Yeni vergi paketinin kira gelirlerine etkisi 2

Vergi paketinin ‘konut kira geliri’ elde eden mülk sahiplerini ne kadar etkilediğini dün ele almıştık.

Gelir vergisi yasasında değişiklik öngören yasa teklifinden etkilenmeyenler için de, 2020 Mart ayı geldiğinde ne kadar vergi ödeneceğini tablo üzerinden ayrıca açıklamıştık.

Bugün; ‘işyerinden kira geliri’ elde edenlerin merak ettiği konuları sırasıyla açıklıyoruz. Aylık 39.216 liranın altında geliri olanlar etkilenmiyor.

Vergi paketinden yalnızca; 2019’da aylık net 39.216 lira ve üstünde işyeri kira geliri elde edenler etkilenecekler. Tablo 1’den yasa teklifi öncesine göre ne kadar daha fazla vergi ödeneceği görülebilir. (Hesaplama götürü gider yöntemi dikkate alınarak yapıldı. ‘Belgesiz götürü gider’ yerine, ‘belgeli gerçek gideri’ tercih edenler için hesaplamalar mülk sahibinin belgeli gider toplamına göre değişecektir.)

Yeni vergi paketinin kira gelirlerine etkisi 2

Yasa teklifinin mevcut haliyle yasalaşmasıyla, 2019 kira gelirleri için de geçerli olacak yeni vergi tarifesi. Yani 2019’da yıllık 500 bin lirayı aşan tutarda kira geliri elde edenler, aşan tutar için yüzde 40 oranında (2020’de) gelir vergisi ödeyecekler. Şu anda (değişiklik öncesi) geçerli vergi tarifesine göre, kira geliri elde edenlerin en fazla (98 bin lirayı aşan kira geliri için) yüzde 35 oranında vergi ödemeleri gerekiyor.

Yeni vergi paketinden etkilenmeyen mülk sahipleri için de, ödenecek vergi hesabına yönelik tablo hazırladık. (Tablo-2) Değişen aylık-yıllık işyeri kira gelirine göre; hangi mülk sahibinin, ne kadar gelir vergisi ödeyeceği Tablo-2’den görülebilir.

Yeni vergi paketinin kira gelirlerine etkisi 2

2019’da yıl içinde; net 32 bin lira, brüt 40 bin liradan fazla işyeri kira geliri elde edenler beyanname (1-25 Mart 2020) verecek. Yıl içinde net 32 bin liradan daha az işyeri kira gelir elde edenler beyanname vermeyecek. Eğer işyeri basit usuldeki bir mükellefe kiraya verilmişse (veya vergi kesintisi zorunluluğu olmayanlarca kiralanmış ise) beyanname verme sınırı 2019 gelirleri için 2 bin 200 lira.

Vergi ödemeyip iade alacaklar da var... Vergi ödemek bir yana, vergi iadesi alacak mülk sahipleri de olacak. Gayrimenkulü üzerinden işyeri kira geliri elde edenler şanslılar...

Kiracı işletmeler; yıl içinde mülk sahibine bir yandan kira bedeli öderlerken aynı zamanda Maliye’ye de yüzde 20 oranında stopaj ödüyorlar. Kiracı işletmelerin yıl içinde ödediği stopaj tutarları, mülk sahipleri tarafından beyanname doldurulurken hesaplanan vergiden düşülür. Eğer stopaj tutarı, hesaplanan vergiden de yüksek çıkıyorsa, aradaki fark mülk sahibine iade edilir. Yani işyeri sahipleri, kira ödemek bir yana üzerine vergi iadesi dahi alabiliyorlar. Tablo 2’de örnekleri var... Örneğin; 2019’da işyerinden aylık 3 bin lira net kira elde eden mülk sahibi, 2020 Mart’da beyanname verdikten sonra Maliye’den 2 bin 250 lira da vergi iadesi alacak.

Tablodaki hesaplama götürü gideri tercih edenler için vergi hesaplamasını içeriyor. Tabi ki belgesiz götürü gider yerine, belgeli gerçek gideri tercih edecekler için vergi hesaplaması, gerçek giderin büyüklüğüne bağlı olarak farklılık gösterecektir.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

F1 bileti gider yazılır mı?

2005 yılında, Formula 1 yarışları İstanbul’da ilk kez yapılacağı zamanda, yurtdışına ihracat yapan bir şirketin patronu-yöneticisinden gelen bir soruydu.

Dünyanın her yerinde milyonların ilgi gösterdiği bu yarış, yurtdışındaki özel misafirleri ağırlamak için iyi bir fırsattı. Misafir derken aslında davet edilen kişiler şirketin ‘müşterileri’ idi. Misafirler F1 davetini tereddütsüz kabul etti. Şirket içinde tüm organizasyon yapıldı; otel ve restoran rezervasyonları ve İstanbul Park biletleri alındı. Bu organizasyondan beklenen tüm sonuçlar elde edilmişti. Bir yandan yarışlar keyifle izlendi, diğer yandan şirketin satış cirosunda önemli bir paya sahip önemli müşterilerle, şirketin bağı daha da güçlendirildi.

3 KALEMİN İKİSİ

Yarıştan sonra, misafirler ülkelerine uğurlandıktan sonra patronun aklına bir soru takıldı. Şirketin müşterileri için de yapılmış olsa; müşterilerinin otel konaklama masrafları, yemek masrafları ve F1 yarış izleme biletleri gider yazılabilecek miydi? ‘En iyisi soruyu Maliye’ye sorup da emin olayım’ dedi. Maliye; üç kalem masrafın ikisi için olumlu, birisi için olumsuz cevap verdi. Cevapta, “Konaklama ve yemek masrafları için gider yazılabilir, F1 bileti için gider yazılamaz” denildi. Nedenini de; “Bir masrafın, genel gider adı altında masraf yazılabilmesi için, ‘ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılmış olması’, ‘masrafla iş arasında açık, güçlü bir illiyet bağının mevcut olması’ ve ‘masrafın işin önemi ölçüsünde yapılmış bulunması gerekmektedir” şeklinde açıklamıştı. (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı 21 Ekim 2005 tarih ve 3021 sayılı özelge)

Hafta sonu yapılan F1 yarışları seyircisiz yapılmış olsa da, ilerleyen yıllarda pandeminin etkisinin kırılmasıyla seyircili olacaktır. Dolayısıyla F1 bileti satın alarak müşterilerini ağırlamak isteyen şirketler de olacaktır. Her ne kadar Maliye 2005’de, ‘F1 bileti gider yazılamaz’ demiş olsa da bugün için ‘gider yazılabilir’ demesi kuvvetle muhtemel. Nedeni de; Maliye artık stadyumların kombine biletlerini de gider kabul ediyor. Artık şirketlerin iş hacmini artırmak için müşterilerini teşvik amacıyla verdiği kombine maç biletleriyle ilgili masraflarını, müşterilere verilmiş ciro primi niteliğinde görüyor.

HARCAMA ORANTISI ŞARTI

Gider kabul edilmesi için bir diğer önemli kriter de söz konusu harcamaların şirket faaliyetlerinin önem ve genişliği ile orantılı olması şartı bulunuyor. Bu durumda kombine maç biletlerinin pazarlama ve satış gideri olarak dikkate alınabileceğini belirtiyor. (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, 17 Şubat 2016 tarih ve 13154 sayılı özelge). Bunun yanında bir de ayrıntı vermek gerekirse; Maliye’nin 2005 tarihli bahsettiğimiz özelgesi bugün için Gelir İdaresi Başkanlığı’nın (gib.gov.tr) internet sitesinde yer almıyor. gib.gov.tr internet adresinde yer almayan (gider yazılamayacağına dair) görüşün bu konuda görüş değişikliğine gidilebileceğinin (F1 biletinin gider yazılabileceğinin) bir başka göstergesi olarak
değerlendirilebilir.

LOCA KİRALAMALARI GİDER OLARAK KABUL EDİLMİYOR

Yazının Devamını Oku

Arabulucu da olsa fesih yasak kapsamında

Koronavirüs süreciyle birlikte çalışanların işten çıkarılması yasaklandı. İşten çıkarma işçinin rızasıyla yapılsa bile yasak kapsamına giriyor. Her ne kadar çalışanın rızası alınsa ve tazminatını almış olsa da, fesih yasağının ihlali anlamına gelen arabulucu veya ikale yoluyla çıkış işlemleri, işverenleri idari para cezası ile karşı karşıya bırakabilir.

İşçi istifa edebilir. İşçinin veya işverenin haklı nedenleri (ahlak ve iyiniyete aykırı davranışlar) varsa yine iş sözleşmesi sonlanabilir. (İş Yasası Md 24/2 ve 25/2) İşyerinin kapanması nedeniyle de çalışanın iş sözleşmesi fesih edilebilir.

İşçinin rızasıyla gerçekleşmiş olsa da, haklı neden olmaksızın arabulucuda yapılan fesih ise pandemi nedeniyle yasak kapsamında. Veya yine işçinin rızasıyla yapılmasına rağmen ikale de (işveren ve işçinin karşılıklı rızasıyla iş sözleşmesini sonlandırma) fesih yasağı kapsamına giriyor.

FARKLI DURUMLAR VAR

Pandeminin başlarında; nisan ayı içinde devreye alınan (İş Yasası Geçici Md. 10) fesih yasağı, en son 17 Kasım’dan sonraki iki ay için de uzatıldı. (27 Ekim 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 3135 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile) Çalışanının işten ayrılışını, SGK’ya bildiren işyerleri fesih türüne göre kod seçmek zorunda. İstifa için ‘03’, işçinin haklı nedenle feshi için ’25’, işverenin haklı nedenle feshi için ‘29’ ve işyeri kapanması için ‘17’ no.lu kodlar seçiliyor. Ve bu kodlar fesih yasağı kapsamına girmeyen durumları da ifade ediyor ayrıca. Belirli süreli sözleşmenin sonlanması, hizmet alımları ile yapım işlerinde işin sona ermesi halleri gibi fesih yasağı kapsamına girmeyen durumlar da var ayrıca.

İDARİ PARA CEZASI

Pandemi nedeniyle gelen ‘fesih yasağı’ olduğu sürece; ‘karşılıklı rıza var nasılsa, çalışan da tazminatlarını da aldı’ denilirse, işverenler yanılgıya düşmüş olur. Bu şekilde, haklı neden yokken, fesih yasağına aykırı çıkış gerçekleşen işyerlerinin genelde fesih nedeni olarak ‘diğer nedenleri (kod:22)’ SGK’ya bildirdiğini de duyuyoruz. Her ne kadar çalışan tazminatını almış olsa da ve çalışanın rızası olsa da, fesih yasağının ihlali anlamına gelen (arabulucuda veya ikale yoluyla) çıkış işlemleri (kodları) işverenleri idari para cezası ile karşı karşıya bırakabilir. Fesih yasağına aykırı olarak iş sözleşmesini fesheden işverene, her bir işçi için ‘aylık brüt asgari ücret tutarında idari para cezası’ öngörülüyor.

İş Yasası’nın geçici (10.ncu) maddesine göre; işverenler fesih yasağı süresince; 3 aylık süreyi geçmemek üzere, çalışanını tamamen veya kısmen ücretsiz izne çıkarabiliyor. Yine aynı yasal düzenlemeye istinaden; Cumhurbaşkanı fesih yasağına ilişkin 3 aylık süreleri 30 Haziran 2021 tarihine kadar uzatmaya yetkili.

TAZMİNATLAR VE VERGİLER

Yazının Devamını Oku

Konutunda oturmayanlar emlak vergisi avantajından yararlanabilir mi?

"Belediyeden; ‘İkametgâhınız, konutun kayıtlı olduğu belediyede bulunmadığı için emlak vergisi muafiyetinden yararlanamazsınız’ dediler. Hâlbuki koşulları sağladığımı düşünüyordum. Tek konutum var ve boşta. Kiraya da vermedim. Emekli maaşı dışında gelirim de yok. Eşimin adına kayıtlı konutta (başka bir belediye sınırlarında) ikamet etmekteyim.”

KONUTTA OTURMASI GEREKMİYOR

Sami Özfırat adlı okurum iletti bu soruyu e posta yoluyla. Önce, yasanın sıfır oranlı emlak vergisi avantajını kimlere sağladığını hatırlayalım. Emekliler, ev hanımları, işsizler ve engelliler, brüt 200 m2’yi geçmeyen tek konutları için emlak vergisi avantajından yararlanabilir. Gaziler ve şehitlerin dul ve yetimleri de tek konutları için emlak vergisi avantajından yararlanabiliyor. Tek konuta hisse ile sahip olunması durumunda da avantajdan yararlanılabiliyor.

Şimdi, Sami Bey’in sorusuna dönelim. Sıfır oranlı emlak vergisi avantajı için; vatandaşın kendi konutunda oturması gerekmiyor. Konutun bulunduğu belediyenin sınırları içinde de ikamet etmesi gerekmiyor. Mülkünü kiraya vermemiş olması, boşta olması yeterli. Dolayısıyla belediyenin Sami Bey’in talebini yerine getirip emlak vergisini sıfır oranlı olarak uygulaması gerekir. Sami Bey sonuçta vergi muafiyeti talep ettiği konuttan bir gelir de elde etmiyor, kiraya vermemiş, boşta olduğunu söylüyor.

ORTADAN KALKIYOR

Kaldı ki kendi tek konutunu kiraya verip, kendisi de başka bir konuta kira ödeyen mülk sahipleri için de emlak vergisi muafiyeti yine uygulanabilir. (Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı, 14 Mart 2012 tarih ve 358 sayılı özelge) Emeklinin, kendi tek evini kiraya verip eşine, oğluna ya da kızına ait evde oturduğu durumda ise indirimli emlak vergisi avantajından yararlanamıyor. Sami Bey’in bir sorusu daha var. Boşta olan dairemi işyeri- ofis olarak kullanırsam emlak vergisi muafiyetim kalkar mı? Evet, kalkıyor çünkü artık emekli maaşı dışında bir gelir (ticari veya serbest meslek faaliyeti) elde edilmeye başlanıyor. Emekli maaşı dışında gelir elde edilmeye başlandığında tek konut için sıfır oranlı emlak vergisi avantajı ortadan kalkıyor.

Kasım ayı içinde; emlak vergisi ikinci taksitinin belediyelere ödenmesi gerekiyor. Sami Bey gibi başka emekli vatandaşlarımız da, bugünlerde vergi avantajı hakkındaki tereddütlerini iletiyor bize. En çok tereddüt edilen konuları, Maliye’nin açıklamaları çerçevesinde ele aldık bugün ayrıca.

Yazının Devamını Oku

Maske takmayanlara kesilen cezalara af yok

Hali hazırda 10 bin liralık vergi borcu için aylık 160 lira (%1.6) faiz işliyor... Geçmiş yıllara ait borçlarda; daha yüksek gecikme zammı oranları da uygulandı. 05 Eylül 2018’den, 30 Aralık 2019’a kadar aylık yüzde 2 ve yüzde 2.5’luk oranlar geçerliydi.

2020’de ise vadesinde ödenmeyen vergi borçlarına, aylık yüzde 1.6 oranında gecikme zammı işliyor. Meclis’te komisyonda kabul edilen yasa teklifine göre; devlete olan borçlarını yapılandıranlar için bu faizler silinecek... Çok daha uygun Yurt içi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ ÜFE) oranları üzerinden hesaplama yapılacak. Hesaplanan (daha düşük) yeni borcun ödemesi üç yıla kadar yayılabilecek. (2 ayda bir ödemeli, 6 ila 18 taksitle ödeme imkânı)

ANAPARA SİLİNMİYOR

Her ne kadar birçok kişi bu borç yapılandırmasını ‘vergi affı’ olarak adlandırsa da, aslında devlete olan borcun anaparası silinmiyor. Anaparada bir azalma olmadan yalnızca faiz tutarı düşürülerek (gecikme zammı silinerek ) daha düşük oranlarla Yİ-ÜFE (1 Kasım 2016’dan itibaren 0,35 sabit oran) dikkate alınarak, borç ileri vadelere yayılarak taksitlendirilmesi yapılıyor. Eğer devlete olan borcun tamamı peşin ödenirse, anapara hariç tutarın yüzde 90’nı da siliniyor. İlk 2 taksit ödeme süresi içinde borcunu tamamen ödeyen borçlulara Yİ-ÜFE’de yüzde 50 oranında indirim yapılıyor. Taksitle ödemeyi seçen borçlular için taksit süresine göre değişen katsayılar uygulanacak. Yıllık faiz oranı yine çok uygun: yüzde 4.5.

MASKE DETAYI

Yapılandırma; vergi borçları dışında öğrenim ve katkı kredisi borçları, trafik cezaları, köprü-otoyol geçiş ihlali cezaları, sosyal güvenlik sigorta primleri gibi devlete olan gecikmiş çok sayıda borç türünü kapsıyor. Ancak maske takmama cezası kesilenlere ise herhangi bir kolaylık sağlanmıyor. COVID-19’la mücadele kapsamında Hıfzıssıhha Kanunu çerçevesinde kesilen para cezaları yapılandırma kapsamı dışında tutuluyor. Yasa teklifine göre; yapılandırmadan yararlanmak isteyenler 31 Aralık 2020 tarihine kadar (bu tarih dâhil) ilgili idareye başvuruda bulunması, ilk taksitin 31 Ocak 2021 tarihine kadar ödenmesi gerekiyor. (Sosyal Güvenlik Kurumuna bağlı tahsil dairelerine ödenecek tutarların ilk taksiti 28 Şubat 2021 tarihine kadar ödenebiliyor.) Diğer taksitler ise bu tarihleri takip eden ikişer aylık dönemler hâlinde en fazla on sekiz eşit taksitte ödenebiliyor.

İLK 2 TAKSİT ÖNEMLİ

İlk iki taksitin kesinlikle süresinde ödenmesi gerekiyor. Ayrıca her takvim yılında da en fazla iki taksit aksatılabiliyor. Aksatılabilecek bu iki taksitin de en geç son taksiti izleyen ayın sonuna kadar (gecikme zammı da hesaplanarak) ödenmesi gerekiyor. Aksi durumda yapılandırma bozuluyor ve gecikme zammına (aylık 1,60) göre oldukça uygun belirlenmiş oranların (Yİ-ÜFE) geçerliliği kalmıyor. Yapılandırma yasası kapsamında Maliye’nin tahsil ettiği alacaklar dışında; Sosyal Güvenlik Kurumu’nun, Belediyelerin, Gümrük İdaresi gibi başkaca kurumların alacakları da var. Yasa teklifinin komisyondan sonra, Meclis genel kurulu ve Cumhurbaşkanı onayı sonrası Resmi Gazete’de yayımlanmasından sonra ilgili kurumlar, uygulamaya yönelik tebliğleri de yayımlayacaklardır. Bu tebliğdeki açıklamalar ve süreler de dikkate alınarak borçluların yapılandırma için başvuru ve taksitlendirme-ödeme takvimini sıkı takip etmelerinde yarar var.

 DAHA ÖNCEKİ YAPILANDIRMALARIN SONUÇLARI

Yazının Devamını Oku

Varlık barışında vergi avantajı

Meclis’e sunulan torba yasada yer alan ‘varlık barışı’ düzenlemesiyle yurtdışındaki ve yurtiçindeki kayıt dışı varlıkların kayıtlı hale getirilerek ekonomiye katılması sağlanacak. Daha önceki iki varlık barışının koşulları arasında vergi ödenmesi koşulu yer alıyordu. Yeni yasa teklifinde ise varlık barışından yararlanacakların herhangi bir vergi ödemesi gerekmiyor.

Geçtiğimiz cuma günü Meclis’e yeni bir torba yasa teklifi sunuldu. Teklifin içinde ‘varlık barışı’ düzenlemesi de var. (Md.17) Yurtdışındaki ve yurtiçindeki kayıt dışı varlıkların, kayıtlı hale getirilerek ekonomiye katılması amaçlanıyor. Önceki iki varlık barışının koşulları arasında vergi ödenmesi koşulu da vardı. Barıştan yararlananların; varlıkların değeri üzerinden yüzde 2 (7143 sayılı yasa) ve yüzde 1 (Gelir Vergisi Kanunu, Geçici Md. 90) oranında vergi ödemesi gerekiyordu. (7143 sayılı yasada, belirtilen süreden -31/7/2018- sonra barıştan yararlananlardan vergi isteniyordu.) Yeni yasa teklifinde ise varlık barışından yararlanacakların herhangi bir vergi ödemesi gerekmiyor. Varlık barışıyla ilgili en çok, ‘beyan edilen varlıklarla ilgili sonradan bir vergi incelemesi yapılıp yapılamayacağı’ konusu merak ediliyor... Yasa teklifinde bu güvence de yer alıyor.

YENİ VARLIK BARIŞININ AYRINTILARI

Yurt dışındaki veya yurt içindeki varlıklarını beyan edenlere ‘vergi incelemesi yapılmayacağı’ güvencesi veriliyor.

Varlık türleri: Varlık Barışı kapsamında; yurtdışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ülkeye getirilebiliyor. Türkiye’deki banka veya aracı kuruma 30 Haziran 2021’e kadar bildirilen söz konusu varlıklar, gerçek ve tüzel kişilerce serbestçe tasarruf edilebilecek. Bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde Türkiye’ye getirilmesi veya Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesi de gerekiyor.

SON TARİH 30 HAZİRAN

Yurtiçinde; (yurtdışı için sayılan varlıklara ilaveten) taşınmazlar da barış kapsamına dâhil edilebiliyor. Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazlar varlık barışı kapsamında değerlendirilebiliyor. Yurt içi varlıkların bildirimi için son tarih 30 Haziran 2021.

Başvuru şekli: Yurtdışı varlıklar için Türkiye’deki banka veya aracı kuruma bildirim koşulu varken, yurtiçi varlıkların ise vergi dairesine bildirimi gerekiyor.

İncelenmeme güvencesi:

Yazının Devamını Oku

1 km’lik hız aşımına trafik cezası olur mu?

Hız limiti 55 km olarak belirlenen yolda, 56 km hız yapıldığı için 288 lira trafik cezası kesilmiş.

Yalnızca 1 km aşım nedeniyle ceza yiyen sürücü mahkemeye gitmiş. Mahkeme cezayı iptal etmiş. Mahkeme kararında “1 km/sa hızın, sürücü tarafından trafik akışında ayarlanmasının kolay olmadığı” belirtilmiş. “Radar aracının 1-2 km/sa hata payının hava ve çevre koşullarına göre kabul edilebileceği de” belirtilmiş.

ÜÇ KEZ CEZA YEDİ 

Hürriyet’te bu haberi okuyup beni arayan bir arkadaşım kendisinin de konudan muzdarip olduğunu söyledi ve anlattı: ”Ben de üç kez ceza ödedim 1 km aşım yaptığım için. Hız limiti 88’ken, 89’la hız limitini aşmışım. 2019 yılına ait hız aşımı ihlallerinin her biri için kesilen cezalar 239 lira. Ve hepsi de Beşiktaş Nevzat Demir tesislerinin olduğu bölgede, Çekmeköy-Ümraniye hattında. Kullandığım otomobilin hız göstergesi de hatalı olabilir, radar cihazının ölçümü de hatalı olabilir. Aslında hata bile denilip denilmeyeceği tartışılır bu 1 birimlik farka. Olağan ölçüm farkı. Bu 1 km/sa’ lik farktan yola çıkarak vatandaştan ceza tahsil etmek ne kadar doğru? Hız limitlerine uymayacak sürücü, hız aşımını istese de 1 km fark ile zaten gerçekleştiremez.”

SORUN ÇÖZÜLMELİ

Trafik cezalarını kesen ve tebliğ eden kurum, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün acilen çözüm bulması gerekir bu soruna. ‘Kurallara uymayan cezalandırılır’ amacına hizmet etmiyor bu trafik cezaları. 1 km/sa hız limit aşımı için vatandaşa ‘trafik kurallarına uymuyorsun öde cezasını’ denmemeli. Nitekim mahkemelerde hukuka uygun bulmuyor bu cezalandırmayı. Bu arada; belirlenen hız limitinin yüzde 10 oranında aşımından sonra ceza kesildiğini, örneğin 50 km limiti olan bölge için yüzde 10 (5 km) ilave edilip 55 km belirlendikten sonra bu sınırı (55 km) aşan ihlallerde ceza uygulandığını da ayrıca belirtmekte yarar var.

GECİKEN CEZA BİLDİRİMLERİ 

Trafik cezaları, ihlalin gerçekleşmesinden sonra makul sürede de sürücülere tebliğ edilmiyor. Sürücü, kuralı ihlal ettiğinin ve bu ihlalin tespit edildiğinin (ceza ödeyeceğinin) farkında olsa, ihlali tekrarlamayacak muhtemelen. Belki her gün geçtiği güzergâh üzerinde aynı ihlali tekrarlamayacak. Halbuki, trafik cezaları topluca geciktirilmiş olarak vatandaşa gönderiliyor. İhlalin tespitinden sonra geciktirilmeksizin ceza tebliğ edilmiş olsa, sürücü aynı cezaya tekrar muhatap olmamak için, aynı güzergahta aynı ihlalleri gerçekleştirmeyecek. Cezaların caydırıcı etkisi hızlıca vatandaşa yansıyacak haliyle. Dolayısıyla cezalar geciktirilince, cezaların caydırıcı olma-ihlalin tekrarlanmaması amacı gerçekleşmiyor. Bilakis vatandaş-sürücü ihlal yaptığının farkında olmadığından belki her gün yeni bir ihlal daha gerçekleştiriyor.

 

Yazının Devamını Oku

Maske takmayan tazminatsız işinden olabilir

Koronavirüsle en etkili mücadele araçlarından biri olan maskelerin kullanımı konusunda çeşitli sıkıntılar yaşanıyor. Toplumun çoğu kurallara uyarken, küçük de olsa bir kesimin kurallara uymadığı görülüyor. İşyerlerinde de maske kullanımı konusunda sıkıntılar yaşanabiliyor. Eğer bir işçi işyerinde maske takmayı reddeder ve kurallara uymazsa işveren haklı nedenlerle çalışanın sözleşmesini tazminatsız olarak feshedebilir.

“Çalışanlarımın işyerinde kullandığı maskeleri bizzat temin ediyorum. Günde 3 kez maske değiştirme hakları da var. 30’dan fazla işçi çalıştırıyorum. Bir kişi hariç maske takmayı ihmal eden çalışanım yok. Defalarca uyarmama rağmen maske takmamakta ısrar eden çalışanımla artık yollarımı ayırmak istiyorum. Fesih için ‘haklı neden’ oluşmuş mudur?”

Lebib Yalkın Mevzuat Dergisi’nin son sayısında (2020 Ekim) yer alıyor bu soru. İş Başmüfettişi Cumhur Sinan Özdemir, soruyu ayrıntılı olarak cevaplamış. Özdemir’in nihai cevabını söyleyelim öncelikle: Maske takmamakta ısrar eden bu çalışanın iş akdi ‘haklı nedenle feshedilebilir.’ Nedenini de “işçinin işyerinde maske takmayarak iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin önlemlere uymaması, bu doğrultudaki talimatlara aykırı hareket etmesi ya da iş güvenliğine ilişkin düzenlemeleri ihlal etmesi halinde, işverenin iş sözleşmesini haklı nedenle feshedilebileceği” şeklinde belirtmiş.

İŞÇİLER DE SORUMLU

Özdemir cevabında, konuyla ilgili mevzuatta yer alan kritik noktaları da belirtmiş.

İşçiler öncelikle iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda kendilerini ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşürmemekle yükümlüdür. (İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Md.19)

İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili alınması gerekli bütün tedbirlerin, yapılması gereken bütün iş ve işlemlerin yükümlülüğün ve sorumluluğun işverenlerde olduğu da yasada (Md.4) belirtiliyor.

YARGITAY KARARLARI

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin bir kararında “İşçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili olarak işverenin gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü yanında, işçinin de bu konuda konulan usul ve şartlara uyma yükümlülüğü vardır. İşçiler bunu yaparken işverenden bu doğrultuda aldıkları emir, talimat ve bilgileri dikkate alacaklardır. İşi gereği bir alet kullanması gerekli ise bunu kurallarına göre kullanmalı, eğer işyeri mahallinde gördüğü iş güvenliğini tehlikeye düşürecek durumlar varsa bunu derhal işveren veya temsilcisine bildirmesi gerekmektedir” şeklinde konu değerlendirilmiş. (E-1991/13260, K-1990/14880)

Yazının Devamını Oku

Arsalara yeni rant vergisi

Gayrimenkullerin değer artışı, normalde satıştan sonra vergilendiriliyor.

Alış ve satış değeri arasındaki fark (kazanç) üzerinden gelir vergisi alınıyor. İstisnanın (18 bin lira) altında elde edilen kazanç için vergi istenmiyor. Gayrimenkulleri edinim tarihinin üzerinden beş tam yıl geçtikten sonra satıp kazanç elde edenlerden de herhangi bir vergi istenmiyor.

DEĞER ARTIŞ PAYI

‘Değer artış kazancının’ vergilendirme kriterlerini özetledikten sonra şimdi yalnızca ‘arsalar için’ ve ‘imar planı değişikliği sonrası için’ yeni devreye alınan ‘Değer artış payı’ konusuna bakalım… Adı vergi olmasa da, ‘arsa sahipleri’ taşınmazlarının değer artışı için devlete ‘değer artış payı’ ödeyecekler. İmar Kanunu’na eklenen bir maddeyle (Ek Md. 8) yapılan bu düzenleme (20 Şubat itibariyle) yürürlüğe de girmiş durumda. Uygulamaya ilişkin yönetmelik ise 15 Eylül tarihli Resmi Gazete’ de yayımlandı.

İMAR DEĞİŞİKLİĞİ

Değer artış payı hesaplanması için en önemli kriter, öncelikle ‘imar planının değişmesi’... Ve bu imar planı değişiklik talebinin de arsa sahiplerinin isteğiyle gerçekleşmesi gerekiyor. Mülk sahiplerinin talebi olmadan (idarece re’sen) imar planı değiştiğinde oluşan değer artışı için bir ödeme yapılması gerekmeyecek.

SÜREÇ NASIL İŞLEYECEK?
Rant vergisi olarak da anılan ‘Değer Artış Payının’ diğer önemli kriterleri de şöyle:

* Değerleme Raporu:

Yazının Devamını Oku

Virüse yakalanan muhasebeciye maliye desteği

Mersin’de bir mali müşavirin temmuz ayında koronavirüs testi pozitif çıkıyor. Ağustos’un 5’ine kadar hastanede kalıyor, tedavi ediliyor. Nihayet taburcu olduktan sonra da 14 gün evinde karantinada kalıyor. Bu sürede mali müşavir tabii ki vergisel yükümlülüklerini yerine getiremiyor. Yalnız kendisinin değil, müşterilerinin de beyannamelerini veremiyor, muhasebe kayıtlarını yapamıyor.

Diğer yandan vergi beyannameleri süresinde verilmediğinde ağır cezai yaptırımlar da söz konusu. Bu durumda Vergi Usul Kanunu (VUK) ‘mücbir sebep’ hükümleri devreye giriyor. (VUK Md. 13) Mücbir sebep halinde bu sebep ortadan kalkıncaya kadar süreler işlemiyor. (VUK Md. 15) Mücbir sebep halinden dolayı beyanname verme gibi yükümlülükleri süre uzatımına tabi olan kişilerin, mücbir sebep durumunu ispat veya belgelendirmesi gerekiyor.

ACELE DEĞERLENDİRME

Mersin’deki mali müşavir de hastaneden taburcu olduktan sonra belgeleriyle Maliye’ye başvurarak kendi durumunu anlatarak konuyu netleştirmek istemiş. Maliye konuyu ‘acele’ olarak değerlendirerek cevabında “meslek mensubunun koronavirüs nedeniyle tedavi sürecinde bulunduğu 27 Temmuz 2020 ila 19 Ağustos 2020 tarihleri arasında (bu tarihler dahil) mücbir sebep halinde olduğunun kabul edildiği” belirtilmiş. (Gelir İdaresi Başkanlığı, 14 Ağustos 2020 tarih ve E.89809 sayılı özelge)

KOLAYLIK SAĞLANIYOR

Dolayısıyla koronavirüse yakalanan mali müşavirin; ‘kendi vergisel ödevlerine ilişkin sürelerin uzatılması’ anlamında bir tereddüt yok. Tedavi ve karantina sürecinde mücbir sebep hükümlerinden yararlanabiliyor. Mali müşavirler; müşterilerinin de beyanname verme, defter tutma gibi vergisel yükümlülüklerini bizzat yerine getirdiğinden, tedavi sürecinde aynı kolaylıklar mali müşavirlerin müşterileri için de sağlanıyor. Müşterilerin bu olanaktan yararlanabilmesi için mali müşavirleriyle “Aracılık ve Sorumluluk Sözleşmesinin de” bulunması gerekiyor.

HANGİ RAPOR GEÇERLİ?

Mücbir sebep yükümlülüklerinden yararlanmak için Maliye’ye başvurulduğunda sağlık durumunun belgelendirmesi de gerekiyor. Yalnız koronavirüs riski açısından değil, diğer sağlık sorunları nedeniyle de vergisel yükümlülükler yerine getirilemeyebilir. Mücbir sebebi düzenleyen VUK 13.ncü maddenin uygulanmasına yönelik Maliye’nin genelgesinde özel hastane raporunun geçerliliğini belirten ayrıntılar da yer alıyor.

Mücbir Sebep kaynaklı işlemlerin uygulanmasına yönelik 1986/9 sayılı VUK İç Genelgesi’nde;

Yazının Devamını Oku

Asgari ücretlinin maaş bordrosu son 4 ayda nasıl değişiyor?

Güncel asgari ücret brüt: 2 bin 943 lira. Net asgari ücret AGİ dâhil 2 bin 324 lira. Aradaki 619 lira fark vergiler ve sigorta prim kesintilerinden kaynaklanıyor.

Şimdi; eylül ayıyla birlikte hesaplama değişiyor. Asgari ücretlinin bordrosunda ilk sekiz ay yüzde 15 oranında gelir vergisi hesaplanırken bu ay yüzde 20 oranında da vergi hesaplaması yapılacak. Eylül ayı bordrosunda kazancın bir kısmı yüzde 15’den, bir kısmı yüzde 20’den vergilenecek. Yılın kalan son üç ayında ise tüm kazancı yüzde 20’den (daha yüksek orandan) vergilenecek.Vergideki artış tutarı, normalde net ücrette de düşüşe neden olur. Ancak asgari ücretli için bu vergi artışının net maaştaki düşüşüne devlet müdahale ediyor. Asgari ücretlinin net maaşının yıl boyu aynı kalması sağlanıyor.

Devletin müdahalesi; Asgari Geçim İndiriminin (AGİ) artırılması yoluyla oluyor. Asgari ücretlinin vergisindeki artış kadar (net maaştaki azalış kadar) daha yüksek AGİ ödenerek net asgari ücret yıl boyu korunmuş oluyor. AGİ’deki artıştan dolayı işverene de bir yük binmiyor. İşveren çalışanına ödediği AGİ’yi, kendi ödeyeceği vergiden düşüyor. Aşağıdaki tablodan görülebilir. İlk sekiz ayda çalışanın bordrosunda yüzde 15 oranında 375,23 lira vergi kesildi. Eylül ayında vergi 400,93 liraya yükseliyor. Asgari ücretlinin son üç ay bordrosunda ise 500,31 lira gelir vergisi kesintisi yapılacak. Ancak her durumda asgari ücretlinin net maaşı 2 bin 324 liranın altına düşmeyecek.

İşveren tarafından çalışana AGİ ödemesi yapılabilmesi için çalışanın bordrosunda gelir vergisi kesintisi görünmesi gerekiyor. Kısa Çalışma Ödeneği (KÇÖ) alan çalışanlardan gelir vergisi kesilmediğinden bu çalışanlara AGİ ödenmesi de mümkün olamıyor. Zaten çalışanlara KÇÖ ödemesi de, işverenleri tarafından değil, İŞKUR tarafından ödeniyor.



Yukarıdaki tabloda bekâr asgari ücretlinin AGİ tutarı dikkate alınarak net asgari ücret 2.324 lira olarak hesaplanıyor.Çalışmayan eş ve çocuklardan dolayı AGİ tutarı da artıyor. Dolayısıyla eş ve çocuktan dolayı net asgari ücret de en fazla 154,50 liraya kadar (AGİ kaynaklı) daha yüksek hesaplanabiliyor.

Yazının Devamını Oku

Erken ödeme yapan veliye KDV iadesi

Özel okulların çoğunluğunda kayıt işlemi de, ödeme işlemleri de tamamlanmıştı zaten.

Velilerin büyük çoğunluğu, aylar öncesinden kayıt da yaptırmıştı, kredi kartlarıyla veya nakit olarak okullara ödemelerini de yapmışlardı. Ödenen eğitim ve öğretim hizmetinin karşılığı velilere verilecek faturalar ise genelde eylül ayından itibaren aylık olarak düzenleniyor. 1 Eylül’den itibaren eğitim hizmeti için KDV oranının (% 8’den % 1’e) indirilmesiyle bu kez veliler okullardan alacaklı hale geldi. Çünkü eğitim bedelinin üzerine yüzde 8 KDV eklenerek hesaplama yapılmıştı ve bu hesaba göre veliler ödeme yapmıştı. Halbuki; şimdi fatura kesilmeye başlandığında, eğitim bedelinin üzerine yüzde 1 KDV eklenerek hesaplama yapılacak ve yüzde 1’li KDV, faturalarda yer alacak. (Ödeme yüzde 8’den, fatura yüzde 1’den) Dolayısıyla aradaki 7 puanlık farkın erken ödeme yapmış (kendisine henüz fatura düzenlenmemiş) velilere iade edilmesi gerekiyor.

NE KADAR İADE EDİLECEK

KDV oran indirimi sezon boyunca da devam edecek. 30 Ağustos 2020 tarihli Resmi Gazete’ de yayımlanan 2913 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 1 Eylül 2020 - 30 Haziran 2021 tarihleri arasında eğitim faturalarında yüzde 1 oranında KDV hesaplanacak. Pek tabi yeni eğitim öğretim sezonu için ödeme yapan veliler değişiklik sonrası ne kadar iade alabileceklerini de merak ediyor. Örnekleyelim: Toplam 50 bin lira KDV dahil olarak okula ödenen eğitim hizmetinin içinde normalde 3.703,71 lirası KDV olarak ödenmişti. Şimdi KDV oranı düşürülünce toplam bedelin içindeki KDV tutarı 462,96 lira olarak hesaplanır. Dolayısıyla okula 50 bin liralık ödeme yapan veliye ödenecek KDV iadesi tutarı 3.240,25 lira olacaktır.



HANGİ VELİLER İÇİN AVANTAJ VAR

Yazının Devamını Oku

İkinci el oto satışında kritik sayı 4’mü?

Otomobil satışı yapan vatandaş için kritik önemde bu satış adeti...

Aynı yıl içinde birden fazla oto satışı yapan vatandaşlar, esnaf ya da işletme olmasa da vergi incelemesine girebiliyor... Maliye, birden fazla satış adeti için ‘ticari satıştır, vergisi ödenmelidir’ diyebiliyor... Şimdi, Ticaret Bakanlığı yönetmelikle 3’den fazla oto satışı varsa ancak bu satışlar ‘ticaridir’ diyor.

Maliye’nin amacı; ikinci el otomobil satışından elde edilen kazanç üzerinden vergi almak... Ticaret Bakanlığı’nın amacı; ikinci el oto satışının yetki belgesi almış işletmelerce yapılmasını sağlamak... Her ikisi de; sade vatandaşın mevcut otomobilini yenilemek veya ihtiyaç amaçlı olarak yaptığı otomobil satışına müdahale etmeksizin, ticari kazanç amacıyla yapılan satışları kayıt altına almayı amaçlıyor...

Ancak gelir vergisi yasasında da, tebliğ vb. düzenlemelerde de bu konuda net bir açıklama yok. Maliye’nin uygulamalarında ise aynı yıl içinde veya birbirini izleyen yıllarda ‘birden fazla otomobil satışının’ ticari sayıldığını ve kazanç üzerinden vergi istenebildiğini görüyoruz...

Ticaret Bakanlığı yeni yönetmelik değişikliği yaptı... (15 Ağustos 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan, İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına

Dair Yönetmelik) Yönetmeliğe göre aynı yıl içinde 3’den fazla otomobil satışlarının ancak ‘ticari’ olabileceğini ve bu işletmelerin de ‘yetki belgesi’ almaları gerektiğini belirtiyor.

Maliye de tabi ki; Ticaret Bakanlığı’nın bu yeni yönetmelik hükümlerine uyumlu yeni bir açıklama yapabilir. “Ticaret Bakanlığı’na göre ‘ticari sayılan’ üçten fazla ikinci el otomobil satışı, vergilendirme için de geçerli bir kriterdir” diyebilir.

Mevcut otomobilini yenilemek için veya ihtiyaçtan satış yapan ve hiç bir ticari düşüncesi olmayan sade vatandaşın tereddüt yaşamaması gerekiyor. Dolayısıyla; Maliye’nin de artık Ticaret Bakanlığı’nın yayımladığı kriterlere de uyumlu olacak şekilde ‘ticari satış sayılan işlemleri’ somutlaştırması gerekiyor.

SIFIR OTOMOBİLLERDE ÖTV ARTIŞI

Yazının Devamını Oku

Kiralık yazlığa 'süreli' vergi

Pandemi dönemi sonrası, oteller önceki yıllara göre nispeten daha az talep görürken, yazlıklar ve kısa dönem kiralık evlere olan talep zirve yaptı. Bu durum ise hem kiralama süreleri hem de kira bedelleri konusunda hassas bir ortam yarattı. Çünkü kısa dönem kiralamalarda verilen vergi de kiralama süresine göre değişkenlik gösteriyor. Eşe dosta bedelsiz kullandırma durumunda dahi vergiye tabi oluyor.

Koronavirüs salgının da etkisiyle bu yıl yazlıklar doldu taştı. Bulaş riskini azaltmak amacıyla birçok aile tatilini yazlıklarda geçirmeyi tercih etti. Sezonluk olarak kiralamalar da oldu, haftalık, 15 günlük, aylık kiralamalar da. Kiracılar açısından kalacağı yazlık için ‘ne kadar kira ödeyeceği’ tek önemli kriterken, mülk sahipler için kira bedeli kadar, ‘kiralama süresi’ de’ kritik öneme sahip. Özellikle de elde edilen kira bedelinin vergilendirilmesi açısından bu durum hassas nokta olarak dikkat çekiyor. Kira süresinin sezonluk veya daha kısa süreli olması, elde edilen gelir için ne kadar vergi ödeneceğini de etkiliyor ve daha önemlisi gelirin nasıl beyan edileceğini de kökten değiştiriyor.

DÜZENLİ BEYANNAME GEREKİYOR

Yazlığını sezonluk olarak kiralayan mülk sahipleri için konu net: Gelecek yıl mart ayında (kira geliri yıllık 6 bin 600 lirayı da aşıyorsa) tek bir beyanname vererek vergi ödevlerini yerine getirebilecekler. Eğer sezonluk değil de; haftalık, 15 günlük, aylık olarak farklı kişilere yazlık kiralanmışsa işte o zaman tek bir beyanname ile vergi ödevi yerine getirilemiyor. Bir nevi pansiyon işletmecisi gibi vergilendiriliyor. Ödenecek verginin ne kadar olacağı bir yana, Maliye’de mükellefiyet açtırılıp yıl içinde düzenli olarak beyanname verilmesi de gerekiyor. Mülk sahibinin, defter tutması, fatura-fiş kesmesi, aylık-3 aylık-yıllık beyanname vermesi yoluyla vergi ödevini yerine getirmesi gerekiyor.

‘TİCARİ KAZANÇ’ VERGİSİ

Maliye’nin konuyla ilgili açıklamalarında konu şöyle özetleniyor: “Uzun süreli kiralamaya göre daha fazla gelir elde edildiği, süreklilik arz edecek şekilde her kiracı ayrıldığında tekrar kullanıma hazır tutulduğu” yaklaşımıyla elde edilen gelir ticari kazanç olarak görülmekte. Ayrıca, kısa süreli ve farklı kişilere yapılan kiralamalar için organizasyon gerektiğini dolayısıyla kira geliri olarak değil ‘ticari kazanç’ olarak vergilendirilmesi gerektiği belirtiliyor (Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı, 13/09/2012 tarih ve 928 sayılı Özelge). Aslında konutlardan elde edilen kira gelirlerinin normalde, yıllık 6 bin 600 lirayı aşması durumunda ertesi yıl mart ayında beyan edilmesi yeterli oluyor. Bu kira gelirleri beyannameye ‘Gayrimenkul Sermaye İradı-GMSİ-’ olarak dahil ediliyor. Ancak kısa süreli kiralamalar, Maliye tarafından ‘ticari kazanç’ olarak görüldüğü için yeni vergi mükellefiyeti açılarak defter tutma, aylık-üç aylık beyanname verme gibi vergisel yükümlülüklerin de yerine getirilmesi gerektiği belirtiliyor.

EMLAK VERGİSİNDE YAZLIK FARKI

Emlak vergisinde; ‘emeklilere, ev hanımlarına, işsizlere’ brüt 200 metrekareyi aşmayan tek konutları için muafiyet tanınıyor, vergi istenmiyor. Yazlıklar içinse normalde bu muafiyet uygulanmıyor. Ancak eğer yazlıkta daimi (12 ay) oturuluyorsa, yaz-kış ikamet ediliyorsa bu durumda emlak vergisi ödeme yükümlüğü de kalkıyor. Mart ayında başlayan koronavirüs salgın riskinden kaçınan çok sayıda vatandaşın 12 ay yazlığında oturmak üzere hazırlık yaptığını da duyuyoruz. Dolayısıyla yazlıklarında daimi ikamet etmeye başlayan mülk sahipleri, yasanın aradığı diğer şartları da taşıyorlarsa artık tek konutları için emlak vergisi ödemelerine de gerek kalmayacak. Emlak vergisi muafiyetinden yararlanmak isteyen mülk sahiplerinin ilgili belediyeye başvurarak sıfır oranlı vergi avantajından yararlanmak istediklerini bildirmeleri gerekiyor.

BEDELSİZ KULLANIMDA 'EMSAL KİRA BEDELİ'

Yazının Devamını Oku

Gustavo daha az, Arda Turan daha çok vergi ödeyecek

Fenerbahçeli Luiz Gustavo daha az vergi ödeyecek...

Öteden beri futbolcu ücretlerinden yüzde 15 oranında vergi kesiliyordu, Gustavo’nun ücretinden de yüzde 15 vergi hesaplanmaya devam edilecek. Öte yandan Galatasaray’a yeni transfer olan Arda Turan’ın ücretindense yüzde 20 vergi kesilecek. Gustavo’nun başkaca bir vergi beyanında bulunması gerekmezken, Arda ise gelecek yıl mart ayında (2020 gelirleri için) ayrıca yıllık gelir vergisi beyannamesi de verecek, ilaveten vergi ödemesi de gerekecek. Üstelik Arda’nın vereceği beyannamede vergi oranı yüzde 40’a kadar da çıkacak. Gustavo için vergi oranı yüzde 15’de kalacakken, Arda Turan ise yüzde 40’a varan oranda vergilendirilmiş olacak.

DEĞİŞİKLİ YAPILDI

Vergilendirmenin Gustavo ve Arda Turan için farklı olmasının nedeni tabi ki birisinin Fenerli, diğerinin Galatasaraylı olması değil. Nitekim Fenerbahçe’nin yeni transferleri; Gökhan Gönül’de, Caner Erkin’de, diğer yeni transferler de, yüzde 40’a varan oranda ve bizzat beyanname vererek vergilendirilecekler... Geçen yıl aralık ayında yayımlanan 7194 sayılı yasa ile sporcuların vergilendirilmesinde önemli değişiklikler yapıldı... Süper lig futbolcularına ödeme yapan kulüpler bu ödemeyi yaparken futbolcuların brüt hak edişleri üzerinden tek bir oran (yüzde 15) üzerinden vergi kesiyordu... (Gelir Vergisi Kanunu-GVK- Geçici 72. Md.) Futbolcular ilaveten bir vergi beyanında da bulunmuyordu, ilaveten bir vergi de ödemiyorlardı... Yasa değişikliği sonrası artık süper lig futbolcuları; ertesi yıl mart ayında (Gelirleri yıllık 600 bin lirayı aştığında) bizzat beyanname de verecekler, yüzde 40’a varan oranda vergi de ödeyecekler. Kulüpler ise yıl içinde artık yüzde 15 oranında değil, yüzde 20 oranında (yaptıkları ödemeler üzerinden) stopaj hesaplayacaklar.

2019 KASIM ÖNCESİ

Ancak yasa değişikliğiyle gelen yeni kurallar, 2019 Kasım’dan önce imzalanmış sözleşmeler için uygulanmayacak. Kasım ayından sonra imzalanan sözleşmeler için bu yeni kurallar geçerli olacak. (GVK- GEÇİCİ MADDE 91) Kasım ayından önce imzalanmış sözleşmelere ilişkin ödenecek ücretlerde, değişiklik öncesi kurallar geçerli olacak. Luiz Gustavo ile Arda Turan’ın vergilendirilmesinin farklı olmasının nedeni de bundan kaynaklı. Gustavo’nun Fenerbahçeyle olan sözleşmesi 2019 Kasım öncesine dayandığından daha az vergi hesaplanacak, Arda Turan’ın sözleşmesi ise çok daha yeni olduğundan, yeni vergilendirme esaslarına yüksek oranlardan vergi hesaplanacak. Arda Turan veya 2019 Kasım’dan sonra sözleşme imzalayan diğer futbolcular için kritik bir konuyu da ayrıca belirtelim. Kulüplerinin yıl içinde Maliye’ye ödedikleri (yüzde 20 oranındaki) stopajları, kendi beyannamelerinde yüzde 40’a varan oranda hesaplanan vergiden mahsup edip-düşüp, daha az vergi ödeyebilecekler...

 

Yazının Devamını Oku

Noter bin tane sicil bir tane

Eskiden ikinci el oto satışı için trafik müdürlüğüne gidilmesi zorunluydu.

Bin tane noter varken, bir tane trafik müdürlüğüne gidilir, bin bir zorlukla otomobillerin yeni sahipleri adına trafik tescil işlemleri yapılırdı. Noterlere trafik tescil işlemlerinde yetki verilmesiyle, şimdi ikinci el otomobil satış işlemleri noterlerde yapılıyor. Otomobilin yeni sahibi adına düzenlenmiş ruhsat, satış anında noterde elden teslim ediliyor. Hatta geçen yıl başlatılan uygulama ile cumartesi günleri de (nöbetçi noterlerde) işlem yapılabiliyor artık.

ŞİRKETLER İÇİN ZOR

Otomobillerin satış-sicil işlemlerinde böyle kolaylıklar devreye alınmışken, diğer yandan şirketlerin ticaret sicil işlemleri ise zorlaştırılıyor. Üstelik yatırım ortamını iyileştirme yönünde sürekli yeni adımlar atılıyorken... Önceden şirket yetkililerinin noter huzurunda attıkları imzalar kabul edilirken, artık kabul edilmiyor. Patronların- şirket yetkililerinin yalnızca ticaret sicil personeli huzurunda attıkları imzalar kabul ediliyor. Aslında bu düzenleme yeni yapılmadı... 2018 Şubat’ta yürürlüğe girmesine rağmen uygulamaya tam olarak geçmemişti. (7099 sayılı kanunla, TTK’nın 40.ncı maddesinde yapılan değişiklik) Şimdi artık noterden hazırlanmış imza beyanları kesinlikle kabul edilmiyor. Yeni şirket kuruluşlarında özellikle ortak olmayan yetkililerin veya mevcut şirketlere yeni yetkili atanmış kişilerin ticaret sicil müdürlüğüne gidip imza atmaları isteniyor.

YASAYLA ÖRTÜŞMÜYOR

Söz konusu değişikliği düzenleyen 7099 sayılı yasanın adı da ‘Yatırım ortamının iyileştirilmesi amacıyla’ olarak belirlenmişken, şirket kuruluşlarında SGK’ya ‘işyeri bildirgesi’ bildirim zorunluluğunun kaldırılması gibi girişimcinin işlemlerini kolaylaştırıcı düzenlemeler yapılmışken, yerli sermayeyi de, yabancı sermayeyi de sürekli yeni yatırıma teşvik etmek için bir yandan yasal-idari kolaylıklar sağlanırken, diğer yandan yatırımcıların en yakınlarındaki notere giderek sonuçlandırabilecekleri sıradan bir işlem için sicil müdürlüklerine gitmeye zorlanması, yasanın geliş amacıyla örtüşmüyor. Yeni kurulan şirketlerde ortak olmayan yetkililerin veya mevcut şirketlere yeni yetkili atanmış kişilerin hemen her konuda noterde yapılmış işlemleri, tüm resmi makamlar tarafından kabul edilirken, imza beyanları için noterlerde yapılan işlemlerin kabul edilmeyip ticaret sicile giderek imza beyanı istenmesinin bürokrasiyi azaltma amacına hizmet etmediği çok açık.

DEFTER TASDİKLERİNDE DE SİCİL ZORUNLU

Şirketlerin kuruluşundan sonraki yıllarda, resmi defterleri noterler tasdik edebiliyor. Ancak anonim ve limited şirketlerin kuruluşunda defter tasdikinin yine ticaret sicilde yapılması zorunlu. (TTK Md.64/3 ve Vergi Usul Kanunu Md.223/3) Yine 2018’den sonra getirilmiş bir zorunluluk bu, önceki yıllarda yoktu. Tabi ki isteyen şirket kuruluş sırasında ticaret sicil müdürlüğünde defter tasdiki yaptırabilmeli. Ancak isteyen de daha kolayına geliyorsa noterde defterlerini tasdik ettirebilmeli. Zaten kuruluştan sonraki yıllar için noterlerde tasdik yaptırılabiliyor.

YATIRIM İŞTAHINI KAÇIRIYOR

Yazının Devamını Oku

İşte stopaj indiriminin avantajları

Stopaj oranının yüzde 10’a düşürülmesiyle birlikte kiracıların ödeyeceği stopaj tutarı da yarı yarıya azaldı. Mülk sahiplerinin net kira gelirinde bir değişiklik olmazken, mülk sahipleri stopaj indiriminin ardından vergi iadesi alamayacak. Kiracılar daha az stopaj ödeyeceğinden, mülk sahipleri daha az mahsup-düşüm yapabilecek.

Mülk sahipleri genelde net kira üzerinden kiracı işyerleriyle anlaşırlar. Kiracılar bir yandan mülk sahibine her ay net kira bedeli öderken, ayrıca Maliye’ye de (% 20) stopaj öderler. Beş bin lira aylık net kirası ödemesi olan bir işyeri (örneği) için her ay Maliye’ye bin 250 lira da kira stopajı ödenir. Şimdi; stopaj oranı (% 10’a) düşürülünce, kiracıların ödeyeceği stopaj tutarı da yarı yarıya azaldı, 555,56 lira oldu. Yılsonuna kadar bu yüzde 10’a düşürülen stopaj oranından vergi hesaplanacak.

HESAPLAMALARI DEĞİŞECEK

Neti 5 bin lira olan kiranın; brütü (stopaj dahil) 6 bin 250 liraya denk gelirken, artık brüt kira (stopaj dahil) 5 bin 556 lira olarak hesaplanacak.

Kiracı işyerlerinin brüt kira masrafı da azalmış oldu dolayısıyla. Peki, stopaj değişikliği mülk sahiplerini nasıl etkiliyor?

Mülk sahiplerinin net kira gelirinde bir değişiklik olmadı tabi ki, aynı net kira bedelini tahsil etmeye devam edecekler. Ancak 2021 Mart ayında verilecek gelir vergisi beyannamesinde hesaplamaları değişecek. Değişiklik öncesine göre hesaplama yapıldığında birçok mülk sahibi vergi iadesi alabilecekken stopaj oranının düşürülmesi sonrasında artık vergi
iadesi alamayacak.

Çünkü mal sahipleri kiracıların ödediği stopajı beyannamelerinde hesaplanan vergilerinden düşüyorlardı. Şimdi kiracılar daha az stopaj ödeyeceğinden, mülk sahipleri de daha az mahsup-düşüm yapabilecekler.

2.675 TL KAYBI OLACAK

Yazının Devamını Oku

Mülk sahipleri ve kiracılar için neler değişiyor - 2

Yeni Türk Borçlar Kanunu (TBK) 2012’de yürürlüğe girmiş ancak bu yasanın içinde yer alan dokuz maddenin uygulaması ise 2020/Temmuz ayına bırakılmıştı...

Aybaşından itibaren mülk sahipleri ve kiracıların hayatına giren dokuz yeni yasa maddesinin mülk sahipleri ve işyeri kiracılarının hayatında neleri değiştirdiğini hukukçu dostum Av. Yusuf Gökhan Penezoğlu Hürriyet okurları için bugün de cevaplamaya devam ediyor... Önce dünün bir özetini de verelim. İşyeri kira sözleşmelerinde; depozito bedelinin üç aylık kira bedelini aşamayacağı, yenilenen sözleşmelerde tüfe oranlarının uygulanma zorunluluğu, 5 yıldan uzun sözleşmelerde kira bedelinin nasıl belirleneceği, dövizli sözleşmelerde kira bedelinin her yıl yenilenemeyeceği hususları açıklanmıştı. Bugün; TBK’nın merak edilen diğer kritik konularını Av. Penezoğlu açıklamaya devam ediyor.

1. Süresinden önce kiracı çıktığında, kaç aylık kira istenebilecek?

Kiracı, sözleşme süresine veya fesih dönemine uymaksızın kiralananı geri verdiği takdirde, kira sözleşmesinden doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul bir süre için devam eder. (TBK 325. Madde) Yani kiracı, bu makul sürede mülkü fiilen boşaltmış olsa da kira ödemeye devam eder. Ancak, kiracının bu sürenin geçmesinden önce kiraya verenden kabul etmesi beklenebilecek, ödeme gücüne sahip ve kira ilişkisini devralmaya hazır yeni bir kiracı bulması hâlinde, kiracının kira sözleşmesinden doğan borçları sona erecektir. Kiraya verenin, yapmaktan kurtulduğu giderler ile kiralananı başka biçimde kullanmakla elde ettiği veya elde etmekten kasten kaçındığı yararları kira bedelinden indirmekle yükümlü olduğunu da ayrıca belirmekte yarar var. Buna göre, kanun hükmünde sayısal olarak belirli bir aylık süre yer almamakla birlikte, kiraya verenin yeni bir kiracı bulmasına kadar geçirmek durumunda kalacağı makul süreye karşılık gelecek miktardaki kira ödemesinin kiracıdan alınabileceği düzenlenmiştir. Ek olarak, kiracının da hükümde yer alan şartları karşılamak koşuluyla kendi yerine yeni bir kiracı bulması imkânı getirilmiştir.

2. Sözleşmenin başka kiracıya devri kolaylaştı mı?

İşyeri kiralarında kiraya veren artık, haklı bir nedeni olmadıkça, kira ilişkisinin kiracının talebiyle başka bir kiracıya devrine rıza vermekten kaçınamayacak. (TBK Md. 323) Kiraya verenin devre ilişkin rıza göstermemekte imtina etmesinin haklı bir nedene dayanmadığı hallerde, kiracı bu hükme dayanarak dava yoluna başvurabilecek. Şunu da belirtmek gerekir ki, yeni düzenleme ile birlikte, kira sözleşmesinin devri için kiraya verenin yazılı rızası da gerekiyor. Ayrıca, iki yılı geçmemek şartıyla kira sözleşmesinin süresi bitinceye kadar, kira sözleşmesini devreden eski kiracının, sözleşmenin devredildiği yeni kiracı ile birlikte onun borçlarından müteselsilen sorumlu olacağı da düzenleme altına alınmıştır.

3. Bir kira ödenmeyince kalan kira bedelleri istenemeyecek mi?

Yazının Devamını Oku

Mülk sahipleri ve kiracılar için neler değişiyor - 1

Mülk sahipleri emlak vergisi de ödemek zorunda... Kira geliri elde ediyorlarsa gelir vergisi de…

Emlak vergisi hakkında da, gelir vergisi hakkında da özellikle ödeme dönemlerinde bu vergilere ilişkin merak edilen konuları ayrıntılı olarak ele alıyoruz... Değerli konut vergisi ve imar barışı gibi yeni yasal düzenlemelere ilişkin kritik noktaları da bu köşede açıkladık...

Okuyucularımız şimdi ‘işyeri kira sözleşmelerine yönelik 1 Temmuz 2020’ den itibaren yürürlüğe giren’ yasal düzenlemelerin, kendileri için neleri değiştirdiğini merak ediyor. Çok sayıda soru ilettiler. “Depozito bedellerine de üst sınır mı geldi?” “Artık kira bedeli her yıl otomatik olarak tüketici fiyat endeksine göre mi belirlenecek?” “Süresinden önce kiracı çıktığında, kaç aylık kira istenebilecek?” şeklinde...

Aslında yeni uygulamaya girecek yasa maddeleri vergisel düzenlemeler içermiyor. Yeni Türk Borçlar Kanunu (TBK) 2012’de yürürlüğe girmiş ancak bu yasanın içinde yer alan dokuz maddenin uygulaması ise 2020/Temmuz ayına bırakılmıştı. Bu ay uygulamaya giren yeni yasa maddelerinin, mülk sahiplerinin ve işyeri kiracılarının hayatında neleri değiştirdiğini, hukukçu dostum Av. Yusuf Gökhan Penezoğlu’ ndan cevaplamasını rica ettim...

Av. Penezoğlu, merak edilen kritik noktaları Hürriyet okurları için ayrıntılı olarak açıkladı…

1. Yalnız işyeri kira sözleşmelerini mi ilgilendiriyor yeni hükümler?

Evet, işyeri kira sözleşmelerini ilgilendiriyor. Konut kira sözleşmeleriyle ilgili yeni bir düzenleme içermiyor bu dokuz madde...Ancak adi ortaklığın veya bir esnafın kiracı olarak yer aldığı işyerleri yeni yürürlüğe giren hükümlerin kapsamına girmiyor. Söz konusu dokuz maddenin kapsamında yer almak için gereken ana şartlardan birisi, kiracının ya Türk Ticaret Kanunu (TTK) anlamında ‘tacir’ olması yahut tacir sıfatını taşımasa bile ‘özel veya kamu hukuku tüzel kişisi’ olması...Bu çerçevede; anonim ve limited şirketlerin tümünün tacir sayıldığını da belirtelim. (TTK Md.16) Diğer ticaret şirketleri de; (kollektif, komandit ve kooperatif şirketler) aynı şekilde tacir sayılıyor. Dolayısıyla kira sözleşmeleriyle ilgili yeni hükümlerin bu şirketler için geçerliliğinde bir tereddüt yok.

2. Depozito bedellerine sınır mı geliyor?

TBK’nın getirdiği yeniliklerden birisi de “Kiracının Güvence Vermesi” başlıklı 342. Maddesi… Söz konusu madde ile depozito verilip verilmemesi tarafların iradesine bırakılmıştır, ancak depozito verilmesi kararlaştırılmış ise bunun sınırları Kanun kapsamında açıkça belirlenmiştir. İlk sınırlama, depozito bedelinin en fazla üç aylık kira bedeli kadar olabileceğidir.

Yazının Devamını Oku

Çalışanlar İstanbul Kart kullandığında vergisi var mı?

Koronavirüs riskine karşı mart ayından sonra birçok şirket evden çalışmaya geçti...

Üretim ve dağıtım gibi işbaşı zorunluluğu gerektiren birimler hariç neredeyse tüm çalışanlar evden çalıştı. Veya haftanın birkaç günü işyerine gidildi, kalan günlerde yine evden çalışıldı. Hâlâ da evden çalışmayı devam ettiren çok sayıda şirket var. Bu süreçte doğal olarak şirketler de, personelin işe geliş gidişini sağlayan servis sayılarını azalttı. Haftanın birkaç günü işe gidenler de toplu taşıma araçlarını kullanmaya başladı. Şimdi, bu işyerlerinde şu soru soruluyor: Personelin servis masraflarını gider yazabiliyorduk... Çalışanın metro, metrobüs, belediye otobüsüyle işe gidiş geliş ulaşım masraflarını da gider yazabilir miyiz?

GÜNLÜK 12 LİRA

Aslında bu yıla kadar yalnızca personel servis masrafları gider yazılabiliyordu. Çalışanın işe gidip gelmek için bindiği metro, otobüs vb. masraflarını işverenleri karşılasa bile (direkt) gider yazamıyordu. Bu masrafları ücret gibi bordroya dâhil edip vergisini hesapladıktan sonra ancak gider yazabiliyordu. Yılbaşından itibarense artık personelin işe gidip gelmek için yaptığı masrafları (İstanbulkart, Ankarakart, İzmirimkart gibi...) belgelendirmek kaydıyla ve her bir çalışma günü için 12 lirayı (KDV hariç) aşmamak kaydıyla işverenler gider yazabiliyor. 12 lira günlük yol parası ödeyen bir işletme 2.16 lira KDV bedelini de ayrıca kendi KDV hesaplarından indirebiliyor...

AŞAN TUTAR NE OLACAK?

Çalışanların günlük 12 lirayı aşan ulaşım bedelleri için işverenlerin (aşan kısım için) ilave vergi hesaplayıp ücret bordrolarına dahil etmesi gerekiyor. Dolayısıyla vergisinin de ödenmesi gerekiyor. Vergisi ödenen tutarlar yine gider yazılabiliyor. Çalışanların işe gidip gelmek için işverenlerin ödediği ulaşım masraflarının limit dahilinde gelir vergisinden istisna edilmesine ilişkin düzenleme, 7 Aralık 2019 tarihli Resmi Gazete’ de yayımlanan 7194 sayılı kanunla (Gelir Vergisi Kanunu’nun 23/10 maddesinde yapılan değişiklikle) yapıldı. Uygulamaya ilişkin Maliye’nin açıklamaları ise 27 Mayıs 2020 tarihli Resmi Gazete’de 311 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile yapıldı.

YEMEK MASRAFLARINDA DURUM NE?

Salgından sonra işyerlerinde çalışanlara yemek verilmesi hizmeti de azaldı. Daha çok, hazır paketlerde, kumanya şeklinde verilen yemek hizmeti tercih ediliyor. Tabii ki, yemek masraflarının da ulaşım masrafları gibi vergisel yönü var. Öncelikle işyerlerinde çalışanlara verilen yemek için bir sınır olmadığını belirtelim. İşyerinde verilen yemek için yapılan masrafların tümü gider yazılabiliyor. Ancak eğer çalışana yemek kartı veriliyorsa veya ödeme işveren tarafından yemek alınan firmaya yapılıyorsa her bir çalışma günü için 23 liralık (KDV dâhil 24,84 lira) yemek masrafı için vergi istisnası var. Günlük 23 liraya kadar yemek masrafı için ilave bir vergi ödenmesi gerekmiyor ve gider de yazılabiliyor bu tutarlar. Her bir çalışan için günlük 23 lirayı aşan kısım varsa bu tutar üzerinden bordroya dahil edilerek (ücret gibi) gelir vergisi hesaplanması gerekiyor. İşverenlerin nakit olarak çalışana yemek parası vermesi durumunda ise verilen tüm yemek masrafının (günlüğü 23 liranın altında dahi olsa) bordroya dahil edilerek üzerinden ücret gibi vergi hesaplanması gerekiyor.

SGK PRİM KESİNTİSİ

Yazının Devamını Oku

Naylon faturayı yalnız kaçakçılar kullanmaz

Naylon fatura denilince akla hep vergi kaçakçıları gelir.

Evet, vergi kaçakçıları naylon fatura ticareti yaparlar. Gerçekte olmayan bir işlemi varmış gibi gösteren sahte faturaları piyasaya sürerek bu faturalar üzerinden haksız kazanç elde ederler. Yakalandıklarında; bu faturayı piyasaya süren de, kayıtlarına alan da ağır cezai yaptırımlara muhatap olur. Hem, parasal olarak verginin üç katı ceza kesilir (VUK Md. 344) hem de üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile yargılanırlar. (VUK Md. 359)

SAHTE ÖDEME

Ancak ‘gerçekte olmayan bir işlemi varmış gibi gösteren kişiler’ her zaman kaçakçılar olmuyor... Naylon fatura kullanarak, yanıltıcı belge kullanarak haksız kazanç elde eden, özellikle ‘işletmelerin içinde’ başkaları da olabiliyor... Üstelik; işletme içindeki bu sahte fatura-haksız kazanç işlemlerinden işletme sahiplerinin de haberi olmuyor. Zaten haksızlığa uğrayanlar da, varlıkları çalınanlar da bizzat işletme sahipleri oluyor... Bu naylon işlemleri gerçekleştirenler, haksızlığın gizlenmesi için yalnız sahte fatura kullanmıyorlar, yanıltıcı muhasebe hesapları da açabiliyor, sahte ödeme/tahsilat işlemleri de yapabiliyor...

HAKSIZ KAZANÇ

Şirket içi suistimallerden bahsediyorum... Son örneği bir turizm-otelcilik şirketinde ortaya çıktı. Bir haber sitesinde okudum. 15 yıldır muhasebe-finans biriminde görevli olan bir çalışan, son 6-7 yıl içerisinde yaklaşık 6 milyon lirayı iç etmiş. Sahte tahsilat-muhasebe kayıtlarıyla gizlemeye çalışmış haksız kazancını. Bazı müşteri hesaplarında görünen tahsilat işlemlerinin aslında şirket hesaplarına nakden girmediği, ayrıntılı incelemeler sonucunda anlaşılmış. Olayı tespit eden de şirketin muhasebe müdürü... Belli ki, şirketin tahsilat işlemlerinde uygulanması gereken kontrollerdeki zafiyet nedeniyle bu kadar uzun süre sahte işlemler tespit edilememiş...

Olay savcılığa da intikal etmiş ve soruşturma sonucunda da “resmi belgede sahtecilik” ve “dolandırıcılık” suçları kapsamında iddianame düzenlenmiş...

ZARARA UĞRUYOR

Örnekteki olay, işletmenin müşteri-tahsilat cephesinde gerçekleşen bir sahtecilik... Tahsil edilmiş gibi görünen işlemler, aslında gerçekleşmediğinden dolayı işletme nakit kaybına, zarara uğratılmış

Yazının Devamını Oku