Böyle mi el konmalıydı?

KOZA İpek Holding’e el konması olayında hangi yaklaşıma tabi olmalıyız?

Ben CHP milletvekili İlhan Cihaner’in yorumunu benimsiyorum. Eski bir savcı olarak mütalaası hem hukuki değer taşıyor hem de akla gayet yatkın. Cihaner’in görüşünü, önemine binaen kısaltmadan alıyorum buraya:“Eğer Fethullah Gülen örgütlenmesinin, yapısının, cemaatinin ya da MGK’nın deyimiyle Fethullah Gülen Terör Örgütü’nün bir suç yapılanması olduğuna karar veriyorsanız, o şirketlerin de o yapılanmayla ilişkilerini belgelemişseniz, bu tarz tedbirlere başvurulabilir. Kanalları Digiturk’ten çıkarma gibi tedbirlere de böyle bakmak gerekir. Ancak üzerinde asıl durulması gereken şey, Fethullah Gülen yapısının bir suç örgütü olup olmadığıdır. Bana göre, bu yönde güçlü emareler, bulgular var. Sadece kanun dışı dinlemelerin bile, belli bir organik yapı içerisinde bu gruba mal edilebileceğine ilişkin ellerimizde veri var...”

 

* * *

 

Hasılı, medya şirketleri dahil Koza İpek Grubu yönetiminin kayyuma devrini, hukuken ne yanlış ne sorunlu ne de yadırgatıcı buluyor Cihaner. El koyma gerekçeleri ve pratiğinde garipsenecek bir durum görmüyor, anlayışla karşılıyor.Fakat tüm şartların oluşup oluşmadığı konusunda çekinceli konuşuyor, bir ihtiyat şerhi de düşüyor.Karara ilişkin en can alıcı değerlendirmesi şu cümlede:“Ancak, öncelikle Fethullah Gülen yapılanmasının suç örgütü olup olmadığı yönünde bir karar olmalı. Bu karar eğer varsa, bu yapıya destek olan şirketlerin yönetimine kayyum atanması doğal karşılanabilir...”Prensipte gözü kapalı amel edeceğim muteber görüş budur. ‘Eğer ve ancak’ FETÖ diye bir terör örgütünün varlığı hukuken sabitse ve Koza İpek Grubu’yla ilişkisi de yargılama sonucu bir mahkeme kararıyla tespit edilmişse...Soruşturmalar, açılmış davalar ve mahkemelerce kabul edilmiş iddianameler var ama henüz tamamlanmış bir süreç ve kesinleşmiş bir yargı kararı yok. Birinci pürüz burada. Gerçi zaten hâkim kararıyla gerçekleştirilen işlem de müsadere yani şirketleri sahibinin elinden alıp devletin üzerine geçirme anlamında bir el koyma ameliyesi değil. Mahkeme sonuçlanıncaya kadar geçici tedbir olarak yönetimlerine kayyum atanıyor. Yine de suçun sabit görüldüğüne dair nihai hüküm beklenemez miydi? İstimin arkadan gelmesi şart mıydı? Bu tedbirin gecikmesi halinde hukuken telafisi imkânsız ne tür zarar ve sakıncalar oluşacaktı?...Bu tür soru işaretleri var ortada ve henüz doğru cevapları bilmiyoruz.

 

* * *

 

İkinci pürüzse atanan kayyumların kimlikleriyle ilgili. Kayyumlarda aranacak olmazsa olmaz vasıf ‘basiretli bir tüccar gibi’ yönetebilme ehliyetine sahip olmaktır. AK Parti’ye ve belli bir medya grubuna yakınlık, aranan özellikler arasında yokken... Neden başka kayyum bulunamadı da Show TV’den Digiturk ve Koza İpek medyasına, hangisine el konsa hep aynı isim kayyum atandı? Memlekette bağımsız emanetçi sıkıntısı, güvenilir nezaretçi darlığı, yediemin kıtlığı mı baş gösterdi? Geçici bir süre için bu şirketlere göz kulak olacak, düzgün işletilmelerine aracılık edecek başka kimse mi kalmadı?Bu kritiklere mahal bırakmayacak bir dikkat, bir özen, bir hassasiyet gösterilemez miydi?...Paralel Yapı’yla mücadelenin, medyaya operasyon çekmek için bir kaldıraç, bir kamuflaj gibi kullanıldığı izlenimi vermekten kaçınılabilirdi. Yol açacağı komplikasyonlar hiç mi önemsenmedi?...

 

* * *

 

Bir medya grubu, diğerinin kontrolünü ele geçiriyormuş gibi algılatılmayabilirdi. Kimin ne diyeceği umursanmadı bile.Medya grupları arasındaki sert rekabet ve çekişmeye devlet eliyle müdahil olunduğu intibaı vermekten çekinilebilirdi. ‘Kim ne derse desin’ havasında yapıldı, en ufak bir ‘ince ayar’ hissi dahi verilmeden...Bu el koymalar hadi hukuki zarurettendi. Kayyum atamamazlık yapılamazdı, ötelenemeyecek bir safhadaydı vesair diyelim. Hadi ‘muhalif medya susturuluyor’ patırtıları da bu sebeple göze alınmak zorundaydı...Hiç değilse konunun nezaketine uygun davranma çabası sergilenemez miydi? Gereksiz spekülasyonlara, yanlış anlaşılmalara, asıl niyet konusundaki suizanlara sebebiyet vermemek için en basit incelikler de mi gözetilemezdi? Bari laf, söz olmasın diye de mi atamanın hangi medyadan yapıldığına aldırılamazdı? Hepsinin başına aynı ‘bakıcı’nın getirilmesi şart mıydı yahu? 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Bir koşunun daha sonuna geldik

ŞUBAT 2009’da Radikal’e başlarken ilk yazımın başlığı, ‘Başa sarabilseydim’di.

Adam Sandler’in Micheal Newman karakteriyle karşımıza çıktığı ‘Click’ filmini hatırlatmıştım.

Sonra da şunu sormuştum:

Elinizde, ileri tuşuna basarak hayatınızdan istemediğiniz kareleri atlamanızı sağlayacak sihirli bir uzaktan kumanda aleti olsaydı... 

Kendi hayat performansınızın hangi anlarını kaçırmak, hangi hatıraları hafıza kayıtlarınızdan çıkarmak, yol arkadaşlarınızla tırmandığınız hangi çetin yokuşlarda ortadan kaybolmak için kullanırdınız?

Benim cevabım bugün de aynı, değişmedi.

Şayet başa sarabilseydim, gelişim de gidişim de dahil, yaşadığım zorlukların tek bir karesini bile silmek istemezdim.

*

Eylül 2013’te başlayan Hürriyet maceramın son günü bugün. Bölüm sonu ya da sezon finali diyelim. Gösteri, sonra da devam ediyor.

Yazının Devamını Oku

Fetullah’ın ‘Delikanlı’sı kim?

SAĞ olsun Beşir Ayvazoğlu, geçen perşembe Karar gazetesinde, Tarık Buğra’nın ‘Gençliğim Eyvah’ romanını gündeme getirdi.

Önemi şurada; FETÖ kurulmadan önce FETÖ’nün gelişini haber veren bir kehanet romanı bu.

Baş kişisi olan ‘İhtiyar’ karakteriyle ‘Fetullah’ profili arasındaki tipolojik benzerlikler, dikkatsiz gözlerden bile kaçacak gibi değil.

Fakat Ayvazoğlu’nun özetlemek için seçtiği pasajlar ve yorumu, iki ayrı noktayı daha herkese görünür kılıyor.

Birincisi; İhtiyar’la Fetullah’ın amaçları, yöntemleri ve örgütlenme biçimleri arasında da tıpatıp paralellikler bulunması. Yaptığı alıntılar, bunu belirginleştiriyor.

İkincisi ve muhtemelen en çok merak edilecek boyutu ise, Fetullah’a benzeyen karakterin romandaki akıbeti. İhtiyar’ın sonunun, yerine veliaht olarak hazırladığı ‘Delikanlı’ hakkında yanılmasından geldiğini, hâlâ açılmamış gözlere de gösteriyor.

FETÖ, BU ROMANIN KOPYASI

Gençliğim Eyvah’, 1977’de önce Tercüman’da tefrika olarak yayınlanıyor. 1979’da da kitabı basılıyor.

Fetullah

Yazının Devamını Oku

‘Mesele basit’çilerin son basitlikleri

MELİH Gökçek için mesele basit, hem de aktif Twitter mesaisiyle her telden komplo teorisyenliği yapacak kadar basit.

Mücadele arkadaşı, dava ortağı Hüseyin Gülerce’ye sahip çıkarken meselenin basitliğini şöyle ortaya koyuyor:

“Gülerce’ye saldırıyı organize eden N.M.’dir. Bütün gücünü arkadaşları üzerinde kullanarak bu yazıları yazdırmıştır. Bilesiniz...”

‘Bu yazılar’ dediği yazılardan biri, benim şu “Gülerce’yi savunmak istiyorum ama” başlıklı yazım.

Fakat üstümdeki etki gücünü kullanarak beni Gülerce’ye saldırtan arkadaşımı, kaç gündür adının baş harflerinden çıkaramadım.

Gökçek Başkan diyorsa, vardır mutlaka beni diğerleriyle birlikte Gülerce’nin üstüne kışkırtan bir çete lideri.

Ama kim bu elebaşımız N.M.? Gökçek’le Gülerce kadar yakın ve bağlı mıyız birbirimize?

Adının tam açılımını bahşederse, ‘Gülerce’ye Saldıranlar Örgütü’nün biz üyeleri de liderimizin kimliğini öğrenmiş oluruz.

ORGANİZE PİŞKİNLİKLER GİBİ

Yazının Devamını Oku

Aynısını haksız tutuklayanlara da bekliyoruz

DEVLET, terör saldırılarından zarar gören vatandaşlara tazminat ödüyor ya... O tazminatı, saldırıyı düzenleyenlerden tahsil etmeye başlamış.

2015’te İç Güvenlik Yasası’yla getirilmişti bu imkân. İstanbul Valiliği’nin yazışmalarıyla hayata geçirildiğini öğrendik.

Benzer bir imkân, haksız tutuklama veren hâkim ve savcılar için de söz konusu. İlgili kanun, devletin tazminata mahkûm edilmesi halinde, mağdurlara ödediği parayı bir yıl içinde sorumlulara döndüreceğini söylüyor.

Fakat şu güne dek örneğine rastlanmadı.

EMSAL BİR UYGULAMA

10 yıl önce Avcılar’da çöp konteynerinde patlayan bombayla bir vatandaş yaralanmıştı...

Kendisini koruyamadığı için, görevi ihmal iddiasıyla devleti mahkemeye verdi. Şikâyeti haklı bulununca da 100 bin lira tazminat kazandı.

Kamu adına para mağdura ödendikten sonra ise İstanbul Valiliği, elde hesap pusulası saldırganların kapısına dayandı.

Okuduğum haber, son bir ay içinde iki ayrı olayda da aynı yolun izlendiğini bildiriyor.

Yazının Devamını Oku

Görmez’in doğruluğu Cübbeli’den belli

‘HOCA’ lakaplı Cübbeli Ahmet, Görmez Hoca’nın ardından tweet sallamış. Diyor ki “Diyanet’e bundan tehlikelisi gelmemiştir. Rabbim, vatana millete bağlı ve Ehlisünnete sadık hayırlı bir reis nasip eylesin...”

Bir ara, Cübbeli’nin Sultanahmet’e vaiz olmak istediği ama Görmez Hoca engelini aşamadığı kulağıma gelmişti. Niye zıvanadan çıktığını açıklıyor sanki. Diyanet’i kendisinden korudu diye öfkesini dizginleyemiyor olabilir.

15 Temmuz gecesi minarelerden okuttuğu salalarla direnişin maneviyatını Cübbeli yükseltti zannedersiniz. Görmez Hoca’nın vatan, millet sevgisine dil uzatıyor. Hainlikle suçladığı yetmezmiş gibi imanını, itikadını da sorguluyor.

Giderayak üzülmüş müdür Görmez? Hiç sanmam. Bilakis, doğruluğunun ispatı, onaylanması olarak almıştır.

CÜBBELİ YALNIZ DEĞİL

Tetikçi denilen karakter suikastçıları, zaten bir süredir Görmez’i yıpratma ve itibarsızlaştırma kampanyasına hız vermişti.

Erken emekli edilmesini de güya FETÖ’yle mücadelede gevşek davranmasına bağlıyorlar.

Bu uyduruk karalamanın gülünçlüğünü göstermeye Cübbeli yeter. Çürütmek için ciddi hiçbir argüman gerekmez.

Pişkince sırıtan iftiralarına bakın...

Yazının Devamını Oku

Kumpas imamlarının elçilikle irtibat tarihi

EN son, 15 Temmuz firarisi Adil Öksüz’ün ABD İstanbul Başkonsolonsluğu’yla telefon irtibatı çıkmıştı.

6 gün sonra, sırra kadem basıp köşe bucak saklanırken meğer cebinden aramışlar ‘kaçak imam’ı. Soruşturmada kaydına rastlandı.

Öncesi de var. Savcılık, MİT TIR’ları soruşturmasında da benzer bir bulguya ulaştı. TIR’ları durdurma operasyonunu yöneten FETÖ imamları, o gün hem büyükelçilik hem de başkonsolosluk telefonlarından ABD misyonuyla mükerrer temas kurmuş.

Ve ondan da öncesi... 17-25 Aralık kumpasının başındaki polis şefleri, operasyona hazırlık evresinde, başkonsolosluk numaralarıyla defalarca görüşmüş. Soruşturma tespiti olarak iddianameye girdi bu trafik de...

Fakat bundan ibaretmiş gibi, geçmiş bağlantılarına sünger çekilip sadece 17-25 Aralık sonrası soruşturuluyor.

Oysa bununla kalmıyor irtibatları. Ondan da öncesi var.

WIKILEAKS’TEKİ MİLAT ERGENEKON KUMPASI

FETÖ’cü polislerin Ankara ve İstanbul’daki ABD misyonuyla tanışıklıkları, resmi tarihteki başlangıcından önceye gidiyor. Ta Ergenekon kumpasıyla başlıyor. WikiLeaks skandalıyla ortaya saçılan ABD diplomatik yazışmalarından biliyoruz.

Ancak 17-25 Aralık tarihi resmi milat alınınca gerisi unutuldu, üzerinde duran yok.

Yazının Devamını Oku

Gülerce’yi savunmak istiyorum ama

TAM Demirel ağzıyla savunmaya hazırlanıyorum...

‘Dünkü güneşte bugünün çamaşırları nasıl kurutulmazsa... Dün akan suda bugünün kirli çamaşırları nasıl yıkanmaz, aklanıp paklanamazsa... Dünkü mahkemede bugünün olayları da hesaba çekilemez. Gülerce’nin bugününü dünüyle yargılamayın’ demeye soyunuyorum...

Daha bismillah demeye kalmadan Gülerce’yi, başkalarının bugününü dünüyle yargılarken buluyorum.

HEM DE NE YARGILAMA

Şahsen 40 yıl göbeğinde yaşadığı FETÖ’nün içyüzünü geç gördüğü için, Diyanet’e mi içerlemiyor... Kendisi Pensilvanya’nın sözcülüğünü, o görevde bu görevde mümessilliğini yaparken... Pensilvanya’nın vaazlarındaki sapkınlıklara karşı, kendisinin de uyutulmasına yardım ettiği ahaliyi vaktiyle uyarmayanlara mı laf sokuşturmuyor...

Kendisi yıllar yılı Pensilvanya’nın örgütlü din istismarını şahsi kefaletiyle saklarken, halkı Pensilvanya’nın samimiyetine inandırmaya, doğruluğuna ikna etmeye çalışırken... ‘Örgütlü bir din istismarı’ raporuyla FETÖ’nün dini duyguları nasıl kullanıp sömürdüğünü, halkı Allah’la, kitapla nasıl aldatıp kandırdığını deşifre eden Diyanet’e ‘biraz geç oldu, daha önce nerelerdeydin’ diye mi dokundurmuyor... “Ah Diyanet” diye yazı mı döşenmiyor...

ÇOK ÜSTÜNE GİDİYORLAR

Devlette paralel kadrolaşmaya dikkat çektiğinde Kadri Gürsel’e, “Milletin evladı kendi devletinin kurumuna sızar mı hiç” diyerek tepki gösteren, gövdesini eleştirilere siper eden kendisi değilmiş gibi... Bugün Kadri Gürsel’in FETÖ’cülükten sanık olduğu davada, kendisi tanık olabildiği için üstüne gidiyorlar.

Ergenekon-Balyoz kumpaslarında kendisi sahte ihbarla suç uyduran kumpasçılara kanarken... Kanmayan, mağdurların hakkını arayan Sözcü’nün, kumpas kurbanı Cumhuriyet’in FETÖ’cülükten yargılanmasına tanıklık ve ihbarcılık yapmaktan geri durmadığı için yükleniyorlar.

Yazının Devamını Oku

Rica üzerine bırakılan casus duydunuz mu?

DIŞİŞLERİ Bakanı Çavuşoğlu Brüksel’de konuşuyor.

Diyor ki “İki gazeteciyi biz sınır dışı ettik, iki farklı ülkeden. İkisi de casusluk yapmaktan yakalandı. Ülkeleri bizden rica etti, iade ettik. Daha herhangi bir hüküm de yoktu...”

Nasıl yani?...

Daha haklarında verilmiş herhangi bir hüküm yoksa, casus olduklarına nasıl hükmettiniz? Mahkeme kararıyla kesinleşmemişken nasıl emin olabildiniz?

Hemen devamında, gazetecileri ajan olarak kullanmanın moda haline geldiğini söylüyorsunuz. “Yakalandığında nasıl olsa kıyamet kopacak, Türkiye üstünde baskı oluşacak. Şimdi Alman vatandaşı bir Türk (gazeteci) ajanlık yapmaktan yakalandı, ne yapacağız” buyuruyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Atalay’ın zorlandığı savunmaya Âkif’ten kopya

CUMHURİYET gazetesi yazar ve yöneticileri, 9 ay tutuklu bekledikten sonra hâkim yüzü gördü. Ama hazırlanamamış olmalılar ki bazı suçlamaları güle oynaya çürütürken, bazılarını izahta ciddi güçlük çektiler.

Kadri Gürsel’in işi nispeten kolaydı. O tarihte orada olmadığı, gelen o telefonlara bakmadığı, o mesajlara dönmediği, o ByLock’çuları tanımadığı için savunması rahat geçti.

FETÖ, kilit kurumlarına sızarak devleti ele geçirirken iktidarı fazlasıyla uyarmış ve haklı çıkmış olmanın rahatlığı da vardı üstünde. Herkese yapışır ama Kadri Gürsel’e yapışmazdı FETÖ’cülük.

Musa Kart, Ahmet Şık, Murat Sabuncu ve diğerleri de aşağı yukarı aynı savunma avantajlarından yararlandı.

Fakat davanın baş sanıklarından Akın Atalay, bir noktada acayip köşeye sıkıştı.

Ne diyeceğini şaşırdığını, nasıl savunacağını bilemediğini ağzıyla itiraf ettiği karmakarışık suçlama, iddianamenin 241. sayfasında geçiyor.

ÇOK PİS YAKALANDIĞINI İNKÂR ETMİYOR

Diyor ki: “Bu iddianame ve eklerinin içindeki yüzlerce iddia ve belge arasında anlamakta, anlamlandırmakta hem kendime hem başkalarına izah etmekte ve bunu nasıl anlatmalıyım diye düşünüp çözüm yolu bulmakta en çok zorlandığım konu bu oldu.”

Tespit edilen karanlık ilişkiler ağıyla karışık para trafiğini anlatmayı şöyle deniyor

Yazının Devamını Oku

‘Türk Musevilerine terörist demedik’ üzerine

NEVE Şalom Sinagogu’ndaki eylem, mesajı düzeltilmese, Almanların karalamalarına yarayacaktı.

Neyse ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleri imdada yetişti. Temel insan hakları ihlallerine, temel hakları ihlal ederek karışılık verecek bir anlayışın Türkiye’de hâkim olmadığını gösterdi.

‘MISİLLEMECİ’ İMAJI OTURSAYDI

Almanya zaten siyasetçisi, medyasıyla yükleniyor, Türkiye’yi dünyaya kötülüyor, FETÖ kaçkınlarıyla takasa sokmak için rastgele Alman vatandaşlarını tutukladığımız karalamalarını yayıyor.

Güya siyasi pazarlıkta elimizi güçlendirmek için... “Casus değilse, teröre destek vermiyorsa ne işi vardı Türkiye’de” suçlamasıyla, sorun yaşadığımız ülkelerin vatandaşlarını topluyor, rehine gibi kullanıyormuşuz.

Erdoğan, Mescid-i Aksa’daki zulmü terörle mücadele gerekçesine bağlayan İsrail Cumhurbaşkanı’nı nasıl uyardığını açıklamasa...

“Biz Türkiye’de, sinagoga ibadete giden bir Yahudiye asla terörist yakıştırması yapmadık. Siz bunu nasıl yaparsınız” diye çıkıştığını bildirmese...

Böyle misillemeleri aklımızdan dahi geçirmediğimizi vurgulamasa...

Belki sinagog protestocularına bakıp Alman medyasındaki zırvalıklara inanacak, misillemede hukuk sınırı tanımadığımız iddialarına hak verecek kimseler çıkabilecekti.

Yazının Devamını Oku

Ama bunlar eski Türkiye refleksi

AJANLARI tutuklanınca Hans çıldırmış, Gabriel kudurmuş, Merkel deliye dönmüş... Ama Türkiye eski Türkiye değil, yemezlermiş...

Kontratak mı dersiniz, karşı propaganda mı, nefsi müdafaa mı... Alman hükümetinin tepkilerine verdiğimiz karşılık bu.

Türkiye, sıkça tekrarlandığı gibi eski Türkiye değil, çok doğru. Fakat bu refleksler, eski Türkiye’nin reflekslerine benzemiyor mu?

‘En iyi savunma saldırıdır’ taktiği

Alın Büyükada operasyonunu... İnsan hakları savunucularının toplantısı basılmış, kamuoyuna ‘casus avı’ olarak yansımıştı ya...

Devam eden ve gizlilik gerekçesiyle delillerin açıklanmadığı bir soruşturmada şüpheliler, her gün manşetlerden suçlu diye afişe ediliyor. Mahkûmiyetleri kesinleşmiş gibi bağıra çağıra ‘terörist’ deniyor, suçları sabitmiş gibi ‘ajan’lıkları ilan ediliyor.

Neyle suçlandıklarını, elde ne gibi somut kanıtlar bulunduğunu soranlar da ‘ajanı’na sahip çıkmakla, ‘terörist’ini korumakla, ‘adamları’ enselenince panik yapmakla suçlanıyor.

Almanya’nın alarme olması, Peter Steudtner’in ajanlığının başlı başına bir ispatı diye lanse ediliyor. Yarası olmasa gocunur muydu mantığı...

Almanları zıplattığına göre, demek ki yakalananlar kesin Alman casusu, öyle mi?

Yazının Devamını Oku

Kabine değişikliği ve argümanlar

BİRİNCİ argüman: Allah Allah, kabine niye değişti?...

Doğrusu ben de şaşırdım, seçime kadar radikal bir değişiklik beklemiyordum. Ama zaten radikal bir değişiklik de olmadı. Sınırlı bir revizyona gidildi.

İKİNCİ ARGÜMAN: E HANİ BAŞBAKAN DEĞİŞECEKTİ?

 Radikal değişiklikçilere soğuk duş oldu, kabul. Fakat zaten hayal âleminde geziyorlardı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu öngörenler bile çıkıyordu.

‘Nasılsa artık başbakanın illa genel başkan olması şartı yok, Cumhurbaşkanı’nın onu da üstlenmesiyle teamül ortadan kalktı. Herhangi bir ismi niye atamasın’ diyorlardı.

Kâğıt üstünde haklıydılar. Fakat başbakan değişikliği, pratikte hiç de gerçekçi bir beklenti değildi.

Her şey bir yana, mevcut koşullarda Binali Bey’den daha sevecen, daha toparlayıcı, sempati toplama gücü daha yüksek kim bulunacaktı?

İkincisi, seçime şunun şurasında sayılı gün kalmışken başbakan değiştirmek, alınacak risk miydi?

Üstelik Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Pazarlık ve takas için mi hadi canım!

ALMAN medyasında ‘pazarlık’ lafları dolaşmaya başladı.

ARD kanalı, Türkiye’yle pazarlık var mı, yok mu diye bodoslama sordu Merkel’e.

Alman parlamenterlere Konya’daki üssü ziyaret izni, ilticacı FETÖ’cülerin iadesi şartına mı bağlanıyor? Bu, Türkiye tarafından bir pazarlık konusu mu yapılıyor?

Merkel, ayyuka çıkan şayiayı doğrulamadı. İkili görüşmelerde böyle gizli bir taleple karşılaşmadığını, karşılaşırsa da açıktan reddedeceğini söyledi.

“İade edip etmemek yargıya ait bir karar, el altından siyasi pazarlığa tabi değil” mesajını tekrarladı.

‘HA ÖYLE Mİ’ DER GİBİ

İncirlik’ten kovmaktan beter ettik. Yine de nezaketlerini bozmadan çekildiler. Giderken de geçmiş ev sahipliği için Türkiye’ye teşekkür ettiler. ‘İncirlik konusunu artık kapatalım, geride kalsın, önümüze bakalım’ dediler.

Arkasından Konya’daki Alman askerlerini ziyaret etmekte zorluk çıkardık, yine aynı soğukkanlılıkla tepki vermeyi sürdürüyorlar.

FETÖ’cülerin iadesinde al-vere girmiyorlar, pazarlığa yanaşmıyorlar, takasa açık değiller.

Yazının Devamını Oku

Cuma hutbesi bir, Milli Birlik korteji iki

HEPSİ anlamlı, hepsi değerli birçok etkinlik düzenlendi. Ama nasıl ki bu ikisi olmasa, 15 Temmuz’un yıldönümü anmaları eksik kalırdı...

CHP’nin, Meclis merkezli Milli Birlik yürüyüşüne katılmaması da öyle bir eksiklik.

Nasıl ki bombalandığı gece, o çatı altında iktidarı muhalefetiyle milli birlik sergilendi...

Nasıl ki menfur darbe girişimine, iktidarı muhalefetiyle yekvücut karşı duruldu...

Nasıl ki Yenikapı mitingine, ne yapılıp ne edilip tam kadro çıkıldı, milli birlik görüntüsü verildi...

Dün geceki yürüyüşe de CHP’nin katılımı öyle sağlanmalıydı.

FETÖ’YÜ SEVİNDİRMEMEK ADINA

Tam davet krizi aşıldı... Sonradan Darbe Komisyonu Raporu’na eklenen tartışmalı ifadeler bir günlüğüne aşıldı... Kısır polemikler o gün için aşıldı... Siyasi ihtilaflar geçici olarak donduruldu, çekişmeler ertelendi, CHP katılıyor derken....

Program değişti, konuşma yaptırılmayacağı bilgisi üzerine CHP karar değiştirdi, kortejden çekildi.

Yazının Devamını Oku

15 Temmuz’dan 15 Temmuz’a: Milat’tan Önce’ye dönmeseydik keşke

BU fotoğraf 25 Temmuz 2016 günü, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde çekildi. Bir miladın fotoğrafıydı.

Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, o gün ilk kez davete icabetle Külliye’ye ayak basmıştı. Erdoğan başkanlığındaki zirve, 2 saat 40 dakika sürdü.

Zirveden bu fotoğrafla birlikte çok güçlü ‘milli birlik’ ve ‘helalleşme’ mesajları çıktı.

SON FIRSATIN FOTOĞRAFIYDI

Yeni bir sayfa açılacak, yeni bir başlangıç yapılacaktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘15 Temmuz gecesi yakaladığımız birlik ve beraberlik ruhunu böyle bir milada dönüştürme’ye çağırıyordu.

“15 Temmuz’u yeni bir milada çeviremezsek, bu fırsatı değerlendiremezsek yazıklar olsun bize” diyordu.

CHP ile MHP liderleri de bu arzuyu güçlü bir dille destekliyordu.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne boykotu sonlandırmış, dayanışma içine girmişlerdi.

Yazının Devamını Oku

Sessiz olalım Almanlar FETÖ’yü keşfediyor

ÇAĞRIM, aralarında görüş ayrılığına düşen Yeni Şafak’la Star gazetesine.

Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, Hamburg’u Kraliçe’nin adamlarının yaktığını düşünüyor.

Pazar günü, kafa bulmak için ortaya atmıştım aynı şeyi. Karagül şaka yapmıyor, ciddi ciddi yazdı.

Hamburg’u İngilizler vurmuş. Himaye ettikleri terör örgütlerini Almanlara karşı kullanmışlar. Amaçları AB’yi zayıflatmak, acziyet ve çaresizliğe düşürmekmiş. Gezi terörünü finanse eden Alman istihbaratı evinde faka basmış, Hamburg terörünü organize eden İngiliz istihbaratınca atlatılmış.

MERKEL FARKINDA DEĞİL

Karagül, iyi niyetle Almanları bu sinsi düşmana karşı uyarıyor. Yazık ki Merkel hâlâ mesajı alamadı, büyük oyunu göremiyor.

Şansölye’nin en sert, en kızgın, en öfkeli tepkisi “Barışçıl gösterileri anlayışla karşılıyorum. Ama şiddet içeren protestolar kabul edilemez, tahammül edilemez, hoş görülemez” şeklinde.

Almanlar saf saf hâlâ “Kötüydü, iğrençti, düzen bozucuydu, kaosçuydu, tekrarına izin verilemez” tonunda konuşuyor.

İngiliz parmağı, içlerini karıştıradursun, sokaklarını kasıp kavurarak savaş alanına çevirsin... Aymazlığa devam ediyor, oyuna uyanmıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Teröre epey hizmet ettik desenize Nuh Bey

BİZDEKİ en küçük olayı bire bin katarak, habbeyi kubbe yaparak abartan Alman medyası, Hamburg olaylarını büyütmemiş, halkın gözüne sokmamış.

O kadar küçük görmüş ki... Star gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak, Hamburg’daydı. Gurbetçilerimizin Almanya’daki terör haberlerini Türkiye’den öğrendiklerini, Alman medyasından izleyemediğini söylüyordu.

Nuh Bey, Alman medyasını gerçekleri halktan saklamakla, üstünü örtmekle suçlamıyor. Terörün amacına hizmet etmemek, propagandasına alet olmamak için doğru yaptıklarını düşünüyor.

Ama Türkiye’ye gelince aynı hassasiyeti göstermemelerini eleştiriyor, ikiyüzlü tavra dikkat çekiyor.

HAK VERMEMEK MÜMKÜN DEĞİL DE

Aynı olaylar, Star ve Hürriyet dahil bizim gazetelerin manşetlerindeydi. ‘Savaş alanına döndü, cehennem gibi, Hamburg yanıyor’ başlıklarıyla verildi.

Abartılı mıydı, hayır. Gerçeği yansıtıyordu.

Ancak manşete çekmek teröre hizmetse biz de hizmet mi etmiş olduk?

Almanların bize yaptığını biz de onlara mı yapmış, biz de çifte standart mı uygulamış olduk?

Yazının Devamını Oku

Kraliçenin Hamburg’u karıştıran adamını fotoğrafta bulun

HER taşın altında emperyalist tezgâh arayan bizim antiemperyalistler değildir. Elleri çok dolu.

Şu sıra Kraliçe’nin ‘Adalet Yürüyüşü’nü köpürtmek için ‘İngiliz ajanı’ olarak gönderdiği ünlü BBC muhabiri Mark Lowen’ın maskesini düşürme peşindeler.

En son İstanbul önlerinde görüldüğü tespit edildi. Olay yeri, çoktandır bulunduğu görev mahalli aslında.

Fakat Kraliçe’nin işlerine akıl sır ermez, yine de ‘gel beni tut’ der gibi, yüzü en tanınmış adamını seçip bu gizli görev için hususi gönderdi. Dolayısıyla Mark Lowen da olamaz, çünkü teşgalesi başından aşkın. Vazifelendirilmiş provokatör olarak, el altından Türkiye’yi dünyaya gammazlamakla meşgul.

GÜL DESENİZ YALI BÜLBÜLLERİNİ OYALAMAKTA

Üstünden günler geçti, hâlâ aşağıdaki fotoğrafta Kraliçe’nin gölge adamını bulmaya çalışıyorlar. Aramaktan şaşkın bülbüle döndüler.

Fotoğraf, Kraliçe’nin yaş günü anısına Ankara’daki İngiliz büyükelçilik konutunda çekildi.

Görünenler; Başbakan Yardımcısı

Yazının Devamını Oku

Fikirleri manşetlerde, Kerinçsiz nerede?

“BBC de yürüyüşten yayına geçti, CNN de bağlandı, Gezi’nin kışkırtıcısı kışkıranıyla, ajanı provokatörüyle tüm devrimbazlar toplandı, kadro tamamlandı” manşetleri atıldı...

*

“İhanet ittifakı işbaşında, şer koalisyonu kolları sıvadı, milletin bütün düşmanları bir araya gelip çokuluslu saldırı başlattı” spotları döşenildi.

“Büyükada’da gizlice buluşan insan hakları örgütü maskeli fitneci ajanların sır toplantısı basıldı, ihbar üzerine suçüstü yapıldı, polisin nefes kesen baskınıyla bir otelde alengirli hazırlıktayken elleri kolları bağlı kıstırıldılar” tweet’leri sallandı...

*

“Kritik operasyonda ‘tertip komitesi’nin elebaşı Uluslararası Af Örgütü Direktörü ve avaneleri kıskıvrak yakalandı, insan haklarını savunmak bahanesiyle ne tür kaos planları çalıştıkları araştırılıyor, eyleme geçmeden dağıtılmaları büyük başarı, karışıklık çıkarma tehlikesi ucuz atlatıldı, sözde hak ve özgürlük aktivisti bozguncular silahlı terör örgütüne üye olmak duyumlarıyla suçlanıyor” haberleri patlatıldı...

‘HERKES İÇİN’ KISMI DA TAMAM

Bir zamanlar bölücülük, halkı din ve mezhep ayrımcılığıyla kin ve düşmanlığa tahrik, yasadışı örgüte yardım ve yataklık gibi suçlamalarla DGM’lerde yargılanan Necmettin Erbakan, Yaşar Kemal, Hasan Celal Güzel, Murat Bozlak, Akın Birdal ve benzerleriyle dayanışma için ‘kendini ihbar et’ kuyruklarına girenler yok muydu?

‘Beni de yargıla’

Yazının Devamını Oku

AK Parti’ye kurulan İlluminati tuzağı

‘BAKIN, kimler kimlerle kol kola’ başlıklarının altını kaldırıyorsunuz...

Bakıyorsunuz, MHP Lideri Bahçeli’nin bile sempatisini kazanmış HDP’li Ahmet Türk, Kılıçdaroğlu’yla yan yana yürüyor.

*

‘Sürülmedik tarla bırakmamışlar, bizim tarlanın mahsulleri de gerçek yüzleriyle ortaya çıkıyor, maskeleri bir bir inecek, bu son raunt’ diyen fedainin efelenmelerine dönüyorsunuz.

‘Bizim’ dediği mahalleye, daha dün atladığı iktidar treniyle intikal etmiş bir sonradan yanaşma çıkmasın mı!

‘İstilacı gizli el mahsulü’ diye işaret ettikleri de ‘tarla’nın yedi göbekten emektarları, en sahipsiz zamanında meydanı boş bırakmamış gedikli çilekeşleri... AK Parti’nin kurucularından Fatma Bostan Ünsal orada, ‘Mazluma kimliği sorulmaz’ diyen MAZLUMDER başkanlarından Ahmet Faruk Ünsal orada, başörtüsü mücadelesinin sembol isimlerinden Merve Kavakçı’nın eski eşi Prof. Cihangir İslam orada...

*

‘Yetişin, dava elden gidiyor, vatan dört koldan emperyalist saldırı altında, küresel emperyal güçler istediği için yürüyorlar, emperyalizmin ekmeğine yağ sürüyorlar, anti-emperyalizm bayrağı altında birleşin’ diye feryat figan çalan ‘kalk’ borusuna kulak kesiliyorsunuz.

Kendinden başka davası olmayan

Yazının Devamını Oku