olan Alaaddin Yüksel’le görüşme fırsatı buldum.
Vali Yüksel, konuyu gündeme getirdiğim için bana ve Hürriyet Ankara’ya teşekkür ederek, kameralarla ilgili herkesin farklı düşünceleri olduğunu, ancak kimsenin görüşlerini yüksek sesle dile getirmediğini söyledi.

19 ayrı yola radar

Öncelikle MOBESE merkezinin genel özellikleri hakkında da bilgi veren Vali Alaaddin Yüksel, sistemin devreye girmesiyle, 68 noktada 71 yönde ve 15 polis aracında gezici olarak plaka takibinin yapılacağını kaydetti. Vali Yüksel ayrıca, 21 kavşakta 78 yönde kırmızı ışık ihlal denetiminin, 10 noktada 19 yönde hız ihlal tespitinin radarlarla belirleneceğini söyledi.
Antalya’daki sistemin mimarı
Vali Yüksel, MOBESE sisteminin önemini ve insanların özel hayatlarına müdahale edilmemesi için alınan önlemleri şu sözlerle anlattı:
“Antalya’da göreve başladıktan sonra vakit kaybetmeden şehre MOBESE kurulması talimatını verdim. 2008 Ağustos ayı itibariyle, ana arterlere 385 kamera kurularak sistem faaliyete girdi. Kameraların caydırıcı özelliği nedeniyle, suç oranları azaldı. Ankara’da göreve başladıktan sonra, sistemin Eylül ayının sonuna kadar hizmete girecek şekilde hazırlanmasını istedim. Aralıksız yürütülen çalışmalar sayesinde 825 kameranın tamamı bugün itibariyle aktif olarak çalışmaya başladı. Personelin eğitimi için uzman kişileri görevlendirdik. Varlık Mahallesi’nde teknolojinin tüm nimetlerinin kullanıldığı muazzam bir merkez oluşturduk.

Çağrı merkezi haline gelecek

Bu merkez sadece suçun engellenmesi ve suçlunun yakalanması için kullanılmayacak. Acil çağrı merkezi haline getirilecek. Bu merkezi arayan kişi cep telefonundan sadece sinyal gönderse dahi, sistem beş-on metre yanılma payıyla sinyalin gönderildiği yeri belirleyebilecek ve olay yerine ekip gönderilmesi sağlanacak. Müdahaleyi çabuklaştırmak amacıyla 155 Polis İmdat, 156 Jandarma, 154 Trafik, 110 İtfaiye, 177 Orman Yangını, 112 Ambulans telefonları da servise aktarılacak. Kısacası tüm şehir tek bir merkezden yönetilecek.

İzleme yapılamaz

Sistemle ilgili gündeme gelen ancak yüksek sesle dile getirilmeyen konulardan biri, ‘Kameralarla acaba evlerimiz izlenebilir mi?’ sorusunun cevabı. Halkımıza sizin aracılığınızla açık ve net olarak söylemek istiyorum; hiçbir vatandaşımızın özel hayatı kameralarla izlenemeyecek. Çünkü sistem, yollar ve umuma açık yerler dışında bir eve ya da kapalı mekanlara odaklandırıldığı anda otomatik olarak kilitleniyor. Ayrıca perdeleme uygulaması devreye girerek odak yapılan görüntü tamamen mozaikleniyor. Yani evlerin ya da kapalı alanların zum yapılarak izlenmesi söz konusu değil.”
Kamera merkezini sık sık denetleyen Vali Yüksel’in, insanların özel hayatının gizliliğini muhafaza etmek konusunda ne kadar hassas olduğuna yaptığım görüşmede ikna oldum. Umuyorum bu sistem Ankara halkının huzur ve güvenliği için etkili olur. Şimdiden hayırlı olsun.
Yazının Devamını Oku

Özel hayatımız ne olacak?

ANKARA Valisi Alaaddin Yüksel, genel güvenliğin sağlanması ve trafik ihlallerinin engellenmesi için şehrin birçok noktasına kurulan 825 kameranın, 15 Eylül itibariyle faaliyete geçeceğini açıkladı. Sokaklarda huzur ve güvenliğin sağlanması, suçluların daha çabuk yakalanması için hazırlanan bu sisteme kimsenin karşı olduğunu sanmıyorum. Ancak yazımın konusu kameraların işlevi değil, madalyonun diğer yüzü olan özel hayatın gizliliğini ihlal suçu. Nasıl mı? Hemen anlatayım.
MOBESE kameraları olarak bilinen ve üstün teknolojiyle hazırlanan bu sistem sayesinde, 200 metre uzaktaki objeyi neredeyse bir metreye kadar yaklaştırabiliyorsunuz. Teknik deyimle zum yapma özelliği çok yüksek. Varlık Mahallesi’nde kurulan ve uzay üssünü andıran kamera komuta merkezinde görev yapan herkes, önlerindeki bilgisayarlarla kameraları istedikleri yöne çevirip, zum yaparak her şeyi izleme imkanına sahip.

Birileri bizi gözetlemesin!

Kısacası evinizin balkonunda atletle çay içerken, yatak odanızın perdesini açık bırakıp rahatça uyumaya çalışırken ya da yolda sevgilinizle el ele dolaşırken devletin kameralarına yakalanmanız mümkün. Tabii ki buradan, komuta merkezinde görev yapan onlarca personeli itham etmiyoruz, edemeyiz. Ancak her ihtimali göz önünde bulundurmak gerekiyor. Art niyetli bir kişinin dahi kurulan bu sistem sayesinde neler yapabileceğini düşünmek bile istemiyorum.

Denetim çok önemli

Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi yetkilileri de kurulan kameraların insanların özel hayatlarını ihlal etmemesi gerektiği görüşünde. Hukukçular, evrensel hukuk normlarına göre, MOBESE kameralarının faaliyetinin devam etmesinin, günlük yaşamda herhangi bir şüphe uyandırmamasının önemine dikkat çekiyor. Yani insanların kameralar nedeniyle tedirginlik yaşamamasının şart olduğunu ifade ediyorlar. Tüm bu nedenleri bir araya getirdiğimizde hem Ankara Valiliği’nin hem de Emniyet Müdürlüğü’nün tedbir alması gerektiği açıkça görülüyor. “Peki ama bu nasıl sağlanacak?” sorusuna şöyle cevap verebiliriz; Kamera komuta merkezi sık sık denetlenerek görüntü kayıtları bilirkişilerce izlenip özel hayatın gizliliğinin ihlal edilip edilmediği incelenebilir.

Provalar sırasında koordinasyon eksikti

ANKARAKOL’da geçtiğimiz hafta 30 Ağustos Zafer Bayramı provaları nedeniyle sürücülerin ve vatandaşların yaşadığı trafik çilesine değinmiştim. Şehrin en önemli trafik arterlerinin kapatılması nedeniyle yüz binlerce Ankaralının yollarda mağdur edildiğini, törenlerin artık şehir dışına taşınmasının önemli olduğuna yer vermiştim. Bu konuyla ilgili birçok mesaj aldım. Ancak soruna farklı bir bakış açısı getiren Gökhan Ceceli’nin elektronik postasını olduğu gibi yayınlamak istiyorum:
“Arda Bey 42 yaşımdayım. Ben okumaya başladığımdan beri evimize Hürriyet girer. Ankara ile ilgili yazılarınızı muhakkak okurum. 30 Ağustos Zafer Bayramı’yla ilgili yazınızdaki resimdeki kalabalık içinde kalıp bende işe geç kaldım. Ancak ben sorunun sadece yolların kapatılmasından kaynaklanmadığını düşünüyorum. Böyle özel günlerde trafik polisleri sadece yolları kapatıp, araç içinde oturmamalıdır. Trafiğin yönlendirildiği bölgedeki ışıklar düzenlenmeli ve kördüğüm olan kavşaklarda polisler görevlendirilmeli. Yani işin özü bir yol kapatılıp trafik akışı değiştiğinde yoğunluk yönünde akıcılık sağlamak amacıyla trafik polisleri yönetimi ele almalıdır. Koordinasyon eksikliği nedeniyle insanlar yollarda mağdur oluyor.”
Yazının Devamını Oku

Çatalkaya’dan ilk önemli hizmet pasaport için

ANKARAKOL’da 14 Temmuz’da okuyucu şikayet ve temennilerine yer verdiğim yazımda, Ankara halkının emniyette özellikle pasaport ve trafik şubelerinde yaşanan aşırı yoğunluktan şikayetçi olduklarına dikkat çekmeye çalışmıştım.

Pasaport ve trafikte görev yapan rütbeli rütbesiz tüm personelin özveriyle çalışmasına rağmen, halkın yoğun talebine karşılık vermekte zorluk çektiğini anlattığım yazıda, Emniyet Müdürü Zeki Çatalkaya’nın soruna kısa sürede çözüm üretmesini temenni etmiştim.
Yeni birim kuruldu
Vatandaştan gelen talepleri değerlendirmeye alan Çatalkaya, kurmaylarıyla yaptığı çalışmalar doğrultusunda öncelikle Pasaport Şube Müdürlüğü’ndeki yoğunluğu azaltmak amacıyla kolları sıvadı. Emniyet müdürü, öncelikle yoğun pasaport talebinin olduğu Çankaya, Yenimahalle ve Keçiören ilçelerinde başvuru noktaları oluşturulmasına karar verdi. Yeni birimlerin kurulmasına ilişkin talep Ankara Valiliği’nce de onaylandı.
İlçe emniyet müdürlüklerinde faaliyete geçen pasaport birimlerinde görevlendirilecek personel ise hızlandırılmış eğitimden geçirildi. Emniyet yetkililerinden aldığım bilgilere göre ilk etapta Çankaya’da günde 40, Keçiören ve Yenimahalle’de ise günde 30’ar pasaport başvurusu alınacak. Bu sayının ilerleyen günlerde her ilçede 100’e çıkarılması öngörülüyor.
Tüm ilçelere yayılsın
Çatalkaya’nın, halkın emniyette saatlerce pasaport kuyruğunda beklememesi için gerçekleştirdiği bu uygulamanın diğer ilçe emniyet müdürlüklerinde de başlatılması gerektiğini düşünüyorum. Böylece her gün yaklaşık bin pasaportun verildiği şubenin yükü daha da hafiflemiş olacak.
Emniyet müdürünün, Trafik Tescil Şubesi’ndeki aşırı yoğunluğu önlemek için de çalışma yaptığını öğrendim. Çatalkaya, önümüzdeki günlerde sorunun çözümüyle ilgili somut adımlar atacak.

Provalar sürücüleri çıldırttı

Yazının Devamını Oku

Önceliğimiz hırsızlık

GEÇEN hafta okurlardan gelen şikayet ve temennileri yayınladığımız Ankarakol’u okuyan Ankara Emniyet Müdürü Zeki Çatalkaya, vatandaşların şikayetlerini tek tek inceledi. Telefonla görüşme fırsatı bulduğum Çatalkaya, özellikle hırsızlık olaylarıyla ilgili eleştirileri tek tek değerlendirdi. Çatalkaya, Ankara’da hırsızlık olaylarının son azalması için tüm personeli aktif hale getireceklerini belirterek, şunları söyledi:

Vatandaş da duyarlı olmalı

“Ankara’daki önceliğimiz hırsızlık olaylarının önüne geçmek. Vatandaşlarımızın bu konudaki hassasiyetini anlıyorum. Gerekli önlemler alınacak. Gerekirse polis 24 saat sokakları ve caddeleri tek tek kontrol ederek hırsızlık olaylarının önüne geçecek. Ancak, sizin aracılığınızla halkımıza şunu söylemek istiyorum; polisin gösterdiği duyarlılığı onlar da evlerinde ve işyerlerinde aynı şekilde göstermeli. Özellikle tanımadıkları kişilere bina kapılarını açmamalı, evden dışarı çıktıklarında pencerelerini kilitlemeli ve bunun gibi birçok küçük ama hayati önlemler alarak bizlere yardımcı olmalı. Hırsızlığın önlenmesinde polisin gösterdiği çaba kadar halıkımızın da göstereceği çaba çok önemli.

TDP toplantı düzenleyecek

Önümüzdeki günlerde Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü aracılığıyla vatandaşlarımıza, hırsızlık olaylarının önüne geçmek için almaları gereken önlemler konusunda bilgilerin verildiği eğitim toplantıları düzenleyeceğiz. Broşür ve afişler dağıtarak halkımızın bu konuda daha duyarlı hale gelmesini sağlayacağız. Alınacak tedbirler sayesinde hırsızlık olaylarının kısa zamanda büyük ölçüde azalacağını temenni ediyoruz.”

Olay yerine 5-7 dakikada gidilmeli

Çatalkaya, Çankaya Birlik Mahallesi’nde oturan Mehmet Varlı’nın, yaşadığı sokak üzerinde gece geç saatlerde iki grup arasında kavga çıktığını, durumu polise bildirmesine rağmen dakikalarca kimsenin gelmediğini anlattığı şikayetinin ise çok ciddi olduğunu belirtti.

Emniyet müdürü, konuyu hassasiyetle araştırdıklarını ifade ederek, “Polislerimiz, 155 hattına ihbar geldikten sonra, olay mahalline uzaklığa göre en geç 5-7 dakika içinde bölgede olmalıdır. Eğer aksini tespit edersek idari soruşturma başlatıp sorumlular hakkında cezai işlem uygulanmasını sağlarız. Bu konuda hiç kimseye müsama göstermeyeceğiz. Vatandaşımızın hassasiyetine teşekkür ediyor ve konunun takipçisi olacağımı bilmenizi istiyorum” dedi.

Hız limitleri açıklansın

TRAFİKTE radarla kontrol döneminin başlaması, Ankara’da son dönemlerde en çok konuşulan konuların başında geliyor. Hemen her ana arterde direkler üzerine konulan hız radarları, sürücülerin korkulu rüyası haline geldi.
Yoldaki radarları gören Ankaralı sürücüler, hemen frene basarak hızını düşürüyor. Aslında birçok sürücü hangi yolda kaç kilometre hızla gidileceğini dahi bilmiyor. Emniyetin, özellikle Konya Yolu, İstanbul Yolu, Eskişehir Yolu ve Samsun Yolu’nun şehir içinde kalan kısımlarında kaç kilometre hızla gidileceğini sürücülere ayrıntılı biçimde bildirmesi gerektiğini düşünüyorum. Örneğin şehir içi hız sınırı trafik kurallarına göre 50 kilometreyken, Eskişehir Yolu üzerinde hız sınırı 70 kilometre olarak belirleniyor. Yani yola göre hız sınırı limitleri de farklılık gösteriyor.
Ankara Ulaşım Koordinasyon Merkezi’nin (UKOME) tüm yollar için hız limitlerini yeniden düzenleyerek bunu sürücülerle paylaşması önemli.
Yazının Devamını Oku

Ortak sorun hırsızlık

ANKARAKOL’da bu hafta, telefonla ve elektronik posta yoluyla bizlere ulaşan okuyucularımızın şikayetlerine, önerilerine ve emniyetten beklentilerine yer vereceğim. Okurlarımızın büyük bir çoğunluğu bölgelerinde yaşanan hırsızlık olaylarından yakınarak, polislerin önlemlerini artırmasını istiyor.
Cezalar artırılmalı
Türkiye genelinde son yıllarda hırsızlık olaylarında artış olduğu bir gerçek. Ankara’da da bu sayı yıllar itibariyle artış gösterdi. Ancak emniyet mensuplarının vatandaşın can ve mal güvenliğini korumak için büyük bir gayret içinde olduklarını unutmayalım. Polisimizin bu gayretine karşılık, hırsızlık yaparken defalarca suçüstü yakalanan kişilerin dahi adli mercilerce serbest bırakılmasının en büyük sorun olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle önce adli düzenlemenin yapılarak cezaların artırılması gerekir. Aksi takdirde polisin aldığı önlemler her defasında yetersiz kalacaktır.

Polis önlemleri yetersiz

SİNCAN Fatih’te oturan Mustafa Gürel, bölgelerinde yaşanan hırsızlık olaylarının son aylarda inanılmaz boyutlara ulaştığını söylediği elektronik postasında, gün aşırı evlere hırsız girdiğine dikkat çekiyor. Gürel, mahallelerindeki madde bağımlısı gençlerin, hemen her sokak köşesinde, okul önlerinde bali ya da tiner kokladığına dikkat çekerek şunları söylüyor:
“Fatih’te hemen her gün hırsızlık olayları yaşanıyor. İnsanlar o kadar tedirgin ki evlerinde rahat uyuyamıyorlar. Polisler ara sokaklarda devriye atmadığı için hırsızlar evlere korkmadan girebiliyor. Ayrıca Fatih Mahallesi halkı madde bağımlısı gençler nedeniyle sokakta rahat rahat dolaşamıyorlar. İnsan evlerinin balkonunda dahi oturmaktan korkuyor. Okul bahçeleri, sokak köşelerinde bali ve tiner kokladıktan sonra çevrelerine zarar vermeye başlıyorlar. Polisi arıyoruz ancak ya gelmiyorlar ya da bağımlı gençleri uyarıp geri dönüyorlar. Yeni emniyet müdürümüzün bu konuda gerekli düzenlemeleri yapmasını istiyoruz.”

Psikolojimiz bozuldu

Mamak’tan Mehmet Öztürk, oturduğu sokak üzerinde iki gün içinde üç evin soyulduğunu ve psikolojilerinin bozulduğunu belirttiği elektronik postasında şunları söylüyor:
“Mamak’ta yaşanan hırsızlık olayları bir türlü sona ermiyor. Malımızdan çok canımızdan korkmaya başladık. İnsanlar artık geceleri uyuyamıyor. Polisleri sokaklarda yeterince görmüyoruz. Ana caddelerde devriye atıyorlar ancak ara sokaklarda gezmiyorlar. Emniyetin önlemlerini artırmasını istiyoruz.”

Emniyet Genel Müdürlüğü’nden örnek karar

İZMİR Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memuru F.U., yüzde 94 engelli durumdaki oğluna daha fazla zaman ayırabilmek için Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’na başvurarak kendisine ek görev ve nöbet yazılmamasını istedi. F.U.’nun durumu, İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Emniyet Genel Müdürlüğü’ne iletildi. EGM, zor durumdaki polis memurunun başvurusunu olumlu karşıladı. Genel Müdürlük, yaptığı değerlendirme sonucu, polis memurunun oğlunun durumunu göz önünde bulundurarak, F.U.’ya, mesai saatleri dışında ek görev ve gece nöbeti verilmemesini kararlaştırdı. EGM’nin bu kararı, F.U. ile aynı durumda olan birçok teşkilat mensubu için büyük bir adım oldu.

Kavga bitti polis geldi

ÇANKAYA Birlik’te oturan Mehmet Varlı, yaşadığı sokak üzerinde gece geç saatlerde iki grup arasında kavga çıktığını, durumu polise bildirmesine rağmen dakikalarca kimsenin gelmediğini söyledi. Varlı, olayı şöyle anlattı:
“Gençler sopalarla birbirine girdi hemen polisleri aradım. Bana aynı konuyla ilgili birkaç şikayet telefonu daha aldıklarını ve ekip gönderildiğini söylediler. Aradan 15 dakika geçmesine rağmen ne polis geldi ne de polis otosu. Gruplar kavgayı bitirip sokaktan ayrıldıktan birkaç dakika sonra polis bölgeye geldi. Eğer o olayda gençlerden biri ölseydi polisler bunun vebalini nasıl üstlenecekti?”

Bu yollarda hız sınırı kaç km?

ESMA Yıldırım isimli okurumuz, telefonla bize ulaşarak Ankara’da birçok bölgeye kurulan kameralı radarlardan duyduğu sıkıntıyı dile getirdi. Yıldırım, işi nedeniyle çok sık araç kullandığını ve bazı bölgelerde hız sınırının yola göre çok az olduğunu söyleyerek şöyle konuştu: “Eskişehir, İstanbul, Samsun ve Konya Yolu’na kameralı radarlar konuldu. Ancak bu yollarda sürücülerin kaç kilometre hızla gideceğini kimse bilmiyor. Emniyet ya da Valilik bu konuda açıklama yapmalı. Hız sınırı 70 mi? 50 mi? Amaç trafik cezası kesmek değil sürücülere kuralları öğretmekse, öncelikle hız sınırı hakkında yeterli bilgiler bizlere aktarılmalı.”
Yazının Devamını Oku

Dikkat! Emniyet Müdürü telsizde

Kritik, yoğun bir süreçten geçen Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne atanan Zeki Çatalkaya’ya, İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal da tam destek verdi.

Emniyet koridorlarında kulaktan kulağa yayılan bilgilere göre, Atalay ve Köksal, Çatalkaya’yla görüşerek, emniyet içi atamalarda hiçbir şekilde tavassutta bulunulmayacağını söyledi ve çalışacağı kadroyu tamamen kendisinin belirlemesini istedi.
Çatalkaya, Bakan ve Genel Müdür’den aldığı güçle dün itibariyle yeni ekibin isimlerini belirledi.
Emniyet müdürü, listesini belirlemek için adeta kılı kırk yardı. Günlerdir makamına davet ettiği müdür yardımcıları ve şube müdürlerinden çalışmalarına ilişkin brifing alan Çatalkaya, gece geç saatlere kadar telsiz anonslarını takip etti ve şehrin suç profili hakkında bilgiler edindi.
Kısa sürede personelinin mesleki bilgilerini kontrol etme fırsatı da bulan Çatalkaya, ilgili birimlerin müdürlerini sık sık telefonla arayarak, sorular yöneltti ve olaylar karşısında alınacak tedbirlerin neler olduğunu anlatmalarını istedi.
Yeri gelmişken şunu söyleyeyim; Çatalkaya’ya rütbeli rütbesiz tüm personelin güveni tam. Görüştüğüm hemen her polis, emniyet müdürünün yeni kadroyla büyük başarılara imza atacağı yönünde görüş belirtiyor. Çatalkaya’yla, Van, Diyarbakır, Bursa’da çalışma fırsatı bulan rütbeli personel ise, emniyet müdürünün dengeleri koruyarak huzurlu bir çalışma ortamını kısa sürede sağlayacağından emin. 
Motivasyon için adı yetti
Hemen her meslekte olduğu gibi polislikte de motivasyon çok önemli. Eğer motivasyonunuz yoksa bırakın suçluyu yakalamayı, izini dahi süremezsiniz. Ankara Emniyeti’nde son dönemde yaşanan üzücü, bir o kadar da teşkilatı yıpratan olaylar personelin motivasyonunu önemli ölçüde etkiledi. Ancak yeni Emniyet Müdürü Zeki Çatalkaya’nın göreve başlamasıyla birlikte tüm birimler yeniden dirildi. Karakol kapısında nöbet tutan polislerden, emniyet müdür yardımcılarına kadar herkes işine dört kolla sarıldı.

Yazının Devamını Oku